Eda teyze önden, Recep ile ben arkasından oturma odasına geçtik. Recep kendini tanıttı, Yiğit amca ve Atlas abiyle tokalaştı. Sıra Kıvanç'a gelmişti.
Anlamadığım bir şekilde Kıvanç, Recep'e kaşları çatık bir şekilde bakıyordu. Gözleri kararmıştı. Sanki karşısında düşmanı varmış gibi bakıyordu. Onun bu bakışlarından korktum.
Recep, Kıvanç'a elini uzattı. Kıvançta elini uzattı ve tokalaştılar. Kıvanç, Recep'in elini sert sıkmış olmalı ki Recep yüzünü buruşturdu ve elini çabucak çekti.
Artık Recep'in de kaşları çatıktı. Recep, Kıvançtan uzaklaşmak için arkasını döndü ve o an ayakta olan Selin'i fark etti. Yüzündeki kızgın ifade saniyesinde yok oldu.
"Merhaba, ben Selin. Kıvanç'ın kuzeniyim." Dedi Selin ve elini uzattı. Recep'in yüzünde bir sırıtış belirdi ve Selin'in yüzüne bakmaya devam başladı.
Selin'in eli havada kaldı. Recep, sadece sırıtıp duruyordu. Böyle giderse kızın elini geri çekeceğini anladım ve Recep'in koluna dirseğimi geçirdim.
Recep, yaptığım hareket yüzünden yüzünü buruşturdu ve kafasını bana çevirdi. Gözlerimle Selin'in elini işaret ettim. Recep, yaptığım hareketi anladı ve hemen Selin'in elini sıktı.
"Ben de Recep, tanıştığıma memnun oldum. İsminiz ne kadar güzel, sizi yansıtıyor. Bir içimlik su gibisiniz maşallah." Dedi Recep.
Recep'in, iltifatını ben ve Kıvanç beklemiyorduk ki yüzümüzde şaşkın bir ifade oluştu. Selin içtenlikle kahkaha attı ve teşekkür etti. Recep, hâlâ Selin'in elini tutuyordu. Büyülenmiş bir şekilde Selin'in kahkahasına bakakaldı.
Kıvanç rahatsız olmuş olmalı ki Selin ile Recep'in ellerini ayırdı. Selin'i yanına kanepeye oturtturdu ve kolunu Selin'in omzuna attı.
Bunu yaparken kötü bakışlarını Recep'e atmayı da ihmal etmedi. Bende karşı koltuğa oturdum. Recep, ayakta boş boş karşısına bakıyordu. En sonunda elinden tuttum ve yanıma oturtturdum.
O sırada Eda teyze elinde çay ve kadayıf tatlısı getirdi. Eda teyze, "Kıvanç, annem arkadaşlarını da al odana götür. Orda sohbet edin. Giderken Recep için getirdiğim tatlıyı ve çayları da alın." Dedi.
Kıvanç onayladı ve hep beraber odasına gittik. Odasının bir duvarını laciverte boyamıştı ve siyah renkli eşyalar almıştı. Yerde 4 tane gri minder vardı. Onlara oturduk. Yanımda Recep, karşımda Kıvanç ve çaprazımda Selin vardı.
Yere çayları koyduk. "Odan çok şık olmuş. Duvarın boyanmış. Güle güle kullan Kıvanç." Dedim.
"Sağ ol Zeynep." Dedi ve telefonuna bildirim geldi. Telefonu açtı ve birine mesaj yazmaya başladı. Ben de çayımı yudumladım. O sırada Recep, kulağıma yaklaştı ve "Zeyno, ben aşık oldum galiba." Dedi.
Ağzımdaki bütün çayları ileriye doğru püskürttüm ve "NEEEEE!!! Kime?" Diye bağırdım. Recep'in, gözleri kocaman açıldı ve yüzü Kıvanç'ın tarafına döndü. Ben de Kıvanç'a döndüm ve yüzü, saçları ve kıyafeti çay olmuş bir Kıvançla karşılaştım.
"Ç-çok özür dilerim. Hep Recep yüzünden oldu." Dedim.
"Yaa ben ne yaptım Zeyno?"
"Öyle pat diye söylenir mi portakal kafa?"
"Yaa deme öyle. Bütün karizmamı bozuyorsun Zeyno."
"Ayy senin karizmanı yesinler. Sen hangi karizmadan bahsetiyorsun acaba? Olmayan şeyden bahsedilmez de."
"Senin gözün kör herhalde. Şu yakışıklılığa şu endama bak hele." Dedi Recep ve kendini bilmiş ifadeyle başını kaldırdı.
O an Recep'in kafasına bir tane geçirdim ve Kıvanç'la Selin'e döndüm. Selin alttan alttan gülüyordu. Kıvanç ise halinden hiç memnun değildi. Elinin tersiyle yüzünü sildi.
Gülmemi engelleyemedim ve Kıvanç'ın haline güldüm. Benim peşime Selin de güldü.
"Gülün gülün ben size ne yapacağımı biliyorum." Dedi ve Selin'i gıdıklamaya başladı.
"Hahahha, Zeynep y-yardım hahah et." Dedi Selin kahkahalarının arasından.
Çabucak etrafıma bakındım ve yatağın üstünde olan yastığı aldım. Selin'i bırakması için Kıvanç'a vurdum. Kıvanç ilk darbeyi yiyince ne olduğunu şaşırdı ve kafasını bana çevirdi.
Tam yine vuracaklara arkadan yastığım tutuldu ve çekildi. Çığlık attım ve geri düştüm.
Kafamın üstünde bana bakan Recep'le karşılaştım. "Cık cık cık. Yaptığın yakıştı mı sana? Hem suçlusun hem güçlüsün Zeyno." Dedi Recep.
"Aa bana diyene bak. Senin yüzünden oldu. Ha sen Kıvanç'ın tarafını mı tutuyorsun."
Recep, evet manasında kafasını salladı. Göz ucuyla Selin ve Kıvanç'ın ne yaptığına baktım. Kıvanç gıdıklamayı durdurmuş, Recep ile bize bakıyordu. Selin ise bu fırsatı değerlendirerek, yavaş hareketlerle yatağın oraya gitmeye başladı. Selin'le bakıştım ve ne yapacağını anladım.
Bu durumu Recep ayıkmasın diye kafasını tuttuğum gibi kendime çektim. Recep'in kafası, kafama çarptı ve dengesini sağlayamayıp yanıma düştü.
"Oha Zeyno. Kafamı yardın."
"Bir şey olmaz senin odun kafana, merak etme. Asıl benim mükemmel kafam yarıldı." Dedim.
Recep, kafasını ovmaya başladı. O sırada Selin, elindeki yastıkla Recep'in bacaklarına vurdu. Onlardan sıyrıldım ve Kıvanç'a baktım. Saçları dağılmış ve her tarafı çay yokuydu.
Yüzümde bir sırıtış oldu. Bana bakarak Kıvançta sırıttı, gözleri kısıldı. Bu halde olmasına rağmen çok yakışıklıydı. Kıvanç arkama baktı ve baktıktan sonra yüzündeki sırıtma silindi.
Kısa bir süre sonra sırtıma sert bir yastık darbesi aldım. Dengemi sağlayamadım ve önümde olan Kıvanç'ın omzuna düştüm. Dudaklarım yanlışlıkla Kıvanç'ın boynuna sürtündü.
Kıvanç'ın Adem elması aşağı yukarı oynadı. Nefes alış verişleri hızlandı. Daha da Kıvanç'ın dibine girmemek için elimi göğsüne koyup destek aldım. Elimi koyar koymaz kasları kasıldı.
Göğsü oldukça sertti ve hızla inip kalkıyordu. Mükemmel kokusuna çay kokusu katılmıştı. Aklımı başımdan alıyordu. Sıcak basmıştı. Kendimi toparlamaya çalışarak geri çekilmeye çalıştım.
"Ö-özür dile" sözümü bitiremeden, bu sefer yan taraftan gelen darbeyle yan tarafa düştüm. Düştüğüm yer Kıvanç'ın kucağıydı. Başım, bacaklarına yaslıydı.
Kıvanç bana bakmak için kafasını aşağı çevirdi. Olduğum yerde olmaktan mutluydum. Asla rahatsız hissetmiyordum. Sanki burası benim olmam gereken yerdi.
Kıvanç'ın yeşilleri bi farklı bakıyordu. O gözlerin sadece bana böyle bakmasını istedim. Başka kimselerin, o yeşillerde hayat bulmasını istemedim. Onun ormanlarının sadece benim olmasını istedim.
Kıvanç elini kaldırdı ve anlıma hafifçe dokundu. O an ağzımdan kısık sesli inleme çıktı.
"Canın çok acıyor mu? Azıcık morarmış. Keşke yapmasaydın." Dedi ve üzgün bakışlarla bana baktı. O an Kıvanç'ın üzülmesini istemedim ve "çok acı mıyor ki." Dedim ve gözlerimi kaçırdım. Hafifçe sırıtmayı da ihmal etmedim.
Kıstıkça, erkeksi sesiyle güldü ve "yalancı." Dedi.
"Aa ben yalancı. Hiç de bile." Dedim ve ellerimi birleştirip küstüm hareketi yaptım.
Kıvanç'ın gözleri saçlarıma kaydı. Hava da olan eli bu sefer saçlarımı buldu. Önüme gelen saçları nazikçe kenara çekti. Bu hareketi içimi titretti. Karnım kasıldı. Kıvanç'a olabildiğince yaklaşmak istedim. Saçlarıma dokunması beni yavaş yavaş mayıştırmaya başladı.
Gözlerimi kapattım. Bir süre sonra saçlarımdaki eli durdu. Ne olduğunu anlamak için gözlerimi açtım. Kıvanç'ı tam dibimde buldum. Dudaklarını yaladı ve gözleri dudaklarıma kaydı. Artık ben de onun dudaklarına bakıyordum.
Dürtüsel, iç güdüyle Kıvanç'ın yanaklarını yönelecekken arkamdan öksürük sesi duydum.
~Bölüm sonu~

