İçeriğe geç

FEDAİLER (Tutulma)

Bölüm 8 · 36 dk okuma

FEDAİLER (Tutulma)

Bölüm 8

Revir

Revirin içi fazlası ile kalabalıktı. Bütün yataklar dolmuş ve çoğu kişi ayakta beklemek zorunda kalmıştı. Kayra ve Marsel idare edebilecek durumdalardı fakat aynısı Arel için geçerli değildi. Yüzü darmaduman olmuş ve vücudu kana bulanmıştı. Bacağındaki ve kolundaki ağrılar ise dinmek bilmiyordu. Kayra sabırsızlık ile revir görevlisini beklerken içeride göz gezdirmeye başladı. Yarası hafif olanlar dolaplardan aldıkları ilk yardım malzemeleri ile yaralarını kendileri sarıyordu. Öğrenciler kendi kendilerini tedavi ederken gördüğü manzara ile olduğu yerde kaldı. Zeren ve Aden, Arel'in dövüştüğü iri genci tedavi etmeye çalışıyordu. Zeren elini yüzünü temizlerken Aden damar yolu açmış ve serum bağlamıştı. Revir hemşiresi dururken bu görevi neden onların yaptığını anlayamamıştı. - Tedaviyi neden onlar yapıyor? Karen'in sorusu ile hepsi yönünü iri gencin olduğu yatağa çevirdi. Arel gözündeki şişlik ve yüzünü kaplayan kanlar nedeni ile pek iyi göremiyordu. Kayra, Karen'in sorusuna bilmediğini gösteren bir işaret yaptıktan sonra sessiz kalırken Talya ağlamaklı bir ses ile konuştu. - Olamaz! - Ne oldu? Karen ilgi ile cevap beklerken Talya bakışlarını Aden'den ve Zeren'den çekerek diğerlerine çevirdi. - Manastırda revir için özel bir hemşire olmuyor, ablam söylemişti. Sağlık alanında eğitim alan öğrenci varsa reviri onlar idare ediyormuş. Talya'nın cümlesi ile Kayra ve Karen nihayet olan biteni anlarken Marsel sıkıntı ile konuştu. - Bizim şansımıza da soğuk nevale Zeren'le, zorba Aden mi çıktı? Dostum çok şanssızız. Arel, Marsel'in cümlesi ile gülmeye başlamıştı. Haksız sayılmazdı, onca öğrencinin arasında onları yine Aden ve Zeren bulmuştu. Kayra acı dolu bakışlar ile Arel'i izliyordu. Durumu oldukça kötüydü ve biran önce tedavi edilmesi gerekiyordu. Aden, iri gencin tedavisini bitirdikten sonra serumu son bir kez daha kontrol ederek yanlarına doğru ilerlemeye başladı. Durumu en kötü olandan başlayarak tedavi ediyordu ve ikinci sıra Arel'e aitti. Kayra nihayet sıranın Arel'e gelmesi ile rahatlayarak yolu açtı. Aden sert bakışlarını hepsinin üzerinde gezdirdikten sonra yönünü Karen'e çevirerek konuştu. - Diğerlerinin durumu kötü değil, onları sen tedavi edebilirsin. Karen aldığı komut ile hayrete kapılmıştı. Hayatında ufacık bir bıçak kesiği bile tedavi etmemişti. Aden çekmecelerin içinde eşya ararken yanına gelerek hızla konuştu. - Ben mi? İyi ama ben nasıl yapacağımı bilmiyorum ki! - Bilmeyecek bir şey yok. Tentürdiyot ve pamuk ile yaraları temizledikten sonra yara bandı veya sargı bezi ile saracaksın. Kemik ve kas sakatlanması varsa onu ben hallederim. Aden cümlelerinin ardından Karen'in eline bir kutu ilk yardım seti tutuşturduktan sonra yönünü Arel'e çevirdi. Arel'in bir gözü şişlikten dolayı adeta kapanmıştı fakat diğer gözü dikkat ile kendisini izliyordu. Gerçekten berbat durumdaydı. Bir başkası olsa şuanda baygın yatıyor olabilirdi lakin Arel oldukça güçlü bir şekilde yatağın ucunda oturuyordu. Aden maruz kaldığı dik bakışlardan rahatsız olarak gözlerini hızla ilk yardım setlerine çevirdi. Hayatında ilk defa birini rahatsız etmek yerine kendisi rahatsız olmuştu. Arel, Aden'in rahatsızlığından oldukça memnun olarak gülümserken Aden pamuğa tentürdiyot sürerek yaralarını temizlemeye koyuldu. Bir elini Arel'in çenesinin altına yerleştirip başını dikleştirdikten sonra pamuk ile yüzünü temizlemeye başladı. - Imhhh! Arel açık yaralarını yakan tentürdiyot ile yüzünü buruşturup inlerken yüzündeki kanlar temizlenmeye başlamıştı. Yüzü açığa çıktıkça yaraları da görünür hale geliyordu. Kaşında, dudağında ve elmacık kemiğinde derin açılmalar vardı. Bunun yanı sıra burnundan kan akmaya devam ediyordu. Gözündeki şişlik ve yüzündeki kızarıklık yavaş yavaş morarıyordu. Aden durumun göründüğünden daha kötü olduğunu fark etmişti. Arel'in yüzü adeta dağılmıştı. Burnundaki kanı durdurmak için hızla burnuna tampon yaptıktan sonra yaralarını sarmaya koyuldu. Arel tentürdiyot faslının bitmiş olmasından dolayı oldukça memnun olarak ima dolu bakışlarını tekrar Aden'in yüzüne çevirdi. Ciddiyet ile işini yapıyordu ve eli ondan beklenmeyecek bir şekilde hafifti. İnce dokunuşları adeta yokmuş hissi veriyordu. Onca tartışmadan sonra onunla konuşmaması gerektiğini düşünüyordu fakat merak onu içten içe kavuruyordu. - Revire neden siz bakıyorsunuz? Daha fazla dayanamayarak sormuştu. Aden'in tersleyip cevap vermeyeceğinden emindi fakat bu soruyu daha fazla içinde tutamamıştı. Aden sert bakışlarını birkaç saniye yaptığı işten çekip Arel'in gözlerine çevirdikten sonra işini yapmaya devam ederek konuştu. - Öğrenci evinde belli eğitimler veriliyor. Okul bittikten sonra kasabada meslek edinebilmemiz için. Biz sağlık alanını seçtik. Arel aldığı cevaptan hiçbir şey anlamamıştı. Küçücük bir kasabada herkesin bir meslekle uğraşıyor olması oldukça zordu. Kafa karışıklığı içerisinde birkaç saniye düşündükten sonra tekrar sordu. - Bütün öğrenciler mi alıyor bu eğitimleri? - Hayır, sadece öğrenci evinde kalanlar. Arel yine hiçbir şey anlamamıştı. Öğrenci evi bütün öğrencilere açık olmalıydı lakin sadece bir kısmı orada kalabiliyordu. Saçma sapan kurallar ve düzenler zihnini zorlarken her şeyi net bir şekilde öğrenebilmek için tekrar konuşmaya başladı. - Bütün öğrenciler orada kalmıyor mu yani? Aden maruz kaldığı soru bombardımanı ile tahammül yeteneğini kaybederken sert bakışlarını Arel'e çevirdi. Israrla aynı konuda soru soruyor olmasında bir art niyet arıyordu fakat gözlerinde gördüğü tek şey aptallıktı. Arel gerçekten de hiçbir şey anlamamış gibi görünüyordu. Bu sorulara daha fazla maruz kalmamak için net bir şekilde açıklamaya karar verdi. - Hayır, diğer öğrenciler kendi evinde kalıyor. Sadece ailesi olmayanlar öğrenci evinde eğitim görüyor, topluma kazandırma programı gibi düşünebilirsin. Arel aldığı cevap ile yine kendisini kötü hissetmişti. Israrla soru sorduğu için kendisine kızmadan edemiyordu. Daha önceki patavatsızlığını telafi edememişken şimdi bir de yenisi eklenmişti. Mecali ve uygun bir ortam olsa burada kendisini yumruklayabilirdi lakin bunu yapması imkansızdı. Aden'in yüzü konuşması ile daha da sertleşirken çatallı bir ses ile konuşmaya devam etti. - Yetimhane demenin rencide edici olacağını düşünmüş olmalılar ki adına öğrenci evi demişler. Aden cümlesinin ardından gözlerini acı ile kırpıştırmıştı. Arel onun yüzünde ilk defa hüznü ve kederi görmüştü, sadece bir anlıkta olsa görmüştü. Aden hızla kendisini toparlayıp yaralarını sarmaya devam ederken Arel kolunu tuttu. Uzun süredir dileyemediği özür artık canını sıkıyordu. Aden şaşkınlık ile yüzüne bakarken derin bir sesle konuştu. - Özür dilerim. - Ne için? Aden kaşlarını çatarak sormuştu. Arel ile bu zamana kadar bir sürü tartışma yaşamışlardı fakat bunlardan biri için özür dilediğini sanmıyordu. Özür dileyecek kadar kötü ne yaptığını düşünüyordu lâkin bir cevap bulamıyordu. Arel, aldığı soru ile sıkıntı dolu bir nefes bırakarak cevap verdi. - Dün yemekhanede olanlar için. Ailenin olmadığını bilmiyordum. Aden olayı anladığında yüzü yine kasılmıştı. Her ne kadar belli etmemeye çalışmış olsa da canı epey sıkılmıştı. Fakat onu şaşırtan Arel'in bu olayı unutmamış olmasıydı. Yeni tanışan ve asla anlaşamayan iki insan için bu durum hayret vericiydi. Aden, derin bakışlar ile Arel'in gözlerine birkaç saniye baktıktan sonra kendisini hızla toparladı. Kolunu Arel'in elinden kurtarıp sargıya devam ederken varla yok arası bir sesle mırıldandı. - Önemi yok, zaten bilsen de anlayamazsın. Arel, Aden'in cevabı ile küçümseyici bir tavırla güldü. Kendi hayatı da en az Aden'in ki kadar buruk geçmiş ve geçmişinde koca bir hiç bırakmıştı. Belki de onu bu hayatta anlayabilecek tek kişi kendisiydi. Aden onun bu tepkisine anlam veremeyerek bakarken daha fazla dayanamayarak sordu. - Neden güldün, komik bir şey mi var? - On sekiz yılımı yurtta geçirmiş olmam dışında hayır. Arel, alay ile karşılık vermişti fakat gözlerindeki burukluk görülebiliyordu. Aden öğrendiği bu gerçek ile oldukça şaşırırken Arel munzur bir tavır ile konuşmaya devam etti. - Hem de öyle öğrenci evi falan değil, bildiğin yetimhane. Aden, Arel'in neşe içerisinde kurduğu cümleye zoraki bir şekilde tebessüm ettikten sonra kaşlarını çatarak sordu. - Ailene ne oldu, kaza falan mı? Arel duyduğu soru ile biraz gerilmişti. Hikâyesini Kayra dışında kimseye anlatmamıştı. Aslında ailesini ve geçmişini hayatında ilk defa Kayra dışında birisi sormuştu. Söyleyip söylememek konusunda ikilem yaşarken anlatmaya karar verdi. Aden zorba ve kibirli olabilirdi lâkin aynı acıları yaşamış birisi olarak anlayış göstereceğinden emindi. Aden ilgi ile cevap beklerken konuşmak için dudaklarını araladığında yanlarına gelen Talaz ile ikisi de bakışlarını ona çevirdi. - Aden, kolumu hareket ettiremiyorum, rica etsem kontrol eder misin? Talaz kolunu tutarak konuşmuştu. Aden sert bakışlar ile omzunu incelerken Arel kendisini epey rahatsız hissetti. Aden ile sohbeti hayatında ilk defa güzel ilerliyordu. İlk defa kavga etmeden güzelce konuşmak ve hayatlarına dair bir şeyler paylaşmak Arel'e oldukça iyi gelmişti. Biran için zaman ve mekan kavramını yitirmiş ve etrafla olan iletişimini kesmişti. Fakat Talaz'ın gelişi tüm büyüyü bozmuştu. Aden sert bakışlar ile bir süre Talaz'ın omzunu inceledikten sonra Arel'in yarasına son bandı da yapıştırarak konuştu. - Meşgulüm Talaz, Zeren'e söyle. Arel, Aden'in cevabı ile oldukça memnun olarak Talaz'ın gitmesini beklerken Talaz karşılık verdi. - Zeren'de meşgul o yüzden sana geldim. Fakat sen işini halletmeye devam et, ben beklerim sorun değil. - Peki tamam! Aden soğuk bir tonla cevap verdiğinde Arel öfke ile dişlerini sıkmaya başlamıştı. Talaz'ın yalan söylediğini biliyordu, Zeren'in yanına uğramadan dosdoğru Aden'e geldiğinden emindi. Öfke ile Talaz'ın, Aden'den ayırmadığı gözlerine bakarken Aden yönünü Talaz'a çevirdi. Biran önce işini halledip onu başından atmak istiyordu. Omuzunun önünü ve arkasını kısa bir süre ovalayıp kolunu ileri geri hareket ettirdikten sonra çekmeceden bir ilaç alarak konuşmaya başladı. - Kolunda hiçbir şey yok ama yine de ağrıyı bastırmak istiyorsan bu kremi sür. Talaz muayenenin umduğundan kısa sürmesi ile kaşlarını çatarak kremi eline aldı. Biraz daha kalıp bahane üretmek istiyordu fakat ne yapacağını bilemiyordu. Kremi açıp omuzunun önüne sürdükten sonra aklına gelen fikir ile hızla konuştu. - Omzumun arkasına sen sürer misin? Arel duyduğu soru ile öfke nöbetleri geçirirken Aden sert bakışlarını Talaz'a yöneltti. Daha ilgilenmesi gereken tonla insan varken Talaz'ın bir bebek gibi muamele görmek istemesi canını epey sıkmış ve sinirlerini germişti. - Yığınla öğrenci muayene olmayı bekliyor Talaz. Seninle zaman kaybedemem, sürecek başka birini bul. Arel duydukları ile oldukça memnun olarak bakışlarını tekrar Talaz'a çevirdi. Bu sefer nasıl bir bahane üreteceğini merak ediyordu. Talaz aldığı tepki ile bozulmuştu fakat açığa vurmadan kendisini hızla toparlayarak tekrar konuştu. - Sürecek kimse yok. Arel, masaları yumruklamamak için kendisini zor tutuyordu. Onca insanın hakkını gasp etmekten utanmadığı gibi Aden'in ters cevaplarına da aldırış etmiyordu. Bu çocuğun ne kadar utanmaz olduğunu düşünmeden edemezken Aden öfke ile bağırdı. - Taycuuu! Taycu, Aden'e ve Zeren'e yardımcı olmak için hafif yaralıları kontrol ederken duyduğu ses ile hızla yanlarına geldi. - Efendim. - Talaz'ın omzuna krem sür, kendisi süremiyormuş. Aden'in ima dolu cümlesi Talaz'ı rencide ederken Taycu, Aden'in cümlesini ikiletmeden hızla kremi Talaz'ın omzuna sürmeye başladı. Arel gördüğü manzara ile oldukça memnun olarak Taycu ve Talaz'ı izlemeye koyuldu. Biran önce yanlarından ayrılmaları için sabırsızlıkla beklerken Aden tedavisini yapmaya devam ediyordu. *** Karen sıkıntı ile elindeki malzemelere bakıyordu. Bu işi Talya'ya yıkmak istiyordu lakin o da yaralanmıştı. Marsel ve Kayra acı içerisinde kendisini beklerken sıkıntı dolu bir nefes bırakarak malzemeleri yanındaki tezgaha bırakıp eline büyük bir parça pamuk aldı. Aden'in söylediği gibi tentürdiyodu pamuğa sürdükten sonra yönünü Kayra'ya çevirdi. Çok fazla yarası yoktu lakin yine de eli yüzü kana bulanmıştı. Kayra ilgi ile kendisini beklerken utangaç bir tavırla yüzünü tutarak pamuğu kaşına bastırdı. - Ssss! Kayra acı ile yüzünü buruşturmuştu. Karen aldığı tepki ile hızla elini geri çekti. Kontrolsüz uyguladığı güç yüzünden kendisine kızarken endişeli bir tavırla konuştu. - Özür dilerim Kayra, canın çok yandı mı? - Sorun değil, lütfen devam et. Karen aldığı cevap ile Kayra'nın yüzünü yine kendine çekerek pamuğu kaşına bastırmaya devam etti. Kayra'nın canı fazlası ile yanıyordu lakin sessiz kalıyordu. Karen zaten fazlası ile utangaçtı, bunun üzerine bir de kendisi onu utandırmak istemiyordu. Karen, Kayra'nın tepkisiz kalıyor olmasından dolayı oldukça rahatlayarak işini yapmaya devam etti. Canının fazlası ile yandığını yüzündeki kasılmalardan görebiliyordu lakin bu işi daha acısız bir şekilde nasıl yapabileceğini bilmiyordu. Karen tüm yaraları hızla temizleyip kanları sildikten sonra tentürdiyodu bırakarak sargı bezlerine uzandı. Kayra acısının nihayet dinmiş olmasından dolayı oldukça memnun olarak uzun süredir acı ile kasılan bedenini rahat bıraktı. Karen sargı bezlerini yara boyutlarına göre kestikten sonra dikkat ile yaraların üzerini kapatmaya başladı. Kayra, Karen'i ilk kez bu kadar yakından görüyor olmanın heyecanını ancak şimdi hissedebilmişti. Karen'in iri mavi gözleri ürkek bir şekilde yüzündeki yaralara odaklanırken Kayra'da gözlerini ondan alamıyordu. Dokunuşlarını yüzünde hissetmek heyecanlanmasına neden olurken fark ettiği şey ile hızla kendisine geldi. Kısa bir anlığına da olsa etrafı ile iletişimi kesilmişti. Koca revirde biran sadece Karen ve kendisi dışında kimseyi görememişti. Yaşadığı durumun heyecanı ve tedirginliği hızla kendisine gelmesine neden olurken Karen son yarasının da üzerini kapatarak konuştu. - Başka bir yerinde ağrı var mı? - Hayır yok, teşekkür ederim. - Rica ederim. Karen, Kayra'nın içten bakışları ile utanarak gözlerini kaçırmıştı. Kayra tedavisinin bitmiş olmasından dolayı oldukça memnun olarak yönünü Arel'e çevirdi. Karen'de hızla kendisini toparlayarak yüzü kötü durumda olan Marsel ile ilgilenmeye koyuldu. Tentürdiyotlu yeni bir pamuk hazırladıktan sonra yönünü Marsel'e çevirerek elmacık kemiğindeki büyük yaraya bastırdı. - Ahhh! Marsel yüzündeki acı ile tüm reviri inletirken Karen korku ile elini geri çekti. Talya ve Karen endişeyle Marsel'e ne olduğunu anlamaya çalışırken Marsel acı ile kıvrandıktan sonra öfkeli bir sesle konuştu. - Sen seçilmeden önce kasap falan mıydın Karen? Talya duyduğu cümle ile kısık bir sesle gülerken Karen şaşkınlık ile Marsel'e bakıyordu. Ne demek istediğini halâ anlamamıştı. - Eminim o zorba Aden'in eli bile seninkinden daha hafiftir. Talya katıla katıla gülerek karnını tutarken Karen nihayet olan biteni anlayarak gözlerini devirmişti. Kendisi bir sağlıkçı bile değildi ama yine de Marsel'e yardım etmeye çalışıyordu. Lakin Marsel'in bir çocuk gibi sızlanması istemsizce sinirlenmesine neden olmuştu. - Elmacık kemiğim içine göçtü resme! - İyi git Aden'e tedavi ol o zaman ya da Zeren'e, hangisini istersen. Karen alınganlık ile elindeki pamuğu ilk yardım kutusuna bıraktı. İyi niyetinin suistimal edilmesi sinirlendiği nadir konulardan biriydi. Marsel duyduğu cümle ile dehşete kapılıp bir Aden'e bir de Zeren'e baktıktan sonra panik ile pamuğu kutudan çıkartıp Karen'in eline tutuşturarak konuştu. - Tamam tamam! Özür dilerim, Karen lütfen devam et. - Hayır! Karen alınganlık ile elindeki pamuğu tekrar kutuya fırlattıktan sonra Marsel keder ile yüzünü buruşturarak yakınmaya başladı. - Karen o iki zebani benim derimi yüzer. Ondan da fenası gururumu ve özgüvenimi yerle bir ederler. Yalvarırım beni onların eline bırakma. Talya, Marsel'in cümleleri ile kahkahalarına engel olamazken Karen hüzün ile birkaç saniye Marsel'i izledikten sonra cevap verdi. - Sızlanmak yok ama? - Söz veriyorum gıkım çıkmayacak Karen, lütfen devam et. Karen aldığı cevap ile oldukça memnun olarak yeni bir pamuk aldıktan sonra Marsel'in yaralarını temizlemeye koyuldu. Marsel acıdan kıpkırmızı olmuştu fakat Karen tedaviyi bırakmasın diye sesini çıkartamamıştı. Acı ile yumruklarını sıkıp gözlerini pörtletirken Karen nihayet tedaviyi bitirmişti. Marsel acılarının biraz olsun son bulmuş olması ile rahatlayarak sıktığı kaslarını serbest bıraktıktan sonra yorgun bir sesle konuştu. - Karen benim omzumda çok kötü acıyor. - Üzgünüm omzun için bir şey yapamam Marsel, Zeren'e ya da Aden'e söyle. Marsel acıyla omzunu ovalarken duyduğu cümle ile kaşlarını çatarak karşılık verdi. - Asla olmaz, Karen, o kızdan ödüm kopuyor. Marsel cümlesini Zeren'i işaret ederek söylemişti. Bu güne kadar kimseye bahsetmemiş olsa da Zeren'in ölü bakışları içini ürpertiyordu. Yaydığı negatif enerji huzursuz olmasına neden oluyordu. Karen, Marsel'in bir çocuk gibi sızlanmasına daha fazla sabredemeyerek yönünü kendilerine doğru yaklaşan Zeren'e çevirdi. - Karen sakın! Marsel, Karen'in ne yapacağını anlayarak kısık sesle onu durdurmaya çalışmıştı fakat Karen ona aldırış dahi etmeden konuya girmişti. - Zeren, bakar mısın? Zeren ölü ve soğuk bakışlarını Karen'e çevirdikten sonra soru sorma gereği bile duymadan beklemeye başladı. Marsel korku ile olacakları izlerken Karen zaman kaybetmeden konuştu. - Marsel'in omzu ağrıyor, bakabilir misin? Zeren bakışlarını hızla Marsel'e çevirerek baştan aşağı süzmeye başladı. Marsel maruz kaldığı göz hapsi ile kalp spazmları geçirirken sakin kalmak için çabalıyordu. Zeren geldiğinden beri tek kelime etmemişti ve konuşmaya da pek niyeti yok gibi görünüyordu. Zeren soğuk hareketler ile birkaç adım atarak Marsel'in karşısına dikildikten sonra umursamaz bir tavır ile konuştu. - Kıyafetini çıkart. Marsel aldığı komut ile hızla tişörtünü çıkartmaya koyuldu. Zeren'i sinirlendirmek bu hayatta yapmak istediği son şeylerden birisi olabilirdi. Zeren sabır ile Marsel'in sakar hareketlerini izlerken Marsel acı ile yüzünü buruşturarak kıyafetini çıkarttı. Sarı saçlarına aykırı bir şekilde bronz olan teni revirin ışıkları altında parlıyordu. Görünüşünden beklenmeyecek şekilde kaslı olan vücudu Zeren'i epey şaşırtmıştı fakat o duygularını asla belli etmeyen bir insandı. Soğuk ifadesinden ödün vermeden Marsel'in kolunu ve omzunu incelemeye koyuldu. Marsel sıcak teninde hissettiği buz gibi eller ile daha çok ürperirken acı ile yüzünü buruşturuyordu. Zeren bir süre kolunu ileri geri hareket ettirip eli ile kasları inceledikten sonra ifadesiz bakışlarını Marsel'in gözlerine dikerek konuştu. - Ağrın var mı? - Ha- ha- hayır, sa- sadece acıyor. Marsel'in kekeleyerek verdiği cevap Talya ve Karen'i güldürürken Marsel korku ile beklemeye devam etti. Zeren aldığı cevaptan sonra yanındaki çekmeceden bir krem alarak Marsel'in omuzuna sürmeye başladı. Marsel korku ile sessizce beklerken Zeren krem sürme faslını bitirmiş ve omzunu sarmaya başlamıştı. Sımsıkı sardığı sargı Marsel'in nefes almasını zorlaştırıyordu lakin korktuğu için sesini dahi çıkartamıyordu. Yüzü korkudan ve utançtan kıpkırmızı olmuştu. Zeren sargı işini bitirdikten sonra ölü bakışlarını tekrar Marsel'in gözlerine dikerek konuştu. - Sabaha kadar sargıyı açma, eğer sabaha kadar geçmezse tekrar gel. - Ta- ta- tamam. Marsel'in kekelemesi Talya ve Karen'i tekrar güldürürken Zeren onlara aldırış etmeden arkasını döndü. Marsel, gidiyor olmasından dolayı rahat bir nefes alırken Zeren aklına gelen düşünce ile bakışlarını tekrar Marsel'in üzerine dikti. Marsel maruz kaldığı ölü bakışlar ile yine kalp çarpıntısı yaşarken Zeren kaşlarını çatarak sordu. - Sahi, sen dün bana ne söyleyecektin? Marsel korku ile ne cevap vereceğini düşünüyordu. Arel yüzünden ortaya bir yalan atmıştı fakat sonunu hiç düşünmemişti. Zeren ilgi ile cevap beklerken en iyi yolun şimdilik geçiştirmek olduğuna karar vererek konuştu. - Hiç! Zeren kuşku dolu bakışlar ile Marsel'i baştan aşağı süzdükten sonra arkasını dönerek uzaklaştı. Marsel'in cevabı onu ikna etmemişti lakin yapması gereken bir sürü işi vardı. Bu yüzden bu konuyu sonraya ertelemeye karar vermişti. Marsel maruz kaldığı göz hapsinden kurtulduğu için rahatlayarak uzun süredir tuttuğu nefesini bıraktı. Zeren'den şimdilik kurtulmuştu fakat ilerisi için bir yalan düşünmeliydi. Marsel kara kara ne bahane uyduracağını düşünürken Karen gülmeyi bırakarak Talya ile ilgilenmeye koyuldu. *** Kayra tedavisinin ardından zaman kaybetmeden Arel'in yanına geldi. Taycu ve Talaz birbirlerini ölümcül bakışlar ile izlerken krem sürme işlemini bitirerek yanlarından ayrılmıştı. Arel'in yüzündeki kanlar biraz olsun temizlenmiş ve yaraları sarılmıştı. Göze daha iyi görünüyordu. Aden burnundaki tamponları çıkartıp kanlı sargı bezlerini bir kenara aldıktan sonra yönünü Arel'e çevirerek sordu. - Başka bir yerinde ağrı var mı? - Sol kaburgam acıyor. Aden, Arel'in cümlesi ile sol kaburgalarını detaylı bir şekilde kontrol etmeye başladı. Kaslı ve sert vücudu hasarlı noktayı bulmasını zorlaştırıyordu. Kayra endişe ile tedavinin bitmesini beklerken Arel acı ile inledi. Aden'in, göğsünün hemen altına uyguladığı baskı canını yakmıştı. Aden aldığı tepki ile oldukça memnun olarak aynı yeri eli ile tekrar ezdi. Arel her dokunuşta dişlerini sıkıp yüzünü buruştururken Aden muayeneyi bitirerek konuştu. - Kırık yok, aldığın darbe yüzünden etin ezilmiş olmalı. Kayra, ilgi ile Aden'in cümlelerini dinledikten sonra rahatlayarak sakinleşti. Neyse ki kırık ve çatlak yoktu. Dostunun böylesine kanlı bir kavgadan en az hasarlı şekilde kurtulmuş olmasından dolayı oldukça memnun olarak Aden'i izlemeye koyuldu. Aden çekmeceyi uzun süre karıştırdıktan sonra bulduğu krem ile yönünü tekrar Arel'e çevirdi. Kremin kapağını açıp eline bir miktar sıktıktan sonra Arel'in göğsüne sürmeye başladı. Yapabileceği en hafif şekilde yapıyordu lakin bu bile Arel'in canını fazlası ile yakıyordu. Bu acıyı daha fazla uzatmadan hızla bitirdikten sonra elindeki kremi Kayra'ya uzatarak konuştu. - Bunu acı kesilene kadar günde iki kez sürsün. - Tamam. Kayra dikkat ile kremi incelerken Aden yönünü Arel'e çevirerek tekrar sordu. - Başka bir problemin var mı? Arel konuşamayacak kadar bitkin düştüğü için başını iki yana sallamakla yetindi. Gözlerindeki ışık parlaklığını kaybetmişti. Aden kısa bir süre kuşku dolu bakışlar ile onu izledikten sonra kısık bir sesle konuştu. - Halsiz görünüyorsun, istersen sana da bir serum takabilirim? Arel, Aden'in cümlesinin ardından yüzünü acı ile buruşturarak ayağa kalktı. Ayakta durmakta bile zorlanıyordu lakin burada daha fazla kalmak istemiyordu. Biran önce yatakhaneye çıkıp dinlenmek için can atıyordu. - Gerek yok. Arel cevabının ardından ilerlemek için hareketlendiğinde yer adeta ayağının altından kaymıştı. Aden ve Kayra aynı anda düşmemesi için onu sıkı sıkı tutup tekrar yatağa oturttuktan sonra Kayra yönünü Aden'e çevirerek konuştu. - Bence gerek var, lütfen serum takar mısın? Aden başı ile onay verip serumu hazırlamaya başladığında Kayra, Arel'i yavaşça yatağa yatırdı. Tüm vücudu acı ile kasılıyordu. Biran önce uyumak ve acılarını unutmak istiyordu. Aden tüm hazırlıklarını bitirdikten sonra sağ koluna damar yolu açarak serumu taktı. Arel kimseyle konuşamadan derin bir uykuya dalarken Aden diğer öğrenciler ile ilgilenmek için yanından ayrıldı. *** - Bu serumlar ne zaman biter acaba? Yorgunluktan ölüyorum. Zeren boşalan reviri toparlamayı bitirdikten sonra bezgin bir sesle sormuştu. Revirde Arel ve iri genç dışında kendilerinden başka kimse kalmamıştı. Aden, iri gencin serumuna ağrı kesici ilave ettikten sonra yönünü Arel'e çevirerek cevap verdi. - İri olan bir gece kalmak zorunda. Diğerinin serumu da bitmek üzere. Sen git istersen, bende gelirim birazdan. - Tamam. Zeren oturduğu yatağın üzerinden yavaşça kalkarak çıkışa yöneldi. Aden kısa bir süre yorgunluk ile ardından baktıktan sonra bakışlarını Arel'e çevirdiğinde bir çift siyah gözle karşılaştı. Arel çoktan uyanmış ve gözlerini kendisine dikmişti. Sabahki haline göre oldukça iyi görünüyordu. Sert ve keskin bakışları imalı bir şekilde kendisini süzerken ona aldırış etmeden serum ile ilgilenmeye başlayarak konuştu. - Sen hep böyle sesini çıkarmadan gizlice insanları mı gözetliyorsun? Arel duyduğu cümle ile sessizce gülerken Aden kolundaki damar yolunu çıkartmaya koyuldu. Arel bir yandan gülüp diğer yandan acı ile yüzünü buruştururken çapkın bir tavırla cevap verdi. - Herkesi değil, sadece kızları. Aden kolundaki bantları canını yakmamak için yavaşça çıkartmaya çalışırken duyduğu cümle ile kaşlarını çatarak bantı bir anda çekti. - Ahhh! - Pislik herif! Arel acı ile bağırırken Aden haykırışlarına aldırış etmeden koluna pamuk bastırdı. Arel hayret ile Aden'in yüzüne bakakalmıştı. İçten içe onun deli olduğunu düşünmeden edemiyordu. Böyle ani ruh değişimlerinin başka bir açıklaması olamazdı çünkü. Aden, onunla ilgilenmeden sert hareketler ile çekmeceleri toparlarken kolunu ovuşturarak çıkıştı. - Yavaş olsana kızım! Ne biçim sağlıkçısın sen, ağdacı gibi. Tüm kıllarımı yoldun. Arel cümlesinin ardından yavaşça kalkıp oturuş pozisyonuna geldiğinde Aden küçümseyici bir tavırla gülerek cevap verdi. - Bakıyorum da fazla hakimsin bu konuya. Yoksa kızları kuaförde mi dikizliyordun? Arel duyduğu cümle ile kaşlarını daha çok çatarak haykırdı. - Saçmalamayı kes kızıl şeytan, sapık mıyım ben? - Bilmem, tanımıyorum seni. Olabilirsin. - Çattık yine! Arel aldığı her cevapta biraz daha öfkeleniyordu. Alt tarafı bir espri yapıp Aden'i sinirlendirmek istemişti fakat sinirlenen kendisi olmuştu. Aden aldığı tepkiler ile oldukça keyiflenerek serum paketini çöpe attı. - Artık gidebilirsin. Aden cümlesinin ardından tek kelime daha etmeden revirden ayrıldı. Arel öfke dolu bakışlar ile bir süre arkasından baktıktan sonra yavaşça ayağa kalktı. Bu günlükte Aden dozunu fazlasıyla almıştı. Yatağın ucundaki kanlı tişörtünü eline aldıktan sonra çıkışa doğru ilerlemeye başladı. 📖📖📖 Sabah herkes Aytar'ın dersi için erkenden uyanmıştı. Karen'in en çok merak ettiği ders bilgeler konseyinin dersiydi. Astrolojiye ve astronomiye olan merakı bu derse olan ilgisini yükseltiyordu. Talya, Aytar hakkında pek güzel şeyler anlatmamış olsa da umursamıyordu. Biran önce kahvaltısını yapıp sınıfa gitmek için can atıyordu. Talya'nın tepsisini almasını bekledikten sonra Kayraların yanına doğru ilerlemeye başladı. Onlar daha erken uyanmış ve çoktan kahvaltılarını bitirmelik olmuşlardı. - Günaydın. - Günaydın. Karen sıcak bir ses ile selam verdikten sonra Kayra'nın yanına oturdu. Kayra her zaman ki samimi ve güleç yüzü ile karşılık vermişti. Üçünün de yüzü bugün daha iyi görünüyordu. Arel yine kimseyle muhatap olmadan iştah ile kahvaltısını yaparken Marsel acı ile kıvranıyordu. - Nerede bu kız yaa? Marsel öfke ve acı karışımı bir ses ile kendi kendine söylendikten sonra etrafında göz gezdirmeye başladı. Omuzundaki acı geçmek yerine daha çok artmıştı. Geldiğinden beri yemekhanede Zeren'i arıyordu lakin hiçbir yerde görememişti. - Hangi kız? Talya anlamsız bakışlar atarak sordu sorusunu. Marsel'in yakınması ile Kayra'da etrafı kolaçan etmeye başladığında Marsel sıkıntı ile cevap verdi. - Zeren. Kolum felaket acıyor. - Aden arka masada, istersen ona göster. Karen'in cümlesi ile Arel çatalını önündeki tepsiye bırakarak arkasını döndü. Taycu yine neşe ile bir şeyler anlatıyordu fakat Aden'in sırtı kendisine dönük olduğu için tepkilerini göremiyordu. Ucu kırmızı saçlarını yine serbest bırakmıştı. Arel yönünü tekrar önündeki tepsiye çevirirken Marsel gözlerini kocaman açarak cevap verdi. - Hayatta olmaz, ben yumruk falan yemek istemiyorum. Arel, Marsel'in cümlesi ile bakışlarını hızla sol tarafına çevirip imalı bir şekilde onu izlemeye koyuldu. Bu yumruk meselesinin bu kadar çok uzamış olması canını epey sıkıyordu. Olayın üzerinden neredeyse iki gün geçmişti lakin halâ herkesin dilinde bu mevzu vardı. Kayra, Arel'in tepkisi ile kıs kıs gülerken Marsel yaptığı patavatsızlığın farkına vararak hızla araya girdi. - Özür dilerim dostum, ben Talaz'ı kast etmiştim. Senin de yumruk yediğini unutmuşum. Marsel'in ima dolu cümlesinin ardından Arel öfke ile gözlerini devirerek önüne döndü. Kayra duyduğu son cümle ile daha çok gülerken sert hareketler ile kahvaltısını etmeye koyuldu. Marsel'de gülmek istiyordu lakin kolundaki acı tüm zevkini alıp götürüyordu. Acı ile omzunu sıvazlayarak tekrar etrafında göz gezdirmeye başladı. Zeren'i biran önce bulmazsa acıdan bayılabilirdi. - Karen haklı, bu şekilde daha fazla duramazsın. Aden'e söyle. Kayra gülmesini zar zor bastırdıktan sonra Marsel'in omzunu işaret ederek konuşmuştu. Marsel acı ile kıvranmaya devam ederken kaşlarını hayır anlamında havaya kaldırarak başını iki yana salladı. Acıdan neredeyse ölüyordu ama inadından da asla ödün vermiyordu. Kayra aldığı cevaptan sonra bıkkınlık ile nefes bırakırken Arel daha fazla dayanamayarak ayağa kalktı. - Yürü hadi başımın belası, ben konuşurum kızıl şeytanla. Arel hışım ile hem kendi tepsisini hem de Marsel'in tepsisini aldıktan sonra ilerlemeye başladı. Marsel itiraz edemeden acı ile oturduğu yerden kalkıp peşinden ilerlemeye başladı. Yemekhanenin kapısının önünde beklemeye başladılar. Aden ve Taycu ağır hareketler ile çıkışa yaklaşırken Marsel kısık sesle konuştu. - Geliyor. Arel duyduğu cümle ile yine gözlerini devirmeden edememişti. Zaten görüyordu, görmesine rağmen Marsel'in uyarması onu sinirlendirmeye yetmişti. Aden arkasında Taycu ile kapıdan çıkmak üzereyken dikkatini ona yönelterek konuştu. - Kızıl şeytan, bir baksana! Aden duyduğu ses ile sert bakışlarını arkasındaki Arel'e çevirdi. Kısa bir süre boş bakışlarla Marsel ile Arel'i izledikten sonra karşılık verdi. - Ne var sert çocuk, yine mi yumruk istiyorsun? Arel öfke ile dişlerini sıkarken Taycu sinsi bir şekilde gülmeye başladı. Arel'in çene kasları ne kadar öfkelendiğini gözler ününe seriyordu. Aden aldığı tepkilerde oldukça memnun olarak dudağının tek kenarını kıvırırken Marsel bakışlarını hızla Arel'e çevirdi. Öfkeden yumruklarını sıkıyordu. Bu şekilde konuşması hiç sağlıklı olmayacaktı. İkisi arasında yeni bir kavga çıkabilirdi ve bu sefer Aden'i sakinleştirecek kimse yoktu. Taycu'nun kavgayı daha çok büyüteceğinden emin olduğu için Arel'e fırsat vermeden araya girdi. - Ben sana Zeren'i soracaktım! Nerede olduğunu biliyor musun? Aden sert bakışlarını bir anda onun üzerine çevirmişti. Marsel maruz kaldığı bakışlar ile olduğu yere sinerken Arel sessiz kaldı. Aden'den deli gibi korkuyordu lakin Arel'den daha çok korkuyordu. İkisinin arasında yeni bir gerilim yaşanmasını istemiyordu. Aden'le muhatap olmak onu ürkütüyordu lakin buna mecbur kalmıştı. - Senin Zeren'le derdin ne? Aden kaşlarını çatarak sormuştu. Marsel'in sürekli Zeren'in etrafında dolaştığını düşünüyordu ve bunu düşünmekte de haksız sayılmazdı. Marsel duyduğu soru ile ne cevap vereceğini düşünürken Arel sinirlenerek araya girdi. - Sana ne kızıl şeytan, her şeyi bilmek zorunda mısın? - Seni var ya... Aden aldığı cevap ile Arel'in üzerine yürürken Marsel hızla kendisini ortaya atarak konuştu. - Benim Zeren'le şey işim var! - Ney işin var? Aden karşısına dikilen Marsel'e anlamsız bakışlar atarken Taycu aptal bir yüz ifadesi ile sordu. Marsel'in bir türlü kurmayı beceremediği cümleler herkeste gerginlik oluştururken kekelemeyi bir kenara bırakarak konuştu. - Benim omzum acıyor, Zeren'e onu gösterecektim. Aden aldığı cevap ile yine tatmin olmamıştı lâkin burada daha fazla kalmak istemiyordu. Kaldığı her saniye sinirleri biraz daha gerilirken tehdit dolu bakışlarını Arel'e çevirerek konuştu. - Zeren revirde, git göster nereni göstereceksen! - Ta- ta- tamam! Marsel aldığı cevap ile rahatlayarak hızla Arel'i kolundan çekiştirmeye başladı. Arel'i zar zor Aden'in yanından uzaklaştırdıktan sonra derin bir nefes alarak yoluna devam etti. Aden'in bakışlarını ikisi de sırtlarında hissediyordu lakin daha fazla onunla muhatap olmak istemiyorlardı. ☠️☠️☠️ Marsel, Arel'e kendisiyle gelmesi için büyük bir çaba harcamış fakat umduğunu alamamıştı. Arel kesin bir şekilde reddettiği için revire tek başına gelmek zorunda kalmıştı. Ürkek hareketler ile revirin kapısından içeri girdiğinde gözüne kapının karşısındaki yatak çarptı. İri genç uykudan yeni uyanmış bir halde yatakta otururken Zeren sargılarını yeniliyordu. Bugün biraz daha iyi görünüyordu. Arel, onu fena halde benzetmişti. İkisinin kavgasını hayal etmek midesini bulandırırken düşüncelerinden sıyrılarak revirin içine doğru ilerlemeye başladı. Birkaç adım attıktan sonra konuya nasıl gireceğini düşünerek sessiz kalırken Zeren'in ölü bakışları üzerine kilitlendi. Marsel siyah gözlerin tenini yakan keskinliğiyle ne yapacağını şaşırırken Zeren onu baştan aşağı süzerek sordu. - Niye geldin? - Ş- şe- şey... Marsel kekeleyen diline içinden lanetler okurken Zeren ilgi ile cevap bekliyordu. Neden bu kadar çekingen olduğuna anlam veremiyordu. Annesi gibi özgüvenli ve dışadönük olmak varken o babası gibi eziğin teki olmuştu. Belki de babası gibi olmak kendi seçimiydi bunu o da bilmiyordu fakat ne yapıp edip bu kekelemeden kurtulmalıydı. Zeren'in üzerindeki bakışlarını görmezden gelerek derin bir nefes alıp tekrar konuştu. - Kolumdaki acı halâ geçmedi, onun için geldim. - Biraz bekle. Zeren aldığı cevap ile bakışlarını önündeki öğrenciye çevirerek konuşmuştu. Marsel üzerindeki bakışlardan kurtulmuş olmanın verdiği rahatlık ile omuzlarını düşürerek önündeki yatağa geçip oturdu. Derse geç kalmamayı umut ederek beklemeye başladı. Zeren kısa bir süre iri genç ile ilgilendikten sonra kullanılan sargı bezlerini çöpe atarak yönünü Marsel'e çevirdi. Marsel üzerinde hissettiği sert bakışlar ile yine rahatsız olurken iri genç reviri terk etti. Zeren'le yalnız kalmak huzursuzluğunu ikiye katlıyordu. Bu zamana kadar Zeren'in rahatsız edici bir hareketi ile karşılaşmamıştı lâkin yine de ondan korkuyordu. Onun ölü bakışları ve soğuk siması kalbini ürpertiyordu. - Üstünü çıkart. Zeren çatık kaşlarını ve ifadesiz bakışlarını bozmadan beklemeye başladı. Marsel acı içerisinde yüzünü buruşturarak kıyafetini çıkarttıktan sonra bakışlarını Zeren'e yöneltmeden beklemeye başladı. Zeren düşünceli bir şekilde önceki gün sarmış olduğu sargı bezlerini kesip sargıyı açmaya başlarken bakışlarını gözlerini yere diken Marsel'e çevirdi. Marsel'in mütevazi ve utangaç tavırları onu çok şaşırtıyordu. Her ne kadar duygularını asla belli etmeyen bir insan olsa da Marsel'de ki gizem dolu tavırlar onu meraklandırıyordu. Aslında düpedüz bir insandı, hatta birçok öğrenciye göre sıradanın bile altında kalabilirdi fakat diğerlerinden farklıydı. Utangaç tavırları, sessiz kişiliği ve ürkek karakteri... bunların hepsi yirmi yaşındaki bir erkekten beklenmeyecek derecede aykırı davranışlardı. Zeren'i gördüğü yerde yolunu değiştiriyor olması, bakışlarını sürekli kaçırması ve konuşurken kekelemesi kafasını karıştırıyordu. Onun herkese karşı mı böyle davrandığını yoksa sadece kendisine karşı mı böyle davrandığını bilmiyordu fakat öğrenmek istiyordu. Kafasındaki soruyu direkt soramayacağını da biliyordu. Her ne kadar kendine güveniyor olsa da rencide olmaktan utanç duyuyordu. Bu yüzden konuya dolaylı yollardan girmeye karar vererek sordu. - Dün verdiğin cevaba inanmadım bu arada. - Hangi cevaba? Marsel gözlerini hızla Zeren'in gözlerine dikerek sormuştu. Zeren'le bir şeyler konuştuğunu hatırlamıyordu. Zeren aldığı tepki ile alay dolu bir şekilde gülümsedi. Marsel'in yalan söylediğini düşünüyordu. Bilerek anlamamış gibi yapıyordu. Daha bir gün önce konuştukları bir şeyi hatırlamayacak kadar aptal olamazdı fakat bilmediği bir gerçek vardı. Marsel tam da o kadar aptaldı. Zeren'in neyi kast ettiğini gerçekten anlamamıştı. Yeşil gözleri merak ile Zeren'in ince yapılı yüzünde gezinirken aklına gelen düşünce ile hızla konuştu. - Ha! Sen şeyi diyorsun? Marsel'in kalbi yine korku ile hızlanırken Zeren tek kelime etmeden onu dinliyordu. Marsel'in utangaç tavırları ve heyecanlı halleri tebessüm etmesine neden olurken Marsel konuyu hemen kapatmak için konuşmaya devam etti. - Gerçekten bir şey söylemeyecektim. - Susmak için çağırdın beni yani öyle mi? Marsel'in yüzü duyduğu soru ile domatesten hallice bir hale gelirken Zeren ilgi ile cevap bekliyordu. Doğruyu söyleyip bu konuyu sonsuza dek kapatmak istiyordu ama bu Arel'e ihanet etmek olurdu. Arel'in sırrını başka kimseye açamazdı. Yalan söylemek istiyordu lakin aklına mantıklı hiçbir yalan gelmiyordu. Dili ve aklı adeta tutulmuştu. Zeren beklemekten sıkılmış bir vaziyette bıkkın nefesler verirken Marsel içine düştüğü durumdan biran önce kurtulmak için sesini yükselterek konuştu. - Önemsiz bir şeydi işte yaa! Unutmuşum aklıma bile gelmiyor. Artık dedektifliği bırakıp işini halleder misin? Derse geç kalıyoruz. Zeren aldığı tepki ile epey şaşırmıştı. Marsel ile alakalı aklında beliren tüm iyi düşünceler yok olup giderken kırıldığını belli etmemek için soğuk yüz ifadesini bozmadan sargıyı açmaya devam etti. Dış görünüşündeki sert mizacın aksine oldukça kırılgan bir yapısı vardı. Bu yüzden insanlar ile fazla samimiyet kurmadan yaşantısına yalnız devam ediyordu. İlk defa birisi hakkında farklı şeyler düşünmüş fakat gerçekleri hemen öğrenmişti. Marsel, Zeren'in ters tepki vermemiş olmasından dolayı oldukça rahatlayarak alnında biriken terleri sildi. Zeren'in kırıldığından ve kabuğuna çekildiğinden bir haber tedavisinin bitmesini beklemeye başladı. Zeren sargıyı açıp omzunu kısa bir süre kontrol ettikten sonra yüzünü buruşturarak konuştu. - Çok morarmış, omuzunda yırtık olabilir. - Ne olacak peki şimdi? Marsel panik ile sormuştu. Ömrü boyunca ciddi bir sakatlık geçirmemiş olan birisi için küçük bir yırtık bile ciddi bir durumdu. Zeren çözdüğü sargıları çöpe attıktan sonra soğuk bakışlarını Marsel'e dikerek cevap verdi. - Bunu gerçek bir doktorun görmesi lazım. Kasabaya gitmelisin. - İyi ama ben kasabaya daha önce hiç gitmedim. Nasıl gitmem gerektiğini bilmiyorum ki! Marsel heyecan ile konuşmuştu. Fedailer ile dolu bir kasabaya ilk kez gidecekti ve bunu tek başına yapmak istemiyordu. - Manastırdan izinli çıkacağın için tek başına gitmene izin vermezler zaten. Belen sana eşlik etmek için ya beni ya da Aden'i görevlendirir. Marsel dikkatle Zeren'in cümlelerini dinlerken duyduğu isim ile paniklemeye başlamıştı. Aden'le birlikte koca bir gün geçirmek ölümden beterdi. Kısa bir süre Aden ile birlikte kasaba gezisi yaptığını düşlemeye başladığında nefesi daralmıştı. Aden'in onu zorbaladığı, küçük düşürdüğü ve yumrukladığı bir çok görüntü zihnine nüfuz ederken dehşet ile haykırdı. - Aden olmaz! Zeren hayret ile Marsel'in yüzüne bakakalmıştı. Her geçen saniye Marsel'in farklı bir yönünü keşfediyordu. İlk başta çok utangaç ve ürkek olan Marsel sonrasında huysuz ve sert bir yapıya bürünmüştü. Şimdi ise deli gibi bağırıyordu. Marsel endişe dolu bakışlarını Zeren'in yüzüne çevirdiğinde hayrete kapılmış bir yüzle karşılaştı. Zeren sorgu dolu bakışlar ile kendisini izliyor yaptığı çıkışa anlam vermeye çalışıyordu. Marsel verdiği tepkinin aykırılığının farkına ancak şimdi varabilmişti. Fark ettiği durum ile kendisini hızla toparlayıp sesini alçaltarak konuşmaya devam etti. - Seninle gitsek olmaz mı? Marsel kalp ritimleri hızlanmış bir vaziyette cevap beklemeye başladı. Zeren'den daha çok korktuğu bir gerçekti lakin dayak yemektense ruhunun çekilmesini tercih ediyordu. - Aden'i neden istemiyorsun? Zeren aldığı soru ile kuşku dolu bakışlarını Marsel'in üzerine dikerek sordu. Hiç tanımadığı insanlar hakkında bu kadar peşin hükümlü olması oldukça garip gelmişti. Marsel yine ne cevap vereceğini bilmiyordu. Maruz kaldığı sorgu vücudunu terletirken içinden geldiği gibi cevap vermeye karar vererek konuştu. - Aden beni biraz ürkütüyor. Zeren aldığı cevaptan sonra kısa bir süre daha bakışlarını Marsel'in üzerinde gezdirerek konuştu. - Buna Belen karar verir. O kimi görevlendirirse onunla gidersin. Marsel'in içindeki o küçücük umut kırıntısı da son bulmuştu. Bu gidişle Aden ile koca bir günü beraber geçirmek zorunda kalacaktı. Zeren en azından fazla konuşmuyor ve kaba kuvvete başvurmuyordu. Onunla yaptığı yolculuk ürkütücü ama bir o kadarda sakin olurdu. Lakin Aden ile yapacağı yolculuğu düşlemek bile istemiyordu, kan ve aksiyon dolu bir gün istemiyordu. - Yüzüstü yat! Zeren eline eldivenlerini takarken vermişti komutunu. Marsel duyduğu ses ile daldığı derin düşüncelerden sıyrılarak hayret ile sordu. - Ne için? - Ağrı kesici iğne vuracağım. Omuzundaki ağrı için. Zeren şırıngaya ağrı kesiciyi çekerken Marsel çatık kaşlar ile konuştu. - Tamam vur işte omzumdan. - Omuzdan olmaz. - Ne yani kalçamdan mı? Marsel fark ettiği gerçek ile sesi içine kaçarak haykırmıştı. Zeren onun bu tepkisine gülmemek için kendisini zor tutarken Marsel dehşete kapılmış bir halde yüzüne bakıyordu. Zeren ifadesiz mimiklerine zar zor hakim olduktan sonra şırıngayı hazırlayarak yönünü Marsel'e çevirdi. - Evet, bir sorun mu var? - Omzumdan yapsan olmaz mı? Marsel nafile bir şekilde çabalıyordu lakin fayda vermeyeceğini de biliyordu. Zeren gözlerini bıkkınlık ile devirdikten sonra soğuk bir sesle cevap verdi. - Olsaydı omzundan yapardım herhalde. Bende meraklı değilim kalçandan yapmaya. Marsel duyduğu sitem ile daha çok kızarmıştı. Böyle bir imada bulunmamıştı fakat biraz düşündüğü zaman kurduğu cümlenin absürtlüğünü fark etmişti. Zeren sert bakışlar ile kendisini beklerken Marsel daha fazla uzatmadan yüzüstü yattı. Utançtan yerin dibine giriyordu lakin elinden bir şey gelmiyordu. Marsel yüzüstü yatıp beklemeye başladığında Zeren tekrar konuştu. - Kalçanı aç. Marsel aldığı komut ile gözlerini utançla kırparak pantolonunu biraz indirip beklemeye başladı. Zeren, onun ne yaptığına anlam veremiyordu. Alt tarafı bir tane iğne vuracaktı. Marsel sabırsızlık ile bu rezilliğin bitmesini beklerken Zeren daha fazla dayanamayarak çıkıştı. - Kalçanı dedim belini değil! - Açtım işte. Marsel bir çocuk gibi itiraz ederek inatlaşırken Zeren daha fazla sabredemeyerek Marsel'in pantolonunu aşağı indirdi. Marsel utançtan kaskatı kesilirken Zeren adeta bir hançer saplıyormuş gibi iğneyi Marsel'in kalçasına sapladı. Marsel hissettiği acı ile utancını bir kenara bırakarak yatağın nevresimlerini ısırmaya başlamıştı. Bağırıp çağırmak istiyordu fakat Zeren'den deli gibi korkuyordu. Zeren iğneyi aynı sertlik ile geri çekip yerine pamuk bastırırken Marsel acıdan kıpkırmızı olmuş bir şekilde yumruklarını sıkıyordu. Ağrı kesici bir kurşun gibi olduğu yerde dururken utanç ile pantolonunu hemen geri giydi. Zeren'in yüzüne bile bakamıyordu. Zeren yüzündeki utancı ve mahcubiyeti fark ettiğinde konuyu dağıtmak için konuşmaya başladı. - Üst kata çıkıp Belen'e durumu anlat. İzin kâğıdını imzalaması gerekiyor. - Hemen bugün mü gideceğim? Ders ne olacak? - İzin ancak yarına çıkar, büyük ihtimalle dersi de kaçırırsın. Marsel memnuniyetsiz bir şekilde bakışlarını yere dikmişti. İlk haftadan ders kaçırma işi hiç hoşuna gitmemişti. Burası sıradan bir okul değildi, mistik unsurlar barındıran bir manastırdı ve burada bir ders koca bir bilgi birikimi demekti. Kısa bir süre düşündükten sonra yarınki dersin muhafızlık dersi olduğunu hatırlayınca istemsizce sevinmişti. Avcılık eğitiminde aldığı hasarların bir yenisinden kurtulmuş olacaktı fakat aklına Aden ile gitme ihtimali geldiğinde yine canı sıkılmıştı. Hezimet ve keder ile oturduğu yerden kalkarak ilerlemeye başladı. Biran önce izin işini halledip derse yetişmek için revirden ayrıldı. ⚔️⚔️⚔️ Herkes ilgi ile sınıfı inceleyerek Aytar'ı bekliyordu. Bütün sınıfı dolduran teleskoplar, üç boyutlu haritalar ve daha ne olduğunu bile bilmedikleri bir sürü alet hepsinin ilgisini çekmişti. Karen bütün gördüklerine hayranlık ile bakıyordu. Burası arayıp da bulamayacağı türden bir madendi. Marsel geniş salona sıkıntı ile girdikten sonra Aytar'ın halâ gelmemiş olmasından dolayı rahatlayarak diğerlerinin yanına doğru ilerlemeye başladı. - Zeren geleli çok oldu, neredeydin? Arel, yanlarına gelen Marsel'i fark ettiğinde beklemeden hızla sordu. Kayra'da bakışlarını Karen'in üzerinden çekerek Marsel'e çevirmişti. Yüzündeki yorgunluk ve sıkıntı iki metre öteden belli oluyordu. Zeren ile işlerin yolunda gitmediği apaçık bir şekilde görünüyordu. Marsel üzerindeki meraklı bakışlar ile bıkkınlık dolu bir nefes bıraktıktan sonra arkasındaki kolona yaslanarak karşılık verdi. - Belen'in yanına gittim. - Ne için? Kayra merak ile sorduktan sonra sessiz kalarak dinlemeye devam etti. - Omuzumda yırtık olabilirmiş, kasabadaki hastaneye gitmem gerekiyormuş. Onun için izin kâğıdı çıkartmaya gittim. - Bugün mü gideceksin? Arel kasaba lâfı ile heyecanlanmıştı. Geldiğinden beri en merak ettiği yer fedailerin kasabasıydı. Kendilerine ait bir yer vardı ve onlar bunu ancak yirmi sene sonra öğrenebilmişlerdi. Kendisi şimdilik gidemeyecekti fakat Marsel döndüğünde merak ettiği her şeye cevap alabilecekti. - Hayır yarın gideceğim. - Ne güzel işte dostum, manastırdan uzaklaşıp kasabada güzel bir gün geçireceksin. Arel, Marsel'in moral bozukluğuna daha fazla dayanamayarak serzenişte bulundu. Kayra, Arel'in tek derdinin halâ derslerden kaytarmak olmasına gözlerini devirirken Marsel acı ile konuştu. - Düşündüğün gibi gidip gezmeyeceğim Arel. Ya Zeren ya da Aden benimle gelecek. Koca bir gün ikisinden biriyle beraber düşünsene kâbus gibi. Kayra, Marsel'in hezimet dolu sesi ile gülmemek için kendisini zor tutarken Arel dudaklarını birbirine bastırarak karşılık verdi. - Gerçekten de öyle. - Umarım Zeren gelir. - Hani senin, Zeren'den ödün kopuyordu? Hani ondan daha çok korkuyordun ne oldu? Arel duyduğu cümle ile imalı bir şekilde serzenişte bulunmuştu. Aden'den özür dilemek istediğinde Marsel'i ikna etmek epey zor olmuştu. Şimdi ise Zeren ile gitmek için can atıyordu. Marsel, Arel'in sitemi ile gözlerini devirerek hızla kendisini savunmaya başladı. - Fikrim halâ değişmedi dostum Zeren'den ödüm kopuyor. Onun ölü bakışları ruhumu daraltıyor ama fiziksel acı yerine ruhsal acıyı tercih ediyorum. Tüm gün ruhum çekilir belki ama elim kolum sağlam kalır. - Doğru söylüyor, Aden'le gitmesi güvenli değil. Kayra, imalı bir şekilde Marsel'e destek çıkarken Arel alınganlık ile gözlerini devirdi. Kayra hiçbir imada bulunmamıştı ama o her şeyi iki gün önce yediği yumruğa bağlıyordu. - Herkes yerlerine otursun! Marsel yeni bir serzenişte bulunmak için dudaklarını aralayacakken duyduğu ses ile yönünü sınıfın girişine çevirdi. Aytar sert ve pratik hareketler ile içeri girmiş, zaman kaybetmeden de konuşmuştu. Herkes sınıfın boş alanına yerleştirilmiş masalara otururken Aytar herkesin üzerinde göz gezdiriyordu. Yuvarlak gözlüklerinin altındaki küçük gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi herkesi kolaçan ettikten sonra öfke ile söylenmeye koyuldu. - Elli kere dedim benim dersimi Kazgan'ın dersinden önce koyun diye. Şuna bak herkesin şaftı kaymış. Arel ve Kayra anlamsız bakışlar ile Aytar'ın hareketlerini izliyordu. Deli gibi etrafı gözetleyip manasız konuşmalar yapması oldukça tuhaftı. Belen'in otoriter havası ve Kazgan'ın sert tavrından sonra Aytar gözlerine daha ürkütücü ve sıra dışı görünmüştü. Marsel ve Talya korku ile onun masalar arasında gezinmesini izlerken Karen onu hayranlıkla izliyordu. Kimya, fizik ve matematik alanlarında oldukça başarılı olmalıydı. Aksi takdirde böylesine büyük bir toplulukta bölüm lideri olma olasılığı çok düşüktü. Bir yandan imrenerek onu izlerken diğer yandan ondan öğreneceği yeni bilgiler için sabırsızlanıyordu. - Aranızdaki ağır hasarlıları görünce kafanızın bile çalışmadığını düşünmeye başladım. - Merak etmeyin efendim, birçoğunun kafası hasarsızken de çalışmıyor zaten. Taycu'nun cümlesi birçoğunu sinirlendirirken Aden'i ve birkaç kişiyi güldürmüştü. Sinsi bakışlar ile herkesin üzerinde göz gezdirip yaptığı cıvık espriye gülerken Aytar ateş saçan gözlerini Taycu'nun üzerine dikti. İzin almadan konuşması bir yana cıvık tavırları ve diğerlerini küçümsemesi Aytar'ı sinirlendirmişti. Birkaç adım atarak Taycu'nun önünde dikildikten sonra ellerini belinin arkasında birleştirerek konuştu. - Ayağa kalk! Taycu aldığı komut ile ayağa kalktıktan sonra sıkıntı ile beklemeye başladı. Yaptığı münasebetsiz esprinin bedelini ödeme zamanı gelmişti. Aytar onu baştan aşağı küçümseyici bir tavırla süzerek sordu. - Adın ne? - Taycu efendim. Taycu siyah saçlarını arkasına savurarak cevapladıktan sonra beklemeye başladı. Aytar kendisini azarlamayacaktı bunu fark etmişti lâkin bir ceza geliyor olmalıydı. - Kobaltın periyodik cetveldeki numarası nedir Taycu? Taycu aldığı soru ile epey şaşırarak etrafına bakınmaya başladı. Aden ve Zeren'den yardım umuyordu lakin onlarında bilmediği ortadaydı. Tüm sınıf sessizlik içerisinde kendisini beklerken omuzlarını düşürerek cevap verdi. - Bilmiyorum efendim. - Biz hangi galakside yer alıyoruz? Aytar aldığı cevabı umursamadan sormaya devam ediyordu. Taycu bu sorununda cevabını bilmediği için bekletmeden tekrar konuştu. - Bilmiyorum efendim. - Kaç adet takım yıldızı vardır? - Bilmiyorum efendim. Taycu bir papağan gibi bütün sorulara aynı cevabı verirken Aytar küçümseyici bir tavır ile yüzünü iyice inceleyerek kısık bir sesle konuştu. - Temel bilgileri bile bilemeyecek derecedeki engin bilgine bakılırsa bahsettiğin hasar almayanlar arasında sende olmalısın Taycu. Taycu işittiği aşağılanma ile yerin dibine girerken Talya kendisini tutamayarak kıkırdamıştı. Sesinin çıkmaması için elini ağzına bastırmıştı lâkin Aytar onun sesini anında işitmişti. Yönünü hızla arkasına çevirip bakışlarını Talya'nın üzerine dikerek konuştu. - Ayağa kalk! Talya aldığı komut ile tüm neşesini bir kenara bırakarak hızla ayağa kalktı. Taycu'da sonra sıra kendisine gelmiş olmalıydı. Taycu ima dolu bakışlar ve bıyık altından attığı gülümsemeler ile Talya'yı izlerken Aytar tekrar sordu. - Adın ne? - Talya efendim. Talya korkudan sesi titreyerek cevap vermişti. Arel ve Marsel gülmemek için kendisini zor tutarken Aytar ima ile konuştu. - Madem Taycu'nun cehaleti seni epey eğlendirdi, o zaman cezayı da birlikte çekin. Talya durduk yerde aldığı ceza ile dehşete kapılırken Marsel ve Arel ellerini yüzlerine kapatarak gülüşlerini gizlemeye çalışıyordu. Taycu küçümseyici bakışlar ile arka çaprazında dikilen Talya'yı izlerken Aytar konuşmaya devam etti. - Yarın dersten sonra birlikte yanıma gelin. Aytar cümlesinin ardından arkasını dönüp ilerlemeye başlamıştı. Talya itiraz etmek istiyordu lakin bunun Aytar'ı daha çok sinirlendireceğini düşünerek sessiz kaldı. Öfke ile yerine oturduktan sonra Aytar'ın konuşmasını dinlemeye başladı. - Biraz önce sorduğum sorulara cevap verebilecek olan var mı? Aytar iri iri açtığı gözlerini sınıfın üzerinde gezdirmeye başladı. Herkes gözlerini kaçırıp sessiz kalırken havaya kalkan bir el dikkatini çekmişti. Elin sahibinin yüzünde parlayan bir çift ürkek mavi göz kendisine bakarken hızla konuşması için eli ile komut verdi. Karen tüm sınıftaki gözlerin kendisinin üzerine çevrilmiş olmasından dolayı rahatsız olarak ayağa kalktıktan sonra derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. - Kobaltın atom numarası 27'dir, bulunduğumuz galaksinin adı samanyoludur ve kabul edilen 88 adet takım yıldızı vardır. Kayra hayranlık ile Karen'i izlerken Aytar sanki bir cevher bulmuş gibi memnun bir şekilde Karen'e bakıyordu. Karen üzerindeki ilgi dolu bakışlardan dolayı rahatsız olarak yerinde kıpırdanırken Aytar tekrar sordu. - Orion kaç yıldızdan oluşur? - Orion yani avcı takım yıldızı 10 yıldızdan oluşur efendim. Karen'in bilge cevapları Aytar'ı mest ediyordu. Bunlar çok basit ve temel bilgilerdi lakin öğrencinin ilgisini ölçmek için birebirdi. Karen'in derse olan ilgisi ve zeki görünümü onu memnun ederken merak ile sordu. - Senin adın ne? - Karen efendim. - Boş zamanlarında yanıma gel Karen, özel öğrencilerin özel eğitime ihtiyacı vardır. Karen'in yüzü aldığı övgüler ile kızarırken Kayra onu tebessüm ile izliyordu. Yerine otururken kimseyle göz teması kuramamış, Aytar'ın yüzüne bile bakamamıştı. Karen'in ne kadar zeki olduğunu zaten tahmin ediyordu lakin bu kadarını beklemiyordu. O sevgi ve ilgi dolu bakışlar ile Karen'i izlerken Aytar daha fazla zaman kaybetmeden dersi işlemeye koyuldu.

Bölüm sonu

2 yorum