İçeriğe geç

Find Her Edge

Bölüm 6 · 7 dk okuma

Find Her Edge

Bölüm 6

Kırılma Noktası

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Russo Rink yarışmacıları hareketli bir güne uyandı.

Mutfağa doğru yürürken kapı aralığından Katya ve JJ'in fısıltılarını duydum.

"Utanç vericiydi," diyordu JJ huzursuzca.

Katya isteksiz bir edayla karşılık verdi: "Başka takımlara mı yönelsek diyorum?"

"Elemelere haftalar kaldı Katya."

"Will Russo'nun kumar borcu için bir yılı heba edemem. Ne olursa olsun..."

Tam bu cümleyi kurduğu sırada mutfağa adım attım. Yüzüme samimi bir tebessüm oturtup, "Kahvaltı için süt içermeyen seçenekler arayanlar varmış," dedim.

Katya ve JJ bir anlığına donakaldılar. Gözlerime bile bakamadan aynı anda, "Evet, teşekkürler," dediler.

Elimdeki laktozsuz yoğurtları ikisine uzattım. Katya, JJ’e hemen oradan gitmelerini işaret eden aceleci bir hareket yaptı. İkisi hızlıca yanımdan uzaklaşırken arkamdan gelen adımlarla döndüm. Freddie uyanmış, herkese günaydın der gibi hafifçe başını sallayarak yanıma gelmişti.

"Selam," dedi sessizce.

"Brayden'ın buraya geleceğini bilmiyordum, inan bana," dedim dürüstçe.

Freddie olgun ama mesafeli bir tavırla başını salladı. "Kiminle istersen onunla kayabilirsin tabii ki. İki yıldır hayatında yoktum, bu sezon Riley'yle kayıyorum... Yani kararımı verdim."

"Biliyorum," dedim boğazımdaki düğümle. "Artık değişmez."

Derin bir iç geçirdi. "Peki. Gitmeliyim. Büyük gün."

Arkasını dönüp yürümeye başladığında seslendim: "Bugün sana bol şans. Hem sana hem Riley'ye."

Hafifçe kafa salladı ve gitti.

Sporcular piste çıkmak için hazırlanırken babam Will, etrafındaki çalışanlara motivasyon konuşmaları yaparak yanımıza yaklaştı. "Evet, harikasınız çocuklar!"

Bense elime listeyi almış, sıradaki patencilerin doğru düzende piste girdiğinden emin olmaya çalışıyordum. Bir yandan da önümden geçen her yarışmacıya içtenlikle bol şans diliyordum. Ve beklenen şov başladı.

Spikerin sesi salonda yankılandı: "Sırada Alexei Morita var!"

Alexei, kusursuza yakın hareketleriyle salondan büyük bir alkış topladı. Ardından John Willoughby buzda süzüldü. Her gelen yarışmacı, bir öncekini gölgede bırakacak kadar yetenekliydi.

Spiker, "Voltage Akademisi'nden Sean Seymour ve Destiny Cramer!" diye anons ettiğinde sıranın çiftlere geldiği anlaşıldı.

Ve sonunda sıra Riley ile Freddie'ye gelmişti.

"Göreyim sizi," dedim gülümseyerek.

Riley kararlı bir edayla, "Evet, başaracağız," dedi ve gözlerini Freddie’ye dikti. Ona ne kadar güvendiği her halinden belliydi.

Spiker heyecanla haykırdı: "Riley Monroe ve Freddie O'Connell, Russo Takımı'nı temsil ediyorlar!"

Piste çıktıklarında sergiledikleri performans o kadar güçlü, aralarındaki uyum o kadar belirgindi ki bu iş için ne kadar gecelerini gündüzlerine kattıkları açıktı. Ama sorun şuydu ki... Aralarında sadece bir partnerlikten çok daha fazlası var gibi görünüyordu. Bu görüntü içimi o kadar acıttı ki daha fazla izleyemedim, bakışlarımı elimdeki listeye kaçırdım.

Listenin sonundaki Riley ve Freddie’den sonra sıranın kadın teklere geçeceğini gördüm. Yani ablam kayacaktı.

Ablam Elise’i bulmak için giyinme odasına gittiğimde, aynanın karşısında gergin bir şekilde oturduğunu gördüm. Kapı sesini duyar duymaz sanki hiç stresi yokmuş gibi davranmaya başlayıp hızla saçını düzeltmeye koyuldu.

"Benim." dedim yumuşak bir sesle.

Ablam bana bakmadan gülümsedi. "Nasılsın?" diye sordum.

"Harikayım."

"Gerçekten mi?"

"Şaşırmış gibi yapma," dedi ve sahte, kısa bir gülüş attı.

"Bugün zor bir gün. Baskıyı hissedebiliyorum, üstelik..."

Sözümü kesti: "Bebek saçlarımı düzeltsene."

"Tamam, şu pomat şişesi nerede?"

Şişeyi kapıp elime tutuşturdu, ardından kollarını göğsünde kavuşturdu. "Babam nerede?"

"VIP bölümünde önüne gelen sponsoru ve yatırımcıyı kafalamaya çalışıyor. Partideki kadın da dâhil."

Ablam hafifçe kafa salladı.

"Sen piste çıkınca gelir." diye ekledim.

Bana hiç inanmayan bir ifadeyle baktı.

"Yapabileceğim başka bir şey var mı?" diye sordum çaresizce.

"Gerek yok."

"Emin misin?"

"Neden o büyülü histen falan bahsettin ki?" dedi sitemle. "Mesele bir şey hissetmek değil Ade, baskıyı kaldırabilmek. Ben kaldırabilirim. Kimseye ihtiyacım yok. 'Arkandayım' demek kolay. Çıkıp kayacak olan benim."

Yüzüm düştü. "Yük senin üzerinde olduğu için üzgünüm."

Ayağa kalktı. "Üzülme. Ben yıldızım. Hanedanın en iyisi olmak için yapılması gereken bu. Bak, ben aptal değilim. Buna mecbur olduğumu biliyorum. Yoksa kaybımız sadece bir arabayla sınırlı kalmaz," dedi ve kapıdan çıkıp gitti.

Bu sırada babam, salonda partideki kadınla konuşuyordu. "Biz burada şampiyon yetiştiriyoruz," diyordu gururla.

Yandaki arkadaşı araya girdi: "Bu adama kulak ver Sandrine, gerçekten yıldız yetiştiriyor."

Sandrine hafifçe gülümsedi. "Kulağıma geldi."

Babam hemen onları tanıştırdı: "Sandrine Thompson... Charles Haye." Ardından Charles’ın unvanlarını sıraladı: "Menajer, iş danışmanı, sponsorluk uzmanı."

"Memnun oldum," dedi Sandrine.

Charles kartını çıkarırken, "Ben de. Kartınız var mı?" diye sordu.

Babam lafa girdi: "Bu adamın aklı fikri işte! Charles, sanatın tadını çıkar biraz."

Sandrine elindeki son kartı uzattı. "Sonuncusu."

Charles etrafı süzüp, "Şampanya su gibi gidiyor." dedi.

Sandrine o tarafa bakıp kıkırdadı. "İçmemem lazım ama içeceğim." diyerek yanlarından ayrıldı.

Charles, Sandrine uzaklaşır uzaklaşmaz babama döndü: "Neler oluyor Will?"

Babamın yüzündeki sahte tebessüm bir anda söndü. "Bayağı zor durumdayız Charles. Sihirli dokunuşun şart."

"Hey, merak etme. Elise için önemli bir yıl. Dünya Şampiyonası'nda derece aldır, seni billboard'lara çıkarayım, tamam mı?"

Babam rahatlayarak kafa salladı ve arkadaşının sırtına dostça vurup yanından ayrıldı.

Spikerin sesi salonda yeniden yükseldi: "Sırada kadın tekler mücadelesi var!"

Babam hızla pist kenarına, benim ve Camille'in yanına geldi.

"Elise Russo! Russo Takımı'nı temsil ediyor!"

Gözlerim bir anlığına tribünlere kaydığında Brayden'ı gördüm. Elise'i izlemek için öne eğilmiş, hafifçe gülümsüyordu. Spiker ablamın adını söylediği an tutkuyla alkışlamaya başladı.

Elise piste çıktı. Bütün salon coşkuyla inliyordu. Ablamın buz üzerindeki her hareketi büyüleyici ama bir o kadar da tehlikeli derecede zordu. Brayden büyük bir dikkat ve hayranlıkla onu izlerken... Aniden olanlar oldu.

Elise'in bir saniyeliğine dikkati dağıldı. Buzun üzerinde dengesini kaybetti ve korkunç bir gürültüyle çok sert bir şekilde yere düştü.

Omzunu tutup yerden kalkamadığında, acı dolu çığlığı salonda çınladı. Babam, Camille, ben ve Maria ne olduğunu anlayamadan kendimizi piste attık.

Babam kontrolünü kaybetmişçesine, "Bir şey olmamıştır, bir şey olmamıştır..." diye sayıklıyordu. Ardından çıldırmış gibi bağırdı: "Doktor! Çabuk bir doktor getirin!"

Elise hâlâ yerde kıvranıyor, omzunu tutarak, "Baba!" diye ağlıyordu.

Babam yanına diz çöktü. "Elise? Elise, iyi misin kızım? Geçecek, bak geçecek..."

Ablam gözyaşları içinde fısıldadı: "Ne yapacağımı bilmiyorum baba..."

"Biliyorum güzelim, biliyorum merak etme."

Camille kolunu belime dolayıp bana sıkıca sarıldı. Titrediğimi o an fark ettim. Doktor hızla yanımıza ulaştı. "Pardon, lütfen açılır mısınız?" Kalabalığı yararak Elise’in yanına eğildi. "Parmaklarınızı hissediyor musunuz?"

"Evet..." dedi Elise hıçkırıklar arasında.

"Güzel. Ayak parmaklarınızı?"

"Evet."

"Tamam, harika. Sizi kaldıracağım, tamam mı? Doğrulun lütfen. Dikkatli olun."

Ablamı kaldırmaya çalıştıklarında canı o kadar yandı ki acı içinde bağırdı.

Sedyeye bağlandığı an babamın ellerine sarıldı. "Ben gitmek istemiyorum... Baba, lütfen gitmek istemiyorum!"

Onu acile doğru götürürlerken peşlerinden koştum. Ablam sedyede gözyaşlarına boğulmuştu, babam ise başucunda ellerini tutmuş, gözyaşlarını siliyordu. O manzarayı gördüğümde göğsüme oturan ağırlığa dayanamadım. Ablam ve babam beni fark etmeden kapıdan geri çekilip kendimi dışarı attım.

Akşam saatlerinde restoranda garip bir hava vardı. Diğer sporcular hiçbir şey olmamış gibi neşeyle akşam yemeklerini yiyorlardı. Brayden ise gözlerini Katya’dan ayırmıyordu. Katya’nın yanına oturmuş, doğrudan onunla ilgileniyordu.

"Nerede kalıyorsun?" diye sordu Katya, sesindeki flörtöz tonla.

Brayden pişkince gülümsedi. "Üst katta."

İçeri girip masalarına doğru adımladım. Beni ilk fark eden Riley oldu. "Hey Adriana, Elise nasıl?" diye sordu endişeyle.

Soruyu geçiştirip doğrudan Brayden'a döndüm. "Bakar mısın Brayden?"

Brayden doğruldu. "Adriana, selam. Ablan nasıl oldu?"

"Henüz net bir şey yok. Cerrah röntgen sonuçlarına bakacakmış."

Katya araya girip, "Bir an önce iyileşmesini diliyoruz." dedi ama dudaklarındaki o pis, alaycı gülüşü gizleme gereği bile duymadı.

Onun derdini biliyordum, Elise bu pistte olduğu sürece kadın teklerde asla parlayamayacağını biliyordu. Gözlerimi devirerek ona baktım.

"Brayden, pistte biraz konuşabilir miyiz?" dedim.

Kenarda oturan Freddie bakışlarını ikimize dikmiş, sessizce bizi izliyordu.

Brayden masadan kalktı. "Tabii."

Onlar arkamızdan bakarken pist alanına doğru yürüdük. Katya'nın aklı az önce flört ettiği Brayden'da, Freddie'nin aklı ise tamamen bendeydi...

Aynı saatlerde Maria evde oturmuş, çaresizce babamı bekliyordu. Babam kapıdan içeri girdiğinde bitkin görünüyordu.

"Selam," dedi babam. "Uyumamışsın."

Maria koltukta doğruldu. "Seni görmeden yatmak istemedim. Adriana söyledi, Elise bu gece hastanedeymiş..."

"Evet. Adriana nerede?"

"Pistte."

Maria babama biraz daha sokuldu, sesindeki korkuyu gizleyemeyerek sordu: "Her şey düzelecek mi baba?"

Babam kızının saçlarını okşadı, kendi sesine bile inanmayarak, "Evet..." dedi. "Evet, her şey düzelecek."

O sırada ben ve Brayden, bomboş olan buz pistinde ilk defa birlikte kaymayı deniyorduk.

Brayden bir eliyle belimi kavradı, diğer eliyle de elimi tuttu. Dokunuşu yabancı ama tuhaf bir şekilde kendinden emindi.

"Elin daha yukarıda olmalı." dedim duruşunu düzelterek.

"Vals tutuşu tecrübem var." dedi kendine güvenen bir edayla.

"Benimle değil ama."

Brayden hafifçe gülümsedi. "Önce senin dediğini yapalım, sonra benimkini. Çünkü benimki daha iyi."

Gözlerimi süzdüm. "Sadece benimkini yapalım çünkü en iyisi o."

"Hazır mısın?" diye sordu.

"Hazırım." dedim ve buza ilk adımı attık.

Pistin kenarında duran Camille bizi izlerken, yanına yaklaşan babamın adımlarını duydum. Babam kaşlarını çatarak sordu: "Adriana neden Brayden Elliot'la kayıyor?"

Camille bakışlarını bizden bir an bile ayırmadan, yüzünde umut dolu bir tebessümle fısıldadı:

"Çünkü bu pistin geleceği onlar Will."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.