İçeriğe geç

FINDIK GÜZELİ-Yarı texting

Bölüm 51 · 11 dk okuma

FINDIK GÜZELİ-Yarı texting

Bölüm 51

FINDIK BAHÇESİ

Selin sevinç dansını durdurdu ve "Kıvanç'a ne zaman açılacağını söylemedin?" Dedi.

Gülüşüm hemen soldu. "Şey.... emin değilim. Duygularımız karşılıklı mı onu bilmiyorum. Eğer değilse kalbim çok kırılır. Çok üzülürüm. Kendimi geçtim, bir zaman sonra kalp kırıklığım geçer ama Kıvanç ya benden uzaklaşırsa. Asıl onu kaldıramam." Dedim ve bakışlarımı yere indirdim.

Yerde duran çubuğu aldım ve toprağı eşelemeye başladım. Selin hemen itiraz etti ve "saçmalama Zeynep! Kıvanç öyle biri değil. Eğer duygularınız karşılıklıysa ne mutlu size. Ve bence karşılıklı. Eğer değilse, Kıvanç senin duygularına saygı duyacaktır.

O, çoğu erkeğe benzemez. Duygularımız onun için çok önemlidir. Bizim kalbimizi çok önemser. Herkesi önemsediği gibi seninkinide önemseyecektir. Bana güvenebilirsin.

Ben 1.seçeneğindeki yani seni sevdiğini düşünüyorum. Çünkü ben Giresun'a gelir gelmez seni anlattı bana. İlk defa bir kızı anlatıyordu ve anlatırken gözleri parlıyordu. Bu sadece basit bir örnek. Bunun gibi bir çok örnek var." Dedi, Selin.

Hemen benimde gözlerim parladı. Kalbimdeki ümit açığa çıktı. Ama ya Selin yanlış anlatıp yorumladıysa. Saniyesinde kendi umudumu bitirip bir kenara atmıştım. Hemen yüzüm düştü.

"Sen yanlış yorumlamışsındır Selin. Bu sözleri kalbimi kırmamak için söylüyorsun."

"Ya Zeynep sen salak mısın? Niye senin kalbini kırmamak için böyle şeyler söyleyeyim. Asıl şimdi kalbini kıracak şeyler söylerimki şimdi ümitlenme ve ilerde yaşananlar kalbini daha da acıtmasın.

Sen kendine güvenmiyorsun. Kendi güzelliğinin ve kendine has özelliklerinin farkında değilsin. Kıvançla olamamanız için hiçbir neden yok. Ama sen kendi kendine boş düşüncelere kapılıyorsun ve kafadan olamaz diyorsun.

Böyle yaptıkça hiçbir şey olmaz. Sevgili konusunda da demiyorum. Hayatındaki herhangi bir konuda da bu böyle. Sen kendine güvenirsen ve istersen bu iş olur.

Ben sonuna kadar senin yanındayım. Aldığın bütün kararlara saygı duyarım. Ben söylediklerini söyledim. Dinleyip dinlemek sana kalmış. Ama bence dediklerimi dikkate al.

Sen böyle düşündükçe şurası çok acır." Dedi ve parmağıyla kalbimi işaret etti.

Dediklerinde Selin çok haklıydı. Gözlerimi kalbime indirdim. Ben ne olsun istiyordum? Kalbimi mi yoksa mantığımı mı dinleyecektim?

Ben sevmek ve sevilmek istiyordum. Hayatı daha da anlamlı kılmak istiyordum. Bu gün bir karar verdim. Artık kalbimi daha da çok dinleyecektim.

Yüzüme kocaman bir gülümseme kondurdum ve "Teşekkür ederim Selin. Dediklerinde çok haklısın. Söylediklerini dinleyeceğim." Dedim.

Selin kollarını sarılmam için açtı. Hemen sarıldım. Kollarımızı birbirimize sıkıca sardık. Arkadan bir sürü ayak sesleri duyuldu.

Recep, "aaa bensiz mi sarılıyorsunuz? Cık cık hiç yakıştıramadım." Dedi. Selin'le birbirimizden ayrılmadan ve kafamızı geriye doğru çevirdik.

Recep, ilerde kollarını açmış koşarak bize geliyordu.

"Hayırr! Portakal kafa sakın. Bak düşeri-" cümlemi tamamlayamadan Recep bize sarılmıştı. Hızla geldiği için dengesini sağlayamadı.

Bize de sarıldığı için hep beraber yan tarafa çimenlerin üstüne düştük. Selin ile ben cenin pozisyonun da, Recep ise bizim üstümüzdeydi.

"Yenim ederim salaksın yaa. Kalk üstümüzden!" Diye bağırdım.

Recep üzerimizden kalkmadan kafasını ovuşturdu ve "aah güzel kafam kırıldı!" Diye sızlandı.

Selin, "asıl benim kafam kırıldı galiba! Nasıl üzerimize düştüysen artık Recep, yere sülük gibi yapıştık." Dedi.

Recep, ellerini Selin'in kafasına koydu ve "iyi misin Selo? Özür dilerim. Kafanın neresi acıyor?" Dedi, endişeyle.

Selin cevap veremeden Recep aniden üzerimizden kaldırıldı. Kimin Recep'i kaldırdığını öğrenmek için kafamızı yana çevirdik.

Kıvanç'ın bir eli Recep'in omzundaydı. Çatık kaşlarla Recep'e bakıyordu. Kıvanç'ın dal salladığı belliydi. Çünkü saçlarında ve omzunda yaprak ile yaprak tozları vardı.

Terlediği için saçlarının ön tarafı alnına yapışmıştı. Koltuk altı biraz ıslanmıştı. Gözlerine toz kaçtığı için hafifçe kızarmıştı.

Recep arkasına döndü ve "oovv adamım, tek kolunla nasıl beni çektin? Güçlüsün mennnn." Dedi ve Kıvanç'ın kol kaslarına dokunmaya başladı.

O sırada Selin ile ben yerden kalktık ve üstümüzü silktik. Recep, "Oooo! Sertmiş baya. Aynı benim kaslarım gibi." Dedi ve kollarını yan tarafa açtı ve sıktı. Recep'in olmayan kol kaslarında hiçbir değişiklik olmadı.

Kahkaha attım ve "Kıvanç'ın kaslarının aynısı yaaa. Ben bir fark göremiyorum açıkçası. Sen ne düşünüyorsun Selin?" Dedim.

Selin kahkahasını durdurdu ve "Tabi canım aynısı." Dedi. Recep'in yüzü düştü. Kıvanç, Recep'in bu haline üzülmüş olacak ki "üzülme Recep, birlikte spora gideriz. Çabalarsın seninde olur." Dedi.

Recep ümitle Kıvanç'a baktı ve "valla mı?" Dedi. Kıvanç evet anlamında kafasını salladı.

"Adamsın lan!" Dedi ve elini yumruk yapıp Kıvanç'ın koluna vurmaya çalıştı. Kıvanç, yumruğun koluna gelmemesi için kenara çekildi. Recep'in yumruğu havayı delip geçti ve boşluğa düştü.

Kıvanç gülmemek için dudaklarını birbirine yasladı. Recep, hayal kırıklığıyla Kıvanç'a baktım ve tam bir şey söyleyeceklen babam, "haydi gençlik! Fındık toplamaya. Daha başlamadan kaytarmayın bakalım." Dedi.

Herkesin eline sepet verdi. "Evettt Millet! Size nasıl fındık toplandığını anlatacağım. Öncelikle sepetinizi yere bırakın. Bir dizinizi toprağa koyun ve hafifçe eğilin.

Elinize eldiveni takın ki elinize kıymık gibi şeyler batmasın. Daha sonra yerde olan fındık çotanaklarına alın ve sepetinize koyun. Sepetiniz ağzına kadar dolduğunda boş bir çuval alın ve oraya boşaltın.

İşte bu kadarrr! Kolay gelsin millet! Yorgunluktan ölmeye hazır mıyızzz?" Dedim.

Peşime Recep, "EVETTT!!" Dedi. Recep'in bu haline güldük. Yan yana, tek sıra halinde dizildik ve fındığı toplamaya başladık. Eda teyzeler, bize bakıp yapmaya çalıştılar.

Benim bir yanında Ahmet abim, diğer yanımda ise Kıvanç vardı. Kıvanç, bana baka baka yapmaya çalışıyordu. Hangi fındıkları sepetime koyduğumu değerlendiriyordu. Siyah renkli çürümüş fındıkları sepetime atmıyordum.

Kıvanç, "nasıl? Yapabiliyor muyum?" Diye sordu. "Yapıyorsun, yapıyorsun. Zaten fındık toplamakta ne var canım?" Dedim.

Kıvanç'ın saçındaki tozlar hâlâ duruyordu. Bu benim sinirimi bozdu ve elimi saçlarına uzattım. Kıvanç, ne yapacağımı anlamadı ve dona kaldı. Elimi, saçlarına geçirdim ve saçlarını hafifçe salladım.

Tozlar aşağıya doğru düştüler.Kıvanç, anında gözlerini kapattı. Saçlarında tozlar kalmayınca geri elimi çektim. Kıvanç teşekkür etti ve fındık toplamaya devam ettik.

Eda teyzeler alışık olmadığı için arada aşağı doğru kayıyorlardı. Gözüme, Kıvanç ile aramızda kalan fındık çotanağı ilişti. Kıvanç alır diye düşündüm ve önümdeki fındıkları topladım.

Kıvanç almış mı diye geri aramızdaki fındığa baktım. Ama düşündüğüm gibi Kıvanç almamıştı. Bari ben alayım. Aramızdaki fındığa elimi uzattım ve fındığa dokundum.

Tam o sırada Kıvançta fındığa elini uzatmıştı. Eli, elimin üstüne geldi. Anında bakışlarımız kesişti. Ellerimizi ikimizde geri çekmedik.

Yeşilleri, bana kitlenmiş bakıyordu. Yanaklarımın kızardığını hissettim. Kalbim çok hızlı atmaya başladı. Kıvanç'ın Adem elması aşağıya doğru hareket etti.

Elim uyuşur gibi oldu. Kıvanç'ın elinden, elime elektrik akımı gibi bir şey geçti ve tüylerimi diken diken yaptı. İstemsizce dudağımın kenarını ısırdım.

Kıvanç'ın delici gözleri her yaptığım hareketi, vahşi bir hayvanmış gibi seyrediyordu. Bu büyülü an, kafama fındık çotanağı yememle bozuldu. Aniden olduğu için korktum.

Elimi, acıyan başıma götürdüm ve kimin yaptığını öğrenmek için etrafıma kızgın bakışlarla baktım. Bakışlarım abimin bakışlarıyla kesişti.

İşte şimdi sıçmıştım. Gözlerim far görmüş tavşan gibi açıldı ve donakaldım. Abim, "hayırdır?" Dercesine kafasını salladı ve bakışlarıyla, hâlâ Kıvançla tutuşan ellerimizi işaret etti.

Aceleyle elimi geri çektim. Abim çatık kaşlarla bize bakmaya başladı. Konunun başka yere yönelmesi için, "Aa abiciğim sepetin dolmuş. Hemen çuvala boşaltayım. Sen hiç yorulma canım abim. Oyyyy senin suratına kurban." Dedim ve yüzünü mıncırmaya başladım.

"Zeynep!! Dur kızım yaa. Off al boşalt." Dedi, abim ve elimden kurtuldu. Tatlı olduğunu düşündüğüm yüz ifademi takındım ve sepeti alıp yukarıki dalın yanına gittim.

Sepetin içindeki fındıkları çuvala boşalttım ve geri yerime geldim. Abim elimden sepeti aldı ve fındıkları toplamaya devam etti. Ama benim yerimi topluyordu. Yani Kıvanç'ın yanını.

"Abi, ama orası benim yer-" cümlemi tamamlayamadan abim sözümü kesti ve "sen benim ile Recep'in arasında topla." Dedi. İtiraz edemedim ve abim ile Recep'in arasına girdim.

Bir süre fındık topladım. Annem ve Eda teyzenin konuşması haricinde kimseden ses çıkmıyordu. Recep'e, Kıvanç'ı sevdiğimi söylememiştim. Şimdi söylememin tam sırasıydı.

Kısık sesle, "pişt portakal kafa! Alooo, neye daldın bu kadar?" Dedim ve elimle Recep'i dürttüm. Recep, aniden sıçradı.

"Zeyno, ödümü kopardın. Seslenseydin."

"Seslendim zaten oğlum. Duymadın ki beni. Nerelere daldıysan artık. Neler düşünüyorsun? Baya dalmışsın. Yoksa....yoksa Selin'i mi düşünüyordun?"

Recep, "Nee!! Nerden çıkardın Zeyno? Uydurma, sallama götünden." Dedi ve başka tarafa baktı. Recep'in yüzü hafifçe kızarmış mıydı?

"Ahaa doğru tahmin etmişim. Oğlum sen abayı fena yakmışsın ya. Artık bu hoşlantıdan çıktı. Hakikatten aşık olmuşsun len. İlk başta sana inanmıyorsun ama haklıymışsın."

"Duygularımdan eminim Zeyno. Selin'i devamlı düşünüyorum. Onunla zaman geçirmek istiyorum. Benimle daha da mutlu olmasını istiyorum.

Ben Selin'e açılacağım. İster evet desin ister reddetsin. Önemli olan, ona karşı olan duygularımın olduğunu anlaması."

"Çok haklısın portakal kafa. Bunu iyi akıl edebilmişsin, seni tebrik ediyorum. Sonuna kadar arkandayım kardeşimin. Allah yardımcın olsun."

"AMİNNN! Sen niye beni dürtmüştün Zeyno?" Dedi, Recep ve yerden fındık alıp kırdı. Fındığı ağzına atıp çiğnemeye başladı.

"Şey... eee ben de Kıvanç'a aşığım!"

Recep'in bakışları beni buldu. Gözleri sonuna kadar açılmıştı ve fındığı çiğneyen ağzı durdu. Ve sonra öksürmeye başladı. Çok kötü öksürüyordu.

Recep'in sırtına vurdum ve "helal helal. İyi misin portakal kafa!" Dedim. Hâlâ öksürmeye devam ediyordu. Büyük ihtimalle fındık boğazına kaçmıştı.

Yutmadığı fındıklar, öksürürken ağzından çıktı. Yüzü kıpkırmızı oldu. "Ayy ölüyor galiba. Bir şey yapın. Recep, Recep!!!"dedim ve yerde duran suyu açıp Recep'e verdim.

Elimden saniyesinde suyu aldı ve içti. Derin derin nefes alıp verdi. Sonunda öksürüğü geçti. "Çok korkuttun beni, mal!" Dedim.

"Zeyno, ben ne yaptım? Hep sesin yüzünden. Öyle şak diye söylenilir mi yaa! İnsan alıştıra alıştıra söyler."

"Ne yapayım, çabucak çıkıverdi azımdan da."

Recep'e herkes iyi olup olmadığını sorduktan sonra bütün bakışlar geri yerine indi.

Recep, "Çabuk detayları anlatıyorsun. Hemennn!" Dedi.

Nasıl Kıvanç'a karşı duygularımdan emin olduğumu, Selin'e anlattıklarımı ve Kıvanç'ın sevgilisi olmadığını Recep'e anlattım. Her cümlenin sonunda araya girdi ve yorum yaptı.

Kimsenin duymaması için çok kısık sesle konuştuk ve birbirimize daha çok yaklaştık.

"Bizim Zeyno da aşık olur muydu bee!? Bu günleri mi de görecektim? Allahım sonunda Zeynonun mürvetini, öbür dünyaya gitmeden göreceğim. Çok şükür Yaarabbiii."

"Yaa öyle hemen gelin güvey olma portakal kafa. Sen de dünden razıymışsın, beni vermeye. Ne meraklısın evlendirmeye. Daha dur, bi açılayım. Kabul mu edecek etmeyecek mi?

Hemen bi haller. Hem ikimizde red yersek, ortada göt gibi kalırız valla. Bütün hayaller suya düşer."

"Doğru diyorsun. En iyisi ben susayım." Dedi ve bir süre konuşmadık.

"Zeyno, ama ilk ben açılacağım. İlk sen söylersen ve red yersen, senin depresyonun çok sürer. Hiç depresyonunu çekmem senin haa!"

Recep'in ensesine vurdum ve "kötüyü çağırmasana yaa!"

"Off tamam yaa, bir şey demiyorum." Dedi ve uzun bir süre konuşmadık. Dinlenmeden, 1 saat çalışmıştık. Eda teyzelerin yorulduğunu anlayınca mola verdik.

Babam, "güzel kızım, sana zahmet olmazsa hepimizin sepetlerini boşaltsana." Dedi. Başımla onayladım ve oturduğum yerden kalktım.

Yeni, boş çuval aldım ve sepetlerin yanına gittim. O sırada Yiğit amca, çantasından defter ve kalan çıkardı. Bir şeyleri not almaya başladı. Yerden babamın sepetini aldım ve çuvala dökmeye çalıştım.

Babam, sepetini çok doldurmuştu. Bu yüzden sepet çok ağırdı. Sepeti çuvalın ağzına tam oturtturamadığım için fındıkların yarısı yere dökülmüştü.

"Offf yaaa!" Dedim ve sepeti bırakıp yere düşmüş fındıkların toplamaya başladım. Fındıkları geri çuvala koydum. Babamın, sepeti hafiflediği için rahatlıkla çuvala boşalttım.

Sırada diğer sepetleri boşaltmak vardı. Abimin sepetini tam elime alacaktım ki başkası benim yerime aldı. Bunu yapan Kıvançtı.

Çuvalın ağzını açtım ve Kıvanç'ın rahatça sepeti boşaltmasını sağladım. Diğer sepetleri de kolayca ve hızlı bir şekilde yaptık. Kıvanç'ın bu davranışını içimden takdir ettim.

Kıvanç'ın nazik, anlayışlı ve yardım sever olmasına bayılıyordum. Maşallah hiçbir kusuru yoktu. Tüh tühhh nazar değmesin.

"Biraz Kıvanç'ı örnek alın yaa! Kıvanç gelmese hiç yardım eden olmayacak. İnsan, kardeşine yardım eder ya. Yani abiciğim ve Recep bey." Dedim.

Recep, oturduğu yerden "yardım edilecek bir şey var mı kanka?" Dedi.

"Ayy çok sağ ol Recep. Allah razı olsun, sorduğun için. Lannn! Tepemin tasını attırma. Biz işi bitirdikten sonra mı söylenir bu!?" Dedim ve yerden fındık çotanağını alıp Recep'in kafasına attım.

Çok hızlı bir şekilde attığım için Recep kaçamadı. Acıyla inledi. Yanında olan Selin endişeyle Recep'e yaklaştı. İyi olup olmadığını sordu. Onları boş verip yere kendimi attım.

"Ayy çok susadım ve yoruldum? Off bacaklarım ağrıyor. Hamlamışım off." Dedim ve bacaklarıma masaj yapmaya başladım.

Görüş alanıma bir bardak su girdi. Kıvanç elindeki suyla yanımda duruyordu. Teşekkür ettim ve suyu kana kana içtim.

O sırada Recep, tuvaletinin geldiğini söyledi. "Git yap dereye. Bize niye söylüyorsun? Ama dur! Telefonunu bana bırak. Sen telefonla gidersen yine dereye düşürürsün mazallah.

Sonra yeni sim kartı alırsın. Numaran değişir. Sonra ne hikmetse numarayı yanlış söylersin. Allah korusun! Başka bilinmeyen numarayla daha başımın derde girmesini istemiyorum." Dedim, son cümleyi kısık sesle söyleyerek.

Sadece yanımdaki Kıvanç duymuş olacakki bana garip bakışlarla baktı.

Kıvanç kaşını kaldırarak, "Bilinmeyen?"dedi.

"Bilinmeyen mi? O ne? Yeniliyor mu?" Dedi, anlamamazlıktan gelerek.

"Az önce kısık sesle söyledin."

"Kim, ben mi? Yok bee, sen yanlış duymuşsundur yav. Ehe." Dedim ve Kıvanç'ın omzuna hafifçe vurdum.

Kıvanç, garipseyen bakışlarla bir bana bir de yumruk elime baktı. Elini kaldırdı ve omzunda olan elini alıp geri bıraktı. Bu haline garipsedim.

Elim havada kalmıştı. Elimi kendime doğru çektim. Kıvanç, düşünceli gözüküyordu. Recep, cebinden telefonunu elime verdi. Telefonundan ayrılmak istemiyormuş gibi gözüküyordu.

Recep, "Canım telefonum, seni 2 dakikalığına Zeyno ablana emanet ediyorum. Hiç merak etme hemen geleceğim. En değerlim, telefonumm.

Seni çok özleyeceğim, bebeğim. Ayy ilk ayrılığımız, ağlayacağım galiba!" Dedi ve yalandan akan göz yaşlarını sildi.

"Ah vallahi gerizekalı bu çocuk. Allah, beyin dağıtırken bu çocuk şemsiye mi açtı, ne yaptı?" Dedim.

Selin, Recep'in bu haline güldü. Recep, "Ayy acaba telefonumla mı gitsem? Aynen

aynen öyle yapayım. Ver Zeyno." Dedi ve elimdeki telefona uzandı.

Recep'in uzanmaya çalışan elinin üstüne vurdum. "Salak mısın oğlum sen? Çek elini! Git işe gel." Dedim ve telefonunun cebime attım.

~Bölüm sonu~

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

52. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum