Talya yatağının üzerine oturmuş saçlarını kurularken bir yandan da gözlerini Aden'in boş yatağına dikmişti. Her ne kadar Aden'den nefret ediyor olsa da içinde ona karşı dile getiremediği bir beğeni duygusu vardı. Bunun nedeni kendisini sürekli yetersiz görüyor olmasından kaynaklıydı. Bunun fazlası ile farkındaydı. Aden'in her konuda iyi olması ya da iyiymiş gibi davranması istemsiz bir idol potansiyeli oluşturuyordu. Talya hem ondan nefret edip hem de onun her hareketini ilgi ile izlemekten hiç hoşlanmıyordu ama bunu elinde olmadan yapıyordu. Daha fazla zaman kaybetmeden diğerlerinin yanına gitmek için derin düşüncelerinden sıyrılıp hızla saçını taramaya başladı. Karen asık bir surat ile yatakhanenin kapısından içeri girdiğinde heyecan ile yönünü ona çevirdi. İlk dersin ne olduğunu çok merak ediyordu. Karen somurtan bir surat ile hızla yanına gelip karşısına oturduğunda bir şeyler söylemesini bekledi fakat Karen'den çıt çıkmıyordu. Talya onun bu suskunluğuna anlam veremezken daha fazla dayanamadı. - İlk ders kiminmiş? Karen, duyduğu soru ile bakışlarını daldığı zeminden ayırarak Talya'ya yöneltti. - Belen'in. - Off ya! Talya aldığı cevap ile serzenişine engel olamamıştı. Karen onun bu tepkisine anlam veremiyordu. Dört gün boyunca bütün dersleri zaten göreceklerdi. Belen'in derse önce ya da sonra girmesinin ne gibi bir önemi vardı anlayamamıştı. - Neden moralin bozuldu? Talya, Karen'in sorusu ile asık suratını daha çok asarak elindeki tarağı yan tarafına bıraktı. - İlk dersin Kazgan'la olmasını çok istemiştim. Karen aldığı cevap ile hayrete kapılmıştı. Talya'nın bazı hareketleri ve tavırları ona fazlası ile aykırı geliyordu. Dertleri ve sorunları ona göre her zaman saçma ve gereksiz konulardı. Kazgan ile ne gibi bir bağı vardı halâ anlamış değildi. Fakat bunu şimdi tartışmak istemiyordu. - Canını sıkma sonraki ders onun. Talya, Karen'in isteksiz ve ketum bir şekilde verdiği cevap ile daha fazla dayanamayarak sordu. - Benim canım sıkılmaz ama seninki sıkılmışa benziyor. Toman kötü bir haber mi verdi? Talya oyalandığı her şeyi bırakarak tüm dikkatini Karen'e çevirmişti. Onu sadece bir gündür tanıyordu fakat bu kadar kısa sürede bile ailesine olan düşkünlüğünü fark etmişti. Sorduğu soruya güzel bir cevap alma temennisi ile Karen'i izlerken Karen başını iki yana sallayarak karşılık verdi. - Hayır, ailem iyi onlarla bugün telefon görüşmesi yapacakmışım. - E ne güzel işte! Moralin buna mı bozuldu? Talya aldığı haber ile epey mutlu olurken sitem dolu bir cümle ile sormuştu. Karen yine başını iki yana sallayarak bıkkınlık ile karşılık verdiğinde Talya anlamsız bakışlar atarak yine sordu. - Neden bozuldu o zaman? - Ben aptalın tekiyim Talya biliyor musun? Talya duyduğu soru ile hayrete kapılırken Karen kısa bir süre boşluğu izledikten sonra konuşmaya devam etti. - Kayra'nın ailesi yokmuş, ben de salak gibi mutlu mutlu ailem ile görüşeceğimi anlattım. Talya acı bir şekilde yüzünü buruşturduktan sonra elini Karen'in dizine koyarak telkin vermeye başladı. - Bunu bilemezdin ki Karen, kendine kızmayı bırak. - İstesem de bırakamıyorum ki! Kayra çok üzüldü biraz da sinirlendi galiba. Karen'in hüzün içerisinde kurduğu cümlelerden sonra Talya ne söyleyeceğini bilemeyerek sessiz kalmıştı. İkili kısa bir süre öylece boşluğu izlerken kapıdan içeri giren öğrenci ile ikisinin de dikkati dağıldı. - Karen! Öğrenci, Karen'in adını yüksek bir sesle haykırdığında Karen merak ile ayağa kalktı. - Ne oldu? Karen, öğrencinin yanına yaklaşarak sormuştu sorusunu. Öğrenci ona aldırış dahi etmeden yatağına yönelirken umursamaz bir tavır ile cevap verdi. - Belen'in yanına gitmen gerekiyor. Ailen ile görüşmek için. Karen duyduğu haber ile havalara uçarken tüm sıkıntısını unutmuştu. Heyecan ve neşe içerisinde Talya'ya bile haber vermeden yatakhanenin çıkışına doğru ilerlerken Talya arkasından bağırdı. - Ben seni burada bekliyorum. - Tamam! Karen kapıdan dışarı çıkarken cevap vermişti. Talya onun bu haline kısık bir sesle güldükten sonra eşyalarını toparlamaya başladı. Karen gelene kadar Aden ile karşılaşmamayı umarak beklemeye başladı. Arel ve Marsel küçük çocuklar gibi gürültülü bir şekilde langırt oynarken Kayra dalgın bakışlar ile onu izliyordu. Karen ile yapmış olduğu sohbet onu derinden sarsmıştı. Bunca zaman ailesinin yokluğunu bir şekilde sindirmiş ve kimsesizliği kafaya takmamayı başarmıştı. Fakat Karen'in cümleleri ile gerçekten üzülmüştü. Arel ne zaman yaşamını sürdürmek için amaç arasa Kayra onu umursamamıştı fakat bugün Arel'i çok iyi bir şekilde anlamıştı. Karen'in ailesi onun bu hayattaki yaşama amacıydı. Oysaki Arel ve kendisinin böyle bir imkanı yoktu. Duygusal olarak Arel'den her zaman daha güçlü olmuştu. Belki de bu yüzden bunca zaman Arel'in kimsesizlik yüzünden yaşadığı duygusal boşluğu anlamamıştı fakat bugün onu gayet iyi anlıyordu. Bugün hayatında ilk defa Arel ile aynı fikirdeydi. Hayatta hiçbir amaçları yoktu bu yüzden kendilerine bir amaç vermeleri gerekiyordu. Belki de bu okulda anlatılan her şey birer saçmalıktan ibaretti ama bu okula tutunmaktan başka şansı yoktu. Bir robot gibi sadece nefes alarak yaşamını sürdürmektense bulduğu tek şansa tutunmayı tercih ediyordu. - Neyin var dostum? Arel bir yandan oyununu oynamaya devam ederken diğer yandan Kayra'yı inceliyordu. Geldiğinden beri yarınki ders dışında hiçbir şey konuşmamıştı. Uzun yıllardır birbirlerini tanıdıkları için Kayra'nın yüzünden neler hissettiğini anlamak hiç de zor olmuyordu. Kayra biraz üzülmüş birazda kafası karışmış görünüyordu. Bir şeyler olduğu bariz bir şekilde ortadaydı. - Hiç, hiçbir şey. Kayra'nın gelişigüzel bir şekilde verdiği cevap ile ciddi bir sorununun olduğunu anlamıştı. Neler olduğunu fazlası ile merak ediyordu ama Kayra'nın şimdi hiçbir şey anlatmayacağından emindi. En iyi yolun onu biraz rahat bırakıp baş başa kaldıklarında sormak olduğuna karar vererek sessiz kaldı. - Ben çok sıkıldım, bahçeye çıkalım mı? Marsel onuncu kez yenilmesinin ardından oyunu bırakarak sormuştu, Arel "fark etmez" der gibi bir omuz hareketi ile karşılık verirken Kayra ayağa kalkarak cevap verdi. - İyi fikir, biraz hava almak güzel olur. Kayra'nın cümlesi ile herkes sessiz bir şekilde oyun salonundan ayrılarak yönlerini bahçe kapısına çevirdiler. Bahçe oldukça geniş ve yüksek bir alanı kapsıyordu. Etrafa dağınık bir şekilde yerleştirilmiş olan banklar ve yüksek kaldırımlar oturma alanı sağlarken aralarındaki geniş spor sahaları ferah bir alan oluşturuyordu. Birçok kişi bahçede zaman geçirmeyi tercih ettiği için epey kalabalık görünüyordu. Bazıları banklara oturmuş etrafı izlerken bazıları yürüyüş eşliğinde sohbet ediyordu. Marsel ve Kayra buldukları ilk boş banka, basket sahasının karşısına oturduğunda Arel'de sessizce yanlarına oturdu. - Yarınki ders nasıl olacak acaba? Kayra öylesine bir sohbet açmak için sormuştu. Arel aldırış etmeden dikkat ile basket sahasını izlerken Marsel kısık bir sesle cevap verdi. - Belen ulular meclisinin lideri. Büyük ihtimalle yarın sadece ders hakkında konuşur ve sorularımızı cevaplar. - Merak ettiklerimizi cevaplasa çok güzel olur. Arel'in cümlesi ile ikisi de bakışlarını ona çevirmişlerdi. Arel onlarla ilgilenmiyor ve dikkat ile basket sahasını izlemeye devam ediyordu. Kayra merak ile nereye baktığını görmek için bakışlarını basket sahasına çevirdiğinde Aden ve arkadaşlarının basket oynadıklarını gördü. Gördüğü manzara ile sinirlenerek yönünü hemen Arel'e çevirdi. - Kes şunu Arel, durduk yere olay çıkartma. Arel öfke ve nefret dolu bakışlarını Aden'in üzerinden çekmeden cevap verdi. - Olay falan çıkarttığım yok Kayra, sadece izliyorum. - Dik dik bakıyorsun Arel, şimdi fark edecek. Kayra kısık bir sesle uyarmaya devam ederken Arel bezgin bir şekilde nefes vererek bakışlarını Kayra'ya çevirdi. - Oldu mu dostum? Rahatladın mı? - Merhaba. Kayra ters bakışlar ile önüne dönerken duyduğu ince ses ile bakışlarını diğer tarafa çevirdi. Karen ve Talya tebessüm içerisinde selam verdikten sonra karşılarındaki yüksek duvara oturdular. - Merhaba Kayra utangaç bir şekilde karşılık verdikten sonra gerilmeye başlamıştı. Karen ile ne zaman karşılaşsa bu durumu yaşıyordu. Onun yanında kendisini bir türlü rahat hissedemiyordu. - Bu Belen nasıl biri? Arel'in, Talya'ya sorduğu soru Kayra'yı biraz olsun rahatlatmıştı. Sohbet açmaya uğraşmak yerine hali hazırda var olan bir sohbete katılmak onun için daha kolay olacaktı. - Ablam despot biri olduğunu söylüyordu. Huysuz ve birazda sinirli bir eğitmenmiş. Birinci sınıf öğrencilerin ilk dersi her zaman ona verilirmiş. Öğrencilere gerekli açıklamaları yapması için. Arel başını anladığını belli eden bir şekilde sallarken Kayra kafa karışıklığı ile araya girdi. - İkinci sınıf öğrencilerde mi var? - Elbette var. Daha üst sınıflarda var. Talya'nın verdiği cevap ile üçünün de kafası karışmıştı. Geldiklerinden beri kendilerinden başka hiçbir öğrenciye rastlamamışlardı. Bu sebeple bu manastırın tek öğrencileri olduklarını düşünüyorlardı. - Üst sınıflar neden burada değil peki? Karen daha fazla düşünmekle uğraşmadan sormuştu. Hepsi ilgi ile Talya'dan cevap beklerken Talya konuşmaya başladı. - Üst sınıflar genelde uygulamalı ders görür. Manastıra arada bir gerekli olduğunda gelirler. Seneye bizde bu manastıra pek fazla uğramayız. - Ne gibi uygulamalı dersler? Arel sorusunu heyecan içerisinde sormuştu. Teorik derslere nazaran pratik dersler onun daha çok dikkatini çekmişti. Beden gücüne dayalı işlerde her zaman fazlası ile başarılı olmuş birisi için diğer yıllar daha güzel geçeceğe benziyordu. - Yani işte seçim geceleri Kazgan ve Toman'ın gözetimi altında şehre inip iblis avlarlar. Dolunay geceleri kurt adamlar ile bazen de vampirler ile uygulamalı dersler görürler. Talya'nın cümleleri ile herkes şok içerisinde onu izlerken Marsel acı ile yüzünü buruşturmuştu. İblis avına kadar her şeyi sindirmişlerdi fakat vampir ve kurt adamlara dair duydukları onları adeta şoka sokmuştu. Hepsi ağzı bir karış açık kalmış bir vaziyette Talya'yı izlerken Marsel yüzünü buruşturarak konuştu. - Olamaz! Vampirler ve kurt adamlar hakkında birkaç şey duymuştum fakat gerçek olup olmadıklarını bilmiyordum. - Maalesef gerçekler. Talya, yüzünü sahte bir üzüntü ile buruşturarak cevap verirken diğerleri hayretle ikisini izliyordu. Dünden beri duydukları zaten fazlası ile garip değilmiş gibi şimdi bir de yenileri eklenmişti. - Bir dakika, bir dakika! Siz ne konuştuğunuzun farkında mısınız? Kayra, daha fazla dayanamayarak araya girmişti. Kendisini biranda mistik bir dünyanın içinde bulması yetmiyormuş gibi şimdide fantastik dünyaya adım attığını düşünüyordu. İnanması güç olan doğaüstü olaylara daha adapte olamamışken üstüne şimdide yenileri eklenmişti ve bu durum Kayra'nın kafasını fazlası ile kurcalıyordu. Talya, Kayra'dan almış olduğu tepki ile biraz afallasa da kendisini hemen toparlamıştı. Diğerleri için bütün bu olanların ne kadar anlaşılmaz ve inanması güç olduğunu biliyordu. Bu yüzden sakinlik içerisinde hızla konuşmaya başladı. - Biliyorum sizin için inanması güç fakat bunları bilmeniz gerekiyor. Savaşmamız gereken tek varlıklar iblisler değil. - Bütün bunlar saçmalık, iblisleri gözümle gördüğüm için inandım ama anlattığın bunca şeye inanmamı bekleme benden. Bunlar bildiğin çocuk masalı. Kayra'nın arka arkaya sıraladığı cümleler ile Talya anlayış içerisinde tebessüm ederek karşılık verdi. - Ben bu anlattıklarıma bizzat şahit oldum Kayra. Bir kurt adamın dönüşümünü gözlerimle gördüm. İnan bana bütün bunlar gerçek. Kayra ve Arel hayret içerisinde sessiz kalmışlardı. Talya birçok bilgiye sahipti ve yalan söylediğini düşünmüyorlardı fakat inanmakta da epey güçlük çekiyorlardı. Kayra her geçen dakika burada kalmanın aptallık olduğunu düşünse de başka çaresinin olmadığını da biliyordu. - Peki vampirler ve kurt adamlar efsanelerde anlatıldığı gibi mi? Karen'in hezimet ile sorduğu soru ile hepsi bakışlarını Talya'ya çevirmişti. Biraz önce ailesi ile yapmış olduğu konuşma onu burada kalarak en iyi kararı verdiğine inandırmıştı. Bu sebeple Talya'nın anlattıklarının doğru olduğuna da sonuna kadar inanıyordu. Fakat bütün bunlar onu fazlası ile korkutuyordu. Fiziksel eylemlere dayalı hiçbir şeyde başaralı olamamış birisi olarak bu okulu nasıl bitireceğini bilemiyordu. - Tam olarak öyle değil, iblislerle bir bağlantıları var ama nasıl bir bağlantı olduğunu bilmiyorum. Yarın Belen bize daha fazla bilgi verebilir. Talya'nın cevabından sonra hepsi sessiz kalmıştı. Talya ve Marsel biraz olsun bilgiye ve alt yapıya sahiplerdi fakat bütün bunlar diğerlerine ağır geliyordu. Yarınki derste Belen'in merak ettikleri her şeyi anlatmasını temenni ediyorlardı. Aksi takdirde burada olanlara akıl erdirmek fazlası ile zor olacaktı. 🪐🪐🪐 Sabah herkes erkenden kalkmış ve kahvaltısını yapmıştı. Ders biraz sonra başlayacağı için son hazırlıklarını yapıp biran önce alt kata inmek istiyorlardı. Marsel uykusunu alamamış olmaktan dolayı sersem hareketler ile hazırlanırken Arel onun tam aksine adeta bir enerji bombasına benziyordu. Kayra hazırlanmakla meşgulken o sürekli sanki kum torbasını yumrukluyormuş gibi yumruklarını savuruyordu. - Kes şunu Arel! Kayra daha fazla dayanamayarak çıkışmıştı fakat bu tepkisi Arel'in umurunda bile olmamıştı. Arel artarda yumruklarını sallamaya devam ederken diğer yandan karşılık vermeyi de ihmal etmiyordu. - Bugün dövüş eğitiminin olmaması kötü oldu. Tamda formumdaydım dostum. - Uff! Kayra, Arel'in cümlesine bıkkınlık ile tepki verdikten sonra ceketini üzerine alarak yönünü Marsel'e döndü. - Girişe asılan listeyi gördün mü? Marsel saçlarına şekil vermeye çalışırken duyduğu soru ile hızla arkasını dönerek cevap verdi. - Evet gördüm, alfabetik sıraya göre her gün bir kişi nöbetçi olacakmış. Bir kişi bizim yatakhaneden bir kişide kızların yatakhanesinden. Arel duyduğu cümleler ile şımarıklığı bir köşeye bırakıp şaşkınlık ile sordu. - Nöbetçi olup da ne yapacakmışız ki? - Üst katta eğitmenlerin ayak işlerini yapacakmışız. Ders saatleri ve yemek saatleri dışında tüm günü orada geçirecekmişiz. Ne kadarda sıkıcı öyle değil mi? Marsel, Arel'in sorusuna cevap verdikten sonra serzenişte bulunmayı da ihmal etmemişti. Kayra onun bu tepkisine gülerek karşılık verdi. - Yapacak bir şey yok bir gün sıkacağız dişimizi. Neyse daha fazla vakit kaybetmeden gidelim. Hazır mısınız? - Evet. Marsel ceketini giyerek cevap verdiğinde hepsi hazır bir şekilde çıkışa yöneldiler. Loş koridorları geride bırakıp uzun merdivenleri bir bir indikten sonra nihayet alt kata ulaşmışlardı. Uzun koridorun başında onları revir karşılıyordu. Biraz daha ilerlediklerinde üzerinde uzay sembolü olan bir kapıya ulaşmışlardı. Kayra ve Arel şaşkınlık ile hangi kapı olduğunu anlamaya çalışırken Marsel hızla konuştu. - Bu değil, bu Aytar'ın sınıfı. Marsel'in yönlendirmesi ile biraz daha ilerlediklerinde üzerinde kitap sembolü olan başka bir kapı çıkmıştı karşılarına. Kayra sorgu dolu gözler ile Marsel'den onay beklerken Marsel hızla konuştu. - İşte burası. İlerideki iki kapıda Kazgan ve Toman'ın sınıfları olmalı. Marsel cümlesinden sonra zaman kaybetmeden kapıyı açarak içeri girdi. Sınıf oldukça geniş bir alana sahipti. Yere sıra sıra dizilmiş olan minderler ve sınıfın basık havası içini ürpertmişti. Duvarlarda yazılı olan semboller ürkütücü görünürken her yerde yanan mumlar sınıfta bir ayin havası oluşturmuştu. Marsel'in peşinden Arel ve Kayra'da sınıfa girdikten sonra etrafta kısa bir süre göz gezdirdiler. Karen ve Talya'nın bir köşeye oturmuş olduklarını gördüklerinde ise hızla arka tarafa doğru ilerlemeye başladılar. - Günaydın. Kayra, Karen'in yanına oturarak konuşmuştu. Karen, Kayra'nın içten tavrına sıcak bir şekilde tebessüm ederek karşılık verdi. - Günaydın. Kısa süren selamlaşmanın ardından Arel ve Marsel'de sessizce yerdeki minderlere bağdaş kurarak otururken kapıdan içeri Aden ve arkadaşları girmişti. Aden'i görmek Talya'nın yüzünü asarken Arel'i fazlası ile germişti. Aralarında doğru düzgün bir tartışma bile yaşanmamasına rağmen Aden'den fazlası ile nefret ediyordu. Aden tehdit dolu bakışlar ile Arel'e gözdağı vererek diğer köşeye geçerken kapıda Belen görünmüştü. Belen siyah elbisesinin üzerine geçirdiği beyaz cübbesi ile ağır adımlarla sınıfın içlerine doğru ilerledikten sonra sessizce bütün öğrenciler üzerinde göz gezdirmişti. Talya korku ile nefesini tutarken Arel biran önce bilgi vermesi için sabırsızlanıyordu. Dün geceden beri bu dersi beklemişti. Belen'i tanımıyordu fakat burada olan biten her şey hakkında bilgi sahibi olmak istiyordu. Herkes sükûnet içerisinde Belen'in konuşmasını beklerken Belen kırışmış dudaklarını kıpırdatmaya başladı. - Hepiniz hoş geldiniz, yeni eğitim yılının hem sizin için hem de bu topluluk için güzel geçmesini temenni ediyorum. Herkes Belen'i dikkat ile dinlerken sınıfta bir anda ortaya çıkan beyaz bir kedi belirmiş ve Belen'in minderine kıvrılmıştı. Karen tebessüm ile kediyi izlerken bir yandan da kedilerin varoluş amacını düşünüyordu. Manastıra geldiğinden beri her yerde kediler ile karşılaşmıştı. Manastırın bu kadar fazla kediye ev sahipliği yapıyor olması tesadüf olamazdı. Kedinin sevimli görüntüsüne odaklanarak derin düşüncelere dalıp gitmişken Belen'in genç çıkan sesi ile dikkatini tekrar ona yöneltti. - Birçoğunuz bu topluluğun yapıtaşı olan ailelere mensup olduğunuz için bu topluluğu ve amacını zaten biliyorsunuz fakat bazı öğrenciler bu topluluğu daha yeni öğreniyor. Bu yüzden bu dersi onların merakını gidererek tamamlayacağız. Arel duyduğu cümle ile heyecanlanarak yerinde kımıldanırken Kayra dikkat ile Belen'i dinlemeye devam ediyordu. - Agola topluluğun asıl amacını zaten anlatmıştı fakat ben biraz detaylandırmak istiyorum. Bu topluluğun temelleri milattan önceye dayanıyor. Dünyanın bir çok yerinde insanlığı korumak için kurulmuş buna benzer okullar mevcuttur. Belen cümlelerinin ardından arkasını dönüp duvara doğru ilerledikten sonra elindeki kalemi uzatarak bir çubuk haline getirmişti. Öğrenciler merakla ne yaptığını anlamaya çalışırken o duvarın üzerinde asılı olan sembolleri işaret ederek konuşmaya başladı. - Fedailer topluluğu kendi arasında beş gruba ayrılır. Kitap sembolü şuanda dersinde bulunduğunuz ulular konseyini temsil eder. Bu konseyde kutsal öğretiler ile ruhsal bağ harmanlanır ve gök ile ruh arasında bir enerji oluşturulur. Siz buna bir çeşit ayinde diyebilirsiniz. Belen'in anlattıklarını Arel dahil birçoğu anlamamıştı fakat çok da ilgilerini çekmemişti. Onların merak ettikleri hususlar çok daha farklıydı. Belen anlamayan suratlara aldırış etmeden duvardaki diğer sembolü işaret ederek konuşmaya devam etti. - Uzay sembolü, bilgeler konseyini temsil eder. Bu konsey biyoloji, fizik, kimya, matematik ve astronomi gibi bir çok bilim dalını bünyesinde barındırır. Bilgeler konseyi, bilimi kullanarak gökyüzündeki olayların tarihini, saatini ve bunlar gibi topluluğun yararına olan birçok işe yarar bilgiyi elde eder. Karen duyduğu cümleler ile biraz olsun rahatlamıştı. Derslerinde her zaman başarılı bir öğrenci olmuştu. Bu okulun sadece beden gücüne dayalı olmaması biraz olsun içini rahatlatmıştı. - Kalkan sembolü, muhafızları temsil eder. Muhafızlar insanları korumakla yükümlüdürler. Seçim geceleri gibi birçok özel gecede üzerlerine büyük iş düşüyor. Birçok muhafız görevini layığı ile yerine getirebilmek için insanların arasında yaşıyor. Belen elindeki çubuğu diğer sembolün üzerine koyarak konuşmasına devam etti. - Kılıç sembolü, avcıları temsil eder. Görevleri iblis avıdır. Genelde en zor görevleri bu grup üstlenir. Bedensel gücün ve dayanıklılığın ön planda olduğu bu grup bir bakıma topluluğun en önemli grubu. Yeni öğrencilerin buraya sağ salim gelmesi ve iblislerden kurtulmamız onların büyük çabaları sayesinde mümkün oluyor. Belen son olarak duvardaki kuru kafa sembolünü işaret ederek konuşmaya devam etti. - Son olarak topluluğun beşinci grubu olan serdengeçtiler var. Belen'in cümlesi ile sınıfta büyük bir uğultu meydana gelmişti. Geldiklerinden beri bu grubun adını dahi duymamışlardı, ayrıca ders programında dersinin olmaması da ayrı bir şekilde kafalarının karışmasına neden oluyordu. - Bu grubun derslerini neden almıyoruz? Öğrencilerden birisi söz hakkı almadan sormuştu. Belen, öğrenciye birkaç saniye boyunca ters bakışlar attıktan sonra soğuk bir ses tonu ile cevap verdi. - Sessiz olursanız açıklayacağım. Belen'in cümlesi ile herkes mırıldanmayı kesmişti. Belen uğultunun dinmesi ile oldukça memnun olarak konuşmaya başladı. - Serdengeçtiler fedailer topluluğunun en gizemli grubudur. Bu topluluğa mensup olan bireyler birbirlerini tanımaz. Onlara topluluğun görünmeyen kahramanları da diyebiliriz. Belen'in cümleleri herkesin kafasını karıştırmıştı. Kimse hiçbir şey anlamadan birbirlerine bakarken Belen daha açık konuşmaya karar vererek devam etti. - Size bu grubu şöyle anlatayım. Bu grubun dersleri ve lideri yoktur. Agola, okul hayatı boyunca bütün öğrencileri gözlemler ve uygun gördüğü öğrencileri bu gruba dahil eder. Fakat bu görevlendirmelerden Agola dışında kimse haberdar olmaz. Anlayacağınız gizli bir görev. - İstihbaratçılar gibi mi? Arel daha fazla dayanamayarak sormuştu. Belen her ne kadar izin almadan konuşmuş olmasından dolayı sinirlenmiş olsa da doğru bir örneklendirme yaptığı için görmezden gelmişti. - Aynen öyle genç adam, istihbarat ajanları gibi. Bu yüzden bu grup diğerlerinden oldukça farklı. Herkes kafa karışıklığı içerisinde sembolleri incelerken Belen tüm öğrencilerin üzerinde gözlerini gezdirerek sordu. - Sorusu olan? Karen nihayet söz hakkının kendilerine geçmiş olmasından dolayı memnun olarak hızla elini havaya kaldırmıştı. Belen eli ile söz hakkı verdiğinde kısık ve ince bir sesle sordu. - Bölümlerimiz neye göre belli oluyor? Yani hangi gruba dahil olduğumuzu ne belirliyor? - Çok güzel bir soru genç bayan, adınızı öğrenebilir miyim? Belen, Karen'in saygılı ve çekingen tavrından fazlası ile etkilenerek sormuştu. Hayatındaki en önemli değer her daim saygı olan bir eğitmen için Karen değerli bir öğrenciydi. - Karen. Karen ürkek bir ses tonu ile cevap verdikten sonra ilgi ile Belen'in cevabını dinlemeye koyuldu. - Her eğitmen kendi dersi için tablo oluşturur. Bu tablolara her derste aldığınız puanlar eklenir ya da eksileriniz çıkartılır. Öğrencilik hayatınızın sonunda hangi gruba daha uygunsanız o gruba dahil edilirsiniz. Kayra, Belen'in cevabından sonra elini hızla havaya kaldırarak söz hakkı istemişti. Belen ketum bir tebessüm ile konuşmasını işaret ettikten sonra hızla sordu. - Bizim hangi gruba gitmek istediğimizin bir önemi yok mu? Grubumuzu kendimiz seçemiyor muyuz? - Elbette siz seçiyorsunuz genç adam. İstediğiniz gruba gitmek için yapmanız gereken tek şey grubun dersine iyi çalışmak. Kayra aldığı mantık dolu cevap ile sessiz kalmıştı. Şimdiye kadar her şey normal görünüyordu. Fakat bahçede konuşulanlar kafasını epey karıştırmıştı. Belen kısa bir süre sessiz kalarak soru bekledikten sonra kimseden ses çıkmayacağını anlayarak tekrar sordu. - Başka sorunuz yok mu? Kayra içindeki merakı biran önce gidermek için hızla elini havaya kaldırdı. Belen başı ile onay verdiğinde ise beklemeden sordu. - Savaşmamız gereken tek varlık iblisler mi yoksa daha farklı düşmanlarımızda var mı? Belen aldığı sorudan sonra bakışlarını yere çevirerek birkaç saniye sessiz kaldı. Cevap verip vermemek konusunda tereddüt ediyor gibi bir hali vardı. Herkes ilgi ile konuşmasını beklerken Belen bakışlarını tekrar öğrencilere çevirerek konuşmaya başladı. - Bu savaş bizim ve iblislerin dışında farklı yaratıkları da kapsıyor. Vampirler ve kurt adamlar gibi. Belen'in cevabı ile yeni seçilen öğrencilerin yüzleri hemen değişmişti. Birçoğu dehşet içerisinde Belen'i izlerken bazıları fısıltı ile konuşuyordu. Belen maruz kalacağı tepkileri tahmin ettiği için bu soruya cevap vermekte tereddüt etmişti ve tahmin ettiği gibi aldığı tepkiler pek hoş görünmüyordu. Art arda maruz kalacağı soru bombardımanını duymamak için kimseye söz hakkı vermeden anlatmaya devam etti. - Vampirler, iblislerin bir eşidir. Lanetlendiklerine inandıkları için her hilal gecesi kanlı bir saldırı düzenlerler. Bizim görevimiz ise bu gecelerde insanları ve topluluğumuzu korumak. Belen'in cevabından sonra Kayra can sıkıntısı ile sessiz kalmıştı. Duyduklarına inanmakta fazlası ile güçlük çekiyordu. Seçim gecesi o insanları gözleri ile görmüş olmasa kimseye inanmayacaktı fakat kendi gözleri ile her şeyin farkına varmak kalbinde ayrı bir tedirginlik oluşturuyordu. - Peki ya kurt adamlar? Onlarda mı insanlara saldırıyor? Kayra öğrencilerden birinin sorduğu soru ile hızla bakışlarını Belen'e çevirdi. Güzel bir cevap almak istiyordu fakat olan biten bunca şeyi düşündüğünde ise bunun pek mümkün olmadığını düşünüyordu. - Kurt adamlar, vampirlerden farklıdır. İblislere karşı bizim saflarımızda yer alırlar. Aslında onların varoluşunda bizim payımız epey büyük. - Madem bizim yanımızdalar o zaman dolunay geceleri neden onlarla savaşmak zorunda kalıyoruz? Başka bir öğrencinin sorduğu soru ile yine herkes dikkat ile Belen'i dinlemeye koyulmuştu. Fakat Belen ilk gün için yeterince bilgi verdiğini düşünüyordu. Bu sebeple öğrencinin sorusuna bekledikleri gibi bir cevap vermek yerine bugünkü dersi sonlandırmaya karar verdi. - Bu bilgilerin detaylarını ve kafanızda beliren bütün soru işaretlerinin yanıtlarını zaman geçtikçe öğreneceksiniz çocuklar. Bugünlük bu kadar yeter. Günün geri kalanında kitaptaki ilk derse çalışmanızı istiyorum. Haftaya hazır bir şekilde burada olun. Şimdi çıkabilirsiniz. Öğrencilerin hepsi memnuniyetsizlik ile homurdanarak sınıfı terk etmeye başladıklarında Kayra ve Arel'de ayağa kalkmışlardı. Belen'in bütün konuya açıklık getirmemesi canlarını epey sıkmıştı. Kayra'nın bütün bu vampir ve kurt adam hikâyelerini biran önce öğrenmesi gerekiyordu fakat nasıl yapacağını bilmiyordu. - Öğle yemeği için herkes yemekhaneye! Kayra ve diğerleri sessiz bir şekilde koridor boyunca ilerlerken hoparlörde yankılanan öğrenci sesi ile hepsi dikkatini anonsa vermişti. Arel, nöbetçi öğrencinin yaptığı anons ile epey memnun olarak yönünü hızla Kayra'ya çevirdi. - Dostum çok acıktım, biran önce gidelim. Kayra, kara kara düşünürken duyduğu cümle ile hayrete kapılarak sert bir şekilde çıkıştı. - Gerçekten tek derdin bu mu Arel? Belen'in anlattıklarını duymadın mı? Başımız büyük belada. Arel, umursamaz bir şekilde dinledikten sonra omuz silkerek karşılık verdi. - Duydum dostum, vampirler falan varmış. Bakarız icaplarına, hadi gidip karnımızı doyuralım. Arel cümlelerinin ardından ilerlemeye başlamıştı. Hepsi onun arkasından şaşkınlık ile bakarken Marsel alay ile konuştu. - Onun kadar cesur olmak isterdim. Kayra, Marsel'in cümlesine gözlerini devirdikten sonra öfke ile ekledi. - Ona cesaret denmez, delilik denir. Bu çocuk beni çıldırtıyor. - Duydum seni dostum. Arel arkasını dönmeden elini havaya kaldırarak konuşmuştu. Kayra her ne kadar ona fazlası ile sinirleniyor olsa da bu tepkisine gülmeden edememişti. Arel halâ bir çocuk gibi davranıyordu ve bu çocuk onun bu hayattaki tek dostu ve tek ailesiydi. - Hadi bizde gidelim, yemekte tartışırız kafanı kurcalayan konuları. Talya ve Marsel, Arel'in peşinden ilerlerken Karen kısık ve ince bir sesle konuşmuştu. Kayra içten bir tebessüm ile karşılık verdikten sonra eli ile işaret yaparak Karen'i ilerlemesi için teşvik etti. Kafasındaki onlarca soru işareti ile beraber yemekhaneye doğru ilerlemeye başladı. Talya yemek tepsisini aldıktan sonra yemekhanede göz gezdirmeye başladı. Bugün yemekhane fazlası ile dolu görünüyordu. Uzun bir süre etrafı taradıktan sonra nihayet boş bir masa bulmuştu. Fakat masada Aden ve saz arkadaşlarını gördüğünde hemen yönünü başka tarafa çevirmişti. Karen ve diğerleri ellerinde tepsiler ile bir bir yanına gelirken Talya sıkıntı ile konuştu. - Adenler'in masası dışında boş bir yer yok. Karen, Talya'nın cümlesi ile bakışlarını masaların üzerinde gezdirdikten sonra Aden'i ve diğerlerini görmüştü. Zeren ile yan yana otururken Taycu ise Zeren'in karşısında oturuyordu. Arel bir süre Aden'i izledikten sonra ketum bir ses ile konuştu. - Yapacak bir şey yok, oraya oturacağız. - Ben oraya hayatta oturmam. Aden'in yüzünü görmek istemiyorum. Talya, hararet ve korku içerisinde konuşmuştu. Tek başınayken zorbalanmak bile canını epey sıkarken üzerine birde toplum içinde zorbalanmak istemiyordu. Arel, Talya'nın cümlesine gözlerini devirdikten sonra ima ile konuştu. - Tamam, kızıl şeytanın karşısına ben otururum. Arel, cümlesinin ardından Adenler'in masasına doğru ilerlemeye başladı. Talya ve Karen'de isteksiz adımlar ile peşinden giderken Marsel sıkıntı dolu bir sesle mırıldandı. - İşte şimdi yandık! Aden sert bir yüz ifadesi ile çaprazında oturan Taycu'yu dinliyordu. Biranda karşısına bırakılan tepsi ile bakışlarını hızla tepsinin sahibine çevirdi. Arel gözdağı veren bakışlar ile gözlerini Aden'den ayırmadan masaya geçip otururken Aden bir anda yanında hissettiği hareketlilik ile yönünü değiştirdi. Karen onun yüzüne bakmadan sessiz bir şekilde yanına geçip oturduktan sonra diğerleri de gelmişti. Kayra ve Marsel, Arel'in yanına otururken Talya masadaki kimsenin yüzüne bakmadan Karen'in yanına oturmuştu. Masada adeta soğuk rüzgârlar esiyordu. Arel ve Aden birbirlerine öfke dolu bakışlar atarken Taycu ve Zeren şaşkınlık ile masadakilere bakıyordu. Zeren her an bir kavganın kopabileceğini hissettiğinde önlemek için yönünü hızla Taycu'ya çevirerek soğuk bir tonla konuştu. - Sen bir şey anlatıyordun, devam et! Aden, Zeren'in cümlesi ile bakışlarını Arel'den zar zor kopartarak Taycu'ya çevirdi. - Sonra bende çocuğa dedim ki; Aden seni koridorun sonundaki karanlık bölmede bekliyor. Seninle çok önemli bir şey konuşacakmış. - Hangi çocuk ya, ben halâ hatırlayamadım. Zeren'in kafa karışıklığı içerisinde sorduğu soruya Taycu hızla cevap verdi. - Ya hani çocukken Aden'e aşık olan bir çocuk vardı ya! Arel duyduğu cümle ile yemeğe ara verip kulaklarını kabartarak yanında dönen sohbete daha çok odaklandı. Zeren çatık kaşlar ile geçmişi hatırlamaya çalışırken Aden sakin bir şekilde konuştu. - Kasabanın girişindeki evde oturan çocuğu kastediyor. Arel, ilgi ile sohbeti dinliyordu. Aden gibi umursamaz ve kibirli birisinin çocukluğundaki önemsiz bir ismi dahi unutmamış olması dikkatinden kaçmamıştı. - Şimdi hatırladım, eee ne olmuş ona? Taycu, Zeren'in nihayet hatırlamış olmasından dolayı memnun olarak neşe içerisinde anlatmaya devam etti. - Bana yine Aden'i sordu, ben de koridorun sonundaki karanlık bölmede Aden'in, onu beklediğini ve çok önemli bir şey konuşmak istediğini söyledim. Çocuk şuan orada seni bekliyor. Taycu anlattığı şeye dünyanın en komik olayıymış gibi gülerken Karen öfke ile onu dinliyordu. Yine birilerini zorbalamış olmaları canını epey sıkmıştı. Aden, Taycu'nun cümlesine yüksek bir sesle gülerken Arel bakışlarını Aden'in üzerine dikti. Onu ilk defa bu kadar içten ve samimi görüyordu. Demek ki zorba ve kibirli Aden, arkadaşlarının yanında normal bir insan gibi davranabiliyordu. Aden bakışlarını istemsiz bir şekilde karşısına yönelttiğinde Arel'in ateşi andıran bakışları ile karşılaşmıştı. Bu sefer Arel'in gözlerinde gördüğü öfke ya da tehdit değildi. İçten ve samimi bir parıltı göz bebeklerinde dolaşırken yüzündeki gülümseme yavaş yavaş soldu. Bu bakışmanın gereğinden uzun sürdüğünü fark ettiğinde gözlerini hızla Arel'in gözlerinden çekerek tekrar Taycu'ya çevirdi. - Tam bir pisliksin Taycu. - Teveccühünüz. Taycu, Aden'in cümlesine alay ile karşılık verdikten sonra tekrar önüne dönüp yemek yemeye koyulmuştu. Arel onun şımarık cevabına öfke dolu bir şekilde dişlerini sıkarak dayandıktan sonra sessizce yemeğini yemeye devam etti. Kayra herkesten bağımsız bir şekilde derste konuşulanları düşünüyordu. Ne Aden ile Arel'in tehdit dolu bakışmaları ne de ortamdaki gergin hava onu alâkadar etmiyordu. Düşünceleri beynini kemirip bitirirken derin düşünceleri ile boğuşmaya daha fazla dayanamayarak ortamdaki uzun süren sessizliği bozdu. - Bizim bu vampir ve kurt adam olayını bir şekilde öğrenmemiz gerekiyor. Aden ve diğerleri de dahil masadaki herkes bakışlarını Kayra'ya çevirdi. Kayra, Aden ve arkadaşlarının anlamsız bakışlarına aldırış etmeden konuşmaya devam etti. - Vampirler neden lanetlendi, nasıl ortaya çıktılar, ne gibi meziyetlere sahipler hepsini öğrenmeliyiz. - İhanet ettikleri için lanetlendiler. Masada yankılanan ses ile hepsi yönünü Aden'e çevirmişti. Ondan düzgün bir cevap duymak bir yana cevap almayı dahi beklemiyorlardı. Aden soğuk bakışlar ile Kayra'ya bakarken Karen heyecan ile sordu. - Nasıl yani? Sonunda bir şeyler bilen birisini bulmak hepsini heyecanlandırmıştı. Arel bile kayıtsız görünmeye çalışıyor olsa da Aden'den gelecek cevabı merak içerisinde bekliyordu. Kayra, Aden'in oyun bozanlık yapıp cevap vermemesinden korkarken Aden soğuk bir ses ve ifadesiz bir yüzle konuşmaya başladı. - Bundan yüzyıllar öncesinde iblisin yardakçıları bir ayin düzenledi, hilal gecesinde. Aden son kelimesinin üzerine basarak konuşmuştu. Kayra heyecan ile devam etmesini beklerken Arel merak dolu bir ses ile araya girdi. - Bu yardakçılar tam olarak kim? Aden soğuk bakışlarını birkaç saniye Arel'in yüzünde gezdirdikten sonra cevap verdi. - İblisin insanlardan üstün olduğunu savunup iblise tapanlar. Cehenneme gidip orada yaşamak isteyenler. Aslında sıradan insanlar ama zihinleri ve arzuları kirli, yürekleri lekelenmiş. Arel, anladığını belli eden bir yüz ifadesi ile karşılık verirken Kayra heyecan ile araya girdi. - Lütfen devam eder misin? Aden, Kayra'nın istekli tavrı ile bakışlarını diğerlerinin üzerine çevirerek anlatmaya devam etti. - Hilal gecesi düzenlenen ayinde göğün kapıları aralandı. Amaçları insanlara zarar vermekti. Fakat şeytanlardan bazıları aralanan göğün kapısından içeri girmedi. O gece yardakçılar ve iblis büyük bir hezimete uğradı. Avcılar ve muhafızlar sayısız şeytan avladı. Taycu ve Zeren sessizlik içerisinde bildikleri hikâyeyi tekrar dinlerken diğerleri dikkat ve heyecan ile Aden'in konuşmasına devam etmesini bekliyordu. - İblis bu yenilgi karşısında öfkelenerek göğün kapısından içeri girmeyen şeytanları cezalandırdı. Onları ölü bedenlere hapsetti. - Şeytanlar bu dünyada barınabilmek için zaten ölü bedenleri kullanmıyorlar mı? Marsel şaşkınlık içerisinde sormuştu. Babası hiçbir şey anlatmıyor olsa da bu kadarını öğrenmişti. Aden buz gibi bakışlarını Marsel'in üzerine dikerek cevap verdi. - Şeytanların bu dünyada barınabilmesi için yeni ölmüş bedenlere ihtiyacı vardır. Kanı henüz damarlarından çekilmemiş bedenlere. Bu yüzden seçim geceleri yeni öğrencileri öldürebilmek için çok sayıda insan öldürürler. Muhafızlar bu yüzden varlar, insanları korumak için. - Peki vampirler nasıl hapsedildi? Aden, Karen'in sorusu ile anlatmaya devam etti. - İblis onları mezarlıktaki bedenlere hapsetti. Kanları damarlarından çoktan çekilmiş olan bedenlere. Bu sayede yaşayan birer ölüye dönüştüler. Hapsedildikleri bedenlerden bir daha çıkamadılar. Ne insan olabildiler ne de şeytan. Bu yüzden her hilal gecesi yas tutarlar. İntikamlarını iblisten alamadıkları için insanlara saldırırlar. Kanlarını emerler, bu şekilde kendilerini biraz olsun yaşıyormuş gibi hissederler. Kayra, kafasındaki soru işaretlerinin cevap bulmasından dolayı fazlası ile memnun ama bir o kadarda tedirgindi. Aden'in anlattıkları kulağa fazlası ile ürkütücü geliyordu. - Efsanelerdeki gibi ölümsüzler mi yani? Aden, Karen'in sorusu ile başını iki yana sallamıştı. Arel aldığı cevap ile kaşlarını çatarak hızla sordu. - Neden hilal gecelerini bekliyorlar o zaman? Neden bütün vampirleri yok edip kökten kurtulmuyorlar? Arel'in sorusu Kayra dahil hepsine fazlası ile mantıklı gelmişti. Bu kökten bir çözüm yolu gerektiren bir meseleydi. Aden dudağının kenarını alay ile kıvırdıktan sonra cevap verdi. - O iş o kadar kolay değil. Yerleri değişkendir, yüzyıllardır mekanlarını tam olarak tespit eden bir topluluk olmadı. Dünyanın her yerinde onlarla mücadele etmeye çalışıyoruz ama pek başarılı olduğumuz söylenemez. - Peki nasıl ölüyorlar? Kayra'nın sorusu ile Aden keyif ile gülümseyerek devam etti. - Önce göğüsleri yarılıp, kalpleri sökülür ardından ise cehennem ateşiyle dövülmüş olan iblis bıçakları ile kalpleri parçalanır. Başka türlü ölmezler. Bedenleri kendisini sürekli yeniler. Aden'in keyif ile anlattığı durum Karen'in midesini bulandırmıştı. Aden o kadar içten anlatmıştı ki onun daha önce bunu yaptığına eminlerdi. Kayra kısa bir süre sıkıntı içerisinde duyduklarını sindirdikten sonra tekrar sordu. - Peki ya kurt adamlar, onlarda mı lanetli? - Hayır, onların olayı çok farklı. Onlar bir çeşit laboratuvar imalatı. Aden'in cümlesi ile hepsi birbirine anlamsız bakışlar atmaya başlamışlardı. Bunun anlamını hiçbiri anlayamamıştı. Aden suratlarındaki garip ifadeyi gördüğünde hızla anlatmaya devam etti. - Vampirler ortaya çıktıktan sonra çok kayıp vermeye başladık. Onlar insan üstü meziyetlere sahiptiler. Daha hızlı, daha güçlü ve daha dayanıklılardı. İnsani ihtiyaçları yoktu. Avcılar onlarla baş edemediklerinde ulular meclisi ve bilgeler konseyi derin bir çalışma yaptı. Bilgeler konseyi kurt genlerini insan genleri ile birleştirdiler. Amaçları kurt özelliklerini avcılara enjekte etmekti. Böylece daha iyi duyacak, daha iyi görecek, daha iyi koku alacak ve daha hızlı olacaklardı. Birçok muhafız ve avcı bu genleri kabul etti. Ulular meclisi ise dolunay gecesi ruhsal geçiş için ayin yaptı. İlk başta her şey çok güzeldi. Vampirler teker teker avlandı. Kurt adamlar dönüşümlerini istedikleri gibi kontrol edebildiler. Fakat ayinden sonraki ilk dolunay gecesi kimsenin beklemediği bir şey oldu. Bedenleri komplikasyona girdi ve istek dışı dönüşümler yaşadılar. Vahşi birer yaratığa dönüştüler ve çok sayıda insanı öldürüp, yaraladılar. Yaralananlar birer birer dönüşüm geçirdi. Çünkü kurt genleri salyaları ve tırnaklarından bulaşmıştı. O günden sonra bir daha gen aktarımı yapılmadı. Fedailer ise çareyi her dolunay gecesi insanları onlardan korumakta buldu. Aden'in anlattıklarını hepsi soluksuz dinlemişti. Marsel ve Arel şaşkınlık içerisinde boşluğa bakakalırken Kayra hayrete kapılmıştı. Hangi aklı başında birey bu gen aktarımını kendi iradesi ile kabul edebilirdi aklı almıyordu. Bütün bu anlatılanlar bir masaldan ibaretmiş gibi hissediyordu fakat doğru olduğunu kalbinin derinliklerinde bir yerde hissediyordu. - Yani kurt adamların soyu avcılara ve muhafızlara mı dayanıyor? Aden ilgisiz tavırlar ile önündeki tepsiyle ilgilenirken Karen'in sorduğu soru ile bakışlarını ona çevirmeden cevap verdi. - Kısmen, çoğunluğu sıradan insanlardan oluşuyor. - Teşekkürler. Karen minnet dolu bir şekilde teşekkür etmişti. Aden bu tarz inceliklere alışkın olmadığı için epey şaşırmıştı. Ona göre insanlara teşekkür etmek ya da özür dilemek gibi erdemler sadece filmlerde olurdu. Şaşkınlığını gizleyemeyerek çatık kaşlar ile Karen'i izlerken neredeyse duyulmayacak bir şekilde cevap verdi. - Bir şey değil. Arel onun bu tepkisine kısık bir sesle gülmüştü. Boşalan yemekhanede ve sessizleşen masada bu kısık gülüş fazlası ile net bir şekilde duyulmuştu. Herkes anlamsız bakışlar ile Arel'in neye güldüğünü anlamaya çalışırken Arel bakışlarını Aden'e çevirerek konuştu. - Canın istediğinde ne kadarda kibar olabiliyorsun sen öyle! Kayra duyduğu cümle ile gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Arel'i hemen burada pataklamak istiyordu. Ortada hiçbir sorun yokken durduk yerde herkesi germiş ve Aden'i sinirlendirmeyi başarmıştı. Aden duyduğu cümle ile biranda eski formuna geri dönmüştü. Anlayışlı ve bilge kız yerini zorba ve asi kıza devretmişti. - Keşke sende olabilsen, senin gibi bir böceği cehalet denen illetten kurtardığım için bana teşekkür etmelisin sert çocuk. Arel aldığı cevap ile fazlasıyla sinirlenmişti fakat belli etmemeye çalışıyordu. Her ne kadar kayıtsız kalmaya çalışıyor olsa da başaramıyordu. Gerilen çene kasları Aden'e fazlası ile keyif veriyordu. Herkes pür dikkat kopmak üzere olan fırtınayı beklerken Arel sert bir sesle konuştu. - Neden teşekkür edecekmişim, annenin babanın yıllarca öğrettiği bilgileri gelmiş burada bize satıyorsun. Annenin babanın topluluk üyesi olduğunu düşünürsek eksik bile sayılırsın kızıl şeytan. Aden, Arel'in cümlesi ile öfkeden deliye dönerken kendisini çok zor tutuyordu. Talya korku dolu bir şekilde yüzünü buruşturarak Arel'e kaş kaldırırken Aden hışım ile ayağa kalktı. Birçok şey söylemek istiyordu ama kelimeler boğazına düğümleniyordu. Her ne kadar öfkesi ile duygularını bastırmaya çalışıyor olsa da Arel'in kelimeleri canını fazlası ile yakmıştı. - Dikkatli ol sert çocuk, sabrımın sınırlarında geziyorsun. Aden zorlukla söylediği cümlesinin ardından burada daha fazla kalmak istemeyerek tepsisini alıp hızla uzaklaştı. Zeren buz gibi bakışlarını uzun süre Arel'in üzerinde gezdirdikten sonra yanına Taycu'yu da alarak Aden'in peşinden gitti. Kayra zar zor tuttuğu çenesini daha fazla tutamayarak hızla çıkıştı. - Yaptığını beğendin mi Arel? Ortada hiçbir şey yokken durduk yere olay çıkarttın. Arel aldığı tepki ile epey şaşırarak karşılık verdi. - Hiçbir şey söylemedim Kayra, cümlelerimde kavga çıkartacak ne var ki? O kız öfkelenmeye yer arıyor. Arel öfke ile yönünü önündeki boşluğa çevirirken Talya kısık bir sesle araya girdi. - Aden'in ailesi yok Arel. Zeren ile birlikte kasabadaki kimsesizler yurdunda büyümüş. Sanırım ailesinden bahsetmen onu kırdı. Kayra duyduğu cümle ile ters bakışlarını Arel'in üzerine dikmişti. Bunu öğrenmek kendisini kötü hissetmesine neden olmuştu. Ailesizliğin açtığı yara nasıl olur herkesten iyi biliyordu. Fakat geri adım atıp egosunu sarsmak istemiyordu. İnsanları her zaman haklı olduğuna inandırmak gibi kötü bir huyu vardı ve bu huyundan asla vazgeçmeyecekti. - Ne yapalım yani? Ailesiz büyüyen tek kişi o mu? Bunca yıl bu kadar hassas olmamayı öğrenmiş olması gerekirdi. Arel cümlesinin ardından tepsisini alarak kalkmıştı. Kayra arkadaşını çok iyi tanıyordu. Arel haklı olduğu bir ortamı asla terk etmezdi. Yaptığı hatanın farkındaydı fakat üste çıkmaya çalışıyordu. Kayra, onun iflah olmayacağını düşünerek ayağa kalkarken diğerleri de onu takip etmişti. Belen'in verdiği derse çalışıp birazda yarın için hazırlık yapmaları gerekiyordu. Kazgan'ın dersi, Belen'in ki kadar sakin geçmeyecekti. Bunu hepsi çok iyi biliyordu.
Bölüm 5
İlk Ders
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.