İçeriğe geç

Fırtınanın Gözü

Bölüm 9 · 3 dk okuma

Fırtınanın Gözü

Bölüm 9

Bölüm 9

Dağların keskin rüzgarı, kulübenin çürümüş ahşap duvarlarını bir hançer gibi dövüyordu. Dışarıdaki fırtına, içimizdeki yıkımın yanında sadece zayıf bir yankıdan ibaretti. Uçurumun kıyısından kurtulmuş olsak da, gerçek uçurumun şimdi, tam önümüzde, o köhne masanın üzerinde duran diskin içinde olduğunu ikimiz de biliyorduk.

Sinan, köşedeki şöminenin başında, yüzünü alevlerin turuncu ışığına teslim etmiş bekliyordu. Sırtındaki yara, gömleğinin kumaşından sızan kanla birlikte tenine yapışmıştı. Ama o, acıyı değil, sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi, donuk bir kararlılıkla beni izliyordu.

"Neden?" diye sordum. Sesim, rüzgarın uğultusu arasında bile titreyerek yankılandı. "Neden beni o uçurumdan çekip çıkardın Sinan? Eğer babamın temsil ettiği o yapıya bu kadar öfkeliysen, neden kendi kanından olan biriyle—yani benimle—kaderini birleştiriyorsun?"

Sinan yavaşça döndü. Gözleri, karanlığın en koyu tonlarını içinde barındıran bir girdap gibiydi. Bana doğru bir adım attı. Aradaki mesafe kapandıkça, üzerime sinen ıslak toprak kokusuna onun keskin, metalik kokusu karıştı. Elini havaya kaldırıp yüzüme yaklaşan bir tutam saçımı çektiğinde, tenimde bıraktığı soğukluk adeta içimi yaktı.

"Sen sadece babanın kızı değilsin, Zeynep," dedi, sesi bir fısıltıdan daha alçak, ancak bir emir kadar kesindi. "Sen, o yapının üzerine inşa edildiği temel taşısın. Ama bunu henüz bilmiyorsun. Ben seni kurtarmadım, ben sadece senin uyanmanı bekliyorum."

İrkildim. Geri çekilmek istedim ama sırtım soğuk duvara çarptı. Kaçacak bir yer kalmamıştı. Onun dünyasında kaçış yoktu; sadece teslimiyet veya yok oluş vardı. Elleri belime indiğinde, kaslarımın gerildiğini hissettim. Bu, bir koruma içgüdüsü değildi; bu, bir avcının avını çevrelemesiydi. Ancak içimdeki o karanlık boşluk, onun dokunuşuyla doluyordu. Korku ve arzu, damarlarımda zehirli bir sarmaşık gibi birbirine dolanmıştı.

"Babam..." dedim, sesim çatallanarak. "Ona dair bildiğin her şeyi söyle artık. O diskin içinde ne var?"

Sinan yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesi tenimde bir sızı gibi hissediliyordu. "O diskin içinde, senin 'savcı' olarak inandığın tüm o adalet maskesinin nasıl kana bulandığı var. Ama daha da önemlisi, benim intikamımın sebebi olan o gece, senin baban tarafından bizzat yönetildi. Sen o gece evde uyuyordun, Zeynep. O ise benim ailemi elleriyle yok ediyordu."

Duyduklarımın ağırlığıyla dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim. Hayatımı adadığım adalet, babamın suçlarının üzerine mi inşa edilmişti? Sinan'ın gözlerine baktığımda, orada acıdan başka bir şey aradım ama bulamadım. Sadece bir uçurum vardı. Onun çektiği acı, benim babamın eseri miydi?

"Bana yalan söyledin," dedim, gözlerimden bir damla yaş süzülürken. "Bana her şeyin sadece bir görev olduğunu söyledin."

Sinan'ın çehresi aniden sertleşti. Beni daha sıkı kavradı. "Bu sadece bir görev değil, Zeynep. Bu bir kefaret. Senin günahlarını benim ellerimle yıkama biçimim."

Bir anda beni kendine doğru çekti. Aramızdaki mesafe tamamen kapandı. Dudakları dudaklarımın milim üzerindeydi. Kalp atışlarım kulaklarımda gürleyen bir davul gibiydi. Bu bir öpücükten ziyade, bir savaş ilanıydı. Şefkatten yoksun, intikamla harmanlanmış ama çekim gücüyle yakıp kavuran bir öfke.

Dudakları dudaklarıma değdiğinde, dışarıdaki fırtına daha da şiddetlendi. Bir şimşek çaktı, odayı anlık bir beyazlıkla aydınlattı. O ışıkta, Sinan’ın gözlerindeki o karanlık yansımanın, benim kendi yüzüm olduğunu gördüm. Biz birbirimizin aynasıydık. Birimiz diğerinin karanlığını tamamlıyordu.

Onu itmek yerine ellerimi ceketinin yakalarına geçirdim. Sıktım. Acı verici bir tutkuyla karşılık verdim. O an, gerçeklerin dehşetini bir anlığına unuttuk. Sadece tenimizin sıcaklığına, birbirimize olan o hastalıklı ihtiyaca odaklandık. Ancak tam o sırada, masanın üzerindeki küçük laptopun ekranı kendi kendine aydınlandı.

Sinan benden ayrıldı, nefes nefese ekrana baktı. Şifre, bizim tenlerimizin yarattığı ısının yarattığı bir hata kodunu tetiklemiş gibi, çözülmüştü.

"Zeynep," dedi sesi donuklaşarak. "Bakman lazım."

Titreyen ellerimle ekrana yaklaştım. Görüntüler birbiri ardına akmaya başladı. Bir doğum sertifikası, bir ölüm raporu ve altında babamın imzasının olduğu bir operasyon dosyası. Dosyanın üzerinde büyük harflerle yazan o isim, dünyamın başına yıkılmasına yetti.

"Bu imkansız," diye mırıldandım, ekranı parmaklarımla takip ederken. "Bu... bu benim kendi kimlik bilgilerimle çelişiyor. Ben kimim?"

Sinan arkamdan bana doğru eğildi, çenesi omzuma dayandı. "Sana söyledim," diye fısıldadı zehirli bir sakinlikle. "Sen babanın kızı değilsin. Sen, o organizasyonun en büyük projesisin. Ve onlar seni geri almak için kapının önündeler."

Tam o anda, kulübenin kapısı büyük bir gürültüyle yerinden söküldü. İçeriye dolan soğuk hava ve lazer ışıkları, odanın içindeki sessizliği parçaladı. Siyah üniformalı gölgeler içeri hücum ederken, Sinan silahını çekti ve beni arkasına aldı.

"Sonuna geldik, Zeynep," dedi soğuk bir tonla. "Artık saklanacak bir geçmişin kalmadı, çünkü artık bir geleceğin bile yok."

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

10. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.