Kıvanç tebessüm etti ve "rica ederim." Dedi. Elini kaldırdı ve alnıma yapışmış ıslak saçlarımı, parmak uçlarıyla kenara çekti. Hâlâ hafifçe titriyordum. Burnumu çektim.
Kıvanç, titrediğimi fark etti ve aceleyle yerden kalktı. Kaşlarımı çattım ve neden aceleyle kalktığını anlamaya çalıştım. Aceleyle üzerindeki hırkayı çekiştirmeye başladı.
Hırkasını sonunda çıkarmayı başardı. Yanıma geri çömeldi ve hırkayı önümde tuttu. Yüzüne boş boş baktım. Kıvanç, "hadi, giysene. Daha fazla üşütme." Dedi.
Beni düşünmesi, yüzümde kocaman tebessüme sebep oldu. Kollarımı, hırkanın içene geçirmeme yardımcı oldu. Giydiğim için yüzünde memnun olmuş bir ifade oluştu. Sonra elini bana doğru uzattı. Hiç düşünmeden elimi, avuç içine koydum.
Eline değince parmak uçlarım karıncalandı. Kıvanç yavaşça beni kendisiyle birlikte kaldırdı. Sonra hırkanın kapüşon kısmını düzeltti ve tek dizine üstüne çöktü.
Kıvanç'ı şaşkınlıkla baktım. Elini fermuar kısmına koydu ve yavaşça fermuarı çekti. Fermuarı çekerken bir yandan da ayağa kalktı.
Kıvanç, "İşte şimdi tam oldu." Dedi. Yaptıklarından memnun olmuşçasına gülümsedi. Kendimi o an, bebek gibi hissetim. Bu durumdan oldukça memnundum.
O sırada arkadan Yiğit amca, "peçeteyi bir türlü bulamadım. Al, yüzünü eli sil. İyi misin kızım? Hastaneye gidelim mi?" Dedi ve elindeki rulo peçetesiyle bize yaklaştı.
"Hastaneye gitmeye gerek yok. Şimdi daha iyiyim. Peçete için teşekkürler." Dedim ve peçeteyi aldım. Elimi ve yüzümü sildim. İşim bittikten sonra arabaya doğru yürüdük. Arabaya çok az kalmıştı ki Eda teyze ve Selin arabadan indi.
Eda teyze ellerini yanaklarıma koydu ve "İyi misin Zeynepçiğim? Araba yolculukları seni tutuyor mu? Annenleri arayalım mı?" Diye sordu.
"İyiyim Eda teyze, merak etme. O kadar ciddi bir durum değil. Sık sık olmasa da arada, araba tutar beni. Hem açken arabada dans ettiğim için olmuştur." Dedim.
Hemen söze Selin atladı ve "ben şarkı söyle diye ısrar etmeseydim, bunların hiç biri olmazdı. Özür dilerim Zeynep. Bu arada yanına gelemediğimiz için kusura bakma. Teyzem ve ben biri kusunca bizim de kusasımız geldiği için bakamadık. Araba da kalmak zorunda kaldık." Dedi ellerimi tutarak.
"Hiç önemli değil Selin." Dedim ve gülümsedim. Eda teyze ve Selin de bana karşılık verdi. Sonra hep birlikte arabaya bindik. Yolun geri kalanını Yiğit amcaya tarif ettim.
Araba da sessizlik hakimdi. Selin telefonuyla bir şeyler yapıyordu. Kıvanç ise çantasından kitap çıkardı ve okumaya başladı. Ben de pencereden etrafı izlemeye başladım.
Kısa bir süre sonra gözlerim kapanmaya başladı. Kafamı geriye doğru attım. Araba salladıkça uyku dahada çok bastırıyordu. Daha fazla dayanamadım ve uykuya teslim oldum.
Son hatırladığım şey kafamın sağ tarafa düşmesiydi. Bir süre sonra araba hafifçe zıpladı. Yerimde kıpırdadım ve sağ tarafa başımı dahada yasladım. Alnım sıcak bir şeye yaslandı. Burnuma erkeksi koku geldi.
Burnuma koku gelen kısma, burnumu daha da yaklaştırdım ve sürttüm. O an bir kıkırtı işittim. Kıkırtıyı duymazdan geldim ve uyumaya devam ettim. Aradan yarım saat sonra, fotoğraf çekilme sesiyle uyandım ama gözlerimi açmadım. Uyku ve uyanıklık arasındaydım. Tam açılamamıştım.
Kısık sesle Selin, "Ayy çok tatlılar. Bunların hemen sevgili olması lazım. Çok yakışıyorlar. Baksana şu tiplere teyze." Dedi.
Eda teyze de kısık sesle, "birbirlerini severlerse neden olmasın? Hadi kaldır onları. Daha fazla bekletmeyelim Selime'leri" Dedi.
Dediklerini tam anlamıyla idrak edememiştim. Başımın üstü ağrımaya başlamıştı. Kafamın üstünde bir ağırlık vardı. Ne olduğunu çıkaramıyordum. Canım biraz daha uyumak istiyordu.
Ellerimi kaldırdım ve sağ tarafa sardım. Elimin altında sıcak bir şey vardı. Sık sık inip kalkıyordu.
Selin, "Ayy ama ben uyandırmaya kıyamam ki. Biraz daha kalsınlar böyle teyze. Biz gidelim." Dedi. Sonra kapıların açılıp kapanma sesi geldi. Sessizlik çökmüştü. Uyumaya devam edeceğim için çok mutlu oldum.
Aradan 5 dakika geçmeden kapı açılma sesi geldi. 1 dakika sonra, son ses Mehter Marşı çalmaya başladı. Gözlerim sonuna kadar açıldı. Kafamdaki ağırlık gitti. Ben de kolayca kafamı kaldırdım.
Ama boynum çok acıyordu. Ne olduğunu anlamak için etrafıma bakmaya başladım. Sol tarafında elinde telefon olan Recep'le karşılaştım. Sudan çıkmış balık gibi Recep'e bakmaya başladım.
Sağ tarafımda ise yeni uyanmış ve beni gibi ne olduğunu sorgulayan Kıvanç'ı gördüm. Sonra kaşlarını çattı ve Recep'e baktı. Gözlerimi ellerimle ovuşturdum ve gerindim. Bir anda jeton yeni düştü. Ben uyuya kalmıştım. Hem de Kıvanç'ın omzunda.
O da beni kaldırmamış uyumama izin vermişti. Hatta o da benim başımın üstüne başını koyup uyumuştu. Sonralara doğru ben ellerimi ona sarmıştım. O anları düşündükçe kızardığımı hissettim. Ama bizim bu halimizi Recep bozmuştu. Hâlâ Mehter Marşı çalmaya devam ediyordu.
"Kapat şunu yaaa. Sen nerden çıktın portakal kafa? Niye uykumun içine ettin haa?" Diye sordum. Recep müziği kapattı ve 32 diş sırıtarak "Lastik işini hallettik ve size yetiştik. Şuan Kuzualan Şelalesindeyiz. Selin, sizi uyandıramadığını söyledi. Ben de, ben uyandırmasını bilirim dedim ve geldim. Nasıl tak diye uyandınız ama." Dedi.
Recep konuştukça sinirlenmeye başladım. "Recep, ya sen mi kendini öldürürsün yoksa ben mi? Çabuk gözümün önünden kaybol yoksa elimden bir kaza çıkacak!" Dedim sinirle.
Recep benim verdiğim tepkiden sonra kocaman yutkundu ve çabucak arabadan indi. Kocaman ofladım ve saçlarımı parmaklarımla düzeltmeye başladım. Saçlarımı yaptıktan sonra Kıvanç'a baktım.
Ayılamamış, hafif şişmiş gözleriyle etrafa bakıyordu. Saçları bozulmuştu. İstemsizce bu haline gülümsedim. Kıvanç "ne oldu?" Dercesine kafasını salladı. Elimi kaldırdım ve saçlarının ucuna dokundum.
Parmaklarımın ucunu, Kıvanç'ın yumuşak saçları gıdıkladı. Kısık sesle kıkırdadım. Parmaklarımı ileri geri yaparak, saçını düzelttim. Ben bunları yaparken Kıvanç büyülenmiş bir şekilde bana bakıyordu.
Gözünü bile kırpmadan gözlerime bakıyordu. Elimi geri çekerken "işte şimdi oldu." Dedim.
"Teşekkürler. Bu arada nasıl oldun? Miden hâlâ bulamıyor mu?" Dedi.
"Yok bulanmıyor artık. Hadi inelim arabadan, bizimkileri bekletmeyelim." Dedim. Kıvanç, başıyla beni onayladı. Aynı andan kapıyı açtık ve indik. İner inmez annemle karşılaştım.
"Kuzumm, kusmuşsun. Noldu annem? Hiçbir şey yemediğin için oldu kesin. Ben sana demiştim 2-3 lokmada olsa ye. Ama olmaz, hiç anne sözü dinlenir mi? Valla seni bi kötekten geçirmek lazım" Dedi.
"Ay anne başladın yine. Tamam sultanım hep benim suçum. Neyse bitti gitti. Şuan gayet iyiyim. Artık gezebilir miyiz?" Dedim.
Annem, "senden adam olmaz." Der gibi bana baktı ve Eda teyzenin koluna girip ilerlemeye başladı.
"Al işte şimdi de trip mi yiyorum ben." Dedim annemin arkasından. Annem hiç istifini bozmadan yürümeye devam etti.
O sıra da Selin etrafın fotoğrafını çekiyordu. Herkes şelaleye daha yakından bakmak için merdivenlerden indi.


(Kuzualan Şelalesi)
Selin, "hadi selfi çekinelim. Herkes birbirine yaklaşsın. Kocaman gülümseyin." Dedi ve öne geçip telefonu havaya kaldırdı.
Sırayla Atlas abi, Eda teyze, Kıvanç, Yiğit amca,Babam, ben, Recep, annem ve abim şelalenin önüne dizildik. Recep şans eseri yanıma denk gelmişti. Bu şansı değerlendirdim ve kolumu Recep'in arkasına attım.
"Sen miydin beni uyandıran ha?" Dedim geveleyerek. Recep ne dediğimi anlam
adı. Bir saniye sonra Recep'in sırtına çimdik attım. Recep hemen bağırdı.
~Bölüm sonu~