
Kral Robert Mitra,
Leydi Milena Larimar,
Kraliçe İris Aurum,
20 YIL ÖNCE
Kar taneleri diyarın topraklarını kristalize bir tabakayla kaplamıştı. Ocak karı, bu kez bekletmeden gelmişti. Sarayın duvarları bile buz tutmak üzereydi. Tıpkı içinde yaşayan insanların kalbi gibi... Kadın çığlıkları kalenin kuzey bölgesinde yankılanıyor, kapıdaki muhafızların bile betinin benzinin atmasına sebep oluyordu. Başka bir kadın "Ikın!" diye bağırdı. Sesi doğum yapan kadının çığlıklarını bastıramamıştı. Leydi Milena nefes nefese "Robert nerde?!" diye bir kez daha inledi. "Nerde o lanet herif?!"
Kadının üslubunu duyan genç yardımcılar fısıldaşmaya başladı. Diyarda Kral Robert ile böyle konuşabilecek tek kişi Leydi Milena'ydı. Ebenin otoriter bakışıyla hepsi önlerine döndü. "Kral şu an meşgul."
"Kaltak kraliçesi gelmesine izin vermedi değil mi?!" Kan artık yatak örtülerinden damlayıp yerde küçük gölcükler oluşturmaya başlamıştı.
"Böyle konuşmayın, leydim. Bebek gelmek üzere."
"Tanrılar!" diye bağırdı kadın. "Değil konuşmak, şu an ikisinin de boğazını kesebilirim!"
Ebe hayretle iç geçirdi; "Yüceler... Sarayın duvarları perşomen kadar incedir ve siz bunları çığlık atarak söylüyorsunuz."
Leydi son kez hırlarcasına ıkındığında sesi bebeğininkine karışmıştı.
Bu sırada kraliçe taht odasında panikle volta atıyordu. Her adım atışında elbisenin rahatsız edici hışırtısı, taht platformunun basamaklarında oturan kralın yüzünü ekşitmesine sebep oldu. Robert, dalgınlıkla iç çekti. "Burda değil, onun yanında olmalıyım."
"Yakışık almaz." İris bunu nefretle söylemişti. Şu an o yatakta olması gerken kişi oydu. Krala bir varis vermeliydi. O bir kraliçeydi ve bu sıfatı alabilmek için çok şey feda etmişti. Fakat şimdi bir metres, daha önemlisi soylu bir metres krallığı ikiye bölmek üzere tehdit oluşturabilecek bir piç doğuruyordu. "Bebek doğduğunda ikisini de saraydan göndermelisin."
"Buna ben karar veririm."
"Görmüyor musun?! Bu çocuk iç savaşa neden olacak! Şimdiden halk fısıldaşıyor Larimar'lar kızlarını geri alıp desteklerse bu savaş demek!"
"Onlar Milena'yı çoktan gözden çıkardı. O benim himayemde ve ona elini sürecek olursan..." Kral bunu o kadar sakin ve tehditvari söylemişti ki kraliçe irkilerek yerinde durdu ve tekrarladı; "Elimi sürecek olursam..?"
"Bir kraliçe görevlerini elleri olmadan da yapabilir." Ardından ayaklanıp sakin adımlarla taht odasından ayrıldı.
Kraliçenin dizleri aniden ona itaatsizlik edip çözülmüştü. Mor kabarık elbisesiyle yere çöktü ve kralın adına lanetler okudu.
Karlı gece onlara kızları Amaris'i getirmişti. Adını kralın annesi, büyük kraliçe Victoria koymuştu. "Ay çocuğu" anlamına geliyordu. Büyük kraliçe Leydi Milena'yı severdi, elinden geldiğince İris ve ailesi Aurum'lardan korumaya çalışırdı. Yaşadıkları her şeyi biliyordu ve kraliçeliği hak edenin her zaman Milena olduğunu düşünmüştü. Bebek kucağındayken yatakta bitkin düşmüş kadına baktı. "Tam bir kuzeyli, sizinkilere benziyor," dedi gülümseyerek. Larimar'lar beyaz ten ve koyu renk saçlarıyla dikkat çekerdi. Çoğunun gözleri Larimar taşı kadar mavi ve parlaktı. Zaten soy-isimlerini topraklarından çıkan bu değerli taştan almışlardı.
"Gözleri bana benzemiyor ama çok daha güzeller. Sizin gibi bir Mitra (Güneş) kahvesi olmasa da bal kadar sarılar."
"Kralla evlenip Mitra olmadan önce Özgürada'lıydım," dedi şakayla karışık gücenerek. "Doğrusunu söylemek gerekirse orda bile bu renk gözlere zor rastlanırdı."
"O özel bir çocuk."
"Özel bir kan."
Milena, yaşlı kraliçenin imasını anlamıştı. "Bir metresin kızı olduğu için kanının bir değeri yok ama benim gözümde hep özel bir çocuk olacak."
"O bir Mitra, bir Larimar. Bir damla kanı için kaç asker cephede can verir, tahmin bile edemezsin. Her şeyden önce..."
"Kraliçem..." Derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. "Ailem beni reddetti ve gayrimeşru kızım için cepheye sakat bir at bile göndermezler. Onu bir taht kavgasının ortasında bırakmak istemiyorum. Sessiz sedasız, kimseyle rekabet etmeden büyüyecek."
Keliçe bir anlığına otoriterliği kenarıya bıkmak zorunda hissetmişti. "Her şeyden önce, eğer zorunda kalırsak onun arkasında olacağım. Özgürada ve Mitra'ların büyük bir kısmı gibi..."
Milena iç çekip sessiz kaldı. Ne derse desin, kraliçe onu anlayamayacaktı. Sorumlulukları artık çok daha fazlaydı ve metreslerin omuzları kraliçeler kadar dik durmamalıydı. Soylu bir asilzade olarak büyüdüğü kalelerde, artık ahlaksız bir kadın olarak anılıyordu ve ne yazık ki kızı da bundan payını alacaktı.
2 YIL SONRA
Milena, uyuşan gözleriyle sarayın bahçesinde oradan oraya atlayıp dans eden cambazları takip etmekte zorluk çekiyordu. Yine ilaç diye verdikleri yatıştırıcı şeyin etlisine girmişti. Sakin kalabilmesi için o berbat şeye ihtiyacı vardı. Bir çok soylu aile gayrımeşru prensesin doğum günü adına yapılan ziyafet için Güneştaşı şehrine gelmişti. Çoğunu çocukluğundan tanıyordu. Küçükken ailesiyle yaptığı ziyaretlerde ona oyuncaklar hediye eden kişiler şimdi vebalıymış gibi bakıyorlardı. Birkaçı yeni doğum yapan kraliçenin eteğinden ayrılmıyordu. İris ve Milena kalabalığın arasında göz göze geldi. Ölüm kadar soğuk bir andı. Bu iki soylu kadının birlikte büyüdüklerine, arkadaş olduklarına bin şahit gerekirdi. İki kadının birbirini delen bakışları Robert'ın Milena'nın koluna girmesiyle ayrıldı. "Ne istiyorsun?" diye fısıldadı, genç leydi.
"İyi görünmüyorsun."
"Yıllar sonra bunu fark edebilmen çok güzel."
Kral kadını yavaşça yönlendirerek, insanların bakışlarını umursamadan kuytu bir verandaya götürdü. Kibar olmasına rağmen zorlayıcı bir tavrı vardı. "Daha ne kadar bana böyle davranacaksın? Kin ve nefretininin bir sonu yok mu?!"
"Yok! İtibarımı, geleceğimi, hayatımı senin için feda etmek zorunda kalmasaydım, belki daha hızlı tükenirdi!"
"Hepsi için sayısız kez özür diledim. Beni görmemek için elinden geleni yapıyorsun, konuşsam duymuyorsun. Bana böyle yabancı gibi davranacağına kalbime bir kılıç sapla daha iyi!" Kadının güzel, porseleni andıran yüzüne dokunmamak için zor duruyordu. Onunla tanıştığından beri korkunç bir çekimle ona mühürlenmişti.
"Sana yabancı gibi davranmama dayanamayıp sözde sahte karından çocuk yaptın öyle mi?!"
"Ben kralım. Sorumluluklarım var ve bu benim için de çok zor. "
"Sikik yalanlarınızı karınızın akrabalarıyla doldurduğunuz konseyinize saklayın, kralım(!) Eğer bana biraz saygın olsaydı gitmeme izin verirdin ama bunu bile bana çok gördün!"
Robert şakalarını ovalayıp tanrılardan sabır dilercesine iç çekti. Bu asi kadının direnci asla kırılmıyor, pes etmiyor, durulmuyordu. "Ailen senden kurtulmak istiyor, Aurum'lar Amaris'i tehdit olarak görüyor, hal böyleyken gitmene müsade edebilir miyim?" Kadının ellerini tutup kibarca öptü. "Her şeyden önemlisi sensiz yaşayabilir miyim?"
Milena; "Keşke o gün kalbini sökeydim," diye fısıldadı yine de adamın ellerini tutmasına izin veriyordu.
"Keşke o gün seni de alıp çok uzaklara kaçsaydım."
Sevdiği adamı, ailesini ve itibarını aynı anda toprağa verdiği gün... Hatırlamak bile midesini bulandırmıştı. Yavaşça ellerini kurtardı ve tanıdık hayal kırıklığının omuzlarına yüklediği yükle, gecenin karanlığına karıştı. Bu Robert'ın sevdiği kadının karanlıkta kayboluşuna ilk şahit oluşu değildi.
Aynı günün gecesi saray halkında kıpırtılar olmaya başlamıştı. Herkes oradan oraya koşuşturuyor, muhafızlar bakılmadık fare deliği bırakmıyordu. Kralın yaveri duyduğu fısıltıları toplayıp kralla görüşmek istediğini söyledi. Korkak adımlarla kralın odasına girdi. Kraliçe burada kalmıyordu o yüzden rahat hareket etmişti. "Efendim..."dedi nefes nefese.
"Ne oldu?" Bir terslik olduğunu sezse de soğukkanlı duruşunu bozmadı.
"Leydi Milena..."
Elveda metanetli duruş.
Robert bir anda yaverinin kokuna yapıştı ve vahşi bir hayvan gibi gürledi; "Lafı geveleme, ne oldu?!"
"Kaçmış. Muhafızlardan birinin yardım ettiğini düşünüyoruz. Şu an hepsi sorguda."
Bir an genç kral, yaverinin ne dediğini idrak etmekte zorlanmıştı. Bir süre öylece kalakaldı. Ardından sakince duvarda asılı duran kalkanlardan birini söküp, adamın suratına geçirdi. Yere yığılan yaver, kırılan kemiklerinin sesiyle öğürdü. Kral kandan oluşan göle basıp hızla adamı ensesinden tutu ve kaldırdı. Saçlarını kavradığı adam, bir kez daha acıyla inledi. "HEPSİNİ ASIN!" O gece, gece vardiyasına kalan elli muhafız idam edilmişti. Fakat gözü dönmüş krala vicdani muhakeme yaptıracak mantığı uzun bir süre krallığa uğramayacaktı. Özellikle bir hafta sonra, ormanda kurtlar tarafından parçalanmış bir kadın cesedi bulunduktan sonra.