İçeriğe geç

Fotoğraf Sanatçısı

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Fotoğraf Sanatçısı

Bölüm 1

Hatıralar

-Altı Yıl Önce-

"Hanımefendiler ve beyefendiler. İstanbul'dan Hargeisa Uluslararası Havalimanı yönünde ilerleyen uçağımız kısa bir süre içinde iniş yapacaktır. Lütfen kemerlerinizi bağlayınız."

Anons ilk önce Türkçe ardından İngilizce tekrar edildi. Başımı uçak camından çevirip takmamızı istendiği kemeri ayarlamaya başladım. Bir hostes yolcuları birer birer kontrol ederken bana gülümseyerek baktı ve doğru yaptığımı işaret eder gibi başını sallayarak ayrıldı. Parmaklarım kemerin tokasını sıkı sıkı tuttu. Bedenime aniden giren soğuk ile tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Daha önce hiç yurt dışına çıkmamıştım. Bu ilk uçuşumda bir yardım kuruluşu ile Somali'ye gelmiştim.

Buraya gelmem aldığım ani bir kararın sonucuydu. Normalde yanımda bir arkadaşım olmadan bir yere gezmeye bile gidemeyen ben... Farklı bir ülkeye seyahat ediyordum.

Sadece olduğum şehirden uzaklaşmak bile bana iyi gelirken neden bu denli uzağa gittiğime bende anlam veremiyordum. Üniversite de bir öğrencinin bu yardım kurumu ile ilgili konuştuğunu duyduğumda çoktan kararmaya durmuş ruhumu sakinleştirmek için belki de yardım eli uzattığım her anda biraz daha rahat hissederim demiştim.

Anlık olarak aldığım bu karar ile kendimi birden Somali'ye giden uçağa yetişirken bulmuştum. Trafik çok yoğundu ve taksiden iner inmez hızla koşturduğum sırada bavulumun tekerleği bile kırılmıştı. Bir ay boyunca bilmediğim bir yerde kalacağım için yanıma alabildiğim her şeyi almıştım ve bavulum taşınamayacak bir şekilde tıka basa doluydu. Zorlukta kaldırdığım bavul bir kaç adım sonrasına hafiflemişti. Sanırım yetişme duygum ile kollarım birden güçlenmişti.

Grup ile buluşunca nefes nefese kalmıştım. Takım Kaptanı bizi selamladıktan sonra uçağa binme işlemlerini halletmiştik. Şimdi ise birazdan aldığım kararın verdiği korku ile yüreğim çarpıyordu.

Fakat bu korku aynı zamanda bana heyecanı da getiriyordu. Gergince gülümsemeye çalıştım. 'Sakinleş Derin. Burası sana, yaşadığın yer kadar zorluk çıkarmayacak.' Genç yaşlarımda olmama rağmen hayattan hemen yorulmuştum. Üniversite bile okumama rağmen henüz geleceğim ile ilgili bir şey bilmiyordum. Ailem benden fazlasıyla umutluyken hiçbir şeye yarayamayacak oluşum beni korkutuyordu.

Büyük bir şehrin, büyük üniversitesinde okusam bile olduğumdan daha yalnız hissediyordum. Arkadaşlarım olsa bile son günlerde herkesi kendimden uzaklaştırmaya başlamıştım. Üniversitem bitecekti fakat benim tek yaptığım olduğum yerde durup ne yapmam gerektiğiydi hakkında düşünmekti. Mutlu olabilecek miydim? Ailemi mutlu edebilecek miydim? Arkadaşlarım ile aram iyi olacak mıydı? Herkesin beni sevebileceği bir insan olabilir miydim? Sonunda hayatımdan emin olduğum an ya herkes benden sıkılıp gider ve yalnız kalırsam? O zaman ne olacaktı?

Tüm bunların yanında neden her seferinde kalbi kırılan ben olsam bile benden her defasında güçlü olmamı bekleyebilirler. Ben... Hayalleri bile olmayan ben... Artık nefes alamıyorum.

Artık insanlardan yorulmuştum. Çevremden... Yaşadığım hayattan... En çokta kendimden yorulmuştum.

Tanıdığım insanların beni bir süre sonra yoracağını ve onlardan kaçmak isteyeceğimi tahmin dahi edemedim.

Başıma ne gelirse gelsin her şeyin altından kalkabileceğimi düşündüm fakat hiçbir şey düşündüğüm gibi olmuyordu. Ben yatağımdan, her gün büyüyen boşluk hissi ile kalkıyordum. Ve bu beni o kadar çok yoruyordu ki!

Sakince nefes vermeye çalıştım. Bu benim için güzel bir şanstı. Belki de hayatım boyunca aradığım şeyi burada bulacaktım. Belki de beni hayata yeniden bağlayıp umutlarla yaşamamı sağlayacak bir fırsat karşıma çıkacaktı. Neşelen Derin! Bir ay boyunca hiçbir şey düşünmek zorunda kalmayacaksın!

Bu yardım kuruluşu ile gittiğim her şehirde her mahallede ve her evde bulduğum huzuru unutamazdım. Bir anlığına bile olsa gökyüzümde ki kara bulutlar dağılıyordu. Ve ne zaman yeniden eve geri dönsem hayatım tamamen kara bulutlar ile kaplanıyordu.

Ve işte sonunda buradaydım. Bu sefer, özgürlüğümü bulacaktım. Bu sefer ruhumun kuş gibi uçup gitmesini sağlayacaktım. Türkiye'den, evimden çok uzaktayım. Havalimanına gidene kadar başıma gelen aksilikler yüzünden içimde kötü bir his oluşmuştu fakat grubum bir araya gelip uçağa bindiğimiz anda o kötü düşünceleri zihnimden def ettim ve bu bir aylık süreçte her şeyden kaçıp kalbimi güzellikler ile dolduracağıma dair kendime söz verdim.

Güneş, aya yenik düştü. Gece güzelliklerini gösterme fırsatı buldu ve yıldızlarını sergilemeye başladı. Bunu oturduğum orta koltuktan uzanarak baktığım gökyüzünde görüyordum. Şu an cam kenarında olup gökyüzüne daha fazla bakmak istedim.

Kulağıma ilişen fotoğraf makinesi sesi... Bir çocuk cam kenarına denk gelmiş ve sürekli fotoğraf çekiyordu. Çocuğun ne kadar şanslı olduğunu düşündüm. Cama yansıyan bir kamera ile onun cam kenarında oturup yıldızları nasıl izleyebileceğini düşündüm. Bende onlara bakıp hayal kurmak istiyordum.

Sonunda yanımda oturan kişiye daha fazla rahatsızlık vermeden kendimi koltuğa bıraktım ve uyuşan bedenimi uykunun içine sürekli sürüklenişine izin verdim. Fakat sürekli içimde duyduğum izlenme düşüncesi ile kendimi uykudan geri çekiyordum. Burada birçok insan olmasına rağmen duyduğum bu rahatsızlığı yok edebilmek için çabalayıp duruyordum.

Uçak biraz sarsılarak iniş yaptıktan sonra takım kaptanı eşliğinde uçaktan inmek için sırayla hareket ettik. Takımımız neredeyse 30 kişilik bir gruptan oluşuyordu. Daha önce tanımadığım bu 30 kişilik gruba güvenmek zorundaydım.

Arka tarafımdan yükselen ve tüm uçak boyunca bitmeyen kamera sesi yine yükseldi. Merakıma yenik düşerek arkama baktım. Fotoğraf makinesini aradı gözlerim. Onu göremediğim içinde sahibini de bir türlü görememiştim. Bu isteğimden çıkışa doğru ilerlemeye başladığımız için vazgeçtim. Sonunda merdivenlerden aşağıya inerken tuhaf koku ile dolu olan havayı içime çektim.

Korkuyordum fakat bir o kadar da heyecanlıydım.

Merdivenlerden inip grup kaptanını -kolunda sarılı olan kırmızı bandananın üzerinde bulunan ay yıldız sayesinde kim olduğunu bulabiliyordum- takip ederek havalimanının içine girdik. Çevremde genel olarak koyu ten renkleri ile dolaşan insanları görmek tuhafıma gittiği kadar kalbimi de deli gibi çarpmasını sağlıyordu. Yüzümden bir türlü silemediğim tebessüm ile çalışan görevlilere ve ülke dışından gelen yerli halkı izlemeye devam ettim.

Kulağıma ilişen fotoğraf çekme sesi ile sol tarafıma döndüm. Çaktırmadan baktığım zaman sonunda görebilmiştim. Kamera sesini duyduğum zamandan beri merak ettiğim kişi benden biraz uzak bir yerde grubun fotoğraflarını çekiyordu. Belki de fotoğrafları çeken kişi olarak sorumluydu. Uzun bedeni vardı. Siyah saçları uzundu ve alnını kapatıyordu. Uzun parmakları ise kamerayı yüzünde tuttuğu için yüzünü görememiştim. Buna rağmen fotoğraf çekmenin ne kadar güzel bir hobi olduğunu düşündüm.

Takım kaptanı bizi önceden ayarlanmış olan arabaya götürmeden önce yoklama aldı ve herkesin burada olduğunu anladıktan sonra konuşmaya başladı. "Evet, gençler. Artık Somali'deyiz. Burada bir aylık süremiz var. Bir ay boyunca gezebileceğimiz her evi gezeceğiz ve yardım fonlarını ailelere dağıtacağız." Kaptan konuşurken yanımıza kapalı esmer tenli bir kız geldi. "Merhaba, Mert Bey..." Kadının sesi hafif aksanlı olmasına karşılık anlaşılmayacak gibi değildi. Kaptan kadını selamladı. "Merhaba Sariya Hanım."

Kadın bize döndü. "Somali'ye hoş geldiniz arkadaşlar. Biliyorum hepiniz oldukça yorgun olmalısınız. Sizleri otellerinize götürecek olan araçlar hazır. Daha fazla beklemeden lütfen devam edelim." Kadın yabancı olmasına rağmen akıcı bir şekilde Türkçe konuşuyordu. Yürürken zorlukla taşıdığım bavulu kaldırabilmek için acı çektim. Uzun bir yolculuk yüzünden iyice yorulmuş olan bedenim beni grubun en arkasında ilerlememi sağlayacak kadar yavaşlatmıştı. Adının Sariya oluğunu öğrendiğim kadın bir şeyler anlatsa bile duyamıyordum. Nefes nefese kalmıştım. Neden ilk günden böyle zorlanıyordum ki?

"Ah! Merhaba..."

Bir ses yükselirken bana seslenmediğini düşünerek zorlukla devam ettim. "Pardon... Merhaba..." Birden önümde beliren beden ile duraksadım. Fazlasıyla yorgundum neden beni durdurmuştu?

"Taşımamı ister misiniz?" Kaşlarım çatıldı? Neyi taşımaktan bahsediyordu? "Efendim?" Fazlasıyla zorluk çekiyordum zaten neden beni engelliyordu ki?

"Sadece çok zorlanıyor gözüküyorsunuz, bavulunuzu bana verin sizde benim çantamı taşıyın," Yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Yanakları hafifçe kızarmıştı. Sıcak hava yüzünden iyice gerilmiş olmalıydı fakat buna rağmen bana yardım mı etmek istiyordu?

"Ah? Çok sağ olun fakat... Bavulum biraz ağır olabilir. Ben halledebilirim."

Bir kaç adım atarak yoluma devam etmeye çalıştım. Nefesim yenide kesilirken bir kez daha önüme çıktı. "Zayıf olabilirim fakat fazlasıyla güçlüyümdür. Lütfen size yardım etmeme izin verin," Gözlerini açabildiği kadar açtı ve elini öne uzattı. Bavulu sakince yere koyarken bana uzatılan uzun zarif ellere baktım. Başımı eğerken bunu ondan isteyerek kabalık edip etmeyeceğimi düşündüm. "Şöyle ki... Gruptan iyice geride kaldık. Bu yüzden... Çantam çok ağır değildir. Bir kaç parça şey var fakat içinde çok önemli eşyalarım var. Bu yüzen güzelce koruduğunuza emin olun". Bana ufak bir bavul ve yan çantası uzatırken bizden uzaklaşan gruba baktım.

"Çocuklar acele edin... Birbirimizden kopmayalım."

Kaptan bize el sallayıp acele etmemizi isterken zor durumdan nasıl kurtulurum diye düşünmeye başladım fakat ben daha bir şey diyemeden elinde tuttuğu çantayı başımdan geçirip bavulu yanıma bıraktı. Uzanıp benim bavulumu alırken güvenle gülümsedi. "Evet... Hadi gidelim..."

Çocuksu bir nida ile konuşup yürümeye başladı. Elinde tuttuğu bavula baktım. Az önce bana uzanan zarif ve ince eli ağırlık yüzünden sertleşmiş ve damarları ortaya çıkmıştı. O fazlasıyla ağırdı nasıl taşıyabilir?

"Hadi... Neden hala duruyorsun?" Omzunun üstünden bana bakıp ufak bir tebessüm gönderdi. Kalbim o an yorgunluktan mı yoksa bu tebessüm yüzünden mi bu kadar deli gibi çarpmaya başlamıştı? Başımı hayır der gibi salladım. Bavulu tutup sürükleyerek götürmeye başlarken 'Kendine gel, Derin... Yalnızca çok yoruldun.'

Onun yanında yer alırken gruba yetişebilmek için hızlı adımlar atmaya başladık. Araçlara binene kadar aramızda başka bir diyalog geçmemişti. Bavullar bagajlara yerleştirilirken bana verdiği çantayı ona uzattım. "Yardım ettiğiniz için teşekkürler. Çantanızı güvenle sakladım." Çantayı bana verirken söylediği şeylerle dalga geçmeye başladım. Bir kaç dakikalığına bende olacak bir çanta için neden böyle şeyler söylemişti ki? Gülümsemeye çalışırken uzandı ve çantayı aldı. "Teşekkürler..." Bana teşekkür ederken yeniden neden böyle söylediğini düşündüm. Çok tuhaftı. "Efendim?"

"Çantam... İçinde fazlasıyla önemli eşyalarım var. Koruduğun için teşekkürler."

O gerçekten tuhaf birisiydi. Başımı eğip tebessüm ederken onunla daha fazla konuşmak istemediğimi hissettim. "Öyleyse... Görüşürüz..." Araca binmek için hareket ettim. Sakince bir nefes vererek yerime oturdum. Arabanın içi dolarken başımı cama yasladım ve gözlerimi kapattım. Kaptan'ın sesini duyduğumda gözlerimi açtım. "Çok geçmeden otele varmış oluruz. Herkes burada. Artık yola çıkabiliriz."

Arabalar hareket ederken yanımda oturan kişiye göz ucuyla baktım. Elinde tuttuğu kamera ile ilgilenirken o tanıdık elleri hatırlamıştım. Ellerin sahibine baktığımda az önce ki adamın yanıma oturduğunu gördüm. Demek o kameranın sahibi sendin. Ah... Uçağa bindiğimizden beri merak ettiğim kişi demek sendin?

Çantasını karıştırıp bir pil çıkarırken kameraya taktı. Demek bu yüzden çantasına dikkat etmemi istemişti. Ve bende onunla dalga geçmiştim. Elinde ki kamerayı bile yüzüne güneş parlamış gibi bir tebessüm ile ilgilenen birisiydi bu adam. Ve eminim fotoğraf çekmek onun hayaliydi.

Başımı cama yaslarken kamera sesi duyuldu. Nereye gidersem gideyim her yerde aynı olan kötü yollar yüzünden başım cama çarpıyordu. Kendimi geriye yasladım. Gözlerimi kapatmaya çalışırken bir kez daha kamera sesi duyuldu.

"Oh! Grubumuzda bir fotoğraf çekenimiz var. Bizi bol bol çekmelisin!"

"Tüm hafızayı bizimle dolduracağım, kaptan."

Derin fakat sakin bir ses yükselirken ona baktım yeniden. Ses tonu bile fazlasıyla hoştu fakat gerçekten beni rahatsız eden bir tarafı vardı. Başımı ondan çevirip dışarıya baktım yeniden. Gözlerim uykusuzluk yüzünden iyice acı çekmeye başlamıştı. Bir kaç defa zorla tuttuğum göz kapaklarımın kapandığını acı ile başım cama çarptığı zaman anlamıştım uyuya kaldığımı. Acı ile elimi başıma yerleştirip ovaladım.

Ağzımdan acımı gösteren inilti ile başımı ovmaya devam ettiğim zaman yeniden duyduğum fotoğraf makinesi sesi ile dikkatim dağılmıştı. Hemen yanımdan gelen sesle başımı sonunda merak ettiğim kişiye çevirdim.

Kahverengi kamerayı elinde tutan ve şaşkınca bana bakan fotoğraf çeken çocukla göz göze gelmiştim.

"Oh, iyi misin?"

Nazik ses tonu kulağımı doldururken sadece başımın acısını düşünmek istedim. Konuşmadan sadece başımı sallayıp gözlerimi yola çevirdim. Şu an acı içindeyim nasıl bana bu soruyu sorabilirdi? Fazlasıyla iyi olmadığımı görüyordu!

Bütün uçuş boyunca çılgınlar gibi fotoğraf çeken çocuk işine yaptığı yerden devam ediyordu. Karanlıkta sürekli olarak gördüğü şey neydi ki çekip duruyordu. Bu doğruydu karanlıkta bir şey çekemezdi. 'Acaba benim resmimi çekiyor olabilir mi?' İçime düşen saçma hissiyat ile bakışlarımı ona çevirdiğim zaman merceği aracın diğer camından dışarıya çevirmişti. Ve yine kınk sesi.

Az önce düşündüğüm düşünce ile utancımdan yerin dibine girmek istiyordum. Kamerayı önüne getirerek çektiği resimlere bakmaya başladı. Merakıma yenik düşerek bakmaya başladım resimlere bende. Beni fark etmeden ekrana bakabilmek için çabalıyordum. Gördüğüm şeylerden birisi grup kaptanının kolunda ki ay yıldızdı. Ardından ekran bir süre karardı ve yeniden başka bir resmi gösterdi. Fotoğraflara nasıl baktığını gördüm. Yüzünde oluşan tebessüm ile gözlerinin nasıl parladığını. Benim normal olarak gördüğüm bu karelere nasıl aşk dolu bakıyordu?

Sonra bakışlarını birden bana çevirdi. Kamerada ki resimleri bana göstererek "Sence nasıllar?" diye sordu. O zaman ne yapacağımı şaşırdım. Utanmıştım. Resimlere baktığımı anlamış olmalıydı. Yüzümü saklayıp kendime kızmak istedim fakat o an sadece içimden kendime kızmakla yetindim. Bir süre sessiz kaldıktan sonra cevap verme zorunluluğu hissettim içimde. Acele ile başımı sallayarak sorusuna karşılık olarak sadece "Güzeller," diyebildim.

Ne kadar çok bakarsam bakayım bir türlü anlayamadığım bu kareler onun için çok önemli olmalıydı. "Yurt dışına ilk defa mı çıkıyorsun?"

Başımı sakince salladım ve onu onayladım. "Nereden anladınız?" Onun aksine ben resmi konuşmaya özen gösteriyordum. Ve bu şekilde yaklaşımı tuhafıma gitmişti. Ya da artık insanların masum olmadıklarına dair kendimi fazla yoruyordum. 'Sakin ol Derin. Eğer gerçekten kötü niyetli olsaydı buraya gelmezdi. Buraya gelmesi bile kalbinin ne kadar güzel olduğunu gösterirdi.'

"Ah, havalimanında insanlara nasıl baktığını gördüm."

Birden açtığı kareden merak ve korkmuş gözlerle etrafına bakan benim resmimi gösterdi. Ardından bir çocuğa attığım tebessüm yakalanmıştı. Ve onun gibi birkaç tane daha vardı.

"Benim resmimi mi çektiniz?"

"Hayır, ben duyguları çektim."

Dediği şey ile şaşkınlığı gizlemedim ve beynimin içinde ölçüp tartmaya çalıştım.

"Ben, duyguları çekiyorum. İnsanın kalbine dokunacak o kareleri sonsuza kadar siyah beyaz yapmak istiyorum."

Onu anlayamıyordum. Tuhaf düşünceleri vardı. Ve bunları söylemekten çekinmiyordu. Eminim çevresinde ki birçok insan bu yüzden ondan uzak durmuştur. Ve... Benim resimlerimi çekmeye nasıl cüret edebilirdi? İçim öfke ile dolduğunda ona döndüm. Fakat sesimin içimde yankılanmasına neden olan o yüz ifadesi beni fazlasıyla germişti.

Dudaklarında bir tebessüm vardı fakat gerçekliği hissedilmiyordu. Bakışları soğuktu ama kamerasından bir an bile ayırmıyordu onu. Fotoğraf çekmeyi seven birisinin bakışları böyle mi olmalıydı? Önüme dönerken hissettiğim tuhaf duygular ve düşünceler ila kafam karışmıştı. Söylediği sözler ile gerçekten böyle hissedip hissetmediğini anlayamadım bile.

Sakince nefes verirken onun hakkında düşünmeyi başımı yastığa koyduğum zaman son vermiştim.

Bölüm sonu

51 yorum