İçeriğe geç

Find Her Edge

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Find Her Edge

Bölüm 5

Gerçeklerin Soğuk Yüzü

Freddie, aramızdaki o sıkı çekimi anında kesip arkasına döndü ve gelen kişiye doğru hafifçe başını salladı.

"Selam Brayden. Bu Adriana."

Brayden geniş bir gülümsemeyle bana baktı, ardından bakışlarını tekrar Freddie’ye çevirdi. "Ah, tamam. Merhaba Fred. Uzun zaman oldu. Ne var ne yok?"

Freddie mesafeli bir sesle karşılık verdi: "Bir şeyler var."

Brayden gamsız bir tavırla omzunu silkti. "Evet, söylentiler doğru. Zoie, Broadway için beni terk etti, yeni partner arıyorum." dedi ve kendini salondaki deri koltuğa rahatça atıverdi.

Freddie gözlerini benden ayırmadan bana baktı. "Adriana."

Derin bir panikle gözlerimi açtım. "Hayır." dedim Freddie’ye bakarak. Yanlış anlamasını, çekip gitmesini istemiyordum.

Ama Brayden koltukta gerinerek araya girdi ve yüzündeki o özgüvenli gülümsemeyle konuştu: "Menajerim istekli olduğunu söyledi, ben de programımda sana yer açtım."

Freddie buz gibi bir tavırla geriledi. "Ben sizi baş başa bırakayım o zaman."

Arkasını dönüp hızlı adımlarla uzaklaşırken ben sadece arkasından çaresizce fısıldayabildim: "Freddie."

Freddie kalabalığın arasında kaybolurken Brayden hâlâ alaycı bir şekilde gülümsüyordu. "Söyle, ne zaman denemek istersin?"

Öfkeyle ona doğru döndüm. "Seninle kaymak son isteyeceğim şey."

Brayden kaşlarını kaldırıp beni süzdü. "Doğru partnerle derece yapacağının farkında mısın?"

"Solo patencilerle yaşamama rağmen böyle kibirlisini görmedim." dedim nefretle.

Brayden hiç oralı olmadı, arkasına yaslandı. "Yetenekli olduktan sonra egolu olabilirsin."

Sinirli bir şekilde güldüm. Oturur pozisyonda duran Brayden’e doğru eğildim, gözlerimizin hizasını sabitledim: "Seninle kaymak istemiyorum. Ne şimdi ne başka bir zaman."

Brayden alaycı bir şekilde kafasını salladı, yüzündeki gıcık tebessüm hiç bozulmadı. "Yanlış karar."

Ayağa kalkıp üstünü düzeltti. "Madem buralara kadar geldim, biraz eğlensem olur mu?" dedi ve cevabımı beklemeden odadan çıktı.

Parti tüm canlılığıyla, yüksek sesli müzik ve kahkahalar eşliğinde devam ediyordu. O sırada Maria, kimseye yakalanmadan mutfaktan kaptığı şampanya kadehini içme derdindeydi. Tam yudumlayacakken karşısında Elise belirdi. Maria anında kadehi arkasına sakladı.

Elise şüpheci gözlerle etrafa bakıyordu. "Babamı o kadınla gördün mü?"

Maria masum bir tavırla sordu: "Hangi?"

Elise gözlerini devirdi. "Açık saçık, demode elbisesi olan."

Maria omuz silkti. "Babamın her zamanki hâli."

Elise başını iki yana salladı. "Sanmıyorum. Bence onda bir şeyler var."

Maria alaycı bir gülüşle ablasına takıldı: "Tamam dedektif. "Rahatla" diyen sen değil miydin?" derken fırsattan istifade sıvıştı.

Elise arkasından bakakalırken, Maria’nın tezgahta unuttuğu dolu şampanya kadehini fark etti. Hafifçe gülümsedi ve hiç düşünmeden kadehi alıp tek dikişte içti.

Ben salondaki kalabalığın arasından sıyrılmaya çalışırken neşeli bir ses beni durdurdu.

"Merhaba Bayan Kova!"

Dönüp baktığımda Riley’yi gördüm. "Riley!" diyerek hemen sarıldık. Ayrıldığımızda şaşkınlıkla sordum: ""Kova" derken?"

Riley gülerek hatırlattı: "Nashville'deki 10 yaş eğitim kampı."

Elimi alnıma vurdum. "Tanrım. Naber Bayan Tahterevalli?"

Riley neşeyle cıvıldadı: "Aynı yerde yaşayacak olmamıza sevindim. Kış boyu pijama partisi."

"Odan iyi mi?" diye sordum.

Riley minnetle gülümsedi. "Bayıldım. Hediyeler için sağ ol. Sen bıraktın değil mi?"

" "Russo'ya hoşgeldin" babında." dedim.

Riley başını salladı. "Çok sevindim." Bir an duraksadı, gözlerimin içine bakarak sesini biraz düşürdü. "Freddie'yle partner olduğum için bana kızgın olmandan korkuyordum."

Samimiyetle gülümsedim. "Hayır. Asla. Olur mu hiç? Sonuçta partnerlik de bir iş, değil mi?"

Riley rahat bir nefes aldı. "Evet. Onu şutladığın için sağ ol."

Lafın pat diye söylenmesiyle birden ciddileştim.

Riley durumun sertliğini fark edip hemen araya girdi: "Sadece şaka yapıyorum."

Yüzümdeki gerginliği silmeye çalışarak, "Hayır. Biliyorum." dedim.

Riley iç çekerek itiraf etti: "Ama ciddiyim, kendisi bir harika. Karşı koyamıyorum."

Yutkundum. "İşler yolunda mı yani?"

Riley masum ama aşık bir ifadeyle bana baktı. "Partnere aşık olmak kötü, biliyorum ama doğrusunu istersen Adriana, Freddie'ye aşık olmamak zor."

Göğsüme saplanan o sızıyla ne diyeceğimi bilemezken, Russo Takımı'nın patencilerinden biri araya girdi: "Çocuklar, Koç Russo konuşma yapacak. Gidelim. Hadi." diyerek etraftaki bütün sporcuları toplamaya başladı.

Will, Elise ve Maria yukarı doğru uzanan kıvrımlı devasa merdivenlerin en altında duruyorlardı. Elise'in kısa, parıltılı pembe-sarı arasındaki büyüleyici elbisesi ve ışıl ışıl sarı saçları salondaki herkesin gözünü alıyordu.

Kalabalık merdivenlerin önünde toplanmıştı. Freddie yanına gelen Riley'yi görünce hafifçe gülümsedi. "Merhaba."

Ben de kalabalığın önünden geçip kardeşlerimin ve babamın yanına doğru ilerledim. O sırada Freddie ile göz göze gelince anlık olarak duraksadım. Kalbim duracak gibi oldu. Elise beni fark edip, "Hey!" diye bağırdı ve hızlıca yanlarına gelmem için eliyle işaret etti.

Üç kardeş yan yana dizildik. Maria ile benim birbirimize benzeyen simsiyah saçlarımız ve parlak mavi gözlerimiz, Elise’in sarışınlığı yanında tezat bir güzellik oluşturuyordu.

Babam Will, elindeki çatalı şampanya bardağına vurarak çınlayan sesle dikkatleri topladı. Sandrine de ön sıralarda onu dinleyenlerin arasındaydı.

Will gülümseyerek konuşmasına başladı: "Biz patenciler antrenmanda çok vakit harcıyoruz. Sabahın beşinde, buz gibi arenada, tekrar tekrar çalan Çaykovski parçaları eşliğinde."

Salondaki dinleyiciler neşeyle gülmeye başladı. (Bir tek köşede duran Freddie’nin yüzü gülmüyordu.)

Will ciddileşerek devam etti: "Bu yüzden yeni sezonun açılışını birlikte kutlamamız önemli. Russo Takımı'nda hem antremanlarımız hem yaşamımız ortak. Biz bir aileyiz. Hepimizin başarısızlıkları olacak. Her birimizin. Bazımız pistte, bazımız hayatta başarısız olacak. Ama diğerleri yanınızda olup sizi ayağa kaldıracak."

O an babamın söyledikleri arka plana itildi; kalabalığın arasından Freddie ile göz göze geldik. İkimiz de birbirimize bakışıyorduk.

Will sesini daha da yükseltti: "Mühim olanın ayağa kalkmak olduğunu hatırlatacak. Önemli olan bu. Canınız yanarken yerden kalkıp buzu silkelemek ve tekrar denemek."

Camille’in yanında duran Brayden, Camille'e doğru manidar bir bakış attı.

Will kadehini havaya kaldırdı: "Ayağa kalkmak. Birlikte."

Konuşmasını bitirirken salondaki herkes coşkuyla bağırdı: "Birlikte!"

Alkışlar salonu kapladı. Biz de kardeşlerimle birlikte babamı alkışlıyorduk. Will kadehini indirmeden ekledi: "Kaynaşma faslını bitirin çünkü 22.30'da ışıklar sönecek."

Elise şaşkınlıkla, "Ne?" dedi.

O sırada dışarıdan koşan Charlie kalabalığın arasından seslendi: "Koç Russo, hemen gelseniz iyi olur."

Will elindeki şampanya kadehini Elise’e uzattı. "Tut. Tamam."

Elise kadehi alıp, "Evet." dedi.

Will kalabalığa el salladı. "Birer kadeh daha için." dedi ve hızla dış kapıya doğru yürüdü.

Merakla arkasından ben de çıktım. Kalabalık da peşimizden dışarı dökülmüştü. Gece karanlığında, Russo evinin önünde birkaç çekicinin park halindeki lüks arabaları çekiciye yüklediğini gördük.

Nefesim kesildi. "Baba, neler oluyor?"

Elise şok içinde koşarak adamların yanına gitti. "Affedersiniz! Merhaba. Neler oluyor?"

Bağırarak çekiciye doğru koşturdu: "Napıyorsunuz siz? O benim arabam!"

Çekici görevlisi umursamazca cevap verdi: "Bayilik onların olduğunu söylüyor. Kirası ödenmemiş."

Camille durumu toparlamaya çalışarak patencileri geriye itti: "Ailenin işine karışmayalım. Hadi!" diyerek kalabalığı içeri sokmaya çalıştı.

Leoparlı elbisesiyle kapıda duran Katya, yanındaki JJ’e doğru fısıldadı: "İki dakika önce ailedendik."

Elise adamın elinden aldığı kağıtla koşarak donakalan babamın yanına geldi ve kağıdı ona uzattı. Ben tek bir kelime bile etmedim; çünkü gerçeği, biriken faturaları ve ödenmeyen borçları çok iyi biliyordum.

Maria gözyaşları içinde babama sarıldı: "Mimi, bir şey yok."

Maria ağlayarak sordu: "Arabasız nasıl kalacağız?"

Will kızına sarılıp yalan söyledi: "Hata olmalı."

İnanamayarak araya girdim: "Öyle mi? Nasıl bir hata?"

Will gözlerini benden kaçırarak toparlamaya çalıştı: "Ben ne olduğunu anladım. Kredi kartım çalınınca değiştirmiştim. Montreal'dayken."

Maria gözyaşlarını silip, "Hatırlıyorum." dedi.

Will ikna edici görünmeye çalışarak, "Yeni bilgileri bayiliğe vermeyi unuttum galiba. Sadece bir yanlış anlaşılma." dedi.

Elise utançla yüzünü kapattı. "Yer yarılsa da içine girsem."

Will onu teselli etmek için, "Bölgeseller biter bitmez bu işi halledeceğim, tamam mı? Şanslıyız ki sabah piste yürüyerek gidebiliriz." dedi.

Maria hüznünü bastırarak babasını onayladı: "Evet, arabaya ne gerek var ki zaten?"

Elise konuşmanın devamını dinlemeden sinirle eve girdi. Will, "Evet. Hadi, içeri girelim." diyerek Maria’yı içeri götürdü.

Sokakta, dondurucu soğuğun ortasında tek başıma kalmış, götürülen arabaların arkasından bakıyordum. Gerçek çekilme nedenlerini, batan gemimizi tek bilen kişi olarak...

Partinin sonuna doğru Elise, üzerindeki pembe kürkünü alıp elinde içkisiyle biraz nefes almak için dışarı çıktı. Hemen arkasından kapı açıldı ve Brayden belirdi.

Brayden alaycı bir sesle, "Ağırdan al diyen olmadı mı hiç?" dedi.

Elise dönüp baktı. "Ben ağırdan almam. Çok sıkıcı."

Brayden gülümsedi. "Bir ortak nokta bulduk bile."

Elise süzdü onu. "Arkasını dolduramayacağın şeyler söyleme."

"Ben Brayden."

Elise tek kaşını kaldırdı. "Biliyorum. Kim olduğunu çok iyi biliyorum."

Brayden ellerini kaldırdı. "Eyvah."

Elise hafifçe güldü. "Kötü anlamda değil. Sadece..."

Sözü kesildi. Karanlığın içinden sallana sallana biri yaklaştı.

Brayden kaşlarını çattı. "Hayır. Bu da kim?"

Gelen çocuk sendeleyerek bağırdı: "Elise?"

Elise şaşkınlıkla, "Weston?" dedi.

Ensesine kadar uzattığı sarı saçları, üzerindeki kolej ceketi ve hafif kilosuyla tam bir ergen gibi duran Weston, zırkılk sarhoş bir halde Elise’e doğru yürüdü. "Beni bırakma."

Elise huzursuzca etrafa baktı. "Şimdi sırası değil."

Brayden durumu izleyip alaycı bir şekilde gülümsedi.

Weston el kol hareketleriyle devam etti: "Hayır. Sen benim için nefes gibisin. Bunun farkında mısın? Yok, yemek gibisin. Hayır. Hokey sopası gibisin çünkü sana her an çok ihtiyacım var. Sopa gibi."

Brayden kendini tutamayarak kahkaha attı. "Sopa."

Elise utançtan yerin dibine girerek fısıldadı: "Rezil oluyoruz."

Weston saçmalamaya devam etti: "Sen de beni öyle gör istiyorum. Nefes gibi, yemek gibi veya... Paten gibi. Patenlerin olmadan yapamazsın, değil mi?"

Elise onu itmeye çalıştı. "Tamam, bence sen artık eve git. Sarhoşsun."

Weston direndi: "Patenlerine ihtiyacın yok mu?"

Brayden araya girerek otoriter bir tavır takındı: "Gitmene ihtiyacı var. Çünkü babası onu arıyor."

Weston kafasını sallayarak Brayden’e baktı. "Sen kimsin?"

Brayden ciddi bir surat ifadesi takındı: "İçeri girmezse Koç çileden çıkacak."

Elise hemen onayladı: "Evet."

Brayden devam etti: "Yarın müsabaka var. Seni sonra arar."

Elise baştan savmak için, "Ararım." dedi.

Weston gözlerini parlatarak, "Arar mısın?" diye sordu.

Elise: "Ararım."

Weston: "Peki."

Brayden gülümsedi: "Peki, iyi geceler Weston."

Elise: "İyi geceler Weston."

Weston arkasını dönüp giderken, "İyi geceler." dedi ve sonunda ondan kurtuldular.

Brayden Elise’in kulağına doğru eğilip fısıldadı: "Sevgilin mi?"

Elise göz devirdi: "Rüyasında görür." dedi ve birlikte gülüşerek içeri girdiler.

O sırada Sandrine evden çıkmak üzere kapıya yönelmişti ki Will onu durdurdu: "Hey! Gitmene gerek yok."

Sandrine çantasını düzeltti. "Artık gideyim."

Will ikna etmeye çalıştı: "Hayır, çocuklar yatacak. Bir saate kalmaz, hepsi yatar."

Tam o sırada ben yanlarına geldim. "Baba? Konuşmak istiyorum."

Will hoşnutsuzlukla bana baktı. "Bize biraz..."

Sandrine araya girip geriledi: "Gidiyorum ama haberleşiriz." diyerek çıktı.

Will kapı kapanır kapanmaz bana döndü, sesi öfke doluydu: "Çok mühim bir konuşmayı böldün, Adriana."

Gözlerinin içine bakarak bağırdım: "Yalan söylüyorsun! Arabalar hakkında. Maddi durum hakkında."

Will yüzünü sertleştirdi. "Bunları bir çocukla konuşmayacağım."

"Çocuk olsaydım pistini yönetiyor olmazdım!" diye haykırdım. "Bir kasa şampanyanın, fotoğrafçının, basın menajerinin, Elise'le stilistinizin maliyetini biliyor olmazdım!"

Will ellerini havaya kaldırdı. "Çünkü ablanın yükselmesi için uğraşıyoruz. Bu işte imaj her şeydir."

"Spor bu!" diye bağırdım sesim titreyerek.

Will üzerime yürüdü: "İsmen öyle olsa da zirveye çıkmak için para lazım, çok para."

"Annem varken böyle değildi." dedim, gözlerimden yaşlar süzülürken.

Will öfkeyle patladı: "Başlama yine. Camille gibi konuşma."

"Camille burayı annem gibi seviyor!"

Will’in sesi salonda yankılandı: "Niye elde avuçta ne varsa harcayıp ayakta kalmaya çalışıyorum? Mirasınız için! Annenizin mirası için. Ondan geriye kalan son şey bu. Bunu kaybedemeyiz."

"Doğru!" diye bağırdım.

Will parmağını yüzüme doğru salladı: "O zaman karışma! Bana işi, ablana kaymayı öğretmeye çalışma. Elise madalya alacak. Geleceğimizi bu sağlamlaştıracak. Sana düşen, yolumuza çıkmamak. Anladın mı?"

Aramızda ölümcül bir sessizlik oldu. Birkaç saniye birbirimize baktık. Babam ne diyeceğini bilemeyip ses tonunu yumuşatmaya çalıştı.

"Bana bırak. Tamam mı? Hadi git yat." dedi ve arkasını dönüp gitti.

Orada tek başıma, sessizce ağlayarak kalakaldım. Kalbimdeki kırıklarla merdivenlerden yukarı çıktım. Sığınacak, konuşacak birine ihtiyacım vardı. Ablamın odasına doğru yürüdüm.

Kapıyı hafifçe tıklatıp anında içeri adım attım. "Elise seninle biraz..."

Cümlem boğazımda tıkandı.

İçeride, duvara yaslanmış vaziyette Elise ve yarı çıplak duran Brayden tutkuyla öpüşüyorlardı.

Brayden kapının açılmasıyla durup alaycı bir gülüşle bana baktı. "Selam."

Midem bulandı. İğrenmiş bir ifadeyle kafamı salladım. "Affedersiniz, ben..." diyerek hızla kapıyı kapatıp dışarı çıktım.

Arkamdan ikisinin de yüksek sesle kahkaha attığını duydum. Koşar adımlarla kendi odama girip kapıyı arkamdan kilitledim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.