İçeriğe geç

FIRTINANIN SIĞINAĞI

Bölüm 9 · 7 dk okuma

FIRTINANIN SIĞINAĞI

Bölüm 9

9. Bölüm

Mektubun yarattığı o ağır dumanlı hava yavaş yavaş dağılırken, Eflin kendini tamamen Aysima’ya adamıştı. Artık günlerini sadece kızının o minik adımlarını, ilk diş çıkarma heyecanını ve uykusundaki o bebeksi kokusunu içine çekerek geçiriyordu. Aysima, Poyraz’ın ona aldığı o civciv tulumunun içinde gecekondunun halısında yuvarlanırken, Eflin de onun her mırıltısına ortak oluyor, geçmişin acılarını kızının saflığıyla yıkıyordu.

Ancak mahallenin o kendi halindeki nizamı, birkaç gün sonra sokağa adım atan yeni bir simayla sarsıldı.

Mahalle muhtarının yeğeni olan ve üniversiteyi bitirip yeni dönen Ömer, mahallede bilgisayar ve telefon tamir dükkanı açmıştı. Kibar, gözlüklü, son derece düzgün konuşan ve mahalleliye nazik davranan bu genç adam, Eflin’i ilk kez pazar yerinde gördüğü andan beri ona içten içe derin bir hayranlık besliyordu.

Bir öğleden sonra Eflin, Aysima’yı kucağına alıp kapının önüne hava almaya çıktığında, Ömer elinde küçük bir alet çantasıyla yokuştan yukarı doğru yürüyordu. Eflin’i görünce adımlarını yavaşlattı, yüzüne son derece nazik bir gülümseme yerleşti.

"Kolay gelsin Eflin Hanım," dedi Ömer, gözlüğünü hafifçe düzelterek. "Hava bugün çok güzel, ufaklık da pek keyifli görünüyor."

Eflin nezaketle gülümsedi, kucağındaki Aysima’yı hafifçe pışpışladı. "Teşekkür ederim Ömer Bey. Evet, biraz hava alsın istedim."

"Şey... Ben dün akşam Ege ile karşılaştım sanayide," dedi Ömer, bir adım daha yaklaşarak. "Evin internet kablolarında bir temassızlık olduğunu söylemişti. Eğer müsaitseniz, hemen içeri girip bir bakabilirim. Hem belki ufaklığa da bir çikolata borcum vardır."

Eflin tam cevap verecekken, yokuşun başından gelen o çok tanıdık, ağır ve ritmik adım sesleri sokakta yankılandı.

Poyraz, üzerinde siyah deri ceketi, parmaklarının ucunda her zamankinden daha hızlı dönen kehribar tespihiyle yokuştan aşağı iniyordu. Gözleri anında kapının önünde yan yana duran Eflin ve Ömer’e kilitlendi. Poyraz’ın esmer, sert yüzü saliseler içinde adeta mermerden bir duvara dönüştü. Tespihi çeviren eli aniden durdu, parmakları kehribar tanelerini hırsla sıktı.

Ömer’in kibar duruşu, Poyraz’ın o heybetli gölgesinin sokağa düşmesiyle hafifçe sarsıldı.

"Hayırdır Ömer?" dedi Poyraz, sesi Ankara’nın o dondurucu ayazından bile daha soğuk ve pürüzlüydü. Adımlarını tam ikisinin arasında duracak şekilde sabitledi. Boy farkıyla Ömer’in tepesine çökerken, gözlerini bir an bile gencin üzerinden ayırmadı. "Ne işin var bizim yokuşta?"

"Şey, Poyraz Abi..." dedi Ömer, yutkunarak. "Ege bahsetmişti de, internet hattına bakacaktım. Eflin Hanım’a yardım ediyordum."

Poyraz, "Eflin Hanım" hitabını duyduğunda gözlerini hafifçe kıstı. Bakışlarındaki o tehlikeli, sahiplenici kıvılcım Eflin’in gözünden kaçmamıştı. Poyraz elini cebine soktu, omuzlarını dikleştirip Ömer’e doğru yarım adım attı.

"Kablolar sağlam, ben kontrol ettim dün gece," dedi Poyraz, sesi adeta bir emir gibiydi. "Senin dükkanda işlerin yoğun diyordun geçen gün kahvede. Git işinin başına koçum, buralarla ben ilgilenirim."

Ömer, Poyraz’ın bu sarsılmaz duvarı karşısında daha fazla üsteleyemedi. "Tabii Poyraz Abi, sen öyle diyorsan... Kolay gelsin Eflin Hanım," diyerek alelacele yokuştan aşağı doğru adımladı.

Ömer gözden kaybolduğunda, sokakta sadece rüzgarın uğultusu ve Poyraz’ın o derin, hızlı nefes alışverişleri kaldı. Poyraz yavaşça arkasını döndü. Gözleri doğrudan Eflin’in ela gözlerine dikildi.

"Çok mu gevşek bu mahallenin kabloları?" diye sordu Poyraz, sesindeki o gizleyemediği kıskançlık ve sitem apaçık ortadaydı. "Her önüne gelen kapına usta kesiliyor?"

Eflin, Poyraz’ın bu aşırı korumacı ve kıskanç haline içten içe hafifçe gülmemek için dudaklarını ısırdı. Aysima’yı göğsüne biraz daha bastırıp o dik başlı duruşuyla Poyraz’a baktı.

"Ömer Bey sadece yardımcı olmak istedi Poyraz," dedi, bu kez bilinçli olarak "abi" demeyerek ama mesafeyi de koruyarak. "Hem ben artık sadece kızımla ilgileniyorum. Kimsenin kablosuyla, hattıyla işim yok benim."

Poyraz, Eflin’in bu net ve sadece kızına odaklı cevabı karşısında derin bir nefes verdi. O sert hatları hafifçe yumuşadı, gözleri kucağındaki o pembe fiyonklu Aysima’ya kaydı.

"İyi yapıyorsun," dedi Poyraz, sesi bu kez çok daha derinden ve sıcaktı. "Sen sadece o sabiye bak. Dışarısının nizamı bende."

Eflin, Poyraz’ın kapısının önünde bıraktığı o korumacı ve sahiplenici sözlerin ardından günlerce odasından çıkmak istemedi. Aysima’nın her mırıltısı, her gülüşü ona bu hayatta tutunması gereken tek dalı hatırlatıyordu. Ancak Ankara’nın o dumanlı yokuşunda sular hiçbir zaman uzun süre durulmuyordu.

Bir perşembe öğleden sonrası, Eflin Aysima’yı kucağına almış, mahallenin o dik yokuşunun hemen başındaki küçük çocuk parkında yavaşça yürütüyordu. Hava kuru ve ayazdı ama güneş bulutların arasından cılız da olsa yüzünü gösteriyordu. Aysima pembe tütülü şapkasıyla pusetinde pürüzsüz gözlerle etrafı izlerken, parkın girişinde lüks, kırmızı bir araba durdu.

Arabadan inen kadın, bu mahallenin tozlu, çamurlu sokaklarına tamamen yabancı bir şıklığa sahipti. Üzerinde devetüyü rengi kaşe bir palto, topuklu botlar ve gözünde pahalı güneş gözlükleri vardı. Kadın saçlarını omzuna doğru savurarak parka doğru adımladı. Gözlüklerini yavaşça çıkarıp etrafa üstten bir bakış attıktan sonra gözleri pusetin başındaki Eflin’e kilitlendi.

Adımları doğrudan Eflin’e yöneldi. Yüzünde yapay, son derece profesyonel bir gülümseme vardı.

"Merhaba," dedi kadın, sesi pürüzsüz ama bir o kadar da soğuktu. "Buralarda yenisiniz galiba? Ben bu mahallede daha önce sizi gördüğümü hatırlamıyorum."

Eflin, içindeki o savunma refleksinin anında tetiklendiğini hissetti. Karşısındaki kadının bu dik ve özgüvenli duruşu, ona geçmişteki o canını yakan insanları hatırlatıyordu. Yine de nezaketini bozmadı.

"Evet, yeni taşındık," dedi Eflin, elini pusetin tutacağına biraz daha sıkı sabitleyerek. "Ben Eflin."

"Ben de Bahar," dedi kadın, elini uzatarak. Eflin kerhen uzatıp kadının elini sıktı. Bahar, pusetin içindeki Aysima’ya kısa bir bakış fırlattıktan sonra gözlerini tekrar Eflin’e dikti. "Aslında buralar benim hiç yabancım değil. Çok eski, çok derin hatıralarım var bu sokaklarda. Özellikle de..." Duraksadı, gözlerinde yapay bir hüzün belirdi. "Poyraz’la."

"Poyraz" ismini duyduğu an Eflin’in göğsündeki o ritim bir anlığına tekledi. Ela gözlerini kısmadan kadına baktı.

"Poyraz Bey’i tanıyor musunuz?" diye sordu Eflin, sesindeki o titremeyi büyük bir ustalıkla gizleyerek.

Bahar acı bir tebessümle başını salladı. "Tanımak ne kelime... Biz onunla yıllarımızı verdik. Ben onun ilk aşkıyım, onun her şeyiydim. Büyük bir hata yaptım, onu çok kırdım, en yakın arkadaşıyla bir cahillik... Neyse, geçmişte kaldı. Ama Poyraz beni asla unutamadı, biliyorum. O sert, kabadayı duruşunun altında hala bana ait olan o yaralı çocuk yatıyor. Şimdi o hatayı telafi etmeye, onun peşinden gitmeye geldim. Onu geri alacağım."

Bahar bunları söylerken o kadar emin ve o kadar hırslıydı ki, Eflin’in içinde sanki bir cam parçası kırıldı. Demek Poyraz’ın o yüreğindeki sönmeyen yara bu kadındı. En yakın arkadaşıyla onu aldatan, sırtından vuran ilk aşkı... Eflin’in içinde bir anda tarifsiz bir hüzün ve uzaklaşma isteği baş gösterdi. Kendini bir anda çok yabancı, çok fazlalık hissetti bu denklemde. O sadece kucağında bebeğiyle sığınacak bir liman arayan sığıntı bir kızdı. Bir başkasının, hele ki geçmişi bu kadar derin olan bir kadının aşkının arasına girmeye hakkı yoktu.

"Anlıyorum," dedi Eflin, sesi bu kez buz gibi çıkmıştı. "Umarım dilediğiniz gibi olur. Benim gitmem gerekiyor, Aysima’nın mama saati geldi."

Puseti hızla döndürüp yokuştan yukarı doğru yürürken, Bahar’ın arkasından sessizce gülümsediğini hissedebiliyordu.

Ertesi gün, mahallenin o meşhur kahvehanesinin önünde kıyamet kopmak üzereydi.

Poyraz, elinde çay bardağıyla dükkanın önünde dikilirken, kırmızı arabanın yokuşun ortasında durduğunu gördü. İçinden inen Bahar’ı fark ettiği an, Poyraz’ın elindeki çay bardağı tabağına öyle sert oturdu ki, tabağın kenarı çatladı. Gözlerindeki o sakinlik bir anda yerini canavarca bir öfkeye bıraktı.

Bahar, topuklularının çıkardığı seslerle doğrudan Poyraz’a doğru yürüdü. "Poyraz..." dedi sesi titreyerek. "Geri döndüm. Yalvarırım dinle beni. Olanlar bir hataydı, ben seni..."

"Tek bir kelime daha edersen..." dedi Poyraz, sesi yokuşun duvarlarında yankılanan bir gürleme gibiydi. Adımını atıp kadının tam önünde durdu. Gözlerinden adeta ateş fışkırıyordu. "Tek bir kelime daha edersen, bu mahalleyi sana dar ederim Bahar! Benim seninle işim yıllar önce, o sırtıma sapladığın bıçakla bitti. Defol git bu mahalleden!"

"Yapma Poyraz, gözlerindeki o öfkeyi görüyorum çünkü beni hala seviyorsun!" diye ağlamaya başladı Bahar, elini Poyraz’ın deri ceketine doğru uzatarak.

Poyraz kadının elini sertçe itti. "Sana dokunma bana dedim!" diye kükredi.

Tam o sırada, yokuştan aşağı kucağında Aysima ile inmekte olan Eflin bu manzarayı gördü. Poyraz’ın o öfkeli ama bir o kadar da tutkulu görünen halini, Bahar’ın ağlayarak ona sarılmaya çalışmasını izledi. İçindeki o büyük gurur duvarı anında örüldü. "Benim burada işim yok," diye fısıldadı kendi kendine. "Onların geçmişi, onların kavgası. Ben aralarına girmeyeceğim."

Eflin bakışlarını kaçırıp adımlarını hızlandırarak yan sokaktan çarşıya doğru saptı. Poyraz’ın gözü saniyeliğine yan sokağa kaçan o beyaz elbiseye, o dökümlü gri hırkaya kaydı. Eflin’in onu gördüğünü ve uzaklaştığını anladığı an, içindeki o öfke yerini büyük bir çaresizliğe bıraktı.

"Eflin..." diye mırıldandı Poyraz, Bahar’ı orada öylece bırakıp adımlarını hemen o sokağa doğru yöneltmek istedi ama Bahar koluna yapışmıştı.

Eflin ise o sokakta yürürken içindeki o sızının adını ilk kez koymuştu. Poyraz’ı kaybetmekten, onun o güven veren gölgesinin altından çıkmaktan ölesiye korkuyordu ama bir başkasının yarım kalmış hikayesinde figüran olmayı asla kabul edemezdi. Artık o sarsılmaz duvarlarını Poyraz’a karşı da en yüksek seviyeye çıkarma vakti gelmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.