İçeriğe geç

FERİMAH

Bölüm 7 · 46 dk okuma

FERİMAH

Bölüm 7

7. Aşk Kumarı

Güzellik sizin gördüğünüz simadan ibaret değildir, hayatımıza giren insanlar bize verdiği duygularla güzellik verir.

İlahi bakış açısı

Genç adamın irislerin de görülen alevler onu dehşete bürümüştü; savaş alanında silah sesleri yükseldi ve bombalar havada uçuştu; akrep ve yılanların bol olduğu cehennemdi burası. Büyük bir odun önünde yanan ateşi daha fazla körükledi. Ateşin yükselen alevleri Karhan'ı daha çok dehşete düşürüyordu. Alevlerin üstünde yükselen dumanlar adamın ciğerini daraltıyordu. Adam korkusuna inat bu korku tüneline bir adım attı, adımıyla kuvvetli ve harlı yanan ateş daha fazla harlandı. Yanmayan yerleri bile ateşin alevleri kapladı. Cesur ve güçlü olan genç adam bu ateşin yükseltisinden korkup attığı adımı geri çektiğinde yükselen alevin harı azaldı. Genç adam önündeki cehenneme bakıp kendi kendine "Ben neredeyim?" diye sormadan kendini alıkoyamıyordu.

"Arsen." Diye arkadan son derece nahif bir ses yükseldi; bu hasret duyduğu bir sesti. Sesin olduğu tarafa yöneldiğinde cehenneme arkasını dönmüş oldu. Gözlerinin ela irisinde cennet bahçesinden küçük bir görüntü yansıdı. Bu cennetin içinde ablasının bulunmasına mukabil sevinmişti. Ablasının her zaman merhametli ve ince bakışı Karhan'ın gözlerine dolandı, Karhan ise bakışları ablasının arkasında bulanan cenneteydi. Bu cennet; çeşit çeşit meyve ağaçları, etrafı aydınlatan masmavi gökyüzü, yemyeşil çimler, sonsuzluğa uzanan mavi deniz ve katil olmayı göze alacak kadar sevdiği ablası duruyordu. Karhan bütün dikkatiyle ablası Berra'yı izledi. Ablasının üstünde uzun, şifon ve bembeyaz bir elbise vardı. Günahsızlığı simgeleyen bembeyaz elbise ablasının üstüne çok yakışmıştı. Siyah ve bukle bukle omuzlarına dökülen saçları meleği anımsatmıştı. Birdenbire ablasının arkasından Afşin Erdağ çıktı. Onun da elbisesi aynıydı ama Afşin'in elbisesinin uç kısımlarında kan lekeleri vardı. Afşin'in koyu sarı, upuzun saçları omuzlarından iki yana sarkmıştı. Karhan bu görüntüyü görünce Ferimah'tan büyüleniyordu ama ablası ile birlikte olmasından dolayı üstüne şaşkınlık ekleniyordu. Berra Afşin'in elinden tutu ve Karhan'ın tam karşısında durdu.

"Abla senin Ferimah'la ne işin var?"

"Arsen Afşin'e sahip çık." Diyor ablası Karhan'ın şaşkınlığı daha fazla katlanıyordu. Genç adam ablasına olumsuz gözlerle bakıyordu çünkü o artık onun kurbanıydı ve Karhan hiçbir kurbanına acıyıp sahip çıkmazdı.

"Berra abla Afşin benim kurbanım ona sahip çıkıp koruyamam." Dediğinde ablasının yanında Yağız eniştesi beliriyor, Afşin'in yanımda ise Toygar beliriyor. İki adam da zifiri siyah giyinmiş ve ikisinin gözlerinde gördüğü cehennemin ateşi yanıyordu, iki adamın da belinde silahlar vardı. İki adam da aynı anda belindeki silahı çıkarttı ve iki kadının şakak kemiğine silahları yasladılar. Karhan hareket etmek istedi ama olmadı çünkü ablasının teklifini kabul etmemişti. Tekrar hareket etmek istedi ama adeta buz kalıbı gibi donuk kalmıştı. İki adam da aynı anda tetiğe bastı ve kadınlar yere yığılıp öldüler. Karhan hareket etmek istedi ama yine olmadı. Sadece "İkinize de bu dünyayı dar edeceğim." Diyordu ama nafileydi.

Genç adamın gördüğü kâbusun üzerine ağzından sadece, "İkinize bu dünyayı dar edeceğim." Diye mırıltılar dökülüyordu. Alnından pervanın verdiği soğuk terler süzülerek yastığının sıcak tarafına düşüyordu. Gördüğü bu iğrenç kâbus nefes alan ciğerlerine iğne misali batıyordu, aldığı her nefes sevdiklerine zarar verirken, en çokta onları seven Karhan'a batıyordu. "Öldüreceğim hepinizi." Diyerek gözlerini gördüğü rüyanın dehşetti ile açtığında yastığın altında kalan telefonu başında zangır zangır titriyordu. Karhan belini doğrultarak, "Bu hangi pezevenk?" Homurdanıp yastığının altında duran telefonu hızla eline aldı, hiç bakmayarak telefonu açıp telefonu kulağına yasladı."Ne istiyorsun lan pezevenk?" Karşısında kim olduğunu bilmeyerek kızıyordu. "Ağız tadıyla rüya da mı göremeyeceğiz?"

"Ne diyorsun sen lan?" Dedi karşındaki telefonda konuşan amiri Çakar Büyüksoylu afallamıştı. Karhan bu sesi duyunca tanıyıp telefonun ekranına kısa bir bakış atarak ekranda yazan yazıya baktığında Çakar Amirim yazısını görünce sertçe yutkundu. İşte sıçmıştı. Çakar amir, şimdi ona gerçekten çakacaktı. Karhan kendisine içinden büyük küfür savurdu. Cinayet büro amiri Çakar, Karhan'ın böyle konuşmasının üstüne afallayarak ekranına baktığında K.A. Kunter yazısını gördüğünde tekrar şaşırdı. Çünkü Karhan küfür etmeyen seciyeye sahipti ama amir gerçek yüzünü görmüştü.

Karhan "Amirim." Dedi gözleri far görmüş tavşan gibi büyüterek yanı başında duran pencereden sızan gecenin en kızıl tonunu olup odasına yayılan ışığa gözlerini dikti ve Karhan sesini çıkarmayarak amirinin ne diyeceğini can kulağı ile dinlemeye koyuldu.

"Ya öyle far görmüş tavşan gibi etrafına bakarsın." Dedi amir alaylıca tebessüm ederek masasının başında duran sandalyesine oturup diğer eliyle boynunu ovuşturdu. "Ben insana ne yaparım Karhan?" Kalın, kemerli uzun kaşlarını havaya kaldırarak karşısında Karhan'ı hayal etti.

Karhan boşta kalan eliyle gözlerini ovuştururken, "Çakarsınız amirim." Dedi uykunun en tatlı mayhoşluğuyla.

"Doğru bildin." Dedi amir, lafı çok dolandırmadan söze girdi. "Seni bu vakitlerde aramamın sebebi şafak operasyonları olurdu ama bu sefer bir cinayet yüzünden aradım. Bu saatlerde bir cinayet yaşanmış, duvarda Karaltı yazıyormuş."

Amirin bu sözleri Karhan'ın aklını dolandırdı. Çünkü kendisi yatağında mışıl mışıl yatıyordu ve bugün tek işi Afşin'in peşine düşüp öldürmekti ama onu da yapamamıştı.

Kimdi bu?

"Karaltı'nın yaptığını nereden anladık amirim?"

"Sen beni götünle mi dinledin? Dedim ya duvar da Karaltı yazıyormuş diye." Homurdanarak ağzından küçük bir küfür çıktığı için kendine sağlam bir küfür savurdu ve iyice küfür bataklığına battı. "Hazırlan emniyettin önünde toplanın oraları inceleyeceğiz."

"Tamam amirim." Dedi Karhan, telefon yüzüne kapandı.

Karaltı'ya bir tek kişi meydan okuyabilirdi; o da Ferimah'tı. Kendi telefonundan Afşin'in telefonun hackleyip dinlemeye aldığında hiç ses gelmiyordu.

Günahını mı almıştı?

Saat: 4.13

Karhan baba parası ile değil de kendi emek vererek kazandığı büyük serveti kullanmadığı için kendisine bol bol lanet okuyarak çalıştığı emniyet müdürlüğü cinayet büro bölümüne gelmişti. Karhan önünde bulunan ekibe baktığında hepsi buradaydı ve hepsinin gözleri en son gelen Karhan'a takılmıştı.

Bunlar İstanbul'da bulunan Türkiye'nin diğer ucunda tüm cinayetleri çözen ama tek rakipleri Karaltı olan, zekâsı ile herkesin ilgisini çeken ekipti.

En solda bulunan; sessiz ama bir o kadar, küçük delilleri birleştirerek büyük cinayetleri çözen cinayet büronun sessiz kapanı Göktuğ Aksun'du.

Göktuğ'un yanında bulunan soru delisi ve sorduğu sorulara karşılık bulamayınca gece-gündüz uyumayarak istediği cevabı alana kadar uğraşan Alara Tezcan vardı.

Kapının eşiğinde durup duvara yaslı olan Orhan ise insanın en ufak hareketinde şüphe duyarak delilleri birleştirir ve insanların geçmiş hayatını öğrenerek yola çıkan Orhan Sayak vardı.

Orhan'ın yanında ise geveze, şakacı seciyesi ile cinayet ekibinde yer bulan Fuat, bir o kadar da burnu k-9 köpeği gibi tüm kokuları ayrıştırarak delil niteliğinde araştırma yapan Fuat Selim Canyurt'a bu ekibe dâhildi.

En ince gözlemleri yaparak araştırmalara büyük destek olan Karhan Arsen Kunter'de bu ekibin içindeydi.

Herkes tam tamına sıra ile dizilmiş bu ekibin amiri Çakar Büyüksoylu ve Karhan'ı herkes bekliyordu. Adımları ekibe doğru atarken,"Dayanamıyorsun ama öldürüyorsun." Afşin'in buz kesiği gibi sesi beyninin içinden yankı bulurken, bu ses adamın buzdan hiç merhamet oluşmayan kalbini ateşten farksız yakıyordu.

Fuat Selim dalgaya alarak, "Dünyanın en fakir insanı da gelmiş." Diye herkes uykulu haliyle bir de Fuat Selim'in bu boş konuşmalarını dinliyordu. "Bak kesinlikle otobüsle geldin." Ortaya iddia attı.

Karhan bu sözleri duyunca büyük bir alayla dudakları yukarıya doğru kıvrılırken kendi mal varlığı aklından geçiyordu. Karhan sahte kimlik üzerine; iki tane jet uçak, bir adet helikopter, yüzden fazla lüks arabalar, iki yüzü aşkın apartman dairesi, yirmi tane villası vardı ve bunlar boş durmasın diye kendine küçük bir miktar ayırıp kiraya vermişti. Tek sıkıntı bu malları kendi üstüne aktaramıyordu.

"Ne otobüsü lan, bu saate otobüs mü çalışıyor?" Dedi Karhan karşısında duran ve tam bir ahenk içinde olan Ay'ın beyaz ışığı eşliğinde gökyüzünün kızıl rengine baktı. "Paraya kıyıp taksiyle geldim."

"Acıdın mı o kadar paraya?" Dedi Orhan arkadaşının gözlerinin içine alayla bakarak.

"Evet." Dedi Karhan, Fuat'ın yanına geçerek belini duvara doğru yaslayıp gözlerini ekibe doğrultarak, "Günaydın da demiyorlar hiç, varsa yoksa işiniz dalga geçmek."Sitem dolu sözlerle konuştu.

"Günaydın." Diye Alara tebessümle Karhan'ın ela gözleri ile uyumlu olan kumral tenine gözlerini dikti. Karhan gözlerini Alara'ya dikince ay ışığının ona vuran loş ışığının altında baktığında, Karhan'ın aklına Afşin geldi. Alara Karhan'ın ona böyle bakmasıyla ona duyduğu küçük hoşlantı giderek bir çığ boyutuna ulaşıyordu, Karhan ise onu bu samimi hallerini anlamıyordu.

"Size gün aymadınlar." Dedi Karhan gözlerini Alara'dan alarak Ay'dan yayılan o güçlü beyaz ışığa gözlerini belirtti. Gayriihtiyarî biçimde Ay ona Ferimah'ı hatırlatıyordu, ne zordu bir ay önce hayranlık duyduğu kadını öldürmek için gitmek. Karhan bu konuda ne yapacağını bilmiyordu; bir yandan para için öldürmek istiyordu, bir yandan da buzdan kalıp olan kalbine merhamet çiçeği açtıran kıza acıyıp öldürme diyordu ama içinden bir seste Afşin'in onu istediklerine götüreceğini söylüyordu. Sıkışmıştı bu soru kalıplarıyla. Uykusunun geldiği belli ederek esneyip kolunu Fuat Selim'in omuzlarını yerleştirdi.

"Benim günüm kar tanesi sevdiceğim uyanınca aydınlanıyor, uyanmadığına göre bana da gün aymadın." Diye Orhan da nişanlısına beslediği yoğun duyguyu gözler önüne seriyordu.

"Dünyam karardı lan bu ne kokusu?" Dedi Fuat, Karhan'ın kolunu omuzlarından atıp burnunu iki parmağıyla kapattı. Karhan siyah tişörtünü dik düzgün burnuna çekip kokladığında dışkı kokuyordu. Bu kokunun üstünden çıkması için bugün tam iki şampuan şişesi bitirmişti ama çıkmamıştı. "Kanalizasyon borusunun içine mi düştü?" Diye Fuat birkaç adım geriye gitti.

Afşin onu tuvalet fırçası ile dövdüğünden fırçadaki koku üzerine sinmişti, oysa Karhan şefkati temsil eden ve Afşin'in sürdüğü o şakayık çiçeğinin kokusunun üstüne sinmesini isterdi.

İlk defa Karaltı'nın kanını biri akıtmıştı ve Karaltı da ilk defa bir kurbanını bir gün içinde öldürememişti.

Afşin'den ona yadigâr kalan sol elinin sargılı beze baktığında yine kulağında, "Dayanamıyorsun ama öldürüyorsun." sözü sıklıkla yankılanıyordu. Onun bu sözü mıh gibi beynine ve yüreğine işlenmişti.

"Ne kanalizasyonu lan?" Dedi Karhan gözlerini sargıdan alıp tekrar üstünü kokladı. "Kirli sepetten aldım da giydim." Yalan söylüyordu, asla sevmezdi kirli sepetten bir şey alıp giymeyi.

"Seni evlendirmek farz oldu kardeşim." Dedi Fuat, bunu duyan Alara boğazında bir şey kalmış gibi öksürük tutu.

"Yavaş Alara komutan." Diye Göktuğ sessizliğini bozarak Alara'nın sırtına hafifçe vurdu.

O sırada içeriden gelen Çakar amir dışarıya çıktı ve kapının eşiğinde duran Orhan'ın yanında durup elini Orhan'ın yanağına yerleştirip okşarken, "Günaydın aşkısı, çiçeğim, böceğim, süt kaymağım." Diyerek amir hafif sille vurdu ardından elini çekti.

Orhan amirine telefonu böyle açtığından suçunu anlayarak başını hafifçe yere eğdi. "Yaptık bir hata amirim af edin."

"Afettim lan seni kerata." Diyerek Çakar amir yavaş adımlarla Karhan'ın karşısında durarak adamın gözlerinin içine bakıp kaşları çattı. "Ya sen Karhan Efendi, seni arayanları küfür ederek mi açıyorsun?"

"Hayır, amirim." Diye hazır cevap Karhan konuştu. "Sadece geceleyin arayanları öyle açıyorum."

"Bir daha dikkatli aç gece arayanları." Dedi ekibin tam ortasına geçti amir. "Haydi, arabaya ekip! Çözülmesi gereken cinayet var, bulunması gereken bir katil var." Amir geniş ellerini birbirine vurarak, "Haydi arabaya." Arkasını ekibe dönerek arabaya doğru yürüdü.

Arabaya herkes bir bir binerek Orhan, Fuat ve Göktuğ öne otururken, ortaya amir oturdu ve arkaya Alara ve Karhan oturdu, araba hareketlenmeye başladı. O sırada Çakar amir önde oturan Fuat'a ve arkada oturan Karhan'a kısa bakışlar atarak, "Ee rüyanızda ne gördünüz de hezeyan açtınız telefonu? Ee Malatya'lı Karhan Arsen, ee Bursa'nın şeftalisi Selim."

"Amirim." Diyerek Selim heyecanla atıldı. "Ben rüyamda Afşin Erdağ'ı görüyordum." İştahlı anlatırken Karhan başını yasladığı camdan kaldırarak önde oturan Fuat'ı özenle dinlemeye başladı. "Tam beni öpecekti siz uyandırdınız." Fuat arkasını hafifçe dönerek amirinin orta yaşlar da olan kahverengi gözlerine ters bakış attı. "Amirim siz böyle romantik anlarda hep çifti basan karakter misiniz?"

Çakar amir ve diğerleri alaylıca gülümserken, "Yok sadece sana özel şeftali Selim." Dedi alaylı tonla. "Oğlum bu kadından bahsetmekten yorulmadın mı?" Bezginlikle ekledi. "Vazgeç şu kadının hayranlığından."

"Öyle demeyin amirim." Dedi sesindeki neşe kırılarak. "Siz hiç savcı hanımdan vazgeçtiniz mi?" Hayal kırıcı sözlere karşı kalın dudaklarını bir çocuk edasıyla aşağıya sarkıttı.

"Yok, geçmedim tabii." Dedi amir, savcısının o yüz vermeyen asi ve ahu bakışları gözlerinin önüne gelince sert bakan bakışları kırılarak pamuk bakışlar yer aldı. "Ama be oğlum, biz aynı dünyaların insanıyız."

Onlar hezeyan konuşurken Karhan başını cama yaslayarak sokaklarda yanan lambaların sarı ışıklarına bakınca kafasında sürekli olarak, "Dayanamıyorsun ama öldürüyorsun." Afşin'in sesi neden bu kadar canını yaktığını anlamıyordu ama bu sözle artık aklına sadece Afşin değil, ablası Berra de geliyordu.

"Bir gözleri var." Diyerek Fuat abartarak sözlerine devam etti. "Çok güzel, dünya da yok."

"Bu kadını çok abartıyorsun." Diye araya Alara girdi. "Sadece kızın gözlerinde hastalık var ve herkes abartıyor."

Karhan bu sözlerle Alara'nın bal sarısı gözlerini yönelterek "Bence abartmıyorlar." Dedi, önceden olsaydı çok abartıyorsun derdi Fuat'a ama o gözleri görünce artık diyemiyordu. "Kadının gözlerindeki hastalık ona ayrı bir çekicilik katmış." Birden o cesur bakışlı ve pervasız bakan ama en çok babası ve Toygar'a kartal bakışlarını görmek Karaltı'yı mest eylemişti.

Alara başka duygular beslediği adamın bu hezeyan konuşmasına ve o ünlü kızın gözlerini güzel bulmasını kıskanarak, "Gözleri hasta kızın." Dedi üstüne bastırdı sözcüklerinin.

"Kusurlar insanı çekici yapar." Dedi Karhan soğukluk oturan ses tonuyla.

"Yav bir susun! Başımı ağrıttınız zır zır konuşarak." Alara ve Karhan'ın konuşmasının arasına Göktuğ girdi. "Bize ne yav kızın gözlerinden? Allah sahibine bağışlasın." Dedi Göktuğ ela gözlerini arkada oturan ikiliye yöneltti, ardından lafı başlatan Fuat'a dikti "Fuat sen de artık bu hayranlığı bırak."

"Göktuğ doğru diyor." Dedi amir.

Lafı değiştirmek amaçlı Orhan, "Fuat sen geçen bana isteme çikolatası alacaktın, niye gelmedin lan sözüme?"

"Of oğlum o günü hiç hatırlatma." Dedi Fuat, beyaz teni ve yeni tıraş olunmuş yüzünü buruşturup elini Orhan'ın dizinin üstüne koydu. "Size gelecektim vakit daha erkendi, Karhan'a uğrayayım dedim ve gittim. O sırada başkomiserim aradı acil dosya var diye. Ben de Karhan'ın bilgisayarına attın dedim, Karhan'ın bilgisayarına kahve döküldü. Ben de koşarak eve gittim, bilgisayarı açtım bir ne görüyüm?"

"Ne gördün?" Dedi Orhan tek gözünü merakla kırpıştırarak.

"Nah el işaretinin resmi." Dedi oldukça düz ifadeyle.

"Bu mu önemliymiş?" Diye amir orada gülmemek için dudaklarını bastırdı.

"Amirim geçen biz onun ayak orta parmağı uzun diye tiye alınca o da bizden intikam olarak protestolara ve böyle buzdan farksız şakalarla intikam alıyor." Dedi Fuat artık bu şeylerden sıkılmış ifadeyle nefesini içine çekip birden bıraktı. "Yav biz cinayet büroda çalışan polisleriz, bizim ne işimiz var protesto da çevik kuvvet olarak, ne işimiz var?"

"İyi oldu, biz de siz yokken baş dinledik." Dedi Amir; araba hastanenin önünde durdu, amirin gözleri hastaneye kaydı. "Ekip toplan."

Herkes şeffaf poşetlerinin içinde olan özel beyaz tulumları giydi ve ellerine eldiven, ayaklarına poşetler geçirip arabadan indiler. Amir ekibe bilgi aktarımı yapıyordu. "Hastanenin üçüncü katı 3369 numaralı oda. Hastanede diğer katları rahatsız etmeden çalışacağız, o kattaki odaları da rahatsızlık vermeyin." Konuştuğunda hastaneye giriş yaptılar ve hızla olay yerine vardılar.

Odaya ilk vardıklarında herkesin burnuna çarpan bir koku dolanıyordu. Karhan gözlerini kapatarak odanın içindeki parfüm kokusu ciğerlerine çektiğinde dün öğlen sonu kokusuna doyamadığı kadının kokusu burnuna çarpmıştı. Kan ve şakayık parfümün kokusu birleşmişti. Gözlerini açtığında odanın penceresi açıktı, büyük bir ihtimalle kendisi de biliyordu bu kokuyu ve anlaşılmasın diye açılmıştı.

"Parfüm kokusu var." Diye Fuat Selim derin nefesler alarak içine bu odada olan kokuyu tekrar çekti. "Kadın parfümü bu, bir çiçek kokusu gibi kokuyor ama hangi çiçek kokuyor bilmiyorum."

"Şakayık kokusu bu." Dedi Karhan biliyordu, çünkü o lanet koku kadının etrafına saçtığı kokuydu. Fuat, Karhan'ın dediği koku ismini notlarına aldığında içeriye olay yeri inceleme geldi. Karhan cesedin yanına yaklaştığında, cesedin boynunda bir cisim ile boğulduğunu tahmin etti ve yanındaki seruma takılı olmayan serum hortumunu gördüğünde "İlk olarak serum hortumu ile boğulmuş." Cesedin üstünde bulunan kopuk parmak ve eter kokan pamuğa baktığında, aklına sadece kamera odasında bulunan görevlileri nasıl alt ettiği vardı. Büyük bir ihtimalle bu pamuk ile güvenlik görevlilerini de bayıltmıştı. Karhan olay yeri inceleme polisine baktı. "Pamuk ve koparılan parmağı da delil poşetine koyun."

Amir oradan cesettin başında durarak. "Kimlik tespitine gerek yok, zaten kimin olduğu açık ve net belli oluyor. Bu hastaneye sahte kimlikle Tuncay Asil olarak giriş yapmış." Diye daha detaylı konuşmaya başladı. "Ama tesadüfe bak ki bugün Tuncay Asil'miş dün ise narkotik polisler tarafından aranan Kurtuluş Telvecioğlu'ymuş."

Karhan usulca cesettin yanındaki duvara kanla yazılı olan Karaltı yazısı dikkatini çekti. Yazı sağ el ile yazıldığı ayman açık beliyordu. "Yazı sağ elle yazılmış."

Göktuğ odanın içinde bulunan para çantasına doğru ilerlediğinde, "Para çantasının bir hasta odasında bulunması da değişik." Dedi Göktuğ, tüm gözler hasta yatağının başında duran para çantasına gözlerini dikti. "Buraya gelebilecek çanta valizdir amirim. Asıl soru şu; bu hastaneye toplantı yapamaya mı geldi? Ve toplantı yaptığı kişilerle tartışma yaptıktan sonra o gece mi öldü?"

"İşte asıl soru buydu. Karaltı yaptıysa bunu, onun görüştüğü yani toplantı yaptığı kişilerden biri gizemli katil olan Karaltı olma olasılığını yükseltiyor." Dedi amir.

Para çantasının kasıtlı olarak dokunulmamasıyla Karhan bu kadının zekâsına bir kez daha hayran kalmıştı: Hedefleri çok güzel şaşırtmıştı Ferimah.

"Amirim adamın yazdığı yazı size meydan okuyorum anlamına geliyor." Dedi Orhan.

"Ya bize meydan okuyor, ya da arka plan da duran bizim bilmediğimiz kişilere meydan okuyor." Dedi Karhan, Çakar amir iki parmağını şıklatarak Karhan'a doğru söylüyorsun gibisinden gösterdi.

Bu yazı asıl Karhan'a yapılmış güç gösterisinden başka bir şey değildi. Hem de dünya'nın peşinde olduğu en büyük kiralık katil olan Karaltı'ya yapılmış, ben istersem beni öldürebilirsin meydan okumasıydı.

***

Saat 8. 39

Yine istemediği yerde kendini bir güzel bulan Afşin, sanki sokakta kalmış da ısınmak için sıcak bir eve girmiş kedi gibi kapıyı açtı ve içeride duran babasının kahverengi gözleriyle karşılaştı. Babası koltukta büyük bir huzursuzla oturmuş kara kara düşünürken kapının açılma sesiyle kapıdan içeriye gelen kişiye gözleri takıldı. Rasim adamlardan biri sanırken kızını burada görmesiyle afallamıştı. Afşin babasını bu halini görünce acayip bir şekilde galibiyet duygusu hâkim olurken, Afşin kapıyı biraz daha itti ve babasının biraz ötesinde oturan Necip'le karşılaştı; Necip'in de durumu babasından farksız değildi başı öne eğik imkânsızlıkla karalar bağlayarak düşünüyordu.

Biraz daha açtı ve içeriye girerek kapıyı örttüğünde arkasında duran Toygar'a hızla dönerek onun yarı çıplak bedeni ile karşılaşmıştı. Hiç çekinmeden Afşin vücudunu incelediğinde bedeninde çoğu yerinde morluklar oluşmuş, sol kolu alçıya alınmış, kafasının arkasına dikiş atmışlar ve başı sargılıydı.

Bir adım daha Toygar'a yaklaştığında, Toygar hasta yatağının üzerinde bulunan buz mavisi ekoseli gömleği eline alarak sağlam olan kolunu geçirdi ve kırık kolunu giymek için boynunda duran kol askısından çıkarttı ve inleyerek kolunu zorla geçirdi. Gelene bakmak için o yeşil gözlerini kapıya doğrulttuğunda kalbinde hissettiği ince sızı kalbini tekmelemeye başlamıştı. Kadının uğruna deli olmayı göze alan Toygar, ilk defa bu kadına karşı tutkulu bir öfke vaveylaları göğsünden fışkırıyordu.

Rasim kızın gözlerinin içine baktığında. "Şeytan gözlü, sen gelir miydin hiç?" Dedi kızın gözleri onun gözlerine takıldı; bu ahu bakışlar ona sadece hayatının tek aşkı olan ama evlendikten kısa bir süre sonra terk ettiği Afşin'in annesini anımsattırıyordu. Kızının gözlerinden nefret duyması da bu yüzdendi; o kız gözlerini annesinden almıştı ve Rasim de baktığında sadece onu terk eden eski karısını gördüğünden büyük bir iğrenti duyuyordu. "Başına taş mı düştü?"

Afşin babasından gözlerini devirerek ardından nefretten öte duyduğu duygularla Toygar'ın morluklardan oluşan yüzüne baktı. Afşin buraya bakmadan çekip gitmeyi cani gönülden isterdi ama geri de dinleme cihazını bırakmak istemediğinden gelmişti.

"Toygar'ı bu hale getirdiğimden dolayı hem özür dilemek, hem de geçmiş olsun demeye geldim, babacım." Diye mırıldandı Afşin, Toygar'ın o muazzam gözlerinin içine bakarak ona doğru yavaş ve soğuk adımlarını atarken Toygar'ın vücudunda bulunan morluklara bakınca büyük bir tebessüm etti. Afşin tek kaşını havaya kaldırarak. "Babama şaka yaptım. Özür mözür dilemeyeceğim. Ben sen miyim de yapıp yapıp özür dileyeceğim? Dövdüysem çokta güzel yaptım, ellerime sağlık." Toygar âşık olduğu o gözlere sessiz, bir o kadar da öfke dolu baktı ve hiç ses çıkarmadı. "İnsanlık namına geçmiş olsun ama herkes ettiğini bir gün çeker."

Necip oğlunun bu hadsiz kıza cevap vermesini beklerken, oğlu bir suskunluk mahkûmiyetinin içine düşmüştü, o sırada Necip. "Sen kim oluyorsun da böyle konuşabiliyorsun?" Dedi Toygar ise babasının cevap vermesine mukabil ters bir bakış attı.

"Doğru diyorsunuz Necip Bey, ben artık bu dünya da sade bir vatandaş olan Afşin'im. Toygar Bey de artık benim için mazi de kalan büyük bir yara olarak kalacak ama günler ilerledikçe bu yara kabuk bağlayıp iyileşecek çünkü hayatıma beni iyi edecek insanlar girecek." Dedi Afşin Toygar'ın ona kızıp bağırıp çağırmasını beklerken Toygar bu sözlere karşı sessiz ve soğuklukla sakinliğini koruyordu.

Toygar'a ise bu sözler işlememişti; onun canını cehenneme sürükleyen dün onu döven Afşin'in sevgilisi sandığı kişi yakmıştı.

"Haddini aşma Afşin, o lafları gün gelir yersin." Diye sinir küpüne dönen Rasim, kızının bu sözleri daha çok küplere bindirmişti.

Toygar ise patlamış dudakları aralayarak. "Dışarı çıkan hepiniz." Diye uğruna çoğu şeyden vazgeçtiği kızın gözlerine bakarak kükredi.

"Sen hazırlan beraber çıkarız, bak tam da iyileşmedin." Dedi Necip oğlunu bu cadaloz kızın eline bırakmaya gönlü el vermedi.

"Dışarı çıkın!"

"Tabii." Dedi Afşin arkasını dönüp tıpış tıpış yürümeye başladı.

"Sen dur Afşin Hanım, üstümü giyemiyorum malum, bana yardım edeceksin." Dedi Toygar. Afşin bu sessizliğin ardından gelecek fırtınayı bildiğinden sertçe yutkunarak yüzünü nefret ettiği adama döndü. Toygar şuanda ona zarar vermezdi çünkü dışarı da polisler cinayet araştırması yapıyordu; bir şey olursa avaz avaz bağırarak yardım isteyebilirdi. Afşin dinleme cihazının olduğu yatağa doğru gidip yatağın üstüne oturarak babası ve Necip'in gitmesi için yüzlerine baktı. "Baba, Rasim baba dışarıya dedim değil mi?" Rasim ve Necip ayaklanarak kapından dışarıya çıkıp beklemeye koyuldu. Onlar çıkarken Afşin yatağa yayılarak ellerini yatağın başlığının arasına soktu ve eline yapıştırdığı küçük dinleme cihazı geldi. "Giyinmem konusunda bana yardım etmeyecek misin?"

"Ben keyfimden memnunum sen devam et kıvranmaya, zevkle seni izliyor olacağım." Dedi avucunun içine cihazı saklayıp ayağa kalktı adamın yanına giderken elini cebine sokarak sakladı cihazı. "Acıdım, sonuçta dünya da her karşılıklı, sen de bana zarar verdikten sonra iyileştiriyordun." Toygar'ın tam üç adım karşısında durarak elleri o adamın gömleğine dokunduğunda, yeteri kadar sınır olmasına rağmen bedenine ateş parçası düşmüştü.

"Seni buraya getiren kader." Dedi Toygar, bu kızla onu bağlayan şeyin kader olduğuna inanıyordu.

"Ben buraya yürüyerek geldim, kimse getirmedi beni." Diye Afşin onu alaya alırken kalbine büyük bir acı saplanıyor ve Afşin'in aklına ona yaptığı kötülüklerden sonra zevkle onu izleyen Toygar gelince ellerini gömleğin ucundan çekti.

"Bana dokunmaktan çekiniyorsun." Dedi Toygar, kadının elini tutarak gömleğinin ucundan dokunmasına sağladı. "Peki, o adama dokunmaktan çekiniyor muydun?"

"O adam dediğin adam kim?" Dedi Afşin anlamaz biçimde kaşlarını havaya kaldırdı. Toygar'ın gömleğinin ucundan tutarak en sonda kalan birinci düğmeyi ilikledi ve yavaşça yukarıya doğru çıkıyordu.

"O adam işte." Dedi Toygar canına batan nefesleri sıkıntıyla verirken. "Beni öldürecek derece döven adam... Sen anladın işte." Boğazını batan birtakım acılar onu sözcüklerini açıklamasına izin vermiyordu. Toygar karşısındaki Afşin'in siyah peruklu olan saçına baktığında aklına bin tane kafasında kurduğu senaryolar geldi.

"Bence benim yerime seni akıl hastanesine yatırmalılar." Mırıldandı Afşin gözlerine hiç bakmayarak kendinden emin biçimde. "Ya sen şizofrenisin, ya da sarhoşlukla halüsinasyonlar gördün."

"Ben bir şişe şarapla sarhoş olmam!" Ciğerleri parçalanarak gözlerinin içi kıpkırmızı oldu. "Beni ancak sarhoş yapacak şey; senin beni başka biri ile aldatman sarhoş eder."

"Saçmalamayı kes!" Aldatma ithamın da bulunan nişanlısını gömleğinden ellerini büyük öfkeyle çekti; onun kıyafetine değen ellerini çamaşır suyuna batırıp yıkamayı istiyordu. "Düğmelerini de kendin ilikle, riv riv yapacak iyileşmişsin."

"Onun da düğmelerini ilikledin mi hiç?" Dedi Toygar koyu sarı kaşlarını kaldırarak dudaklarını aşağıya sarkıttı.

"O kim?"

"O işte." Dedi cümlelerin zindan ettiği sözcükler özgürlüğüne kavuşmayarak anlatmasına izin vermedi. "Yukarı da beni seninle gören adam, kısacası beni bu hale getiren adam." İçindeki çığlıkların ateşi öfkesini büyütüyordu.

Afşin onun Karaltı'dan bahsettiğini anladığından boğazına yumru oturdu. "Seni bu hale getiren benim." Dedi genç kadın namusunu çalan adama karşı namusunu koruyordu. Afşin onu sevmese bile onunla bir kere adı nişanlı olarak çıkmıştı; bu yüzden onu sevdiğini iddia eden birine böyle bir şey yapmazdı.

"Kravatımı bağlar mısın?" Dedi oldukça sakin ses tonu vardı ama içinde kopan tsunamiyi zorla gömüyordu. Bunu yapmasının amacı bir türlü testti, Afşin'in birini sevse Toygar'a dokunmaktan daha çok çekinirdi, dokunmazdı. Eğer genç kadın bağlarsa bu hezeyan düşüncelerden kurtulacaktı.

Afşin o nefret duyduğu gözlere bakınca adamın beyninden geçen tüm düşünceleri bildiğinden kafasını olumluca sallayıp komodinin üstünde duran beyaz kutuyu alarak içindeki açık mavi kravattı çıkarttı ve adama dokunmadan boynundan geçirdi. Kadının kalbi ve aklı ilk defa ortak karar alarak isyan bayraklarını açmıştı. Ona deli gibi yaklaşmaktan korkan kadın, sırf adamın aklını karıştırıp oyun oynamak için kravatını bağlıyordu. Kendine çok kızıyordu ama elinde bir şey gelmiyordu. Kadın bir adım geri giderken, adam ona iki adım yaklaşarak arasında olan tüm mesafeleri kapattı. Afşin sırf nefesleri birbirine karışmasın diye nefesini içinde tutarak kravattı bağlama koyuldu.

"O adamı seviyor musun?"

"Sarhoşluk sana halüsinasyonlar göstermiş." Dedi Afşin içinde tutuğu nefesi Toygar'ın bırakırken, Toygar'ın yüzüne nefesinin değmesi hoşuna gidiyordu.

"Ben bir şişe şarapla sarhoş olacak adam değilim." Dedi oldukça kendinden emin bir şekilde. "Bana doğruyu söyle o adam kimdi?"

Afşin kravatta son dokunuşlarını yapıp geri adımlar atarak bıkkın biçimde. "Doğru istiyorsun madem." Dedi sesini oldukça pütürlü çıkartarak. "O adamla seni aldatıyorum." Arkasını dönünce güçlü duruş yıkıldı ve gözler doldu. "Senin benim evime geleceğini bilmiyordum. Evime davet ettim ama maalesef ki evdeymişsin." Yalanına kurgulayarak anlatırken kendini en şeref yoksunu insanı hissetti. Başına ne geleceğini çok iyi biliyordu, her zaman gördüğü şiddet, bedenine zarar verecek olan ceza, hiçbirini yapmasa bile kesin öldürürdü. Bunlar aklına geldikçe gözlerini kapatarak sabır çekti.

"Benim o piç kurusundan neyim eksik?" Dedi Toygar sesinin tınısı artırarak. "Beni neden o herifle aldattın?"

Afşin Karaltı'yı hatırlayınca alaylıca tebessüm oluştu. "Adamlığın eksik... Onun elleri bana vurmuyor, o beni güzel seviyor." Adımları ilerlerken, Toygar kravatı tek eliyle çekerek çıkarttı ve kravatın iki ucunu birleştirerek kızın boynuna geçirip kendine bedenine çekti.

"Benim dokunduğum tene kimse dokunamaz!" Diye öfkesi içinden taşarak dışarıya sıçradı. Afşin nefes almamasına rağmen hiç çırpınmadı, hatta öldürmesi için bekledi. Artık yaşasa intikam, ölse de intikam alacak koz elindeydi. "Bu tene ben dokunduysam benimdir."

"Bu ten hiçbir zaman senin olmamıştı. Bu ten benim ve istediğim kişi dokunabilir." Dedi içine zoraki nefes alarak kendini zorlayıp kahkaha attı.

"Dokundurt." Dedi Toygar elindeki kravatı bırakınca Afşin'in boynuna takılı kaldığında Afşin belinden dokunmasına krize girdiğini bildiğinden tek elini kızın beline dolayıp kendi bedenine doğru çekerek kulağına fısıldadı. "Sana nasıl ceza vereceğimi gözlerinle gör."

Afşin gözlerini dehşetle büyüterek bacaklarıyla Toygar'ın bacaklarını tekmeliyordu. Afşin titreyen elleri ve sesiyle "Lütfen bana dokunma!" Diyerek gözlerini sıkıca yumdu.

"Sana böyle sarıldı mı?" Diye Afşin'in kulağının zarı patlayacak biçimde bağırıyordu. Toygar boynuna eğilip öpeceği zaman başı dönmeye ve mide bulantısı artınca kendini geri çekerek Afşin'in kulaklarına dudaklarını yaklaştırdı. "Dokundu mu? Sarıldı mı? Seni öptü mü?"

"Bana dokunma n'olur." Diye dediklerini kendi bile işitmiyordu, sadece bedeni titriyordu ve nefes alamıyordu. "Bana dokunma." Tüm sözcükleri yinelerken kendi bedenini Toygar'ın kollarının arasına bırakmıştı. "Ne istersen yaparım ama bana dokunma." Çaresizce söylüyor bilinçsiz olarak.

Toygar'ın son kelimeyi duymasıyla acı bir şekilde tebessüm ederken kadının belinden ellerini çekip yüzünü kendine döndürdü ve elini Afşin'in koluna yerleştirdikten sonra duvara doğru itip sırtını duvara vermesini sağladı. Kolunu çekerek kadının köprücük kemiğine yerleştirip başını kadının başının hizasına getirdi. "Ne istersem mi?" Diye kadının ve kendi acısından haz alarak Afşin'in soluk dudaklarına baktı. "Tamamen benim olmanı istiyorum." Aklına birden baktığı dudakların başkasının öptüğünü düşününce sinirlilikle kolunu çekerek elinin tersiyle kızın yanağına şamar yapıştırdı. Afşin'in yüzü sert şamarla duvara doğru yüzü çarpınca kavisli burnu duvara sertçe değdi ve kadının burnundan kanlar akmaya başladı. "O adamın değil, sadece benim." Diyerek Toygar kendine doğru yüzü çekerken elinin tersiyle yine şamar attı ve yüzü sola doğru savrulup burnundan kanlar hızla akarken dudaklarının arasında toplanıp çenesinden süzülüyordu. Afşin gözlerini yavaşça açıp kendine geldiğinde neler olduğunu anlamaya çalışırken Toygar yüzünden tutup kafasının hizasında tutu ve dudaklarını Afşin'in çenesinden dokundurup süzülen kanı işaret parmağıyla temizledi ve parmağını ağzına götürerek tadına baktı.

Afşin onun kırık olan kolundan tutarak yanına doğru çekince Toygar acıyla inleyerek geri çekildi. "Sen o adamın şerefinin zerresi çıkmayacaksın!" Dedi o duvar arasında çekilip kapıya doğru adımlar attı.

"Kan kırmızısı sana çok yakışıyor be güzelim." Acısıyla beraber tekrar büyük bir gülümseme oturdu yüzüne.

Afşin burnundan kanlar hala akmaya devam ediyordu ama silmeye hiç niyeti yoktu, kapının kolunu kavrarken. "Sana yazıklar olsun sonsuz sayılar kadar, ben seni hiçbir zaman aldatmam ama sen buna inandın." Dedi Afşin ağzında biriken tükürüğü Toygar'ın yüzüne doğru tükürdü ve başarmıştı, adamın aklını şüpheyi sokmuştu. "Ben yarın Bakırköy ruh sağlığı ve sinir hastalıkları hastanesine yatacağım sırf seninle evlenmemek için. Artık yarın özgürlüğüme kavuşuyorum, yani senden kurtuluyorum." Kapıyı açtı.

"Özgürlüğün benim elimde." Diye Toygar bağırırken, Afşin babasının keskin gözleriyle karşılaştı ve gözlerini hiç çekmeyerek kapıyı örttü.

"Yüzünü neden silmedin?" Diye kızının kanlı yüzüne bakıp mırıldandı. Karhan cesedin olduğu odadan çıktığında Afşin'in kanayan burnu ile karşılaşınca canı bir kez yandı. Orhan ise kadının kanlı yüzünü incelediğinde direkt Rasim'e baktı ama babası çok kızgın değildi.

"Ne oldu utandın mı?" Dedi Afşin dudaklarını aşağıya sarkıtıp babasının karşısında durdu ve babasının kulağına yaklaşarak. "Utanma çünkü senin beni zorla nişanlı gösterdiğin adam yaptı." Fısıldadı.

"Afşin!" Diyerek siyah ceketinin içinden peçete çıkartıp Afşin'e uzattı. Afşin peçeteyi eline alarak yere attı ve ayağı ile peçeteyi ezdi. Rasim polislerin izlediğini görünce sessiz kaldı.

"Ben senin istediğin yere yarın gidiyorum babacım." Dedi babasına arkasını dönerken telefonu çıkartıp yalan attım şarkısını açarak eşlik etti. "Ben seni sevmedim ki, sana gönül vermedim ki." Bağırarak söyleyince Karhan bu görüntüye karşı küçük bir tebessüm ederken, Afşin şarkıyı bağırarak söyleyip bu kattan ayrıldı.

On dakika sonra odadan Toygar üstünde açık mavi ekoseli gömlek, altında kumaş açık mavi pantolon, gömleğin üstünde salınan açık mavi kravat ve üstüne giymiş olduğu krem rengi ceketle jilet gibi olmuştu. Karhan bunu üstüne giydiklerini görünce "İyi giyiniyor ama içindeki erkek adam değil." Diye mırıldanırken Karhan'ın göğsündeki telsizinden sesler gelince aklına şeytani fikir geldi. Karhan biraz daha onlara doğru yaklaşırken Toygar'ın arkasına geçebilecek kadar mesafe bırakıp cinayet mahalline ait olan kapıyı incelemeye koyuldu.

Necip oğlunun kolundan tutu. "Oğlum birazdan doktor muayene edecek bekle." Dedi. Toygar kolunu babasından kurtardı ve öfkeli gözlerini babasına dikti.

"Önemli işim var baba! Hastane köşelerinden bekleyemem!"

"Hastane de çok sürüneceksin adi." Diye mırıldanırken Karhan, arkasından Toygar geçmeye çalışınca onun kavisli burnu ile kendi kolunun arasını hesaplarken Karhan elini göğsündeki cebinde takılı olan telsizi almak için kolunu hareket ettirince inceden kolunu havaya doğru kaldırıp Toygar'ın burnuna denk getirerek sertçe geriye doğru ittip Toygar'ın burnuna geçirdi ve eline telsizi aldı.

"Ne yapıyorsun be adam?" Diye Toygar keskin acıyla burnunu sızladığından burnunu tutunca eline kendi kanına bulaştı.

"İşimi." Dedi Karhan arkasındaki adama doğru döndü. Afşin'in yüzünü kan içinde görmeseydi bunu yapmazdı ama o şerefsizin gücü ancak ona yetiyordu. "Asıl sen ne yapıyorsun lan arkamda?"

"İşim olmasaydı sana bunun hesabını kötü sorardım ama dua et işim var." Dedi Toygar, oradan Rasim peçete çıkartarak Toygar'a uzattığında aldı ve burnunun kanını temizleyerek uzaklaştı.

Çakar amir bir kenara geçmiş Karhan'ın hareketlerini izliyordu, onun adamın burnuna bilerek vurduğunu gözlemleyince. "Karhan gel bi'." Diye seslendi ve Karhan ikiletmeyerek amirinin yanına gitti. "Bilerek mi adamın burnuna vurdun?"

"Bilmem amirim."

"Kadının yüzünü kan içinde görünce sen de dayanamayıp adamın burnuna vurdun." Dedi amir. Karhan olumluca başını salladı. "Öyleyse oğlum seni incelemeden alıyorum, emniyette ifade alacaksın." Çakar amir kaşlarını çatarak. "Şimdi emniyete hadi."

Saat; 14;27

Afşin hastaneden ayrılalı neredeyse iki saat olmuş ki; o iki saatin içerisinde babası ve Necip, Kurtuluş Telvecioğlu cinayetinde şüpheli sıfatıyla gözaltına alınmıştı. Her şey tam istediği gibi ilerlemişti ama hesaba katamadığı bir şey olmuş, kendisinin de bu mesajla ifade vermeye çağırmışlardı.

Kimden; İST. EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ CİNAYET BÜRO AMİRLİĞİ

Cumhuriyet Başsavcılığımızın verdiği karar üzerine Kurtuluş Telvecioğlu cinayetine TANIK olarak ifade vermeye davet ediyoruz.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Cinayet Büro Amirliği.

18.06.2023

Bu mesaj üzerine İstanbul emniyetine soğukkanlılıkla gelmiş ve ilk olarak cinayet büroya çantasını bırakmıştı. Afşin tanımadığı polisle sorgu odasına doğru cinayeti kendi işlememiş gibi soğukkanlılık ve masum bakışla etrafını süzerek sorgu odasının önünde polisle beraber durdu. Polis kapıyı açtı ve Afşin içeriye doğru girerek büyük bir soğukkanlılıkla sorgu odasına bakındı; sağ tarafında simsiyah aynalı camla kaplı eni geniş pencere, odanın tam ortasında duran masa ve masanın ortasında suçluları bağlamak için masaya bağlı demir, üç adette plastik sandalye bulunuyordu. Hemen Afşin sandalyeye oturarak onu o küçük pencereden izleyen polisleri görmediği halde gözlerini oraya dikti. Gözlerini çektiğinde duvara bağlı olan güvenlik kameraya düz bir ifade ile bakarak gözlerini masumlukla kapıya dikti.

İçeriye ifadesini alacak Karhan girdiğinde Afşin polisi görünce ayağa kalktı. "Oturun rahatınıza bakın Afşin Hanım." Dedi Karhan içeriye girip kapıyı örttü. Afşin loş ışığın altında gelen Karhan'ın ışıltılı ela gözleri baktığında midesine bir ağrı saplanırken, kendisinde bilmediği bir kelebeğin çırpıntısı midesini acıtıyordu. Karhan gelerek karşısındaki sandalyeye oturdu. "Sizi çağırmamızın sebebi şüpheli olarak değil, tanık olarak ifadenizi almak istedik. Bu konuda rahat olun ve sorduğum sorulara doğru cevap verin."

"Biliyorum ve size doğru cevap vermek için hazırım." Dedi Afşin tekrar bir yalan söyledi bu dev cüsseli polise.

"Tuncay Asil diye birini tanıyor musunuz?" Diye Karhan ilk sorusunu sorarken, onları camın ardından seyreden amir, Orhan ve Alara dikkat kızın bilgisayara yansıyan yüzünü incelemeye koyuldu.

Afşin gözlerini Karhan'dan çekerek sola doğru gözlerini aldı ve bilerek biraz düşünmeye başladı çünkü onları şu siyah aynalı camın ardından izleyen polis olduğunu bildiği için mikro ifadelerini de kontrol ederek yalan söyleyip söylemediğini anlayacaklardı. "Hayır, ilk defa duydum." Yalanlarının ardı arkasını kesmeden söylüyordu.

"Peki, Kurtuluş Telvecioğlu diye birini tanıyor musunuz?" Diye Karhan gür kalın kaşlarını havaya kaldırarak kadının gözlerine baktı.

Afşin aynı şekilde ifadesini yöneltirken. "Hayır." Kafasını olumsuz anlamda salladı. "Bu kişiyi de tanımıyorum ama benim bu adamla alakam olmamasına rağmen neden tanık olarak sorguya alıyorsunuz?"

"Doğru, sizinle bir alakası yok ama ben tanımadığım adamın yüzüne on saniyeden fazla bakmam." Dedi Karhan, bu kadının yalan söylediğini biliyordu. Afşin iki elini masanın üstüne yerleştirince kolundan uzun kolu ceketi sıyrıldığında Karhan'ın gözü Afşin'in bileğinde oluşan morluğa takılı kaldı ve bu morluğu görünce aklına ablası gelerek yüzünü acı biçimde ekşitti. "Siz de neredeyse adamla iki dakika bakışınca bir alakanız olduğunuzu düşündük. Gerçi neden hastaneye gittiniz? " Karhan bu sorunun cevabını gayet iyi biliyordu ama işi gereği sormak zorundaydı.

"Dediğiniz adamı tam hatırlamıyorum." Dedi Afşin, adamın yüzünü gayet iyi biliyordu ama polislere koz vermek istemezdi. "Resmi varsa gösterir misiniz?"

Karhan "Tabii." Dedi ve cebindeki telefonunu çıkartarak adamın resmini açıp gösterdi. Afşin düz bir ifade ile telefonu Karhan'ın elinden alıp resmi büyüterek detaylıca incelemeye koyuldu.

"Teşekkür ederim, siz gösterince hatırladım." Dedi oldukça kendinden emin tonlamalar yapıyordu. " Dün gece nişanlım Toygar bizim eve gelmişti ve kendisi yüksek derece de alkol aldı. Merdivenlerden düştü, dün hastaneye bu yüzden gitmiştik. O sırada kan kaybettiği için ona kan verdim, tansiyonum düştü ve gözlerimi açtığımda odadaydım. Arkadaşlarım ile yemek yemeye giderken arkadaşım Feyza yoruldu. Dinlenirken o adamı gördüm ve nişanlım Toygar'ın elbise tasarımcısı olması sebeple üzerindeki kıyafetler dikkatimi çekti."

Karhan dediklerinin içinde kan verme mevzusuna takılmıştı, o adam onun canını yakarken Afşin aptal gibi o adama kan mı vermişti?

Karhan kendi telefonunu kadının elinden gözlerini kısarak alıp dudaklarını birbirine bastırdı ve telefonu masanın üstüne koyarken, diğer eliyle cebinden suçluları etkilemek için koyduğu cep aynası çıkartıp Afşin'in yüzüne doğrulttu. "Aynada ne görüyorsunuz?" Dedi Karhan, sadece merak ettiği onun ne kadar profesyonel olduğuydu.

Afşin bu adamın ne yaptığını hiç anlam veremeyerek aynaya yansıyan yüzünü görünce kendine bakmaya çekinerek polise gözlerini yöneltti. "Kusurlu bir yüz görüyorum." Dedi kaşlarını çatarak anlam vermez dudaklarını aşağıya sarkıttı.

Sorguyu izleyen Alara kameradan bilgisayara yansıyan görüntüleri izlerken, "Kızın gözlerinde kusur var ama tam bir ahenk içinde, yüzünde kusur yok." Dedi.

Çakar amir başında duran Alara'ya baktığında. "Kusur onun yüzünde değil." Dedi bilgisayardan kızın yüzünü inceledi. "Hayatında kusur var." İçerideki herkes kıza odağını verdi çünkü Karhan çok güzel yerden yakalamıştı.

"Kendinize beş saniye baktınız aynadan." Dedi Karhan aynayı masanın üstüne yerleştirdi. "Şimdi soru gayet kolay; kendinize bile beş saniye bakamazken, ölen adamın yüzüne neden iki dakika incelediniz?"

"Kendimi beğenmediğim için çok bakmadım ama." Afşin dudaklarını alaylıca kıvrılırken. "Adamın kıyafetlerini beğendiğim için uzunca baktım." Dedi. "Ben de gayet açık cevap verdim."

"Tatmin olmadım." Dedi Karhan ayağa kalkarak belini büküp ellerini masanın üstüne yerleştirdi. "Hanımefendi adamla neredeyse iki dakika baktınız, adam ise gecenin bir yarısı hastane de ölü bulundu."

"Siz beni mi suçluyorsunuz?" Dedi Afşin kaşlarını çatarak onu suçlayan polise baktı.

"Buradaki herkes şüphelidir." Dedi Karhan ellerini çekip masanın etrafında bir tur dönerek eski yerine tekrar geçti. "Biz burada nice kendini masum gösteren ama suçlu olan insanlar gördük."

"Doğrudur." Derken Afşin o sırada Karhan tekrar sandalyeye oturdu. "Eğer bakışlarım öldürüyorsa, sizinle de iki dakika bakışalım. Bakışmamız sonrası eğer yarın ölmezseniz benden bu itham yüzünden özür dilersiniz ama sizin bakışınızla yarın ben ölürsem sizi suçlu göstersinler."

Karhan da tam olarak bu kızın kendinden emin meydan okumalarına hayran kalmıştı. "Kabul Afşin Erdağ." Dedi Karhan'ın kalın soluklaşmış dudakları yukarıya doğru kıvrılırken belinde takılı kelepçeyi masanın üstüne yerleştirdi ve iki elini masanın üstüne koydu. "Kumar oynayalım diyorsunuz oynayalım bakalım."

"Hayat zaten bir kumar değil mi?" Dedi Afşin bu adama baktığında yüzü sanki yılladır tanıdığı birini görmüş gibi tebessüm otururken ellerini masaya yerleştirdi. Karhan bir eliyle telefonu çıkarttı ve telefondan sayaççı iki dakikaya ayarlayıp masanın ortasına koydu. "İsminiz neydi polis bey?"

"Karhan Arsen Kunter." Dedi Karhan ve fazla üstelemedi. "Hile olmasın yalnız, sayaç açtım." Karhan'ın eni geniş avucu ve uzun parmaklarının telefondaki sayacın üstün de durdurdu. "Bir, iki, üç." Parmağı ile sayaca dokunduğunda sayaç geriye sayarak işliyordu. Karhan gözlerini o güneşin huzmesi olan gözlere dikti.

İçeride yangın gibi yanan ikiliye amir bakınca. "Kadın profesyonel davranıyor." Dedi yanında bulunan Orhan ve Alara'ya baktı. "Güzel meydan okuma."

"Amirim sorguya aykırı resmen, polisi tehdit bu." Dedi Alara pencereye yaklaşarak Karhan'ın ela gözlerine, kumral teninin üzerine çıkmış yeni sakalına, kalın solgun dudaklar, orta dik bir burnuna bakınca içi eriyip gidiyordu. Alara Karhan'ın böyle bakmasını isterken, Karhan tanık olarak alınan kadının gözlerine baktıkça içi eriyordu.

"Aykırı bir durum yok." Dedi amir, Alara'nın hareketlerini incelerken. "Asıl aykırı olan şey; Karhan bu bakışmada gözlerini ilk çekerse, aşk onu içerisine çeker bize aykırı olur. Kadın ilk gözlerini çekerse, suçlular polislerle göz temas kuramadığı için suçlu durumuna düşer. Kadın gözlerini ilk çekerse şüpheli listesine alın." Diye talimat verdi.

Karhan ve Afşin'in arasında derin sessizlik oluşmuş birbirlerinin göz bebeklerine bakıyorlardı. Karhan o gözbebeklerine yakın amber renk ve dış kısma yakın irislerinde mavilikler olan kızın gözlerine bakarken, Afşin'in sağ gözünde mavi olan kısım da amber renkte noktalar işgal ettiğini yeni görmüştü. Tam şakak kemiğinin üstünde minik bir ben oluşmuştu. Orta kalınlıkta olan doğal bir ruj sürülen dudaklarının üstünde ufak bir yara açılmıştı. Siyah boya ile boyalı orta kalınlıkta kaşları çatmaktan orta yerinden bir çizgi oluşmuştu. Yaralıydı kadın, hem de ruhunun derinliklerinden yaralıydı.

Karhan'ın beyninde bir şarkı mırıldanıyordu;

Onun kalbi bir silah, çekti vurdu beni imdat.

Bir bakış onun kalbini titretmişti. Gözleri silah gibi olan kadın onun kalbinden vurmuştu.

Hiç vicdanın mı yok?

Kadın adama vicdansızca bakarken, adamın kalbi bu vicdansız görünümlü kalbe tutuldu.

Aşk değil, bu bi' intihar

O Âdem'in cennetten kovulmasını sağlayan meyve gibiydi. Ona âşık olan, ölümün kıyısında buluyordu.

Onu sevmeyen bilmez

Sanki gözleri zindan

Karhan bu tutuklu olduğu gözlerin mahkûmuydu.

Neredeyse bir dakikadır kadın bu tanıdık gelen ama hiç bilmediği ela gözler, kalbinde bir sıcaklık oluşturmuştu. Nedeni bilmiyor ama bu adamın gözlerini kendine bir yuva gibi sıcacık geliyordu. Elleri yavaştan titremeye başlarken ellerini masadan çekip masanın arkasına sakladı.

Karhan o gün ışığını yansıtan ve deniz gören ormanı kadının gözlerinde görmüştü. Kadının gözleri güneş gibi, siması ise ay ışığın huzmesi gibi... Adeta o siması ay huzmesinin hepsini kendine çekmişti. Kadın imkânsızlıkları hep bir araya getirmişti. Ay ve güneş kavuşmayı umarken, Afşin onları ayırmayıp simasında birleştirmişti. Karhan Karaltı olarak öldürmek istediği kişiye polis gözüyle bakınca kadının bilinmez bir diyarında kayboluyordu. Genç adam kıvrık kirpikleri ile gözlerini kapatıp tekrar açtığında kadının bilinmez diyara sahip gözlerinde kayboldu. Kayboluyordu ama kızın gözlerinde bilmediği duyguları öğreniyordu.

Ama Karhan, Karaltı'nın kurbanına âşık olmayı dilemiyordu. Bu kadının imkânsızlıklarını birleştirmesini hiç sevmemişti çünkü kendi de onun için imkânsızdı ve bu imkânsızlık onun kalbine zarar verirdi.

Son otuz saniye vardı bu aşk kumarının son bulmasına ama Karhan gözlerini kızdan çekerek ayağa kalkıp sertçe yutkunarak ela gözleri çarpılmış gibi büyüdü. "Sorgu bitmiştir, buraya kadar geldiğiniz için teşekkür ederim." Diyerek sorgu odasından ayrılıp kapının önünde durdu; dizleri kadından uzaklaşmaya gitmiyordu.

Sorguyu izleyen amir "Yenildik." Dedi. "Karhan artık bir mahkûm." Biliyordu amir bu duygunun nasıl insanı kalbine mahkûm ettiğini. O da savcısı Rabia ile tanıştığında gözlerini kaçırmış ve kadına berbat davranmıştı.

İçeride kalan Afşin ise ne olup bittiğini anlayamadı. "Benim bakışımla kimse ölmez Karhan Arsen Bey." Diye homurdanarak ayağa kalktı ama ayrılamadı. Ne yapacağını bilmiyordu ve karnında bir şeyler uçuşuyor, midesini bulandırıyordu. Sorgu odasının içinde volta atmaya başladı. Bu adamı burada görmeden önce böyle değildi, soğukkanlılık vardı ama o soğukkanlılık yok oldu.

"Adamı kalbinden vurdun be kızım." Diye amir ayağa kalktı ve sorgu izleme odasından ayrılmak suretiyle kapıyı açtığında buradan ayrılamayan Karhan ile karşılaştı. "Neden apar topar sorguyu bitirdin?"

"Belli ki sadece bir kere görmüş, elimizde büyük bir delil yok. Yani dinlememiz saçmalık olabilir." Dedi Karhan üzerinde olan bilmediği duygu içerisinde. "Bizim odak noktamız Rasim Erdağ ve Necip Kızıltan olmalı."

"Tır mı çarptı oğlum bu ne hal?" Dedi amir bir yandan dalgaya alırken, bir yandan kızın onun için imkânsız olmasına üzülüyordu. "Hadi sen büroya git, Fuat ve Göktuğ ile gelen resim üzerine çalışın." O sırada içeriden Orhan ve Alara dışarıya çıktı ve hepsinin gözü Karhan'ın üstünde oldu. Karhan onlara bir şey demeden arkasını dönerek büroya gitmeye koyuldu.

"Karhan'a ne oldu amirim?" Diye Alara onun bu halindeki değişikliği anlamaz biçimde kaşlarını havaya kaldırdı. "Sorguyu neden bitirdi?"

"Karhan'a bir süre takılmayın o atlatamaz bu olayın şokunu." Derken amir sorgu odasında Afşin çıkınca tüm gözler onun üstüne kondu. "Afşin Hanım sizi de bizim büroya alalım, ifade verdiğinize dair imza vereceksiniz." Amir bu kadının hallerini görünce anladı ki tır sadece Karhan'ı değil, Afşin'i de çarpmıştı.

"Tabii." Dedi Afşin.

"Orhan sen Afşin Hanımı imza atılacak evrakları göster." Dedi amir yanında kıza dik dik bakan Alara'ya baktı. "Alara sen de benimle gel kızım." Deyip Çakar amir ve Alara arkasını dönüp gittiler.

Orhan önden yolu göstererek yürümeye başlayınca Afşin'de arkasına takılıp yürümeye başladı. Cinayet büronun otomatik kapısının açılınca Afşin ilk geldiğinde buraya uğrayıp çantasını bıraktığı için yabancılık çekmedi. Karhan masasının başında konuştuğu Göktuğ ve Fuat Selim'den gözlerini alarak açılan kapı kimin için açıldığına bakmak için çevirdiğinde Afşin'in ay huzmesi simasıyla karşılaştı ve yüzünde oluşan tebessüm solarak kaşlarını çatıp önüne döndü.

O ne olursa olsun şerefsizin nişanlısıydı ve Karhan'ın karakterine tersti başı bağlı olan birine bakmak.

Karhan masasının üstünde olan evraklara başını gömerek çalışmalarına devam ederken, Afşin o adamın gözlerini kendisinden çekmesini istemiyordu. Afşin de yüzü solarak Karhan'ın masa başında incelediğinde Çin Seddini aratmayacak kadar genişlikte olan omuzları, büyük kol pazuları, asayiş şube yazan yelek vardı üstünde ama bu yelek bile onun karın kaslarını saklayamamıştı. Afşin içinden Analar ne evlatlar doğuruyor diyordu.

Orhan sağ da bulunan masasının yanına gidip evrakları masasının üstüne koyduğunda kapıdan içeriye adım dahi atamamış kadına baktığında hayranlıkla Karhan'ı incelediğini gördü. "Afşin Hanım imzalanacak evraklar vardı." Dedi Orhan, Afşin afallayarak ona seslenen polise başını çevirdi.

"Afşin mi?" Diyerek Fuat, Karhan'ın masasında kalkarak arkasında kalan Afşin'e yüzünü döndü. "Ben sizin büyük hayranınızın Afşin Hanım bir fotoğraf çekinelim mi? Valla ben sizinle karşılaştım desem Bursa'da Rabbimin bir kulu inanmaz."

"Tabii çekinebiliriz." Dedi Afşin bütün içtenliğiyle.

Fuat Selim Afşin'e adımlarını atarken, Karhan Fuat'ın ayaklarına bakarak milim milim adımlarını hesaplıyordu, son üç adım kala Fuat bir adım atacakken. "Selim orada dur!" Dedi, Fuat Karhan'ın bu ikazına homurdanarak ters bir bakış atıp orada durdu.

Fuat hızla telefonu çıkartıp birlikte fotoğraf çekindiler ve Fuat fotoğrafları incelerken tebessümle. "Ben sizin gözlerinizde yeşil ve sarı tonlar var sanıyordum ama gerçekte amber renkle mavi tonlar varmış. Ama fotoğraflardan daha çok güzelsiniz." Dedi Fuat, Afşin bir şey demeyerek gülümsemekle yetindi.

"Kendini güzel bulmayan birine ne kadar güzel olduğunu söylesen nafile şeftali Selim." Dedi Karhan elindeki yazıları incelerken gözlerini Afşin'in boş bakışlarına dikti.

"Arsen Bey, güzellik sizin gördüğünüz simadan ibaret değildir." Dedi Afşin. "Hayatımıza giren insanlar bize verdiği duygularla güzellik verir."

Karhan ona Arsen demesine afallamıştı; bir tek ona ablası Berra derdi ve bir de bu kadın diyordu. "İsmim Arsen değil, Karhan."

O sırada dudaklarını aralayıp Afşin konuşacağı zaman Orhan. "Lütfen Afşin Hanım şunu imzalar mısınız iki saattir sizi izliyorum?" Afşin hemen çantasının bulunduğu masaya yani Orhan'ın masasına geçerken, masasının yanında bulunan sandalyeye oturarak önüne gelen kâğıtları imzalayıp karşısında gelip onu hayranlıkla izleyen Fuat'a baktı. Orhan, "Teşekkür ederim Afşin Hanım, sizin burada işiniz bitti." Dedi kâğıtları alarak çekmeceye yerleştirdi.

"Afşin Hanım bize sizinle irtibat numarası verir misiniz?" Dedi arkada duran Karhan ona seslendi. Herkes onun neden böyle bir şey istediğini biliyordu; duvardaki yazıyla Afşin'in yazısı tutarsa şüpheli listesine bir kişi daha eklenecekti ama Karhan'ın amacı başkaydı; kadının iki elini kullanıp kullanamadığını ölçecekti.

"Tabii ki veririm." Dedi çantasını bıraktığı masadan alıp Karhan'ın masanın önünde bulunan sandalyeye oturup çantasını masaya bıraktı. Karhan önünden bir tane kâğıt ve kalem çıkararak uzattı. "Adresinizi, telefon numaranızı yazar mısınız?" Afşin sol eliyle kalemi tutup sağ eliyle kâğıdı tutarak sol eliyle düzgün yazı yazdı ve yazdığı kâğıdı Karhan'a uzattı.

"Teşekkür ederim." Dedi Karhan kâğıdı alıp çekmecenin içinde koydu.

"Su var mı?" Dedi Afşin masanın üstünde duran şişeye baktı.

"Var, markette satılıyor."

"Susadım."

"Su iç."

"Bana su alırsan içeceğim."

"Alamam."

"Niye?" Dedi Afşin masasının üstünde suya baktı.

"Ben cinayet büro polisiyim, ayak işlerine bakmıyorum."

"Huysuz polis Arsen Bey'siniz."

"İsmim Karhan Arsen, bana tek Arsen demeyin bayan ukala hanım."

"Ben Arsen ismini daha çok sevdim, kim koydu?"

"Çok mu meraklısınız siz?"

"Hayır, sadece masanızın üstündeki suyu isteyen insanım."

"Su." Dedi Karhan dudakları hafifçe yukarıya doğru kıvrılırken inat olsun diye suyu alıp biraz içti ve kapağını kapattı. "İçim yanmış... Ağzımdan tiksinir misiniz?" Kadını kendinde oluşan duyguları silmek için kendi duygularına ve Afşin'in inadına yapıyordu.

"Tiksinmem." Dedi Afşin, Karhan'a inat elindeki suyu alıp kafasına dikip bir dikişte bitirdi. "Oh... İçim yanmış."

"Siz birbirinizi yakmışsınız da ondan içiniz yanmış." Diyen Göktuğ'a Karhan ve Afşin eş zamanlı dönüp ters bakış attı. "Ne dedim yani ikinizi aynı ateş yakmış dedim... Of tamam ben içimdeki mağaraya döndüm." Masasının üstünde duran fotoğraflara geri döndü.

"Selim Bey ben sizi çok sevdim."Afşin karşısında duran Fuat'a gülümseyerek. "Sizin numaranızı alabilir miyim?"

"Oha lan." Diyerek Fuat ayağa kalktı, etrafından heyecanla bir tur döndü. "Vereyim tabii." Eline içindeki hengâmeyle kâğıt ve kalem alıp numarasını yazarak Afşin'e uzattı.

"Teşekkür ederim, telefonuma kaydedeyim." Dedi sol elini kullanarak numarayı kaydetti ve verdiği numarayı arayınca Fuat'ın telefonu çaldı. "Ben aradım, aradığım numara bana ait."

"Beni istediğiniz zaman arayın." Dedi Fuat suratında gülümseme büyüdü.

"Siz de beni arayın." Dedi telefonunu giymiş olduğu beyaz eteğinin cebine koydu ve ayağa kalkarak, "Artık gideyim size de rahatsızlık vermeyeyim." Dalgınlıkla cinayet bürodan çıktığında aklına hâlâ o adamın ela gözleri geliyordu.

Emniyet müdürlüğünün kapısından çıktığında, "Afşin Hanım bakar mısınız?" Diye kızın içine işleyen ama asla tanımadığı ses ona seslenmişti. Afşin ses ile duraksayarak arkasındaki sesi kime ait olduğunu hakkında içinde istişare yaparken fazla bekletmeyerek arkasını adama döndü. Karşısın da Karhan'ı görünce yüzünde istemsizce tebessüm oluşurken, genç adam onun yüzüne bakmayıp elindeki çantayı gözlerini dikti. "Çantanızı unuttunuz." Mırıldandı, onun üç adımlık sınırını olduğunu bildiği için üç adım ötesinde durarak elindeki çantayı Afşin'e uzattı.

"Teşekkür ederim." Dedi Afşin alaylıca dudaklarını aşağıya sarkıtıp Arsen'in elindeki çantayı aldı. "Siz az evvel demiyor muydunuz ben ayak işlerine bakmıyorum diye?" Gülmemek için alt dudağını ısırarak adamın ela gibi duran ama güneşin huzmesi gözlerine vurunca yeşil gibi gözüken gözlere baktı; bu ela gözler Afşin'i efsunun içine çekiyordu. "Ne oldu başınıza taş mı düştü Arsen Bey?"

Afşin ondan su isterken, Karhan'ın ona su vermemesi onun canını birazcık sıkılmıştı. Başka biri bunu ona yapsa fütursuzca gülerdi ama bu adamın böyle davranmasına gülemiyordu, kırılıyordu.

"Amirim emretti size vermemi." Dedi Karhan düz bir ifadeyle, onun bu sözlerine bir şey diyemiyordu, aksine onun bu asi tavrına içi gidiyordu. Gözlerini Afşin'e kızmak için yönlendirdi ama baktığında gördüğü masum kız kızmak yerine pamuk kadar yumuşak bakışlara dönüştü.

Kıza çantayı da vermişti neden burada duruyordu?

Kendisi de cevap veremiyordu bu soruya.

"Neyse." Dedi Afşin daldığı ela gözlerden kendini uyandırarak. "Teşekkür ederim Karhan Arsen Bey." Yine istemsizce gülüş oturdu yüzüne, ömrü hayatında unutamayacağı yüzü tekrar inceleyerek arkasını döndü.

Buzdan kalbinin içine çiçek açtıran şeyin artık sebebini biliyordu, muhteşem ötesi adamı tanışacakmış.

"Aslında." Dedi Karhan ne söyleyeceğini bilmez bir sesle. "Size önemli bir şey demek için geldim." Sadece kızın o ay huzmesi yüzüne doyasıya bakmak için söylemiş olduğu koca bir yalandı. Afşin, Karhan'ın onu durdurmasına sevinmişti çünkü bu adamın yanında ayrılmak istemiyordu. Afşin yüzünde oluşan kendisinin de bilmediği tebessümü silerek Karhan'a ciddiyetle döndü. Karhan o gün manzarasını anımsatan gözlere baktığında nutku tutulmuş gibi dili tutuldu.

"Bana bir şey mi diyeceksiniz?" Dedi Afşin gülümsemesini tutarak.

"Ah, evet ben sesledim." Dedi Karhan afallamış sesiyle. Tekrar o gün manzarası gözler ve ay huzmesini olan yüze baktığında gece ve gündüzü kavuşması imkânsızken, gece gündüz Afşin'in simasında kavuşmuştu. "Kadınlara uzun saç yakışır." Bunu duyan Afşin hayal kırıklığının ağırlığı yüzüne hafifçe çöktü, biraz önce etkilendiği adam ona bunun yakışmadığını söyleyecekti. "Ama siz kısa saçlı daha çok güzelsiniz."

Afşin şu anda otuz iki diş sırıtmak istiyordu ama kendi nefsi hükmüne engel olup "Ne diyorsun sen be?" Dedi öküz bir benlik çıkardı. Nazikçe diyen adam bu dediğine sırıttı, biliyordu ki onun boş yere kızmaları onun hoşuna gittiğine işaretti. Afşin'in etkilendiği adamdan bu sözleri duymak, kendisini göklere sis bulutunun üstüne çıkarıp diyar diyar gezdirmesine sebep oluyordu.

Karhan çapkınca gözlerini kısarak kalın dudakları gülümsedi onu bu hezeyan sözlerine."Güzelsiniz Hanımefendi, kısa saçlı çok güzelsiniz." Dediğinde Afşin'in beyni durmuş bir vaziyette Karhan'ın sözlerine gülümsemekle yetindi. Karhan bir an ona aşk itirafı yaptığını fark edince lafı toparlamak için. "Yani bunu söylemek istedim, beni kaba bir adam olarak hatırlayın istemem." Afşin zaten onu kaba adam olarak değil, kimse de hissetmediği duyguları hissettiği adam olarak hatırlayacaktı.

"Bunu ilk defa siz söylediniz ama siz söyleyince ayrı bir güzel oldu." Dedi Afşin iç çekerek kaybolduğu ela gözlere baktı. "Unutmayacağım, emin olun kısa saçlarımı görünce zihnimin bir yerinde sizin sözleriniz yankılanacak." Tüm içtenliği ile dilinden istemsiz dökülüyordu kelimler. "Teşekkür ederim, hem de çok teşekkür ederim." Diyerek etkilendiği adama arkasını döndüğünde bir tane tasmalı sarı köpek karşısına geçmiş havlıyordu.

Arkadan Karhan ellerini cebine yerleştirerek. "Korkmayın bizim narkotik polislerin köpeği, ısırmaz." Derken Afşin gözlerini kapatarak karşısında duran Karhan'ın boynuna atıldı.

Karhan afallayarak ellerini cebinden çektiğinde Afşin'in korkudan sarıldığını anlamıştı. Afşin kimseye dokunamazken, Karhan'ın omzuna başını dayayıp kokusunu içine çekiyordu. Karhan ellerini kadının beline dolayıp sarılacakken ellerini birden çekti çünkü Afşin'i krize girdiğini gördüğünde içine acı bir sızı düşmüştü. Afşin inleyerek ve hıçkırarak adamın siyah tişörtüne gözyaşlarını akıtıyordu, adamın kokusunu içine çektiğinde sanki hiç sayfaları açılmamış kitap gibi kokusu vardı. Afşin ilk defa birinin bedeninde huzur bulmuştu hâlbuki bilmiyordu onu öldürmek isteyen Karaltı'nın Karhan olduğunu... Afşin içine bu adamın kokusunu işliyordu, Karhan ise ondan gelen şakayık kokusunu çekmek istiyordu ama krize girmesinden korkuyordu. Evet, Karaltı ilk defa birine zarar gelmesinde korkuyordu ama en büyük zararı o verecekti.

Köpek Afşin'e bakarak havlarken Afşin korkarak dişlerini adamın omzuna geçirdi. Karhan Afşin'in peruk saçlarını yüzünden çektiğinde başka bir travma yaşadığını fark etti. Afşin acı çektikçe Karhan da onu görüp ciğeri parçalandı.

Afşin gözlerini kapattığı an başka âleme ışık hızıyla uçtu.

27 Eylül 2020

Genç kadın sabahleyin babasının sevmediği adam ile nişanlı olduğu söylemesinin üzerine adı çıkan Toygar Bey'in evine gelmişti. Onunla evlenmek istemediğini Toygar evlenme teklifi ettiğini söylemişti ama bu sefer babası rahat durmamıştı. Tekrar ona söylemek ve adını temize çıkarmak için gelmişti. Kalbi hızla atıyordu çünkü Toygar da bu duruma sessiz bir kişiliğe bürünmüş, hiçbir açıklama zahmetinde bulunmamıştı.

Kapıyı birkaç kez çaldı ve kapıyı Toygar büyük bir tebessümle açtı. Afşin onun bu hallerine onunla yediği yemekte başka kadının saçını çekmesiyle hiç güvenmemeye başlamıştı. İçinde bir ses bu adamın iyi adam görünüşünün aksine çok kötü bir adam olduğunu söylüyordu.

"Hoş geldin Afşin." Dedi oldukça sesi sakin ve mutlu geliyordu. "İçeriye girmek istemez misin?" Afşin sarı bukle saçlarını rüzgâr sayesinde uçuşup yüzüne gelince geriye doğru savurdu. İçeriye girip girmemekle çok kararsızdı.

Afşin yarım bir gülüşle, "Israrınız sonucu giriyorum." Dedi. Toygar kapıyı biraz daha kendine çekerek iyice açtığında Afşin içeriye doğru girdi ve evin içine kısa bir göz gezdirdi. İki katlı sıcak renklerle döşenmiş küçük bir evdi, daha detaya indiğinde sanki arada sırada kullanılan bir ev gibiydi.

"Buyur Afşin." Dedi Toygar kapıyı örterek Amerikan mutfağına doğru ilerlerken Afşin de arkasından geliyordu. Mutfağa vardıklarında Toygar ada tezgâhın biraz uzağında olan L koltuğu göstererek, "Otur ve rahatına bak, benim evime gelen misafirin rahat etmesini isterim." Afşin hiç itiraz etmeden koltuğa oturarak ayakta duran adamın gözlerine baktı. "Şimdi söyle bakalım ne içerisin; Şarap viski, konyak ya da bu tür tükenmiyorsan; çay, kahve, meyve suyu."

"Ben hiçbir şey alamayacağım." Dedi Afşin derin nefes alarak. "Ben sizinle benim ile çıkan haber hakkında konuşmak için geldim."

"Dinliyorum anlat." Dedi Toygar hemen Afşin'in yanına oturdu.

"Toygar Bey, ben sizinle ilgili çıkan tüm haberleri yalanladım ama babam." Dedi elindeki çantasından bir hışımla telefonu çıkartıp babasının o konuşmasını gösterdi. "Babam bunu magazinde açıklamış. Ben sizi ret ettiğimde kapanmıştı ama babam yine gündeme getirmiş."

Toygar telefonu alarak kapatıp koltuğa attı. "Afşin nasıl söylerim bilmiyorum ama bunu ben istedim çünkü sana deliler gibi aşığım." Dediğinde Afşin şaşkınlıkla gözlerini büyütüp ayağa kalktı ve eline telefonu aldı.

"Ben açık sözlüyümdür sizi hiçbir duygu hissetmedim. Arkamdan benim bilmediğim işleri çeviren insanları hiçbir zamanda sevmem. Lütfen bu haberi yalanlayıp beni temize çıkarın."

Toygar da öfkeyle ayağa kalkarak. "Babana ben dedim ve temize çıkarmayacağım. Nişan yapmasak da artık nişanlıyız." Dedi kadının elinde telefonu alarak karşısında duran pencereye telefonu fırlattığında cam paramparça oldu.

Afşin bu duruma daha çok sinirlenerek. "Önemli değil, ben kendi ağzımla yalanlarım. Siz sevebilirsiniz ama bu sevginiz her zaman tek taraflı olacak." Dedi arkasını dönüp yürümeye başladı.

"Sizin evinizde kâhya olarak çalışan Doğan Akyürek'i de senin öldürdüğünü ben söylerim." Dedi Toygar, Afşin arkasını döndü ve adamın bunu nereden bildiğini sormayacaktı, bunu babasının dediğini iyi biliyordu.

"Ay çok korktum." Dedi alaylıca. "Tüh cezaevinde sürüneceğim şimdi, ne yapsak? Seninle evlenip kendimi mi kurtarsam?" Sinirden kahkaha attı.

Toygar arasında sessizce eve giren Haldun'u görünce eliyle kadını bayıltmasını işaret etti. Haldun kadına yaklaşıp şah damarına iki parmağını yerleştirerek kan akışını kesti ve kadın bayıldı.

"Uslanmaz kadın." Dedi Toygar. "Sende çek lan yengenin üstünden ellerini."

2 Gün Sonra

Afşin neredeyse iki gündür bu oda Toygar denilen psikopatla karşılıklı sandalyelere bağlı bir biçimde oturuyordu. Toygar'ın bedenine elektrik düzeneği bağlı değildi, Afşin'in ise ses tellerini algılayacak olan, boğazı ve şakak kemiğinin tam üstüne elektrik verecek elektrik düzeneği bağlanmış kızın bağırıp yardım istemesine karşın elektrik çarpacaktı. Afşin ve Toygar'ın etrafını saran yedi tane tehlikeli köpek cinsi ile kaplıydı. Köpekler neredeyse iki gündür açlardı ve açlıktan havlamaya başlamışlardı. Köpekler zincir tasmalarla değil koparabilecekleri sağlam olmayan halatla bağlılardı.

Kadın orada köpeklere bakıp sessizce haykırırken Toygar'da da korku vardı ama kadının bu halini ve kendi halini görünce büyük bir haz duyuyordu. Afşin açlığa bedeni alışkın olduğu için sıkıntı olmuyordu. Elleri ve ayağı bağlı olmasaydı belki elinden bir şeyler gelirdi ama elleri de bağlıydı. Köpeklere göz ucuyla baktığında hepsi açtı ve ikisi orta da yem gibi duruyorlardı.

"Ben seni istemediğim için buradayım da, sen neden kendi bağlatırdın piç herif?" Diye zoraki mırıldanırken, Toygar bu kelimeye sadece deli gibi gülmekle yetindi.

"Demek ki zevk alıyorum ikimizin acı çekmesinden." Dedi sadece kahkaha atarak. "Artık bu cehennemde sonsuza kadar beraberiz. Kaliteli günahlara imzamız var ikimizin de, cehennemi hak ettik."

Afşin hiçbir şey demeyerek arkasında kalan köpeğe kafasını çevirdiğinde köpek dişleri ile halatı koparmış ve havlayarak ortaya geçti. Beslemesi yasak köpek cinsinden olan köpek bir sahibi Toygar'a baktı sonrasında ağzından salyalar akarak kadının gözlerinin içine bakarak kadın bacağını hedef aldı ve bacağını ısırmaya başladı. Afşin haykırırken Toygar bu haykırışlar hoşuna gidiyordu. Afşin bağırırken boğazına ve şakak kemiğine bağlı olan elektro şoklar bağırdıkça elektrik veriyordu. Afşin bu acıyla tekrar bağırdıkça köpek ısırıyordu ve elektrik bedenine işliyordu. Kanlar bacağında damlarken gözlerinden yaşlar akıyordu. Acı, kan ve açlığa dayanamıyordu. Acıya dayanamayan kadın bağırmasını kesince koyu sarı saçları yüzünü kapattı ve başı öne doğru düştü.

Toygar, Afşin'in ölmesine izin vermezdi bu yüzden elinin altında olan butona bastı. "Haldun odadaki köpekleri çıkar ve besle. Sevgilime zarar vermesin, sonuçta ben iyi adamım." Dedi ve demesiyle odaya Haldun girdi; köpeklerin tasmalarını tutarak dışarı çıkarttı. Diğer çalışan da Toygar'ı elini ayağını çözerken. "İki günlük maceramız bitti, çok eğlenceliydi." Toygar eli ve ayağı çözüldü, adam kadının ayaklarını çözecekken. "Ona dokunma, ben çözerim onu."

Toygar ayağa kalkıp Afşin'in yanına varınca ellerini kadının saçlarına dolayarak geriye doğru çekti. Şakak kemiğinin üstündeki ve boğazına bağlı olan düzeneği çıkarttı. "Sen dünyanın en psikopat piçisin." Dedi Afşin ağzına dolan tükürükleri dilinin ucunda biriktirerek yüzüne tükürdü. "Allah senin belanı benim elimle versin." Diye son cümlelerini kurarken bedeni acıya yenik düşerek bayıldı.

"Allah belamı senin elinle verirse büyük bir zevk olur benim için." Diyerek bayılan kadını kucakladı. Artık soranlara evime gelirken köpek ısırdı, ben de doktor çağırdım diyerek iyi adam rolüne bürünecekti.

Genç kadın gözlerini yeni yeni açarken. "İntikam soğuk yenir, benim ki buz gibi oldu. Sıra bende Toygar Efendi." Diye sessizce mırıldanarak gözlerini açtığında bu adama sarıldığını yeni fark etmişti. Kafasını kaldırırken adamın tişörtünü gözyaşları ve tükürük içinde bırakmıştı. Afşin adama sımsıkı sarıldığını görünce irkilerek uzaklaştı. "Çok özür dilerim, köpekten korktuğumdan oldu." Gözlerini kısarak arkasında olan köpeğe bakmaya çalışırken arkasında köpek yoktu. Narkotik polis köpeği alarak kadından uzaklaştırmıştı ama Afşin daha yeni görüyordu.

"Özür dilemek size yakışmadı. Asıl özrü bizim dilememiz gerekiyor." Dedi Karhan, Afşin ne dediğini anlamış bir biçimde dudaklarını aşağıya sarkıtarak Karhan'a baktı.

Afşin Karhan'a sarılırken gizemli ajan gelerek Afşin'in sarıldığı an fotoğrafları çekti ve o fotoğrafları isteyen kişiye gönderdi.

Fotoğraf;

Doğruymuş ağabey, ne yapalım?

Onun ölmüş fotoğraflarını istiyorum şimdi.

Emniyettin önünde aldığı emirle telefonu cebine koydu ve belindeki silahı çıkartarak Afşin'i hedef aldı. Namluyu çekti ve tetiğe parmağı gidecekken arkasında biri adamın omzundan tutarak elindeki silahı uğraşmadan alıp havaya ateş etti. Silahı beline yerleştirirken belindeki kelepçeyi çıkartarak. "Suçüstü yakalanmaktan tutuklusunuz." Dedi adamın bileklerine kelepçeyi geçirdi. Belindeki telsizi çıkartarak. "Asayiş berkemal."

Bölüm sonu

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

8. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.