Eda teyzenin dediklerinden sonra gülümseyerek "çok güzelmiş." Dedim.
"Ayy neyse. Yemekleri koyayım ben. Ama söylediklerim kulağına küpe olsun." Dedi Eda teyze ve çorbaları kaseye doldurdu.
İşi bittikten sonra "Kıvanç'ı ve Selin'i çağırayım. Siz tabakları masaya getirin. Ben de masayı hazırlayayım." Dedi ve gitti.
Ben de o sırada salata için marulları doğruyordum. Arkadan bir boğaz temizleme sesi geldi. O tarafa döndüm. Gelen Kıvanç ve kuzeniydi. Kıvanç, "Parmağını kesme diye sesli geleyim dedim." Dedi.
"Çok naziksin Kıvanç. Bu arada biz tanışmadık. Ben Zeynep." Dedim ve kıza elimi uzattım. Kız elimi es geçip direk sarıldı ve "Ben de Selin. Tanıştığıma memnun oldum." Dedi ve geri çekildi.
"Kim olduğunu biliyorum Kıvanç söylemiş-" lafını bitirmeden Kıvanç araya girdi ve "yemekler soğumadan masaya götürelim." Dedi ve bir tabak alıp oturma odasına gitti.
Kıvanç'ın arkasından bakakaldım. Selin kocaman kahkaha attı ve "sen ona takılma." Dedi ve elinde tabaklar Kıvanç'ın pekişene takıdı.
Selin çok iyi biri gibi görünüyordu. Bir süre sonra Kıvanç geldi. Aynı anda Kıvanç, benim sağ tarafında olan çorbayı almaya çalıştı, ben de onun sol tarafında olan suyu almaya çalıştım.
Çaprazlama bir şekilde birbirimize çarptık. Yanlışlıkla dudağım, Kıvanç'ın hafif çıkmış sakallarına yanağına değdi. O an nefesim kesildi. Kalbim duracak gibi hissettim. İkimizde birbirimizden ayrılmıyorduk.
Kıvanç bir süre gözlerini kapalı tuttu. Burun delikleri genişledi ve yutkundu. Ilık efesi hafifçe bana vuruyordu. Bu şekilde sonsuza kadar kalmak istedim. Kıvanç yavaşça gözlerini açtı ve kafasını bana çevirdi.
Şimdi dudaklarımız nerdeyse birbirine değecekti. Üsten, yeşilleriyle bana baktı. Uzun kirpikleri yavaşça kıvrıldı.O an, gözlerindeki ormanda saklanmak istedim.
İçimden bir ses, ormanlarında beni bir huzur beklediği söyleniyordu. Gözlerini sonsuza kadar izlemek istedim. Gözlerinin üstünü öpmek istedim.
İçimde tarif edilemez bir ağrı girdi. İstemden dudaklarımı yaladım. Kıvanç'ın gözleri dudaklarıma kaydı. Başını hafif yana eğdi, bir şeyde kararsız kalmış gibi dudaklarıma baktı.
Yapacağı şeye karar vermiş olmalıki yeşillerini, gözlerime çevirdi. Beklemediğim bir anda bir elini belime uzattı ve parmaklarının ucuyla belime değdirdi. Tepkimi ölçmek istermiş gibi gözlerini kıstı.
Bir şey yapmadığımı görünce cesaretle elini belime tam koydu. Dokunduğu yer sanki yanıyormuş gibi bir his hissettim.
Yanaklarım cayır cayır yanıyordu. Sırtımdaki eli hafifçe belimi okşadı. Gözlerimi kapattım ve başımı aşağıya çevirdim.
Kıvanç diğer elini kaldırıp bir şey yapacakken mutfağa Selin daldı. "OHAAA noluyor burda?Ben yokmuşum gibi devam edin. Çorbaları alıp çıkıyorum." Dedi.
Hemen Kıvançla birbirimizden ayrıldık.
Ayrılırken elim sürahiye çarptı ve sürahinin içindeki su Kıvanç'ın üstüne döküldü.
"Ayy özür dilerim Kıvanç." Dedim ve tezgahta olan rulo peçeteden peçete koparıp, Kıvanç'ın ıslanan tişörtüne bastırdım.
Dokunmamla Kıvanç, biraz gerildi. Islak tişört, Kıvanç'ın vücuduna yapıştığı için vücudunun hatları belli oluyordu.
"Önemli değil Zeynep. Odama gidip tişörtü değiştireyim." Dedi ve çekip gitti.
Elim, ıslak peçeteyle hava da asılı kaldı. Mutfak tezgahına yaslanmış duran Selin, "kızzz, ben gelmeden önce ne oldu anlat çabuk?"Dedi.
Tabaklarla oynamaya başladım ve "H-hiçbir şey olmadı." Dedim.
"O zaman niye çorbaları getirmeniz uzun sürdü?"
Hemen aklımdan bir yalan uydurdum ve "tam çorbayı getirecekken çorba döküldü. Onunla uğraşırken zamanın geçtiğini fark etmemişiz."
Selin, "Yani ondan dip dibeydiniz." Dedi, dip dibe kelimesini vurgulayarak.
Tam mırın kırın edecekken, oturma odasından Eda teyze seslendi.
"Yemekler nerde kaldıııı?" Diye seslendi.
Selin, "getiriyoruzzz!!" Diye bağırdı. Peşine, "sorumun cevabını alamadım ama neyse." Dedi ve tabakları alıp gitti. Ben de elime başka şey aldım ve peşinden gittim.
Sonunda masa hazırdı. Kıvanç, kıyafetini değiştirmiş ve gelmişti. Herkes sandalyelere oturmaya başladı. Annemin oturduğu sandalyenin, yanındaki sandalye boştu. Oraya oturacakken Selin ben den önce oturdu.
Etrafa baktığımda tek boş yerin, Kıvanç'ın yanı olduğu gördüm. Başka çarem olmadığı için oraya oturdum. Eda teyze çeşit çeşit yemekler yapmıştı. Herkes kendi tabağına istediğini doldurdu ve yemeğe başladı.
"Ellerine sağlık Eda teyze. Her şey çok güzel olmuş."
"Afiyet olsun Zeynepciğim. Az yedin, bak şundan da koy tabağına."
"Yok sağ ol Eda teyze. Çok doydum."
Eda teyze daha fazla ısrar etmedi ve yemeğine devam etti. Yemekler yenmiş, masa toplanmıştı.
Sıra tatlı ve çaydaydı. Tatlıları ve çayları Selin'le beraber ikram ettik. Tatlılar yenirken koyu bir sohbet başlamıştı.
Babam, "Giresun'unumuz gezdiniz mi?" Diye sordu.
Yiğit amca, " sadece Giresun adasına gezebildik. Belki yarın bir yerlere gidebiliriz." Dedi.
"Yarın bizim dinlenme günümüz eğer isterseniz sizi Giresun'umuzu gezdirebiliriz." Dedi babam.
Yiğit amca, ailesine döndü ve onay alınca "çok mutlu oluruz." Dedi.
~Bölüm Sonu~
Yazım yanlışlarım varsa maruz görün. Yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayalım lütfen. Seviliyorsunuz👋🏼👋🏼💞
