Ekrana kitlenmiş bir şekilde bakakaldım. Ben yanlış görmüyordum di mi? Bilinmeyen bana kalp mi atmıştı?
"Aşkom bu bize kesin aşık."
"N-ne aşkı iç ses?"
"Kalp atmalar falan hayırdır yaniiii?"
"Belki yanlışlıkla atmıştır. Eli kaymıştır."
"He he aynen."
"Yani diyelim aşık oldu ama karşılık alamaz. Daha kim olduğunu bilmiyorum. Yaşlı mı?,velet mi?, sapık mı? yoksa hırsız mı?"
"E o zaman, ona hâlâ yazmaya neden devam ediyorsun kızım?"
"Yazarken eğleniyorum. Hem arada ona soru sorarak nasıl biri olduğunu bulmaya çalışıyorum."
"Biran önce İdris abiye, sorgulattır artık şu numarayı. Kimin nesiymiş öğrenelim. Ona göre sende ya yazmaya devam edersin yada yazmazsın."
"Tamam hakkedeceğin iç ses."
Recep'in beni sarsmasıyla daldığım yerden çıktım.
"Sana sesleniyorum Zeyno? Duymuyor musun? Noldu?."
"Ha yok bir şey kanka. Ya kalksana hamaktan az yatarak sallanayım." Dedim.
"Yook kalkmam. Kalkarsam seni anneannene söylerim. Terliği yersin.
"Ooff Recep ogf. İyi sen başını buraya koy. Ben de diğer tarafa koyayım." Dedim ve uzanmaya çalıştık. Benim ayaklarımın orda Recep başını koymuştu, ben de Recep'in ayaklarının yanına başımı koymuştum.
Recep ağır olduğu için onun tarafına doğru eğildi hamak.
"Lan portakal kafa senin yüzünden düşüceğiz. Kalk lan, ben sallanayım."
"Yaa ne alaka Zeyno? Senin yüzünden sen çok hafifsin. O yüzden benim olduğum tarafa düşüyoruz."
"Yaa hem suçlusun hem güçlüsün."
Hamak olduğu yerde eğik bir şekilde duruyordu.
"Ee nasıl sallanacağız. Birinin bizi sallaması lazım." Dedim.
Recep, hemen benim peşime "Dur dur ben hallederim." Dedi ve bir ayağını dışarıya uzatıp topraktan destek aldı. Yaptığı bu hareke yüzünden hamak daha da yamuldu.
"Yaaa yemin ederim salaksın." Dedim.
Recep beni hiç umursamadı ve ayağıyla toprağı itti. Hamak yarım yamalak sallandı.
Recep daha da hızlı toprağı itti. Hamak çok hızlanmıştı. Çığlık attım ama çok eğlenceliydi. Recep'le birbirimize kahkaha attık. Recep, yine topraktan destek alıp itecekken hamaktan caaarttt diye bir ses geldi.
Hamakta, Recep'in olduğu kısım toprağa sürtünmeye başladı. Yerde olan otlar Recep'in kalçasına değiyordu. Recep bunu umursamadı ve sallamaya devam etti. Kısa bir süre sonra tekrar aynı ses geldi ve ne olduğunu anlamadan Recep yüz üstü yere düştü.
Tam kahkaha atacakken hamak beni zıplattı ve Recep'in üstüne fırlattı. Recep, acıklı bir şekilde inledi. Kafam, Recep'in sırtında boylu boyunca yatıyordum. Bu halimize kocaman kahkaha attım.
"Sadece ben hamakta sallansaydım. Bunların hiçbiri olmazdı. Oh olsun sana." Dedim.
Recep, cevap vermedi. Bir süre sessizlik oldu.
"Lan öldün mü? Aloooo Recep cevap versene." Dedim ve yan tarafa dönük olan yüzüne baktım. Recep'in gözleri açıktı. Kısık bir sesle.
"Sırtımdan in Zeyno. Galiba sırtımı hissetmiyorum." Dedi.
Çabucak üstünden kalktım ve Recep'in de kalkmasına yardım ettim. Recep, belini tutarak bana kötü kötü baktı. O sırada Ahmet abim geldi ve gitme vaktimizin geldiğini söyledi.
Anneannem ve dedemle vedalaştık. Recep, bu haliyle arabanın en önünü kapamayacağı için yavaş yürüyerek arabaya gittim. Ama karşılaştığım manzara beni şaşırttı.
Recep, arabanın en ön koltuğu kapmıştı ve genişçe gülümsüyordu. Kötü bakışlarımı attım ve bagajda olan fındıkların arasına geçtim.
Bir süre sonra eve gelmiştik. Abim ve babam çuvalları arabadan çıkarmaya başladılar. Recep evine gitti. Ben de eve girmek için zile bastım. Ama kapıyı açan yoktu. Bu seferde yedek anahtarı koyduğumuz yerlere baktım.
Taşın altına baktım, yoktu. Pencerenin kıyısına baktım ve orda da yoktu. Babama sordum ama o da anahtarın nerde olduğunu bilmiyordu. Belki annemin, Kıvançlara gitmiş olabileceğini söyledi.
Bu fikri mantıklı buldum ve karşıya geçtim. Zile bastım. Dış kapı açıldı. Camdan Eda teyzenin çıkması için tekrar zile bastım. Bir süre sonra camdan Kıvanç çıktı. Camdan Kıvanç'ın çıkabileceğini düşünmediğim için üstüme çeki düzen vermemiştim. Hemen kendime baktım.
Kıyafetlerim kirlenmişti ve fındık bahçesinde kimse beni görmez diye düşündüğüm için saçma sapan renkli kıyafetler vardı üstümde. Saçlarımın halini düşünemiyordum bile. Gözlerimi yavaşça Kıvanç'ın yeşil gözlerine çıkardım. Uzaktan bile gözlerinin rengi belli oluyordu.
Kıvanç beni baştan aşağı süzdü ve kısa bir tebessüm etti. Bu tebessümde küçümseme yoktu. Sanki başka bir şey vardı. Saçları ıslaktı. Yeni banyo yaptığı belliydi. Üstünde kırmızı bir tişört vardı. Saçlarından birkaç su damlacığı yakasına düştü. Hipnoz olmuş bir şekilde su damlacıklarını seyrediyordum. Birkaç dakika sonra Kıvanç'ın boğzını temizleme sesiyle kendime geldim ve" M-merhaba Kıvanç." Dedim.
O da kendinden emin tavrıyla karşılık verip "merhaba Zeynep." Dedi.
"Annem siz de mi acaba."
"Evet. Biz de oturuyor."
"Sana zahmet olmazsa annemi cama çağırır mısın?" Dedim. Kıvanç başını salladı ve içeriye girdi. Birkaç saniye sonra annem cama çıktı.
"Anne, anahtar nerde?"
"Buraya gelirken yanımda getirdim."Dedi ve cebinden bir anahtar çıkartarak bana fırlattı. Havada anahtarı yakaladım.
" Ben eve gidiyorum bir şey diyor musun?"
"Eda, bu akşam bizi yemeğe çağırdı. Ben daha eve gelmeyeyim. Siz duşunuzu alıp gelin. Zeynep, gelirken ocağın üstünde tel kadayıf tatlısı
yapmıştım. Onu getir olur mu?" Dedi annem.
Başımla onayladım ve eve gittim.
~Bölüm sonu~
