İçeriğe geç

Firuze

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Firuze

Bölüm 4

• III •

Olaydan bir kaç gün sonra hepsi tekrar evlerine döndü. Eve döndüler ama onlar da biliyorlardı ki eski günler asla geri dönmeyecekti. "Hiç değilse Firuze bilmiyor." diyordu içinden Amine Hanım.

Bahriz Bey, artık Firuze ve Cihan'ın arkadaşlığına engel olmuyor, Amine Hanım'ın etrafında pervane gibi dönüyordu. Bahriz Bey, ne kadar kardeşi Fatma'yı Amine Hanım ile konuşması için ikna etmeye çalışsa da nafileydi. O da son çare bir diğer kardeşini -evin en büyüğü,ablasını.- Ilgaz Hanım'ı ikna etmeye çalıştı. Ilgaz Hanım; dediğim dedik, cesur, korkusuz ve biraz sert bir insandı. Ilgaz ile Bahriz'in arası oldukça bozuktu, Amine Hanım'a yapılanları yeni duymuştu Ilgaz Hanım. Ne kadar küçük kardeşini sevmese de bir yuvanın yıkılışına seyirci kalmak istemiyordu. Bir kaç parça kıyafetini aldı ve ertesi sabah İstanbul-İzmir otobüsüne bindi. Beş saatin sonunda İzmir'e vardı. Bahriz Bey, ablasını indiği yerden aldı, hemen eve götürdü. Bahriz Bey, ne kadar konuşmaya çalışsa da ablası Ilgaz Hanım çıtını çıkarmıyordu.

Ilgaz eline ne zaman fırsat geçse Amine Hanım ile konuşmayı deniyor, fakat Amine Hanım oralıklı olmuyordu. Bahriz Bey ise her vakit ablasını sıkıştırıyor, ona kendini affettirebilmesi için yalvarıyordu. Ilgaz Hanım'ın canına tak etti artık. Bahriz Bey'i misafir odasına çekti. "Yeter Bahriz! Belli ki kadın istemiyor artık seni. Defalarca konuşmayı denedim lakin yok, olmuyor. İllâ ki bir gün seninle konuşur. O vakte kadar bekle, ses çıkarma!" dedi biraz öfkeyle, biraz da sakinlikle. O sırada odaya Hatice girdi. "Hayırdır hala? Ne konuşuyordunuz?" dedi gözünü biraz kısarak. Ilgaz olayı biraz toparlayarak "Evin eksiklerini sayıyordum babana. Birazdan çarşıya inip alacak." dedi. Hatice, babasına küçümseyerek baktı. Ona tek bir laf bile etmedi. Çünkü yüzünü bile görmek istemiyordu. Kendilerini yerlerde süründüren bir adama "baba" demek bile yakıyordu canını. Odadan ayrılmadan evvel "Bir dahakine bana yalan söyleyeceğiniz zaman iyi düşünün. Artık Küçük Hatice değilim ben." dedi. Bu sözleri duyarken bile babası irkildi. Bahriz Bey farketmişti artık. Karşısında eski küçük kızı değil. Güçlü, ondan nefret eden, düşman gibi kızı vardı. Haksız da düşünmüyordu. Hatice ondan nefret ediyordu. Nefret etmekte de haklıydı.

Bu olaydan bir hafta sonra Ilgaz Hanım, İstanbul'a geri döndü. Amine Hanım ve Bahriz Bey ayrı yatıyordu. Bahriz Bey'in koltukta yatması huzur vermiyordu Amine Hanım'a. Bir gün onu uyumaya, yatağa çağırdı. Bahriz Bey affedilme umuduyla eşinin yanına yattı. Sabah olduğunda Tüm ev halkı uyandı. Zemheri'de eve geldi. İçmiş, ne bulduysa yemiş. Adeta leş gibi kokuyordu. Zemheri kapıdan geçip yatak odasına giderken, birden kolunu Hatice kaptı. "Sana kaç defa dedim şu zıkkımları içip içip eve gelmeyeceksin diye. İçeceksen de eve gelme köpek yavrusu gibi." dedi. Zemheri sarsıldı, sersemledi. "Bırak... bırak lan! Sana mı soracağım... uykum var defol başımdan!" dedi Zemheri tökezleyerek. Zemheri uyurken ev halkı yemek için kahvaltı masasına toplandı. Hatice masaya oturunca bir şey farketti. Önceden babasının tabağı masada olmazdı. Onlar yedikten sonra Bahriz Bey yerdi. Hatice delici bakışlarıyla annesine baktı. Amine Hanım o bakışlardan kaçındı. Hatice bir kaç lokma yedi ve masadan kalktı. "Size afiyet olsun. Bana bu kadarı kâfi." dedi ve odasına geçti. Öğlen olduğunda Bahriz Bey işine, Firuze okuluna, Zemheri ise serseriliğe gitmişti. Hatice sonunda odasından çıktı ve annesinin yanına gitti. "Yazıklar olsun sanada. O adamı da affettin ya sana daha ne diyeyim?" dedi umutsuzluk içinde. Amine Hanım ise "Haddini bil Hatice. Ne olursa olsun o senin baban." dedi. Hatice kahkahalara boğuldu. "Baba mı, ne babası? O bize zulümden başka ne verdi? Sevgi mi? Kendini kandırma anne. İkimizinde gözleri görüyor. Adam seni düpedüz aldattı. Hâla gelmiş onu bana savunuyorsun. Geçtiğimiz hafta demiyor muydun; yazıklar olsun, şeytan görsün yüzünü. Allah belasını versin! Şimdi ne değişti? Bir haftada sana sevigisini mi kanıtladı? Yoksa kumasından mı ayrıldı?" dedi Hatice öfke içinde. Amine Hanım daha fazla dayanamadı. Hıçkırıklar içinde Hatice'nin suratına tokat attı. "Yeter! Kes sesini artık yeter! Sorsana dayanabiliyor muyum? Başka çarem var mı? İstanbul'dan bile kalkıp gelmişler. Fokur fokurdur orası şimdi. Ben bu yuvayı dikmek için ne kadar emekler, ne fedakarlıklar yaptım biliyor musun? Bu kadar kolay yıkmak kolay mı Hatice? He kolay mı?" dedi Amine Hanım ağlaya ağlaya. Hatice yine de sarıldı annesine. "Emin ol o kadar kolay ki. Benim adım da Hatice ise bu adama bize çektirdiklerini ödeteceğim. Giden gençliğimin bedelini!" Öylece ayakta en az iki dakika sarılı kaldılar. Bir Anime Hanım ağlıyor, bir Hatice ağlıyordu.

Bu olay sanki kapanmış gibiydi. Hatice'nin içinde hala büyük bir öfke vardı tabii fakat kalan aile fertlerinde her şey çözülmüş gibiydi. Zaten artık hiç kimse Hatice'ye söz geçiremiyor. Evde ki otoritesini gösteriyordu. Bu onun açısından çok güzel bir şeydi. Bir yandan seviniyor, bir yandan babasının yapması gereken şeyi kendinin yapmasından yanıyordu. Fakat olsundu doğrusu bu olacaksa böyle de olsundu. İstanbul'dakiler dahil hepsinin diline düşmüştü Hatice. Cesaretiyle, otoritesiyle kimisine "vah vah, yazık!" dedirtiyor. Kimisine "Helal olsun Hatice'ye o evi düzene sokacak birisi de varsa o da o'dur.

Aradan geçen bu sürede Fatma ağır hastalanmıştı. Haberi duyan Amine Hanım, Bahriz Bey'e İstanbul'a gitmek için ısrar etti. Bahriz Bey "Bende çok isterim gitmek. Fakat işler çok yoğun, bir an olsun boş vaktim yok. İsterseniz sizin için bilet alayım siz gidin görün Fatma'yı benim için." dedi. Amine Hanım hemen kabul etti. "Sende gelseydin Bey. Benim görümcem kadar senin de kız kardeşin." dedi Amine Hanım bir yandan. Bahriz Bey'in yüzü düştü. "İstemez miyim Amine'm? Kim bilir nasıldır şimdi? İşlerim bir rahatlasın ilk işim onu ziyaret etmek olacak, söz!" dedi Bahriz Bey. Bahriz Bey bilet almak için otogar'a giderken Amine Hanım'da bir kaç eşya toplayıp bavula koydu. Hatice annesini yanına geldi, "Anne istersen ben gelmeyeyim. Evde kalayım. Hem göz kulak olurum evdekilere." dedi. Amine Hanım ise şaşkın şaşkın bakarak "Kızım, halan ağır hastalanmış. Olur mu öyle şey ayıptır. Demezler mi nerede bu kız diye?" dedi. Hatice'de bir yandan annesine hak verdi. Nasıl olsa İstanbul'dakiler dedikodu istiyordu. Ellerine daha fazla malzeme vermemek için annesiyle İstanbul'a gitmeyi kabul etti.

Akşam olunca Bahriz Bey eve geri geldi. "Yarın sabaha karşı çıkacaksınız yola. Firuze gelecek mi sizinle?" dedi Bahriz Bey. Amine Hanım cevap verecekken Hatice araya atladı, "Size bırakır mıyım Firuze'yi? İki günde kemiklerini iliklersiniz." dedi. Babası öfkesini anlıyordu. Cevap veremiyordu. "Evet Bey. Firuze'de bizimle gelecek." demeyle yetindi Amine Hanım.

Saatler sonra Bahriz Bey, eşini ve kızlarını otogar'a bırakmak için yüklerini arabanın bagajına koydu. Otogar'a geldiklerinde Firuze ve Amine Hanım, Bahriz Bey ile vedalaştı. Ardından Bahriz Bey Hatice'ye sarılmak için kollarını açtı. Hatice ise ona sarılmadan bavulunu aldı ve yolcu otobüsüne yükledi. Daha sonra otobüse binip, yerine oturdu. Camdan vedalaşmalarını izlemekle kaldı. Firuze ve Amine Hanım, Hatice'nin arka sırasına oturdu. Birkaç dakika sonra şoför otobüsü çalıştırdı. O sırada İstanbul yolculuğu başladı. Hatice aklından neler geçiriyordu. "Yıllardır görmediği babaannesi ne yapacaktı? Halası Ilgaz hâla eski samimiyetinde miydi? Bir olup onlara bir oyun oynarlar mı?" diye düşünüyordu.

Annesini ve kız kardeşini kontrol etti. İkiside uyuyordu. Onlara bakınca kendinde huzur buldu. Bir yandan kendine bir yandan babasına kızıyordu. "Nasıl annemi alıp, kapıyı çarpıp gitmedim evden?" diyordu. "Ne olduysa benim susmamdan oldu. Vaktiyle ağzımı açsaydım yapabilir miydi bunları? Ne Zemheri ne babam. Allah bilir annemin beyinini nasıl yıkayacaklar? Gözün açık olsun Hatice. Artık çocuk olmadığını anlasınlar. Gerekirse zoru kullanırım. Benim adım Hatice. Ben ne annemi ne kız kardeşimi ne de kendimi ezdiririm! Yetmezse İstanbul'dakiler de dahil olsun. Ben evdekileri mum etmişim. Onlardan mı korkacağım?

Arada yolu izliyor, arada kardeşini ve annesini kontrol ediyor. Mola yerlerinde inip derin bir nefes alıyordu. İçi içine sığmıyordu. Sanki bir şey hissediyordu. Annesine söyleyemeyeceği bir şey. Çok istiyordu söylemek. Fakat isim koyamıyor, anlatamıyordu içindeki hisleri. Yol öyle geldi geçti. İzmir'den İstanbul'a koca bir yol geride kaldı. Yıllar sonra "evim" dedikleri yerdeydiler şimdi. Kimine cehennem kimine ise cennetti bu yer.

III. Bölümün Sonu.

Bölüm sonu

3 yorum