İçeriğe geç

Fırtınanın Gözü

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Fırtınanın Gözü

Bölüm 1

Bölüm 1

İzmir Adliyesi’nin ağır metal kapıları, sanki içerideki yozlaşmış havayı dışarı sızdırmaktan korkuyormuş gibi büyük bir gürültüyle kapandı. Zeynep Akın, topuklularının mermer zeminde yankılanan sesiyle koridorda ilerlerken, elindeki dosyaları göğsüne bastırıyordu. Bir savcı olarak korkusuzluğuyla tanınırdı; ancak bu sabah hissettiği şey korkudan ziyade, midesine yerleşen soğuk bir huzursuzluktu.

Masasının üzerindeki dosyada, Sinan Kaya isminin yanında kırmızıyla atılmış bir çarpı vardı.

"Yine o adam, değil mi?" dedi kalemini masaya bırakan katipliği yapan genç kız. "Dün gece Alsancak’ta yine bir olay çıkmış. Emniyet dosyayı gönderdi."

Zeynep cevap vermedi. Bakışlarını pencereden dışarı, körfezin grileşmiş sularına çevirdi. "O, sadece bir suçlu değil. O, düzenin kanseri," dedi sesi buz gibi bir kararlılıkla. Kendi babasını düşünmemeye çalıştı. Babasının, o herkesin kahraman bildiği adamın, yıllar önce Kemeraltı’nın o dar, izbe sokaklarında kiminle el sıkıştığını bilseydi, bu masada oturamazdı.

Akşam olduğunda, şehre çöken nemli sisle birlikte Alsancak’ın lüks semtlerinden birinde, Sinan Kaya’nın malikanesine giden sahil yolundaydı. Bu resmi bir davet değildi; bu bir meydan okumaydı. Arabasını villanın devasa kapısının önüne park ettiğinde, korumalar bir an duraksadı. Zeynep’in kararlılığı, silahlarından daha keskin bir otoriteye sahipti.

İçerisi beklenmedik derecede sadeydi. Minimalist, modern ve soğuk. Sinan Kaya, salonun ortasındaki geniş deri koltukta oturmuş, elindeki kristal kadehi ışığa tutuyordu.

"Savcı Hanım," dedi Sinan, başını kaldırmadan. Sesi, kadife bir karanlık gibi odada yayıldı. "Adalet hiç bu kadar güzel görünmemişti."

Zeynep içeri girdi, adımlarını tereddütsüz attı. "Adalet, görsellikle ilgilenmez Sinan. Sadece gerçeklerle ilgilenir. Ve senin gerçeklerin, körfezin dibini boylamaya çok yakın."

Sinan ayağa kalktı. Uzun boyu, üzerine oturan kusursuz takım elbisesi ve gözlerindeki o analiz eden bakışlarla Zeynep’in bir adım önüne geldi. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, Zeynep adamın üzerindeki o hafif odunsu parfüm ve deniz kokusunu alabiliyordu.

"Benim gerçeklerim, senin inandıklarından çok daha karmaşık," diye fısıldadı Sinan, bir adım daha yaklaştı. Zeynep geri çekilmedi, dişlerini sıktı. "Senin o temiz ellerin, aslında kimin mirasını korumaya çalışıyor, biliyor musun?"

Zeynep’in kalbi tekledi. "Babamın adını ağzına alma."

Sinan güldü ama bu bir eğlence değil, bir acıma ifadesiydi. "Babanın, senin o şanlı kahraman babanın, 2004 yılında Kemeraltı’nda imzaladığı o son kağıdı görsen... Adliye binasını değil, kendi hayatını yakardın."

Zeynep bir an nefesinin kesildiğini hissetti. Elleri titredi, ama bunu belli etmemek için yumruklarını sıktı. Bu bir blöftü. Onu sarsmak için söylenmiş bir yalandı. "Beni korkutamazsın. Kanıtlarım hazır, yakında o soğuk hücrede gerçeklerle yüzleşeceksin."

Sinan, Zeynep’in kulağına doğru eğildi. "Ben o hücrede değil, senin vicdanında hapisim Zeynep. Çözmeye çalıştığın suç örgütü, aslında senin kimliğin."

Zeynep hızla geri çekildi, elini silahına attı ama Sinan’ın bakışları onu bir heykel gibi dondurdu. Sinan, masasından bir zarf aldı ve ona uzattı. Zarfın üzerindeki mühür, yıllar önce unutulmuş bir dosyanın numarasıydı.

"Bunu aç," dedi Sinan, gözleri acı verici derecede ciddileşmişti. "Okuduğunda, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını göreceksin. Fırtına çoktan başladı, Zeynep. Ve sen, tam merkezindesin."

Zeynep zarfı aldı, parmakları titriyordu. Kağıdı açtığında, babasının el yazısıyla yazılmış o tarihli mektubu ve altındaki imzayı gördü. Dünya, olduğu yerde dönmeyi kesti.

"Bu... Bu sahte," dedi Zeynep nefes nefese.

Sinan ona doğru bir adım daha attı, sesi şimdi daha alçak ve koruyucuydu. "Sahte olan ben değilim, Zeynep. Sahte olan, bugüne kadar inşa ettiğin o kusursuz hayatın."

Zeynep tam arkasını dönüp gidecekken, Sinan bileğinden tuttu. Dokunuşu sert değildi ama bir kement kadar kesindi. Zeynep gözlerini kaldırdığında, Sinan’ın bakışlarında ilk defa gerçek bir kırgınlık ve bir tür mecburiyet gördü.

"Şimdi git," dedi Sinan. "Ama unutma, o zarfı açtığın andan itibaren artık benimsin. Çünkü senin elindeki tek delil, aslında seni yok edecek olan tek gerçek."

Zeynep kapıya doğru yürüdü, kapının kolunu tuttuğunda elindeki zarfın ağırlığı sanki bir kaya gibi üzerine çöktü. Arkasına bakmadan çıkmadan önce, Sinan’ın soğuk sesi bir kez daha duyuldu: "Yarın adliyeye gittiğinde, sadece suçluları değil, kendi babanın gölgesini de yargılaman gerekecek."

Zeynep kapıyı açtı ve dışarıdaki dondurucu gece havasıyla yüzleşti. Arabasına bindi, elleri direksiyonda öylece kaldı. Zarftaki evrakları tekrar çıkardı. İkinci sayfadaki o fotoğrafı gördüğünde, boğazından bir hıçkırık koptu. Fotoğrafta, babası ve Sinan’ın babası, Kemeraltı’ndaki o karanlık depoda, el sıkışarak bir ortaklığa imza atıyorlardı. Tam o sırada, arabanın dikiz aynasında bir ışık yanıp söndü; birileri onu takip ediyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.