İçeriğe geç

Firuze

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Firuze

Bölüm 5

• IV; İstanbul •

İstanbul'a varıp otobüsten indiklerinde otogar da tanıdık yüzler gördüler. Babaannesi Fahriye Hanım, Halası Ilgaz onları otogar'ın kenarında bekliyorlardı. Yükleri alıp onların yanlarına gittiler. Pek sıcak olmayan selamlaşmadan sonra taksi tutup eve gittiler. Eve geldiklerinde Fatma oturma odasında ki büyük, uzun koltukta yatıyordu. Amine Hanım üzerindekileri çıkarmadan Fatma'nın yanına çömeldi. "Ne oldu sana Fatma? Nasıl oldun böyle? Çok korkuttun bizi. Abin de gelecekti fakat işleri çok yoğundu. İşleri esnesin ilk fırsatta gelecek yanına. Söz verdi bana." dedi Amine Hanım. Fatma yorgunluktan sadece gülümsemekle yetindi. "Olsun Amine. Siz geldiniz ya, o da bana yeter." dedi yorgunca. Fahriye Hanım, Amine Hanım'a yaklaştı. "Haydi Amine. Fatma çok yorgun sizde yoldan geldiniz siz de yorgunsunuzdur. Ben Firuze'yle ilgilenirim." dedi Fahriye Hanım. Amine Hanım yavaşça Fatma'nın yanından kalktı üstünü değiştirmek için misafir odasına gitti. Hatice ise yerleşmek için halası Ilgaz Hanım ile beraber bavulları boşalttı. "Kaç gün kalacaksınız Hatice?" dedi Ilgaz Hanım bir yandan bavulları boşaltırken. Belli ki biraz iğneli söylemişti ki Hatice'nin de canını sıkmıştı bu soru. "Bana kalsa bu akşam. Fakat annem bir hafta diye düşünüyor." dedi Hatice, halasının bu garip tavırla sorduğu soruya karşılık vererek. Ilgaz Hanım hafifçe onaylarcasına kafasını salladı ve Hatice'nin bu sorudan rahatsız olduğunu anlayınca konuşmayı bitirdi. Hatice'nin pek susası yoktu fakat. "Annemi barışmaya itecek kadar ne yaptın? Ne demiş olabilirsin ki bir anda tersine sönmüş olabilir? Daha önceden yüzüne tüküren kadın nasıl oldu da bir anda babamı affetti?" dedi Hatice. Kafasında yüzlerce sorular dönüyordu. "Annem onu sevdi kabahat oldu. O annemi aldattı günah olmadı!" diye ekledi Hatice. Ilgaz elinde ki işleri bıraktı, odanın kapısını kapattı ve Hatice'nin yanına oturdu. "Ben annenle konuşamadım bile Hatice. Ne olmuşsa kendi aralarında olmuş. Kaç defa karşıma aldım konuştum. Orada tık etmiyordu. Demek ki aklı başına gelmiş ki böyle bir karar almış. Bir yuva kolay kolay yıkılmamalı Hatice. dedi Ilgaz. "Eğer o yuvanın içinde sadakatsizlik varsa öyle bir yıkılır ki siz bile etkisinde kalırsınız." dedi Hatice. Oturduğu çekyattan kalktı ve kapıya doğru yöneldi. Kapıyı tam açacaktı ki arkasına tekrar döndü. "Bir daha aile işlerimize burnunuzu sokmayın. Yoksa yemin olsun ki bu sefer karşınızda beni bulursunuz! Ve emin olun ki ben eski ben'e benzemem. dedi ve odadan çıktı. Ilgaz Hanım, Hatice'nin söylediklerini düşünürken bir yandan da geri kalan işleri halletti.

Günler içinde Fatma yavaş yavaş kendini toparlamaya başladı. Hatice, annesine dönmek için yalvarıyor, annesi ise Fatma'nın tamamen ayaklandığını görmeden gitmek istemiyordu. Ara ara hekim eve geliyor Fatma'yı kontrol ediyordu. Hekim'in söylemesine bu dönemin yoğun bir salgınıymış. Fatma'da ucuz atlatmış. En fazla üç ilâ dört gün içerisinde iyileşirmiş. Amine Hanım İstanbul'a geldiğinden beri de Bahriz Bey aramıyordu onu. Kendisi bir - iki kere aramıştı sadece. Onlar da kısa konuşmalardı. Ara sıra Firuze'yi, kardeşlerini, annesini ve Hatice'yi soruyordu. Firuze, ablasıyla gezip eğleniyordu. Ilgaz, ev işleriyle ilgileniyor, annesine yardım ediyordu. Annesi Fahriye Hanım bir yandan Fatma'ya bir yandan ise ev işlerine bakıyor, evi bir şekilde döndürüyorlardı. Bir gün yine telefonda Bahriz Bey "Ne zaman geleceksiniz Amine?" dedi. Amine Hanım "Bir hafta sonra gelmeyi düşünüyoruz Bey. Aklım Fatma da kalmasın." dedi. Bahriz Bey önce ona teşekkür etti, sonra biraz sevgi sözcükleri yağdırdıktan sonra evdekilere selam söyledi." Amine Hanım öyle mutlu olmuştu ki. Ne Fahriye Hanım, ne Ilgaz ne de Fatma eskisi gibiydi ona karşı. Yine kendini kabul ettirmişti, yine mutlu, huzurlu hissediyordu kendini. Bu saatten sonra bir yıl daha olsa yine kalırdı bu evde. Öyle sevinçliydi ki. Gözlerinden okunuyordu bu sevinci. Hatice ise tamtersiydi. Belliydi halalarına ve babaannesine mesafe koymuştu. Zira onlardan şüphe ediyordu. Daha geçen gün ki halasıyla konuşması, Küçükken Fatma halasının annesine söyledikleri. Aklından çıkmıyordu. Şimdi de Fahriye Hanım etkin bir rol oynuyordu. Korkmuyordu ondan. Fakat annesine yapabileceklerinden korkuyordu. Her geçen gün annesine daha çok yalvarıyordu. Sevmiyordu, sevemiyordu İstanbul'u. Eskisi gibi değildi burası. Sanki yoğun bir buhran vardı her dört bir yanında. Canı sıkılıyor, yüreği darlanıyordu.

Bir haftaya kalmadan Fatma ayaklandı. Eskisinden daha da sağlıklıydı sanki. Hatice aldı annesini karşısına "Anne gidelim artık yeter! Daha ne kadar kalacağız burada? Gözüm hiç kestirmiyor bunları. Bileti alıp hemen gidelim buradan." dedi. Amine Hanım şok olmuşcasına "Kızım biraz daha dursaydık ,giderdik bir kaç güne." dedi. Hatice iyice sinirlenerek -çok ses çıkarmamaya dikkat ederek.- "Anne yeter artık dayanamıyorum burada. Her yer içimi kaplıyor. Her yerde derin bir hüzün var sanki. Yalvarırım gidelim artık buradan." diyince Amine Hanım daha fazla dayanamayıp çantasından bir kaç kağıt para çıkarttı. "Tamam, madem öyle git de al biletleri. Gidelim evimize." dedi Amine Hanım kızının halinden anlayarak. Hatice mutlulukla odadan çıktı. Üstüne birkaç parça kıyafet giyindi ve biletleri almaya gitmek için kapının eşiğinde ki ayakkabılarını giymeye başladı. O sırada halası Fatma yanına geldi. "Hayırdır Hatice, nereye böyle?" dedi Fatma. "Biletleri almaya gidiyorum. Mâlum ya bugün ya yarın gideceğiz buradan." dedi Hatice. Fatma şaşkına döndü. "Aceleniz neydi kızım? Giderdiniz birkaç güne. Kalın birkaç gün daha. Öyle gidersiniz evinize." dedi Fatma. Ayakkabılarını giyen Hatice ayaklandı, halasını hafiften süzdü. "Yok. Biz çok bile kaldık. En iyisi erken vakitten evimize geri dönmek. Sonuçta yolcu yolunda gerek." dedi ve halasının tuttuğu kapıyı tutup açtı. Hızlı adımlarla merdivenlerden indi ve biletleri almaya gitti. Fatma ise arkasından bakmakla yetindi. "Ah be kızım. Ne olurdu bir kaç gün daha kalsanız..." dedi ve kapıyı ardına kapattı.

Bu günler boyunca Firuze, ara sıra Ilgaz halasıyla eğleniyor. Onunla oyunlar oynuyordu. Güllük gülistanlıktı hayat ona. Halalarıyla eğleniyor. Babaannesi tarafından şımartılıyordu.

Birkaç saat üstüne Hatice eve geri döndü. Elinde üç tane bilet vardı. Hepsini annesine teslim etti. Evdekiler -Fahriye Hanım, Ilgaz ve Fatma- pek bir huysuzlanmıştı o biletler eve girdiğinden beri. Amine Hanım, kızı Hatice'ye baktı. "Kızım neden yarın sabaha aldın? Ertesi güne alsaydın." dedi kızına. "Sadece yarına vardı bende onu alayım dedim." dedi Hatice. Lafını kısa kesiyor, bir yandan da evdekilerin suratlarını süzüyordu.

Akşam olunca Firuze ve Amine Hanım uyumuştu. Hatice ise bavulları topluyordu. İşi bitince o da uyumak için annesinin yanına gitti. Yer yatağına yattıktan birkaç dakika sonra ses duydu. Evde birisi dolanıyordu sanki. İlk başta hırsız zannetmişti. Ev halkını ayağa kaldırmak istemiyordu o saatte. "Ne yapsam, ne yapsam?" diye düşünürken en iyisinin kendisinin kontrol etmesi olduğunu anlayınca sessizce yattığı yer yatağından sessizce kalktı ve sesin geldiği odaya gitti. Ses oturma odasından geliyordu. Hatice odanın ışığını yaktığında karşısında halası, Fatma'yı görünce şaşırdı. Bir anda halasının elinde daha bugün aldığı otobüs biletlerini görünce içini öfke kapladı. Sesini hiç ayarlamadan "Ne yapıyorsun sen? Ne o elindekiler?" dedi. Fatma açıklama yapmak için mantıklı bir sebep arıyordu. Hatice hiç konuşmasına izin vermeden "Ilgaz halam bitti sen mi başladın? Sırada kim var, baannem mi? Daha kaç yerimizden hançerleyeceksiniz? Anneme lüzumsuz samimiyetinizden bir sebep aramayacağımı mı zannettiniz? O halde çok yanılmışsınız! Ben hepinizi tek tek ikaz etmiştim. Hepinize bu aile meselesine karışmamanız gerektiğini söylemiştim. Söyledim de ne oldu? Halamı gecenin bi vaktinde elinde biletlerle yakaladım? Planın neydi? Biletleri saklamak mı yoksa yırtmak mı? Ben söyleyeyim. Bizi burada tutmak istiyordunuz. Fakat neden? Yine ne saklıyorsunuz bizden, annemden?" dedi öfkeyle. Ev halkı bu sese çoktan toplanmıştı. Kimse ne olduğunu soramadan Hatice "Sende, bize ait olan bir şey var." diyerek halasının elindeki biletleri kaptı. "Sorun çözüldü. Şimdi herkes uyusun. Özellikle sen halacığım. Mâlum, daha geçen gün hasta yatağındaydın." dedi ve odasına döndü. İşte ev halkı o zaman anlamıştı. Hiçbiri Hatice'yi tanıyamıyordu. Sanki bir anda değişmişti. Gerçi öyleydi de. Gözü açılmıştı adeta. Toz kondurmuyordu kendine.

Sabah olunca Hatice kimseyi uyandırmadan -yalnızca annesi ve Firuze'yi uyandırıp- evden çıktılar. Kimseyle vedalaşmadan, bir nevi ders olsun amacıyla yapmıştı bunu onlara. Ona kalsa daha çok şeyi haketmişlerdi.

Bir taksi çevirdiler evin önünden. Otogar'ın yolunu tuttular. Amine Hanım, kızına dikkatlice bakarak "Acelemiz ne kızım? Köpek mi kovalıyordu arkamızdan?" dedi. Hatice'nin canı sıkkın olduğundan pek konuşası yoktu. Fakat annesine de cevap vermek istiyordu. "Böylesi daha iyi oldu anne. Emin olabilirsin. Onları pek gözüm tutmuyordu. Bende seni çekip çıkardım onların arasından." dedi Hatice. Otogar'a vardıklarında hava azda olsa aydınlanmıştı. Hemen yükleri otobüsün bagajına yükleyip, yerlerini aldılar. Firuze'de o süre içerisinde uyurgezer haldeydi. Otobüse oturduklarında hemen tekrar uyuyakaldı. Bir kaç kişinin daha binmesiyle otobüs harekete geçti. Yavaş yavaş, ağır ağır gidiyordu otobüs. Sanki binlerce kişi arkasından tutuyormuş gibi. Hatice adeta yalvarır hale gelmişti bu yolun geçip gitmesi için.

İstanbul serüveni bu kadardı onlar için. Eskiden "yuvam" dedikleri yerden kaçma kaçıyorlardı. Şimdi ise gerçekten "yuvam" dedikleri yere gidiyorlardı. Bir daha geri dönerler miydi onlar da bilmiyorlardı. Fakat dönmek istememeleri aşikârdı. Hatice'nin gitmek için bu kadar ısrar ettiği, evde huzurun kalmaması... ne içindi bunlar? Ne biliyordu Hatice? Daha doğrusu içinde ne vardı? Neyi söyleyemiyordu annesine? Bir kurt düşmüştü Hatice'nin içine. Sanki bir şeyin olacağını öngörüyordu.

Korkuyordu elbet. Kız kardeşi için, annesi için. Ayrılmaktan korkuyordu. Kopmaktan. Bir daha asla birlikte olamamaktan korkuyordu. İçine bastırıyor, bir fırtına kopacağını hissediyordu.

Sağolsunlar. Bu ailede ne sadakate ne de sevgiye, aşka yer vardı. Başta Zemheri. Nefret ediyordu Hatice ondan. Nefretten de öteydi bu duygu. Olmaz olsun öyle ağabey. Yüzüne tükürse az gelirdi onun gözünde. Nefretini bastırıyor, yalvarıyordu Rabb'a. Bizi sıyırıp kurtar bu zalimlerden. Anneme ettiği kötülüklerden.

Ağlaya ağlaya son buldu bu yol. Artık ne İstanbul'un kalabalığı ne de o evdekilerin bitmez çenesi vardı. Huzur vardı burada. Ya da onları kandırıyordu bu İzmir.

IV. Bölüm Sonu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.