İçeriğe geç

FINDIK GÜZELİ-Yarı texting

Bölüm 50 · 9 dk okuma

FINDIK GÜZELİ-Yarı texting

Bölüm 50

SU BİDONLARI

Sohbetten çıktım ve telefonumu şarja taktım. Televizyonda MasterChef vardı. Annemler benim ısrarlarım yüzünden başka şey izleyemiyorlardı.

Çağatay, üzümlü kekim elenmişti. Çok üzüldüm. Onu tutuyordum. Daha iyi yerlere gelmeyi hakediyordu. Artık MasterChef benim için bitmiştir ee dostlar. Dertli dertli yatağıma gittim ve yattım. Malum erken kalkacaktım.

Yanımda bir şey çalıyordu. Gözlerimi açmadan "abiii kapa şu yaa. Daha yeni yattım." Dedim, uyku sersemliğiyle.

Ses hâlâ çalmaya devam ediyordu. Ofladım ve yatakta sağa sola döndüm. O sırada bir horlama sesi geldi.

"ABİİİİ! Kapat artık şunuuu." Dedim ve uyumaya çalıştım. Abim bağırma yüzünden uyandı ve telefonunun alarmını kapattı.

"Zeynep, balım hadi kalk. Sabah olmuş."

"Hangi ara sabah oldu yaa. Daha yeni yatmaya gittim ya offf." Dedim ve oturur pozisyona geldim. Sırtımı yatağın başlığına dayadım.

Gözlerimi, ellerimle uvuşturdum. 10 dakikanın sonunda ayılabilmiştim. Fındık bahçesinde giydiğim kıyafetlerimi giydim. Bugün bahçeye Eda teyzelerde geliyordu. Yani Kıvanç'ta vardı.

Onu göreceğim için çok heyecanlandım.Ayyyyy çok mutluyum. Abim yanımdan geçerken yanağımdan makas aldı ve "Balım niye sırıtıyormuşum? Normalde yüzünden düşen bin parça olur ve fındık bahçesine gitmemek için rol yaparsın. Hayırdır?" Dedi ve göz kırptı.

Hemen yüzümdeki sırıtışı sildim ve "yoo ne sırıtması abi. Sen yanlış görmüşsün." Dedim.

" İnanmadım ama öyle olsun bakalım. Yakında kokusu çıkar."Dedi ve mutfağa doğru ilerlemeye başladı. Gözlerimi kıstım ve bir bacağımı yukarıya kaldırdım ve ayağımla abimin kalçasına vurdum.

Abim ne olduğunu şaşırdı ve bana doğru döndü. O da gözlerin kıstı ve bana doğru ilerledi. Kaçmaya çalıştım ama abim beni yakaladı ve kaldırdı.

"İmdaattt!! Bırak beni abiii!" Dedim ve kucağında debelenmeye başladım. Abim beni koltuğa bıraktı ve gıdıklamaya başladı. Kahkahalarla gülmeye başladım. Nefes nefese kalmıştım.

Abime engel olamıyordum çünkü ellerimi çapraz bir şekilde bedenime bastırmıştı ve sıkıca tutuyordu. Son bir şansım vardı. Bütün kardeşlerin vardığı o kutsal hareketi yaptım.

Ayaklarımı, abime doğru sallamaya başladım. Sertçe ayaklarım, abimin göbeğine çarptı. Abim acıyla inledi ve ellerimi bıraktı. Sonunda kurtulmuştum.

Bu hareketin işe yaramadığını asla görmemiştim. Hemen yattığım yerden kalktım ve mutfağa doğru kaçmaya başladım.

"Anneee şu oğluna bir şey söyle!! Tikimle oynuyoooo!"

"Zeynep!! Kaçma, bunun hesabını ödeteceğim sana."

Aceleyle kahvaltıyı hazırlayan annemin arkasına saklandım. Abimde peşinden hızla geldi. Yakalanmamak için bir sağa bir sola annemin etrafında dolanıyordum. Abimde aynı şekilde beni yakalamak için hareket ediyordu.

Annem yüksek sesle, "Ayyyhh durun da. Başım döndü eşek sıpaları. İkinizde kavga etmeyi kesin. Sizinle mi uğraşacağım daha kahvaltı hazır değil. Biran önce bahçeye gitmemiz lazım. İşim gücüm var." Dedi.

Annemin dediklerinden sonra abimle olduğumuz yerde durduk. Abimle kısık gözlere birbirimize baktık. Elimi öne uzattım ve "kısa bir barış anlaşması teklif ediyorum." Dedim.

Abimde elini uzattı ve elimi sıktı. "Tamam, anlaşmayı kabul ediyorum." Dedi, abim. Ellerimizi ayırdık ve sandalyelere oturduk. Kısa bir süre sonra kahvaltı hazır oldu. Annemler kahvaltılarını yaptılar.

Ben de camdan Eda teyzelerin evine bakıyordum. Belki camdan Kıvanç'ı görürüm umuduyla. Ama Kıvanç gözükmüyordu. Annemler, kahvaltı yapmayı bitirdiler.

Bahçeye götürülecek yemekleri şeleğe koydum. Şeleği aşağıya, arabanın yanına taşıdım. Evden çıkmadan yanıma ekmek ve süt almıştım. Tamın(ahırın) kapısını açtım ve direk yanıma koşarak Afacan geldi. Hemen Afacan'ı sevdim.

"Oyyy annesinin kuzusu, özlemiş mi beni? Ben de seni özledim bebişim. Seni verene kurban olurum. Şu tatlılığa bak hele."

Afacan devamlı miyavlamaya başladı ve üzerine tırmanmaya çalıştı. Elimdeki ekmeklere uzanmaya çalıştı.

"Sen açıktın mı balım? Hemen veriyorum canım." Dedim ve dondurma kabına ekmek ile sütü koydum hemen yemeğe başladı.

Fazlaca koymuştum çünkü biz fındıktan geç dönebilirdik. Afacan'ımın aç kalmasını istemiyordum. Afacan, güzelce karnını doyurdu. Onu kucağıma aldım ve sevmeye devam ettim.

Ellerime tırnaklarını geçiriyordu. Kucağımda bir o yana bir bu yana takla atıp duruyordu.

"Sen oyun mu istiyorsun ha? Hemen yaparız Afacan." Dedim ve yerde olan çubuğu yerde hareket ettirmeye başladım. Afacan, çubuğu yakalamak için harekete geçti.

Bir süre böyle oynadık. Yapmam gereken işler olduğu için Afacanı geri tama(ahıra) koydum ve kapısını kapattım. Afacanı dışarda bırakmıyorduk çünkü küçük olduğu için köpekler boğardı ya da yola çıkabilirdi.

Araba yoluna çıkarsa arabalar onu ezip öldürebilirdi. Ahırın bitişiğin de çeşmemiz vardı. Su bidonlarını yerden aldım ve doldurmak için çeşmeye yaklaştım.

Bidonları doldurmaya başladım. Acaba bugün nasıl geçecekti? Umarım kendimi rezil edecek bir şeyler yapmazdım. Ben bunları düşünürken arkamdan gelen ayak seslerini duymamıştım.

Dolan bidonu çeşmeden çektim ve kapağını kapattım. Arkamı dönüp yere bırakacakken önümde Kıvanç belirdi.

"Ayyhh!!" Diye ses çıktı ağzımdan. Elimdeki bidon yere düştü. Baş parmağımı dişlerime doğru götürdüm ve yukarıya doğru ittim.

"Ödümü kopardın Kıvanç! Öyle sinsi sinsi yaklaşılır mı?"

"Çok özür dilerim. Amacım seni korkutmak değildi. Sana seslendim ama duymadın Zeynep."

Sakinleşmek için nefes egzersizleri yaptım ve "Neden gelmiştin?" Diye sordum.

Kıvanç, gözleriyle elindeki bidonları işaret etti. Elinde bidonların olduğunu yeni farkettim.

Kıvanç, "İlk sizinkileri doldur sen, sonra ben doldururum." Dedi.

Başınla onayladım ve bidonları doldurmaya devam ettim. Doldurduğum şişeleri yere bıraktım. Sonunda bidonlarım bitmişti. Kıvanç, şişeleri doldurmak için çeşmeye yöneldi.

Yerde duran bidonları arabaya taşımam lazımdı. Çabucak bitmesi için ikişer ikişer taşımaya karar verdim. İki bidonu yerden kaldırdım tam ilerliyordum ki, "Ne yapıyorsun Zeynep?" Dedi, Kıvanç.

Arkamı döndüm ve "Gördüğün gibi su bidonlarını kaldırıyorum. Arabaya taşıyacağım." Dedi.

Kıvanç, çeşmenin suyu kapattı ve yanıma geldi. "Ağırdır onlar ver ben taşıyayım." Dedi.

"Yok sağ ol. Taşırım ya." Dedim ve ilerlemeye başladım. Aniden elimdeki su şişeleri alındı. Kıvanç'a ve elimden aldığı su şişelere baktım.

"Bu şişeleri ön koltuğun oraya mı koyayım? Nereye koyacağımı gösterir misin?" Dedi, Kıvanç.

"Asla pes etmezsin di mi Kıvanç? Beni takip et, göstereyim." Dedim ve ilerlemeye başladım. Arabanın bagaj kapısını açtım.

"Şuraya koyarsan sevinirim." Dedim ve koyacağı yeri gösterdim.

Kıvanç, 2-3 kere gidip gelip arabaya suları yerleştirdi.

"Teşekkür ederim Kıvanç." Dedim ve gülümsedim.

"Rica ederim. Yardım etmekten memnun oldum." Dedi ve o da gülümsedi. Kendi su şişelerini doldurmak için çeşmenin yanına gitti. Benimde işim olmadığı için Kıvanç'ın peşine takıldım.

"Aynen, kesin işin olmadığı içindir.Mazallah işin olsaydı kesinlikle gitmezdin. Asla, Kıvançla birlikte zaman geçirmek istediğin için değil."

"Offf sen nerden çıktın iç ses. Tamam kabul ediyorum, Kıvançla ne kadar vakit geçirirsem benim için o kadar kâr."

"Neee!! Bi saniye sen, kabul mü ettin? Yoksa ben yanlış mı anladım?"

"Doğru duydun iç ses."

"Allah'ım başımıza taş yağıcak galiba. Kız, sen kabul eder miydin? Bunu kutlamalıyız hemen."

"Offf iç ses, git başımdan."

Ben iç sesimle konuşurken çeşmenin yanına gelmiştik. Kıvanç, bidonları suyla doldurmaya başladı.

"Ee hazır mısın fındık bahçesine gitmeye? Benim fındıkta çektiğim çileleri görüp yaşayacaksın. Sana fazla yüklenmeyiz merak etme. Misafirimizsin sonuçta."

"Gayet hazır hissediyorum kendimi. Dün erken uyudum ve enerjimi topladım. Görelim bakalım fındık bahçesini."

"Bakalım akşam eve dönerken de enerjin böyle olacak mı? Çok merak ediyorum."

"Ben kendime güveniyorum. Evelallah bunun da üstesinden geliriz.Bekle bizi fındık bahçesi, biz geliyoruz!!" Dedi, Kıvanç ve elini havaya kaldırdı.

Bu haline güldüm ve ben de elimi kaldırdım. Bidonları doldurana kadar başka şey hakkında konuşmadık. Ben o sırada Kıvanç'ı süzdüm.

Altında eskimiş, siyah bir pantolon üstünde ise yine aynı şekilde eskimiş, lacivert kısa kollu tişört vardı. Kaslı kolları kendini belli ediyordu.

Eski giyinmesine rağmen karizmasından ödün vermemişti. Her türlü yakışıklıydı. Her türlü dibim düşüyordu. Saçlarını taramamıştı. Dağınık bir şekilde duruyordu.

Yan profilden izlediğim için yüzü hatları daha keskin duruyordu. Burnu, gayet ideal boyda ve kızların kıskanacağı türden güzeldi.

Kendimi fazla kaptırdığımın farkına vardım ve Kıvanç'ı dikizlemeyi kestim. O sırada Kıvanç'ın işi bitti.

"Ben karşıya geçiyorum. Bizimkiler hazır, siz ne zaman çıkalım derseniz çıkarız." Dedi ve bir eline iki tane su aldı.

"Görüşürüz, bahçede." Dedim ve el salladım. Kıvançta görüşürüz dedi ve karşıya, sularla birlikte geçti. Bende arabanın içine geçtim ve oturdum. Annemleri beklemeye başladım.

Annemler kısa bir süre sonra hazırlanmışlardı ve arabaya bindiler. Annem, Eda teyzeyi aradı ve yola çıkacağımızı söyledi. Konuşmalarından sonra babam arabayı çalıştırdı ve 15 dakikalık uzaklıkta olan fındık bahçemize sürmeye başladı.

Babam arabayı durdurdu. Yiğit amcayla beraber çakıllı yolun kenarına arabaları park ettiler. Arabadan eşyalarımızı aldık. Şimdi 10 dakikalık bir dağ yürüyüşümüz vardı.

Dik yamaçı çıkmaya başkadık. Eda teyzeler alışık olmadığı için hep ayakları kayıyordu. En önden babam ve yiğit amca gidiyordu.

Sonra Eda teyzeler vardı. Biz onların arkasındaydık çünkü kaydıkları zaman hemen yardım ediyorduk.

Eda teyze, "Ayy ne kadar dikmiş. Çok yoruyor insanı." Dedi.

Annem, "maalesef düz bahçemiz yok. En iyi olan bahçemiz burası. Sizi bilerek buraya getirdik. Eğer daha dik bahçeye götürseydik, hiç yürüyemezdiniz." Dedi.

Selin, "bir de bunun inmesi var. Akşam nasıl geri ineceğiz?" Diye sordu.

"Yuvarlana yuvarlana, kaya kaya inersiniz. Hatta daha kolay kaymanız için altınıza çuval veririz, sanki kar varmış gibi kayarsınız. 2 dakika da arabaların yanında oluveririsiz." Dedim ve güldüm.

Selin, bana "sen ciddi misin?"Der gibi baktı.

"Tabi ki şaka yapıyorum. Size yardım edeceğiz inerken. Yavaş yavaş ineriz beraber." Dedim.

Babam, "çok dikkat edin, toprak kayıyor. Mazalalh kayarken bir yerinizi burkarsınız." Diye uyardı.

O sırada Selin, ilerlemek için adım atmıştıki yerdeki toprak kaydı. Aşağı doğru kayıyordu ki arkasındaki Recep çabucak Selin'i yakaladı.

Recep'in kendisi de kaymamak için yan taraftaki fındık dalına tek eliyle tutundu. Diğer eliyle Selin'i belinde kavramıştı. Selin'in kafası hafif aşağı doğru sarkıyordu.

Bu olaylar saniyesinde gerçekleşmişti. Fındık bahçesinde olmasaydık, dans sırasında kadının erkeğin kollarında geriye doğru sarkankenki pozunu yapmaya çalıştıklarını düşünürdüm.

Recep, Selin'in yüzüne hafifçe eğilmişti. Recep'in gözlerinde korkunun varlığını hissettim. Endişeyle ve korkunun karışımıyla Selin'e bakıyordu.

Birbirlerinden ayrılmıyorlardı. Selin'in yanakları hafifçe kızarmıştı. Büyülenmiş bir şekilde Recep'e bakıyordu. Recep'in saçları öne doğru, Selin'in yüzüne doğru sarkıyordu.

O sırada Atlas abi kaymamaya dikkat ederek Selin ile Kıvanç'ın yanına gitti. Recep'in elinden Selin'i aldı ve Selin'i kendine çekip doğrulttu.

Atlas abi, "İyi misin kardeşim?" Diye sordu.

Selin kendine gelerek, "iyiyim abi, bir şeyim yok. Yani Recep sayesinde. Teşekkür ederim Recep." Dedi.

Recep, elini ensesi götürüp kaşıdı, gözlerini kaçırdı ve "rica ederim." Dedi. Selin'in iyi olduğunu onayladıktan sonra yürümeye devam ettik.

5 dakikanın sonunda bizim bahçeye gelebildik. Babam dal sallamak için bütün erkekleri yanında götürdü. Biz de yere çuvalların üstüne oturduk. Erkeklerin işlerini bitirip geri gelmesini beklemeye başladık.

Annem ile Eda teyze sohbet etmeye başladılar. Selin'e, Kıvanç hakkında sormam gereken bir şey vardı. Selin'e doğru döndüm ve kısık sesle "Kıvanç'ın sevgilisi var mı?" Diye sordum.

Selin sorduğum soruya şaşırdı ve "Hayır. Bu sorunun cevabını ilk tanıştığımız zaman söylemiştim. Niye tekrardan sordun?" Dedi.

"Şey, belki o zamandan bu zamana sevgili yapmıştır diye düşündüm. Emin olmak istedim."

Selin gözlerini kısıp bana bakmaya başladı. "Emin olduğuna göre, ne yapacaksın? Bu senin ne işine yarayacak?" Dedi ve kaşını kaldırdı.

Bir süre sessiz kaldım. Söyleyip söylememek arasında kalmıştım. Bilmeye hakkı vardı. Hem eğer onaylarsa belki Kıvanç ile aramızı yapardı.

Kısık sesle, "Sana söyleyeceğim ama kimseye söylemek yok. Ben.... Ben Kıvanç'a aşık oldum." Dedim.

Selin, bir süre boş boş yüzme baktı. Jeton yeni düşmüş olacakki aniden, "Biliyordum ben. Oley beeee. Çok sevindim. İşte buuu!!" Dedi bağırarak. Hemen elimle Selin'in ağzını kapattım.

Annem ve Eda teyzenin bakışları bize döndü. Sırıttım ve "böcek gördü, ondan dolayı bağırdı yav." Dedim. Geri önlerine döndüler.

"Yaa Selin ne bağırıyorsun kız?"Dedim.

"Ne yapayım fazla heyecanlandım Zeynep. Ama ben biliyordum. Sevdiğini çok belli ediyorsun.

Peki ne zaman açılmayı düşünüyorsun? Biran önce sevgili olmanız lazım. Şu İstanbul'daki şıllıklardan biran önce kurtulmamız lazım. Sizin sevgili olduğunuzu duyunca ortadan ikiye çatlayacaklar. Ohh ohhh

Ayyy ben görümce oluyorum. Ama ben iyi görümce olacağım. İkimiz birlik olup Kıvanç'ı

çıldırtacağız. Ayy ne güzel olur." Dedi ve sevindiğini belli ederek ellerini etrafta sallamaya başladı.

Bu haline güldüm ve "bu kadar sevineceğini bilsem. En başında söylerdim." Dedim.

~Bölüm sonu~

Bölüm sonu

2 yorum