İçeriğe geç

Fersa

Bölüm 3 · 20 dk okuma

Fersa

Bölüm 3

1. Bölüm

Hayat, her zaman planladığımız gibi ya da istediğimiz yönde ilerlemiyor. Başımıza gelen her şey bizim kaderimizin bir parçası. Sevdiklerimiz her zaman yanımızda durmuyor ve hayat yüzümüze her daim gülmüyor. Kader bunu kafama vura vura anlattığında, gördüğüm rüyadan uyandım. Anneannem, yüzü güzel olanın bahtı olmaz derdi de gülüp geçerdim. Tahtımı yapamayan annem bahtımı hiç yapamamış, üstüne bir de bütün dünyamı yıkacak bir bombayı kucağıma atıp hayatımın tam ortasında yer edinmişti. Size hikayemi en başından anlatacağım ve siz de buna her anıyla şahit olacaksınız. Bu benim hikayem, iyisiyle kötüsüyle benim hayatım. Ben yüreğimi size açmaya, hikayemi baştan sona anlatmaya hazırım peki ya siz? Her şey o gece başladı. Onun arabasıyla bana çarpmak üzere olduğu gece...

14 Mayıs 2019

“Bir daha arama beni demiştim!” Öfkeyle elimdeki telefonu kulağıma görürdüm. Annemin sesi kulaklarıma dolduğunda yüzümü buruşturdum. “Bana bu kadar öfkeliysen lütfen gel yanıma ve sorunu birlikte çözelim kızım.” Annemin cümlesi histerik bir kahkaha atmama sebep oldu. “Sen, beni ve babamı aşık olduğun adam için bırakıp gittin. Ne konuşabiliriz ki seninle?” dedim buruk bir sesle. Ayağımdaki ayakkabılar ayağımı acıtıyordu. Koşmam gerekirken sadece ayaklarımı sürüyerek yürüyebiliyordum ve davete geç kalmıştım bu yüzden. “Lütfen beni bir daha arama, mesaj atma.” Telefonu kulağımdan indirip kapattıktan sonra ayakkabıları önemsemeden koşmaya başladım.

Yolun ortasında gözlerimi alan far ışığıyla aniden gözlerimi kapatıp olduğum yere çöktüm. Arabalardan korkuyordum. İki yıl önce bana çarpıp yolun ortasında hiç acımadan beni bırakan araba yüzünden korkuyordum. Adım seslerini işittiğimde yüzümü kaldırıp sürücüye baktım. Kaşları çatılmıştı ve gözleri üzerimde geziniyordu. “İyi misin?” diye sordu telaşla. Onun da başı kanıyordu ama çok da önemsemiyordu sanırım. Siyah takım elbisenin içinde model gibi görünüyordu. “Biraz dikkatli olsana, az kalsın eziliyordun!” diye devam etti. Ceketinin cebinden çıkardığı cüzdanından bir kart aldı ve benim cebime koydu. “Bir yerine bir şey olduysa bu numarayı ara sana yardımcı olurlar.” Sadece yüzüne bakıyordum anlamsızca. Çöktüğü yerden kalkarken bacağına yapıştım. Ne yaptığımın farkında bile değildim. “Gitme, lütfen beni bırakma.” Yalvarıyordum. O gün de yalvarmıştım ama o gün kimse bana yardım etmemişti. “Sapık mısın kızım?! Bıraksana!” Sesi tüm caddede yankılanıyordu. Elleriyle, ellerimi bacağından çekti ve arabasına binip uzaklaştı. Arabasını o an fark ettim. Kırmızı, spor bir arabaydı. Aynı o geceki gibiydi. Ama ben yine hiçbir şey yapamadan, öylece asfaltta kayıp giden arabanın arkasından bakakaldım. Üstelik bir yaram olmamasına rağmen ağlamam da cabasıydı. Kendimi toparlamak için kenardaki kaldırıma doğru ilerledim. Bileğimde hissettiğim hafif sızıya aldırmadan nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Birkaç derin nefesten sonra baş dönmem durmuş, soluklarım normal hâle dönmüştü. Yavaşça oturduğum yerden kalktım. Bileğim hala sızlıyordu ama bu acının çok uzun süreceğini sanmıyordum.

Uzun süre yerde oturduğum için elbisem kirlenmiş, ağladığım içinse makyajım akmıştı. Neyseki davet binasına yakındım. Hafif topallayarak binaya giriş yaptığımda öncelikle tuvalete gidip kıyafetimi temizledim ve makyajımı düzelttim.

Davet salonuna girdiğimde gözlerim Önder’i aradı. Salon, beyaz ağırlıklı dekore edilmişti. Yuvarlak, büyük masalar belirli aralıklarla tahmini altı kişilik olarak düzenlenmişti. Gözlerim salonda gezinirken omzumda hissettiğim elle arkama döndüm ve tam karşımda duran Önder ile göz göze geldim. “Hoşgeldin güzellik. Bu ne şıklık böyle? Bu gecenin yıldızı olmaya mı geldin?” Sorusundaki imayla gülümsedim. “Teşekkür ederim, geç kalmadım umarım?” diye sordum, cevap almak umuduyla. “Hayır, tam zamanında geldin.” Elini belime yerleştirerek beni oturacağım masaya yönlendirdi. “Gel, sana masana kadar eşlik edeyim.” Masanın yanına geldiğimizde salonda bir hareketlilik başladı. Sahnedeki mikrofondan gelen kesik sesler ise Nur hanıma aitti. Nur hanım, Güven Hastanesi’nin yöneticisi ve benim okuduğum üniversitenin de sahibiydi. Aynı zamanda hastanenin sağladığı burs fonundan da yararlanıyordum. Eğitim hayatımın en önemli yerine sahipti yani Güven Grup ve Nur hanım. Önder, yanımdan ayrılırken ben de bana ayrılan sandalyeye oturdum. “Sevgili misafirler, öncelikle hoşgeldiniz demek istiyorum.” Kopan alkış tufanına ben de eşlik ettim. “Geceye başlamadan önce size açıklamak istediğim, daha doğrusu istediğimiz bir konu var.” Sahneye S&K Grup başkanı Sadık Ertekin çıktığında herkes pür dikkat sahneye bakıyordu. Salon derin bir sessizlik içindeydi. “Sadık bey ve ben, uzun zamandır bunu açıklamak ve bu mutluluğu siz değerli dostlarımızla paylaşmak istiyorduk.” Sadık bey ve Nur hanım el ele tutuştuğunda salondaki insanlardan çıkan şaşırma sesleriyle gözlerim salonda gezindi. “Biz, uzun zamandır birlikteyiz ve önümüzdeki ay evlenmeyi planlıyoruz. Daha fazla saklamanın bir anlamı yoktu.” Birbirlerine bakıp gülümsediler. “Değerli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz. Geceye başlayabiliriz, hepinize iyi eğlenceler.” Nur hanım sözlerini bitirdiğinde arkadaki orkestra klasik bir parça çalmaya başladı. Herkes, az önce şaşırmamış gibi eğlenmeye devam etti. Gözlerim salonda dolaşırken, arkalarda yaşanan bir tartışma olduğunu fark ettim. Nur hanım ve Sadık bey, birilerine bir şey açıklamakla meşguldü. Çocukları olsa gerekti tartıştıkları insanlar. Elbette doğal karşılamalarını kimse beklemezdi. Üstelik, okulda yayılan dedikoduya göre Sadık beyin oğlu ve Nur hanımın kızı çok yakın arkadaştı.

Nur hanımın kızı ortamdan ağlayarak çıkarken, arkasından giden çocuğu tanıdığımı fark ettim. Çok değil yaklaşık yarım saat önce bana çarpmak üzere olan çocuktu bu. Ne yani Sadık beyin oğlu mu çarpmak üzereydi bana? Olacak iş değil.

Nur hanım da kızının arkasından gitmek istediğinde Sadık bey onu durdurdu. Sadık bey, Nur hanımın beline elini yerleştirip ön taraftaki masaya götürdü. Bu gece ilişkilerini açıklamaları hiç iyi olmamıştı. Davette daha fazla durmanın bir anlamı yoktu. Belli ki daha önemli bir şey olmayacaktı. Çantamı alıp Önder’e bir hoşçakal bile demeden salondan çıktım. Salonun arkasındaki odadan gelen seslerle yönümü o tarafa çevirdim. “Rahat bırakın beni!” Bağıran ses bir kadına aitti. “Arya, ne olur bırak o elindekini!” Duyduğum seslerin kime ait olduğunu merak etmiştim ve merakım yüzünden adımlarım odanın kapısına kadar getirmişti beni. Hafif açık kalan kapıdan içeriyi görebiliyordum. “Bak, o elindeki kadehi bırak konuşalım.” Arya’nın karşısında duran çocuk Sadık beyin oğlu değildi. “İstemiyorum, sen de git! Beni yalnız bırak Baran!” Arya sinirle elindeki kadehi kırıp avucunda kırık tarafı sıkmaya başladı. Üstündeki beyaz elbisenin kirlenmesini umursamadan elini daha da sıktı. Avucundan yere akan kandan anlıyordum sıktığını. Baran, bunu görür görmez cebinden telefonunu çıkardı ve hızla kulağına götürdü. Gözlerini Arya’dan ayırmıyordu. Henüz, yüzünü benden tarafa dönmediği için yüzünü göremiyordum. “Tuna, hemen buraya geri dön Arya hiç iyi değil. Beni dinlemiyor.” dedi ve sonra da telefonu kapatıp yeniden cebine koydu. Arya, deli gibi bir daha bir sola gidiyor ve elindeki kırık parçayı bırakmayı reddediyordu. Binanın girişindeki hareketlilikle kapının arkasına geçerek gizlendim. Beni görmemesi için nefesimi bile tutuyordum. Elimle ağzımı ve burnumu kapatıp nefes çıkışını engelledim. Adının Tuna olduğunu öğrendiğim Sadık beyin oğlu odaya hızla girdi. Bense onun girmesiyle elimi çekip derin bir nefes aldım. Telaşlıydı ve o telaşla kapıyı kapatmayı unutmuştu. Açık kalan kısmı az öncekine nazaran daha kapalıydı ama yine de her şeyi görmeme yetiyordu. “Arya bak, bak ben geldim. Hadi dinle beni ne olur.” Ellerini öne doğru uzatmış Arya’nın tutmasını bekliyordu. “Hadi Arya, ben senin için geldim. Üzme beni, olmaz mı?” Arya uzunca Tuna’nın yüzüne baktı. Elindeki kırık parçayı yavaşça elinden attı ve Tuna’ya doğru birkaç adım attı. “Yüzüne ne oldu senin?” diye sordu telaşla. “Kavga mı ettin? İyi misin?” Yaralı eliyle Tuna’nın yüzüne dokunduğunda Tuna Arya'nın elini tuttu ve avcunu açıp boşta kalan elini beline yerleştirdi. Arya kriz geçirmeden önce de Tuna'nın alnı kanıyordu ama Arya fark edememişti demek ki. “Ben iyiyim, ama senin için çok korktum. Bir daha böyle yapma.” dedi Tuna. Arya, kollarını Tuna’nın boynuna doladığında Tuna da kollarını sıkıca Arya'nın beline sardı.

Kapının önünde dikilip kalmıştım. Ne bir adım geri çıkabiliyordum ve ileri gidebiliyordum. Bir dizi izler gibi öylece izliyordum olan biteni. Tuna, Arya'yı koltuğa oturturken Baran da rahatlamış olacak ki iki eliyle yüzünü sıvazladı. “Evlenmesinler.” dedi Arya başını Tuna’nın omzuna koyarken. Sakinleşmişti. Tuna, ceketinin cebindeki mendili Arya'nın avucuna bastırdı. “Evlenmeyecekler, izin vermem buna. Korkma.” Boş olan eliyle Arya'nın saçını okşadı. “Ben Nur teyzeye haber vereyim. Eve götürelim Arya'yı.” dedi Baran ve peşi sıra telefonunu çıkardı. “Nur teyze,” dedi Baran ve araya Tuna’nın sesi girdi. “Arya, hadi kalk eve gidelim. Eline pansuman yapılması gerek.” dedi Tuna. “Eve gitmek istemiyorum. Sığınağımıza gidelim, bu gece yanında olmak istiyorum.” Arya’nın yüzünü Tuna’nın gövdesi kapatıyordu. Sesinden anladığım kadarıyla hala ağlıyordu. Ne tür bir ilişkisi vardı bu ikisinin? Sadece arkadaşlar mıydı, yoksa birbirine âşık iki insan mıydılar? Tuna, Arya’yı omzundan tutarak kaldırdığında çıkacaklarını anlamıştım. Hızla kapının önünden ayrılıp binanın çıkışına ilerledim. Beni görecekler diye ödüm kopmuştu. Neyseki yakalanmadan çıkışa varmıştım.

Kapıdaki görevliye bir taksi çağırmasını söyleyerek beklemeye başladım. Tuna ve Arya küçük adımlarla binadan çıktıklarında Arya’nın ayakta durmaya mecali yoktu neredeyse. “Arabamı getirin hemen!” diye kükredi Tuna. Kısa süre içinde gelen arabaya önce Arya’yı bindirdi sonra da kendisi sürücü koltuğuna binip gaza bastı ve hızla gözden kaydoldu. Benimle ise asla göz göze gelmedi. Fark etmedi bile. Gözünü Arya’dan ayırmıyor, başkasını görmek bile istemiyordu adeta.

“Neredeydin? Seni göremeyince gittin sandım.” Ses Önder'e aitti. Zengin ailenin şımarık avukat çocuğu Önder Soysal. Gerçekten benimle ilgileniyor mu yoksa faydalanmak mı istiyor henüz anlayamamıştım ama onu da zamanla anlardım. “Davetten erken çıktım. Biraz dolandım öyle binada. Resim sergisini falan gezdim.” dedim açıklama yapar gibi. “Hanımefendi taksiniz geldi.” Görevliye başımla teşekkür ettikten sonra Önder’e döndüm. “Ben gideyim, yarın işlerim var.” Önder kısaca gülümsedi. “Ben bıraksaydım seni?” dedi sorar gibi. “Gerek yok, kendim giderim. İyi geceler.” diyerek taksiye bindim. Bu gece yaşanan her şey o kadar üst iste gelmiş ti ki hafta içi Arya’yı okulda görebilecek miydim bundan asla emin olamıyordum.

Başımı taksinin camına yaslayıp düşüncelerimden arınmayı istedim. Gözlerimi kapatır kapatmaz çalan telefonumla henüz yeni kapatmış olduğum gözlerimi açtım. Arayan Ceren'di. “Efendim canım?” dedim. “Neredesin Azra? Çok merak ettim seni.” Saat çok mu geçti? O kapının önünde ne kadar beklediğimi bilmiyordum. “Kusura bakma canım, haber vermeyi unuttum. Taksideyim geliyorum eve.” Takside olduğumu duyunca rahatlamış olacak ki rahatlamış gibi derin bir oh çekti. “İyi bari, başına bir şey gelmemiş.” dedi rahat bir sesle. Az önceki gerginliğinden eser yoktu. “Geldim sayılır zaten hadi öptüm.” diyerek telefonu kapatıp çantama koydum. Evin önüne geldiğimde, aklım hala Arya ve Tuna'daydı. Bu gece güzel bir uyku çekip olan biteni sindirmeliydim.

Kapıyı açtığımda Ceren oturduğu yerden kalktı. “Sonunda gelebildin. Merak ettim seni.” dedi bana sarılırken. “Endişelenecek bir şey yok, saatin farkında bile değilim.” dedim bıkkınlıkla. “Davette bir şey mi oldu? Moralin çok düşük geldi bana.” Bu kızın beni bu kadar iyi tanıması bazen canımı sıkmıyor değildi. “Sadık bey ve Nur hanım evleniyormuş.” Sarf ettiğim cümleyle birlikte gözleri yuvadan çıkacakmış gibi açıldı Ceren’in. “Ne! Resmen skandal. Olay olur bu kızım.” Beni kolumdan çekiştirerek koltuğa doğru götürürken bir yandan da konuşuyordu. “Tüm detayları anlat çabuk. Hepsini bilmek istiyorum.” Elini kolumdan ittirdiğimde yüzü donup kaldı. Koltuğa çok hızlı bir şekilde yürümek zorunda kaldığım için bileğimdeki sızı canimi yakmıştı. Yine de bunu Ceren’e belli etmedim. “Bu gece olmasa? Çok yorgunum Ceren.” Kaşları çatıldı. “Başka bir şey olmuş. Tek olay bu değil, değil mi?” Ses tonundaki merak ve endişe fazlasıyla belliydi. “Başka olaylar da oldu ama şimdi değil, yarın sabah konuşalım. Uyumam gerek.”

Ceren, beni başıyla onayladıktan sonra yanağına küçük bir öpücük kondurup odama ilerledim. Çantamı çıkarıp şifonyerin üzerine bıraktıktan sonra kendimi yatağa attım. Gözlerim beyaz tavana bakarken beynimde dönen düşüncelerin kuyruğunu birbirine değdirmemek için üstün bir çaba sarf ediyordum. Bu gece öğrendiklerim bir çok kişinin hayatını değiştirmişti. Arya ve Tuna hiç istemedikleri bir duruma düşmüşlerdi. Yakın arkadaşlardı ve yakın zamanda kardeş olacaklardı. Düşüncesi bile kötüydü. Ben de böyle bir duruma düşsem Ceren ile kardeş olmak istemezdim. Düşüncelerimle ellerimle yüzümü kapattım. Uyumalıydım, uyumak en güzel çözümdü. Üzerimi değiştirdikten sonra odamdaki küçük ilk yardım çantasından çıkardığım bandajı sağ ayağımın bileğine sardım. Sabaha kadar sarılı kalırsa acısı geçerdi. Başımı koyduğum yastığa düşüncelerimi akıtmadan gözlerimi kapattım ve uykuya daldım.

Sabah, perdelerim açılıp üstümdeki pike çekildiğinde istemsizce gözlerimi açtım. “Hadi uyan, bütün detayları anlat bana.” Ceren başımda dikiliyordu. Neydi bu acelesi? “Sana da günaydın Cerenciğim. Kargalar kahvaltısını etmeden bu güzel cumartesi gününde beni uyandırdığın için teşekkür ederim.” Yatağın diğer ucunda duran pikeyi tekrar üzerime çektim ve gözlerimi kapatıp uyumak için çabaladım. Ama ne mümkün. Ceren ve soruları asla bitmiyordu. “Ya, lütfen anlatır mısın Azra?” dedi yalvarır ses tonuyla. “Tamam, tamam anlatacağım. Ama sonra beni rahat bırakacaksın ve kimseye bu olaydan bahsetmeyeceksin.” Başını hızla aşağı yukarı hareket ettirip yatağa oturdu ve bağdaş kurup anlatmamı bekledi. “Dün gece, davet başlamadan önce Nur hanım bir açıklama yaptı. Sadık beyle evleneceklerine dair. Bunun üzerine Tuna ve Arya ikisiyle kavga etti.”

“Tuna ve Arya kim?”

“Nur hanımın kızıyla Sadık beyin oğlu. Bölme de anlatayım.” Ceren dudaklarına görünmez biz fermuar çekip beni dinlemeye devam etti. “Neyse işte sonra Arya sinir krizi geçirdi. Ama halini görmeliydin Ceren, elini falan yaraladı. Neyse, sonra Tuna geldi işte Arya'yı sakinleştirdi.”

“Sen nerden gördün tüm bunları?” Tüm detayları bilmek istiyordu. “Ben aslında davetten çıkıp gidecektim ama arka odadan gelen sesi duyunca gidemedim. Kapı da aralıktı, her şeyi gördüm işte.” Sağ elimin işaret parmağını Ceren'e uzattım. “Kimseden duymayacağım bunları Ceren. Tamam mı?”

“Merak etme. Benden çıkmaz. Ay, acaba okula gelecekler mi?” Heyecanla ayağıma vurduğunda acıyla inledim. “Ne oldu?” dedi ve hızla üstümdeki pikeyi çekip ayağıma baktı. “Neden bandajlı ayağın? Bir şey mi oldu?” diye sordu Ceren. Yaşadığım tüm acılara şahit olduğu için bu kadar korkuyordu. “Dün, Tuna bana çarpıyordu az kalsın.” dediğimde diliyle dudaklarını ıslattı. “Kalk, hastaneye gidelim. Ya önemli bir şeyse? Benim içim rahat etmez.” Elimle kollarından tutup yataktan kalkmasını engellemeye çalıştım. “Ben gerçekten iyiyim Ceren. Dün gece, şoktaydım o yüzden bu sabah konuşmak istedim seninle.” Ceren, ellerini yüzüme koyup konuştu. “Korkuyorum sana bir şey olacak diye.” Sözleri biter bitmez kollarımı boynuna dolarım. “Hadi kahvaltı hazırla da yiyelim.” dedim. Yataktan kalkmış, ayağıma terliklerimi giymiştim. “Tamam, sonra da alışverişe gideceğiz değil mi?” diye sordu Ceren. Geçen hafta verdiğimiz bir kararı unutmaması beni asla şaşırtmıyordu. Ceren’di bu, hiçbir şeyi unutmazdı. “Gerçi senin ayağın kötü, başka zaman gideriz artık.” dedi üzülerek. “Hayır üzülme, gideceğiz. Ama önce kahvaltı etmeliyiz değil mi tatlı kız?” dedim dalga geçerek. Ceren bana dil çıkararak odadan çıktıktan sonra ben de telefonumu elime aldım. Gruplardan gelen mesajlara kısaca göz atıp çıktığımda ekrana düşen bildirime tıkladım. Tuna Ertekin bana istek mi atmıştı? Dün olanlardan sonra depresyona falan girmesi gerekmiyor muydu? Şaşırmıştım. Üstelik beni nasıl bulduğunu da anlamış değildim. İsteğini kabul edip odamdan çıktım. Mutfaktan omlet kokuları geliyordu. “Çok acıktım, hadi yiyelim.” dedim iştahla. Telefonumdan gelen bildirim sesiyle sol elime telefonumu aldım ve sağ elimdeki çatalla da ağzıma domates attım. Tuna'dan mesaj gelmişti.

Bakmak istemedim.

Acaba dün gece beni görmüş olabilir miydi? Bu mümkün değildi. Gayet güzel saklanmıştım. Mesajını bildirim penceresinden okumak için ekranı kaydırdım. “Dün olanlar hakkında konuşabilir miyiz? Yardımcı olmak istiyorum.”

Dün gece beni görmemişti. Kaza hakkında konuşmak istiyordu muhtemelen. Mesajını cevaplamak için bildirime tıkladım. “Önemli değil, yardıma ihtiyacım yok teşekkür ederim.” Telefonu kilitleyip yan tarafa koyduğumda Ceren, çay koymak için elinde çaydanlıkla dibimde bitti. “Kiminle mesajlaşıyorsun sen?” Bardaklara çay koyarken bir yandan da gözü telefonumdaydı. “Tuna, mesaj atmış. Dün olan kaza hakkında konuşmak istiyor muhtemelen.” Ceren, elindeki çaydanlığı ocağın üzerine bırakarak yanıma hızla adımlarla geldi. “Ne yazmış? Dur ben de bakayım.” Ağzıma aldığım zeytinin çekirdeğini çıkarırken konuştum. “Özel hayat diye bir şey var ya!” diye çıkıştım. “Ne özel hayatı ya? Senin hayatın benim hayatım şekerim.” dedi Ceren gülerek. Yine de telefonumu vermedim tabiki de. “Niye seninle kaza hakkında konuşmak istiyor ki?”

“Bana aramam için bir kart vermişti ama aramadım herhalde ondan benimle konuşmak istiyor.” Telefonumdan gelen sesle Ceren benden önce davranıp telefonu kaptığı gibi bildirimi okumaya koyuldu. “Israr ediyorum, lütfen bugün buluşup bu konuyu konuşalım.”

“Buluş, buluşsana. Ya çocuk sana lütfen demiş buluş.” Telefonu Ceren’in elimden alıp kilitledim ve mesaja cevap vermedim. “Alışveriş yapacağız dedik ya Ceren. Olmaz buluşamam.” Çayımdan büyük bir yudum alıp önümdeki omletten küçük bir parça kesip ağzıma attım. “Boşver alışverişi şimdi. Belki de senden özür dilemek istiyordur. Ya da dün gece seni görmüştür. Gidip öğren işte.” dedi Ceren, heyecanla. “Öyle mi diyorsun? Gitsem mi acaba?” Ceren, omzuma vurarak konuştu. “Git git, hem belki bana da yanındaki arkadaşını ayarlarsın.” Anlamaz bir şekilde yüzümü buruşturdum. “Kimi? Sen tanıyor musun ki onların tayfasını?” Bir kahkaha attı Ceren. “Bilmeyen mi var ayol? Bütün üniversite biliyor. Sadece adlarını bilmiyoruz.” dedi ve ekledi. “Sen biliyor musun arkadaşının adını?”

Tabiki de biliyordum dün gece öğrenmiştim. “Evet,” dedim ve çayımdan içtim. “Baran.” diye de ekledim. “Ay çok havalı, aynı kendi gibi. Bu üçü, çocukluktan beri arkadaşmış. Öyle diyorlar.” Dedikodu yapmak tam Ceren’e göreydi. “Bilmiyorum o kadarını zaten isimlerini de dün gece olay olunca öğrendim. İkisi de Arya'nın üzerine titriyorlar.” Ceren’in yüzü düştü bir anda. “Arya çok kıymetli onlar için. Bunu bilmeyen yok zaten.” dedi üzgün bir ses tonuyla. Konuyu dağıtmak için telefonu elime aldım ve cevap yazmak için bildirime girdim. “Üzgünüm, bugün işim var. Zaten buluşmamızı gerektirecek bir durum da yok. İyi günler.” Yazdığım mesajı göndermeden önce Ceren'e gösterdim. Hızla okuduğunu gözlerinin hareketlerinden anlayabiliyordum. “Ben sana buluş diyorum, sen ne yapıyorsun?” dedi ve elindeki çay bardağını masaya koydu hızla. Bense çayımdan son bir yudum alarak masadan kalktım. “Hadi, hazırlan. Bir an önce çıkalım da eve erken dönelim. Ödevim var biliyorsun." dedim ve odama ilerledim. Sofra toplama isini yine Ceren’e kilitlemiştim. Bir gün hu yüzden beni dövecekti. “Sofrayı kur Ceren, sofrayı topla Ceren, hızlı hazırlan Ceren. Ama bütün işleri Ceren yapıyor! Nasıl hızlı hazırlanabilir ki Ceren!” diye söylendi arkamdan ama ben sadece gülmekle yetindim.

Odama girip hızla geceliklerimi üstümden çıkardım. Koyu mavi, yırtık kot pantolonumu ve hardal sarısı kısa bluzu üzerime geçirdim. Saçlarımı açıp, sadece bir makyaj yaptım. Hazırdım bile. Ceren ne alemdeydi bilmiyordum. Ayağım bandajlı olduğu için spor ayakkabı giyecektim. Bu yüzden ayağıma çorap giyerek odadan çıktım. “Ceren? Hazır mısın?” diye bağırarak koridordan geçip kapını önüne geldim. Ayakkabılarımı alıp kapıyı açtım ve giymek için eğildim. “Geldim, geldim. Dur, ayakkabılarımı alıp geliyorum.” dedi ve hızla ayakkabılığa ilerledi. Bense ayakkabılarımı zorlanarak da olsa giymeyi başarmıştım. “Yardıma ihtiyacın var mı canım?” dedi kendi ayakkabılarını alıp kapıya çıkarken. “Yok canım, hallettim ben. Hadi sen de çık da kapıyı kilitleyeyim.” diye geçiştirdim Ceren'i o da ayakkabılarını ayağına geçirip kapının önünden çekildi. Çantamdan anahtarımı çıkarıp kapıyı kilitledikten sonra Ceren’e döndüm. “Hadi gidelim, çok fazla oyalanmayacağız zaten. Değil mi Cerenciğim?” diye sordum imayla. “He gülüm he. Aynen ondan. Yavaş in merdivenleri, dikkat et.”

Apartmandan çıkıp otobüs durağına doğru ilerledik. Otobüsten indikten sonra direkt karşıdaki alışveriş merkezine girdik. Ceren, gördüğü ilk mağazaya girip birkaç kıyafeti eline aldı ve kabine ilerledi. “Ben bunları deneyeyim, sen de kendine bir şeyler bak tamam mı?” dedi hızla ve çantasıyla telefonunu bana bırakarak kabine girdi. Reyonların arasında dolanırken elimdeki telefon titreyince ekranı açtım. Ceren’in telefonuydu titreyen. Gelen bildirim ise Tuna Ertekin’dendi. Benim hesabımdan Ceren’i bulup ona da istek atmıştı. Kabinlere ilerleyip Ceren’in olduğu kabinin önünde durdum. “Ceren, Tuna sana da istek atmış ne yapayım?” dedim ve kabinin kapısının açılması bir oldu. “Ne!!” diye bağırdı Ceren. “Biraz daha bağır, kimse duymadı böyle.” dedim imayla. “Kabul et. Hemen kabul et.” Nasıl da heyecanlanmıştı. Dediğini yapıp isteği kabul ettim. “Denedin mi bunların hepsini?” diye sordum Ceren’e. “Evet, bu ikisini alıyorum.” dedi, elindeki elbiseleri göstererek. Kasaya ilerlemeye başladığımızda Ceren telefonunu alıp kamerasını açtı ve beni yanına çekip kolunu boynuma sardı. “Gülümse, hikaye atacağım bunu.” dedi, zorla çekindiğim bir fotoğraf olmaması için gülmek zorundaydım. Sevmiyordum sosyal medyaya fotoğraf atmayı. Aslında ben sosyal medya kullanmayı sevmiyordum. Ceren, fotoğrafı çekip yükledikten sonra telefonumun bildirim sesiyle telefonumun kilidini açtım. Beni etiketlemese olmuyordu çünkü. Bir de konum belirtmişti. Ne gerek vardı ne yaptığımızı el aleme göstermeye? Ceren, kasa sırasına girmişti, bense onu mağazanın dışında bekliyordum. Kısa süre sonra yanıma geldiğinde kafasını bir türlü telefondan kaldıramıyordu. “Şu telefonu bırakıp benimle ilgilenecek misin artık?” diye çıkıştım. Hemen telefonunu cebine koyup koluma girdi. “Tamam ya, özür dilerim. Hadi biraz da sana bir şeyler alalım.” Beni hızla başka hir mağazaya soktu. Bugün böyle geçecekti, belliydi.

Biz dışarıya çıkalı neredeyse iki saat olmuştu ve biz hala alışveriş merkezinin içinde mağaza dolaşıyorduk. “Ceren yetmez mi bu kadar? Elimiz kolumuz doldu zaten.” dedim bıkkınlıkla. “Ya gel hadi, şurada bir kahve içip dinlenelim.” dedi beni teselli edermişçesine. “İyi peki, ama sonra gideceğiz?” dedim uyarır ses tonuyla. “Belki, biraz daha gezebiliriz. Henüz hiç ayakkabı bakmadık.” Yüzünü şirin bir hale büründürmüştü. “Sadece iki mağaza daha.” Anlaşmaya çalışıyordum. Ne kadar az zamanda biterse o kadar iyiydi. “Tamam anlaştık, hadi gel kahve içelim.” Beni çekiştirerek kafeye soktuktan sonra beni bir masaya oturttu ve kahveleri sipariş etmek için kasaya yöneldi. Menüye bakarken gözüme çarpan çikolatalı pastadan da sipariş etmesi için Ceren’e seslendim. “Pastadan da olsun Ceren!” dediğimde beni bakışlarıyla onayladı.

Kısa süre sonra elinde kahveler ve pastanın üzerinde olduğu bir tepsiyle geri döndü. “Buyrun hanımefendi, pastanız ve kahveniz.” dedi Ceren, gülerek. Tam çatalı elime almıştım ki, aniden bağırdı Ceren. Bu kızın kalbimle sorunu neydi? “Dur! Hikaye atacağım, dokunma iki dakika.” dedi ve hevesimi kursağımda bıraktı. Teşekkürler Ceren.(!) “Tamam, şimdi yiyebiliriz.” dediğinde çatalı alıp pastadan kocaman bir parçayı ağzıma attım. “Nasıl?” diye sordu Ceren. “Harika.” dedim ağzım doluyken. Kahve ve çikolatalı pasta vazgeçilmez tek favorimdi. Pasta bittiğinde, Ceren kahvesini eline alıp poşetleri toplamaya başladı. “Kalan kahveyi de mağaza gezerken içeriz. Kalkalım.” dedi ve poşetlerin birazını eline alıp kahvesiyle birlikte kafeden çıktı. Tabi ben de arkasından çıktım.

Çok değil, yarım saat sonra benim zorlamamla alışveriş merkezinden çıktığımızda elbette kapıda Tuna ve arkadaşlarını girmeyi beklemiyorduk. Tuna, Arya ve Baran yanımıza yaklaşırken Ceren heyecandan ne yapacağını şaşırmıştı. Tuna, gelip tam önümüzde durdu ve gözlüğünü çıkartıp tam gözlerimin içine baktı. “Azra'ydı değil mi?” diye sordu. Ceren, Baran’a cilve yapmakla meşguldü. Arya ise ikimize bakıp gözlerini yeniden Tuna’ya çeviriyordu. “Evet.” dedim elimi uzatırken. O da elini uzattı bana. “Memnun oldum. Buluşmamıza gerek yok demiştin ama, görüyorum ki bileğin sargılı.” dedi imayla. “Azra böyledir, yardım almayı pek sevmez. Bu arada, Ceren ben.” diye söze atamdı Ceren. “Memnun oldum Ceren.” dedi Tuna, gözlerini benden çekip Ceren'le buluşturdu. “Tanışmanız bittiyse bizim bir işimiz var, değil mi arkadaşlar?” dedi Arya. Belli ki sıkılmıştı. “Bu da Arya işte.” diyerek Arya’nın yanağını sıkıştırdı Tuna. “Aşk olsun Tuna, beni niye tanıştırmıyorsun?” diye çıkıştı Baran. Ceren’in elini tutarak dudaklarına götürdü. “Ben de Baran, memnun oldum Ceren.” dedi kibarca. Ceren deyim yerindeyse kibarlıktan kırılacaktı. “Ben de çok memnun oldum.” dedi Ceren boşta kalan eliyle saçını ilahinin arkasına sıkıştırırken. Arya, hala bizi izliyordu. Tuna ise bana bakıyor ve gülümsüyordu. Rahatsız oluyordum bu bakışlarından. Gözlerini Tuna’dan çekip Ceren’e değdirdim. “Biz gidelim artık.” dedim dişlerimin arasından. “İyi günler.” diyerek Ceren’i çekiştirerek otobüs durağına doğru ilerledim. “Utanmasan çocuğa çıkma teklifi edecektin daha ilk tanışmanızda.” Gözlerim ‘pes’ der gibi bakıyordu. “Görmedin mi nasıl da kibardı.” dedi Ceren hayranlıkla. Gerçekten delirmişti bu kız. “Boşver şimdi sen onu. Otobüsü kaçırmayalım. Daha eve gidip ödevimi yetiştirmem gerekiyor.” Beni dinleyen kimdi? Ceren yine ağzı beş karış açık dolanıyordu. “Otobüs! Otobüs geldi, koş Ceren, koş!” diye bağırdım ve Ceren kendine gelip koşmaya başladı. Ben tabiki de koşamıyordum ama benim için otobüsü durdurmuştu Ceren. Birkaç durak sonra indikten sonra eve yürümek bugünün temposundan sonra tam bir zulümdü. Yokuşu çıkarken hiç bu kadar zorlamamıştım. Nihayet eve geldiğimizde elimizdeki poşetleri bir kenara fırlatıp salondaki koltuklara artık kendimizi. “Sen bunları yerleştir, ben elimi yüzümü yıkayıp ödeve başlayacağım.” dedim bedenimi kaldırmaya çalışırken. “Gerçekten takatin kaldı mı ödev yapmak için?” Ceren’in sorusu gerçekten manidardı. Hiç halim yoktu ama bu ödevi de yetiştirmek zorundaydım. “Yok, ama yapmam lazım.” diyerek kalktım koltuktan ve odama ilerledim. “Çay yapıyorum!” diye bağıran Ceren’e cevap vermedim ama o evet demek istediğimi anlamıştı muhtemelen. O yüzden takmadım.

Odama girip bilgisayarımı açtım ve maketi yapacağım malzemeleri yanıma aldım. Geçen hafta fotoğrafını çektiğim eski binanın maketini yapacaktım. Fotoğrafı açıp maketin iskeletini yapacağım malzemeleri birleştirmeye başladım. İskelet bitmek üzereyken, camıma atılan taş sesiyle gözlerimi cama çevirdim. Önemsemedim, yanlışlıkla atılabileceğini düşündüm. Ama yanıldığımı ikinci kez aynı sesi duyduğumda anladım. Oturduğum yerden kalkıp camın önüne gittim. Pencereyi açıp kim olduğuna bakmak için başımı dışarıya çıkardım. Tuna'nın burada ne işi vardı? Üstelik, henüz bugün tanışmıştık. Ne istiyordu benden? “Ne işin var burada?” diye sordum. “Sadece seninle konuşmak istiyorum.” dedi masumca. Kanmayacaktım. “Evimi nereden buldun?” Sahi nereden öğrenmişti evimin adresini? “Ceren'den.” dedi. Bunun hesabını sonra soracaktım Ceren’e. “Konuşacak bir şeyimiz yok. Lütfen beni rahatsız etmeyi bırakır mısın?” Artık çıldırmak üzereydim. Neden bu kadar ısrar ettiğini anlayamıyordum. “Seni tanımak istiyorum, daha yakından tanımak istiyorum.” deyiverdi bir anda. Neden ben? Neden başkası değil? Beni tanımak istiyorsa tanışacaktık. “Tamam bekle, geliyorum. Tanışalım.” dedim ve pencereyi kapatıp içeriye girdim. Şifonyerin üzerinde duran telefonumu alarak polisi aradım. “Alo? İyi akşamlar. Evimin önünde beni rahatsız eden biri var. Lütfen yardım eder misiniz?” dedim bir çırpıda. “Tabii hanımefendi, adresinizi verin hemen bir ekip yönlendiriyoruz.” dedi polis memuru. Adresimi verdikten sonra teşekkür ederek telefonu kapattım ve polislerin geçmesini bekledim. Siren sesleri duyulduğunda tekrar pencereye çıktım. “E hadi gelsene.” dedi Tuna başına geleceklerden habersizce. “Geleceğim geleceğim. Ama önce memur beyler seni götürecek.” dedim gözlerimle Tuna’nın iki yanında duran polis memurlarını göstererek. “Azra? Memur bey, ben bir şey yapmadım.” derken çok masumdu. Yüzüme bakarak polis aracına bindiğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum.

Umarım bu son karşılaşmamız olurdu. Umarım dersini alırdı. Ben umuyordum ummasına ama, kader her zamanki gibi hızla ağlarını üzerime geçiriyordu. Bense bir balık gibi kadere avlanmak için bekliyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.