İçeriğe geç

FEDAİLER (Tutulma)

Bölüm 11 · 38 dk okuma

FEDAİLER (Tutulma)

Bölüm 11

Büyük Sır

Kayra, Kazgan'ın dersi için asılmış olan listeleri inceliyordu. Kazgan'ın bir önceki ders anlattığı gibi hepsi üç ayrı gruba ayrılmıştı. Kendisi, Arel ve Talya ile birlikte iki numaralı yani Feray'ın eğittiği grupta yer alırken Marsel ve Karen üç numaralı grupta başka bir eğitmenden eğitim alacaklardı. Kazgan en üst seviye öğrencilerin yani bir numaralı grubun eğitimini üstlenmişti. Herkes kargaşa içerisinde listelerde kendi adını görmeye çalışırken Kayra kalabalığın içerisinden sıyrılarak diğerlerinin yanına gitti.

- Doğru görmüşsün Arel. Ben, sen ve Talya ikinci, Marsel ve Karen'de üçüncü grupta.

- Sana söylemiştim dostum. Hayatında bir kez olsun bana güvenemez misin?

Arel alıngan bir şekilde sitem etmişti. Kayra'nın sürekli yaptığı işleri kontrol ediyor olması onu derinden yaralıyordu. Kayra, onun bir çocuk gibi alınmış olmasına ima ile tebessüm ederek cevap verdi.

- Sana her konuda güvenim sonsuz Arel ama dersler hariç. Ne kadar tembel bir öğrenci olduğunu ikimiz de iyi biliyoruz.

Kayra'nın cümlesi herkesi güldürürken Arel işaret parmağını üzerine doğrultarak onu destekledi.

- Bak işte bunu doğru söyledin.

Eğitmenler halâ gelmediği için beklemekten başka şansları yoktu. Marsel haftanın en kötü dersini sıkıntı içerisinde beklerken gözü ileride duvara sırtını yaslayarak yere oturmuş olan Zeren'e çarptı. Aden ve Taycu'dan oldukça uzakta oturmuş Aden'in, Taycu'ya öğrettiği dövüş hareketlerini izliyordu. Kasabadan döndüğü günden beri Zeren'e teşekkür etme fırsatı bulamamıştı. Aden, onun sayesinde yardım etmeyi kabul etmişti. Talya'nın olan biten her şeyi anlattığından beri ona teşekkür etmek istiyordu fakat bir türlü cesaret edememişti. Zeren'den halâ ölesiye korkuyordu. Aslında onun korkulacak bir kişi olmadığını çoktan anlamıştı ama yine de onun yanında kendisini huzursuz hissediyordu. Zeren'de, ruhunu daraltan bir şeyler vardı. Zeren'in yanına gidip gitmeme konusunda kısa bir tereddüt yaşadıktan sonra bu fırsatın bir daha eline geçmeyeceğine karar vererek ilerlemeye koyuldu. Kısa bir süre kalabalık içerisinde ilerledikten sonra Zeren'in yanına ulaşmıştı. Zeren, onu fark etmeden Aden ve Taycu'yu izlemeye devam ederken Marsel tereddüt ile yanına oturarak kısık bir sesle sordu.

- Sen neden yanlarında değilsin?

Zeren duyduğu ses ile afallayarak sol tarafına döndüğünde Marsel'in şaşkın bakan gözleri ile karşılaşmıştı. Ne soruyu duymayı ne de sahibini yanında görmeyi beklemiyordu. Utangaç bir tavır ile oturuşunu düzelttikten sonra cevap verdi.

- Aden'le aramız bu aralar pek iyi değil.

Marsel kalp sancıları içerisinde beklerken aldığı ılımlı cevap ile rahatlamıştı. Terslenmekten ve azarlanmaktan deli gibi korkmuştu ama neyse ki düşündüğü gibi olmamıştı. Zeren'in ılımlı tavrı ile yüz bularak tekrar sordu.

- Neden?

Zeren can sıkıntısı ile ciğerlerine derin bir nefes çektikten sonra bakışlarını dizlerine indirerek cevap verdi.

- Onu kurt yuvasına gitmesi konusunda zorladığım için bana kızgın. Haksızda sayılmaz, bunu asla yapmamalıydım.

Marsel aldığı cevap ile bozulmuştu. Zeren, ona yardım ettiği için oldukça pişman görünüyordu. Ona teşekkür etmek için gelmişken pişmanlığını duymak moralini epey bozarken etmesi gereken teşekkür ağzına tıkılmış bir vaziyette can sıkıntısı ile konuştu.

- Bana yardım ettiğin için teşekkür ederim Zeren. Bunun için sana gerçekten minnettarım ama neden pişman olduğunu halâ anlamadım. Birisine yardım etmiş olmanın nesi yanlış?

Zeren aldığı tepki ile hayret dolu bakışlarını Marsel'e çevirdi. Cümlelerini gerçekten çok yanlış anlamıştı. Belki de bu yanlış anlaşılmada kendi payı epey büyüktü. Daha açık bir şekilde konuşabilirdi. Marsel çatık kaşlar ile kendisinde bir cevap beklerken Zeren başını iki yana sallayarak cevap verdi.

- Hayır beni yanlış anladın. Sana yardım ettiğim için pişman değilim. Sadece oraya ilk gidişimizi düşündüğümde kendimi Aden'e ihanet etmiş gibi hissediyorum.

Marsel'in kaşları duydukları ile daha çok çatılmıştı. Aden ve Zeren'in geçmişi gerçekten de gizemlerle doluydu. Daha önce oraya neden gitmişlerdi ve ne yaşamışlardı deli gibi merak ediyordu. Bu konuyu Zeren'e sorup sormama konusunda büyük bir tereddüt yaşarken merakına yenik düşerek konuşmaya başladı.

- Daha önce orada ne olmuştu, neden gitmiştiniz ki?

Zeren kuşku ile Marsel'i izlemeye koyuldu. Bu kötü anıyı anlatıp anlatmama konusunda kararsız kalmıştı. Bir yanı anlatmak ve içini dökmek istiyordu ama diğer yanı Aden'in ona sık sık verdiği nasihati hatırlıyordu. "Kimseye güvenme." Zeren kafa karışıklığı içerisinde sessiz kalırken Marsel tereddüdünü fark ederek onu cesaretlendirmek için konuştu.

- Aramızda kalacak Zeren söz veriyorum.

Zeren birkaç saniye Marsel'in gözlerinin içine baktıktan sonra ona güvenmek istediğine karar vererek anlatmaya başladı.

- Altı yıl önce senin başına gelen bu olay benimde başıma gelmişti.

- Seni de mi kaçırdılar?

Marsel, hayret ile haykırmıştı sorusunu. Onun gözünde Aden ve saz arkadaşları dokunulmazdı buna rağmen Zeren'e zarar vermeye çalışmış olmaları inanılır gibi değildi. Zeren başını hafif bir şekilde aşağı yukarı salladıktan sonra anlatmaya devam etti.

- O zamanlar liderleri Belgu'ydu. Aspar sıradan bir kurt adamdı.

- Belgu çok iyi bir kadındı ama, sana neden zarar vermek istedi ki?

Marsel kendisini hikayeye kaptırmış bir şekilde merak ile cevap beklerken Zeren onu bekletmeden konuştu.

- Yapan Belgu değildi zaten, yine Aspar ve yanındakiler yapmıştı. Belgu pasif biriydi bu yüzden Aspar'a sözünü geçiremiyordu. Aspar her istediğini yapıyordu.

- Neden bu kadar kötü kalpli?

Marsel öfke ile çıkışmıştı. Şimdiye kadar birçok zorba tanımıştı ama hiçbiri Aspar kadar kötü kalpli değildi.

- Çünkü Aspar gök tarafından seçilmedi.

- Bunun kötü kalpli olmasıyla ne alakası var?

Marsel, Zeren'in cevabına anlam vermeye çalışırken Zeren gözlerini devirerek cevap verdi.

- Gök öğrencileri gelişigüzel seçmez Marsel, belli bir kriteri vardır. Seçilen insanların güçlü, dayanıklı, cesur, zeki ve en önemlisi aydınlık bir ruha sahip olması lazım. Kalbi kararanlar gök tarafından seçilmez.

Marsel hayret ile kaşlarını havaya kaldırarak dinlerken Zeren anlatmaya devam etti.

- Aspar ve yanındakiler gök tarafından seçilemeyecek kadar karanlık ruhlara sahipler ama ısırılmış olmak onları bu topluluğun bir üyesi yaptı. Kurt adam olmak ve bu topluluğa katılmak kibirlerini arttırdı. Herkese istediklerini yapmaya başladılar, özelliklede güçsüzlere.

Zeren son kelimesini sesi içine kaçarak söylemişti. Kendisini bu şekilde tabir ediyor olmak can sıkıcı bir durumdu ama gerçek böyleydi. O güçsüz bir insandı. Kendi başının çaresine bakamayacak kadar güçsüz. Marsel, Zeren'in utangaçlığını yok etmek için tekrar konuya dönmeye karar vererek sordu.

- Peki sana zarar verdiler mi?

Zeren konunun kendi güçsüzlüğünden çıkmış olması ile memnun olarak başını iki yana salladı.

- Hayır, bana dokunmaya fırsat bulamadan Aden geldi.

- Eminim hepsini bir güzel benzetmiştir.

Marsel neşe ile dile getirmişti fikrini. Şimdiye kadar tanıdığı Aden kesinlikle bunu yapmış olmalıydı ama durum düşündüğü gibi değildi. Zeren acı ile başını iki yana sallarken Marsel hayret ile sordu.

- Nasıl yani, Aden bir şey yapamadı mı?

- Daha on dört yaşındaydık, çocuk sayılırdık. Aden yaşıtlarına göre yine de fazlasıyla eğitimliydi ama kendisinden yaşça büyük kurt adamlarla başa çıkabilecek durumda değildi. Bedeni çelimsizdi, eğitimi tamamlanmamıştı.

- Peki ona ne yaptılar?

Zeren duyduğu soru ile bakışlarını zemine kilitledi. Zihni bir anda altı yıl öncesine döndü. Kendi aciz bedeni göz yaşları içerisinde bir köşede beklerken Aspar, Aden'i duvardan duvara çarpıyordu. Aden acı ile kıvranıyor ve karşılık vermeye çalışıyordu ama başaramıyordu. Aspar, onu saçlarından tutup kaldırıyor ve yüzüne bakarak haykırıyordu; "damarlarında akan o pis kanı kurutacağım melez." Ardından bıçağını çıkartıp Aden'in bedeninde derin kesikler açıyordu. Aden'in acı çığlıkları salonda yankılanırken kendisi hiçbir şey yapamadan köşede sadece ağlamakla yetiniyordu. Geçmişi hatırlamak kederini çoğaltmıştı. Aden bütün bu acılara sadece onun için göğüs germişti. Zeren'i orada bırakıp görmezden gelebilirdi ama o başına gelecekleri bildiği halde onu kurtarmak için o binaya gitmişti. O ise bütün bunlara rağmen Aden'i, o binaya tekrar göndermişti. Pişmanlığı yine kalbine bıçak gibi saplanırken Marsel'in kendisinden cevap beklediğini hatırlayarak toparlandı. Kendi hatasını haykırıp vicdanını biraz olsun rahatlatmak istiyordu ama yapamazdı. Bu yüzden üstü örtük bir cevap vererek onu geçiştirmeye karar verdi.

- Canını fena halde yaktılar.

Marsel duydukları ile üzülmüştü. Olayın detaylarını merak ediyordu ama Zeren gerçekten de kötü durumda görünüyordu. Geçmişi hatırlamak ona iyi gelmemişti. Onu daha fazla zorlamak istemediği için olayın üzerine daha fazla gitmemeye karar verdi.

- Böyle bir adamı neden lider yaptıklarını hiç anlamıyorum. Adam tam anlamıyla bir cani.

Marsel öfke ile söylenirken Zeren bakışlarını üzerine çevirerek cevap verdi.

- Barış için.

Marsel aldığı cevaptan hiçbir şey anlamayarak sordu.

- Nasıl yani?

Zeren, onun topluluk hakkında gerçekten de hiçbir bilgiye sahip olmadığını fark ettiğinde bunu da anlatmaya karar vererek konuşmaya başladı.

- Kazgan, Aden'e olanlardan sonra Aspar'a acımadı.

Marsel kısık gözlerle kısa bir süre düşündükten sonra aydınlanma yaşayarak konuştu.

- Yüzündeki yanık izi, onu Kazgan mı yaptı?

Zeren başını olumlu anlamda aşağı yukarı sallamakla yetindi. Aslında Kazgan'ın kestiği tek ceza bu değildi. Aden'e yaptıklarının on mislini Aspar'a yaşattıktan sonra olanları unutmaması için yüzünde bir hatıra bırakmıştı ama Marsel'in bu kadarını bilmesi yeterliydi. Marsel sessiz bir şekilde kendisini dinlemeye devam ederken o da tekrar anlatmaya koyuldu.

- Kazgan o zamanlar lider değildi. Eğitimini yeni tamamlamış bir avcıydı. Avcıların başına getirildiğinde Belgu'yu görevden aldı. Onun pasif ve bu görev için uygun olmadığını düşündü.

Marsel heyecan ile dinlemeye devam ederken Zeren derin bir nefes alarak anlatmaya devam etti.

- Kazgan liderlik için yeni bir isim düşünürken Aspar boş durmadı. Kurt adamlar arasında isyan çıkardı. Gök tarafından seçilmeyenleri kışkırttı. Kazgan'ın onları aşağıladığını ve dışladığını öne sürdü. Gök tarafından seçilmeyen birçok kişi Aspar'ın peşinden gitti.

- Kazgan ne yaptı peki?

Marsel ilgi ile beklerken Zeren cevap verdi.

- Aslında isyancıları öldürme yetkisi vardı. Topluluğun kuralı budur. Lidere karşı gelen her kim olursa olsun ölümle cezalandırılır ama Kazgan bunu yapmadı. Bunun onları daha çok kışkırtacağını düşündü. Bu yüzden de barış sağlamak için Aspar'ı kurt adamların lideri yaptı. Aslında bu kararı oldukça işe yaradı. İsyan bitti, Aspar bir daha kimseye sataşmadı fakat arada sırada böyle zorbalıklar yapıyor ama sanırım sana yaptığı son olmuştur.

Marsel duyduğu son cümle ile kaşlarını çatarak sordu.

- Neden?

- Kazgan olan biten her şeyi öğrendi. Aden'e söylediklerinden sonra eminim ona payına düşeni vermiştir.

Marsel duyduğu cümle ile yine Kazgan ve Aden arasındaki bağı merak etmeden yapamadı. Aralarındaki ilişki altı yıl öncesine kadar uzanıyordu. Kazgan lider olmamasına rağmen Aden için Aspar'ı ızgara yapmaya bile kalkışmıştı. Bu denli büyük bir bağın ne olduğunu ölesiye merak ediyordu. Zeren bu merakını asla gidermeyecek ve cevap vermeyecekti bundan emindi ama yine de kendisini tutamayarak sordu.

- Aden ve Kazgan arasında ne var?

Zeren, Marsel'in birden sorduğu soru ile afallamıştı. Ağzından kaçırdığı cümleyi ancak şimdi fark edebilmişti. Marsel, onun yüzündeki şaşkınlığı fark ettiğinde zaman kaybetmeden konuşmaya devam etti.

- Haddinden fazla yakın gibiler. Hem Aspar'ın, Aden'e söylediklerini de anlamadım. İçeride kurtulmayı beklerken konuşmalarının birazını duydum. Melez kelimesi, kanının kirli olduğunu söylemesi ve annesi hakkında söylenenler... hiçbirini anlamadım.

Zeren duyduğu her cümlede biraz daha kızarıyordu. Hata kendisindeydi, bir yabancıya güvenip bunca şeyi anlatmamalıydı. Aden yine haklı çıkmıştı, kimseye güvenmemeliydi. Marsel kuşku dolu bakışlar ile cevap beklerken Zeren kara kara ne söyleyeceğini düşünüyordu. Yalan söylemek konusunda hiç başarılı değildi. En iyi yolun bu sohbeti burada kestirip atmak olduğuna karar vererek sert bir sesle konuştu.

- Sana ne bunlardan.

Marsel aldığı tepki ile afallamıştı. Zeren'in cevap vermeyeceğini biliyordu ama bu kadar sert bir tepki alacağını tahmin etmemişti. Uzun süredir yok olan korku yine kendisini belli ederken kekeleyerek cevap verdi.

- S- sa- sadece merak ettim.

- Üzerine vazife olmayan şeyleri merak etmesen iyi edersin.

Zeren cümlesinin ardından oturduğu yerden kalkarak uzaklaşmıştı. Marsel, onun gidişi ile rahat bir nefes alarak olanları düşünmeye başladı. Zeren ve Aden birçok şey saklıyordu. Sırları her geçen gün Marsel'i biraz daha meraklandırıyordu. Olan biteni öğrenmek için her şeyini verirdi ama bütün bunları zamana bırakması gerektiğini biliyordu. Ne de olsa er ya da geç hepsini öğrenecekti.

***

Eğitmenler uzun bir bekleyişin ardından salona girdiğinde herkes kendi gruplarına dağılmıştı. Karen ve Marsel, ince yapılı ve uzun boylu bir adamdan eğitim almaya çoktan başlamışlardı. Feray halâ hazırlıkları ile ilgilenmekle meşgul olduğu için Kayra ve diğerleri beklemekle meşguldü. Talya hülyalı bakışlar ile arenada hazırlık yapan Kazgan'ı izlerken yanından geçip giden Taycu ile öfkeyle mırıldandı.

- Bu sinsi yılan da mı burada?

Kısık çıkan sesi Arel ve Kayra'ya ulaşamamıştı ama Taycu ne söylediğini duymuştu. Kısık bakışlarını vakit kaybetmeden Talya'nın üzerine dikerek sinir bozucu bir sesle karşılık verdi.

- Ne o beğenemedin mi çilli bodur?

Talya duyduğu hakaret ile bozularak gözlerini devirdikten sonra Taycu'dan uzaklaşarak Kayra ve Arel'e daha çok yaklaştı. Feray halâ saçlarını toplamak ve süslenmekle meşgulken Kazgan son hazırlıklarını tamamlayarak derse başladı.

- Hareketleri gösterebilmem için birinizin bana yardımcı olması gerekiyor.

Kazgan'ın cümlesi ile birçok el havaya kalkmıştı. Birkaç erkek öğrenci dışında el kaldıranların neredeyse hepsi kız öğrencilerdi. Kazgan kısa bir süre içlerinde göz gezdirdikten sonra gözlerini en arkada tek başına dikilen Aden'e çevirdi.

- Aden, arenaya gel.

El kaldıran öğrenciler hayal kırıklığı ile ellerini geri indirirken Aden umursamaz bir tavırla cevap verdi.

- Ben hareketlerin hepsini zaten biliyorum, bilmeyen birini alın.

Aden'in itirazı Kazgan'ı sinirlendirmişti. Bir şeyi de sorunsuz kabul etmesini her şeyden çok istiyordu. Öfkesini sadece yalnızken değil de toplum içinde de kusması dayanılır türden değildi. Herkes gergin bakışlarını Kazgan'ın üzerine dikmiş ne cevap vereceğini merak ediyordu. Aden'in söylediği gibi başkasını seçip bu tartışmayı kimseye duyurmadan sonlandırmak istiyordu lakin bunu yapmayacaktı. Madem Aden inatçı davranıyor ve etrafındakilere aldırış etmeden kararlılığını sürdürmeye devam ediyordu, Kazgan'da aynısını yapacaktı. İfadesiz bakışlarını Aden'in üzerine diktikten sonra herkesin merak dolu bekleyişini sert bir sesle sonlandırdı.

- Sana hareketleri biliyor musun diye sormadım. Arenaya gel dedim.

Aden öfke ile yerinde kımıldandıktan sonra sert adımlar ile ilerlemeye başladı. Daha fazla itiraz ederek göze batmak istemiyordu. Öğrencilerin bazıları Kazgan ile arasındaki bağı biliyordu fakat birçoğu için bu durum geçerli değildi. Herkesin ihanet ve acı dolu geçmişi hakkında bilgi sahibi olmamaları için daha fazla itiraz etmeden arenaya çıktı. Aden at kuyruğu saçlarını düzeltirken Kazgan kazanmış olduğu zaferden dolayı oldukça memnun olarak yönünü diğerlerine çevirdi.

- Dikkatle burayı izlemenizi istiyorum. Birazdan gösterdiğim hareketlerin aynısını yapmanızı isteyeceğim.

Kazgan cümlesinin ardından Aden'i baş işareti ile yanına çağırdı. Aden gözlerine bakmamaya özen göstererek yanına yaklaşırken yönünü öğrencilere dönerek anlatmaya başladı.

- Bugün aynı pozisyonlarda hem saldırı hem de savunma öğreneceksiniz. Bir numaralı pozisyon bizim tabirimizle ayı kapanı. Bu pozisyonu hem uygulayabilir hem de maruz kalabilirsiniz.

Kazgan cümlesinin ardından yönünü Aden'e çevirerek eli ile dönmesini işaret etti. Aden memnuniyetsiz bir şekilde sırtını Kazgan'a döndükten sonra beklemeye başladı. Kazgan, Aden'in sırtını göğsüne yasladıktan sonra kaslı kollarını beline dolayarak sıkı sıkı kavradı. Herkes ilgi ile hareketin püf noktalarını kapmaya çalışırken Kazgan tekrar anlatmaya koyuldu.

- Bu harekette üç önemli nokta var. Birincisi ayaklar, eğer ayaklarınız omuz genişliğinde açık olmazsa dengenizi kaybedersiniz.

Kazgan bir yandan konuşurken diğer yandan beden dili ile hareketleri detaylı bir şekilde göstermeye devam ediyordu.

- İkincisi kollar, eğer kollarınızı sıkı kenetlemez ve düşmanınıza kapanın içinde hareket imkanı verirseniz ciddi bir şekilde yaralanabilirsiniz.

Kazgan cümlesi ile kollarını daha çok sıkarak Aden'in hareketsiz kalmasını sağlamıştı. Kast ettiği durumların daha iyi anlaşılması için çabalıyordu fakat elinde olmadan onu memnun eden bir şey daha vardı. Kardeşine yıllar sonra ilk kez sarılabiliyordu. Teknik olarak her ne kadar sarılma sayılmasa da bu bile onun için yeterliydi. Aden yıllarca yanına bile yaklaştırmamıştı, uzun süre sonra ilk defa bu kadar yakın olmak onu istemsiz bir şekilde duygulandırmıştı. Aden'in ipeksi saçları tıpkı çocukluğundaki gibi yüzüne çarpıyor ve gözüne giriyordu. Bu anı tekrar yaşamak eskiye ve Aden'e olan özlemini daha çok arttırıyordu. Aden sessiz kalıp itiraz etmeden hareketleri göstermesine müsaade ederken Kazgan bu anın hiç bitmemesini umarak anlatmaya devam etti.

- Üçüncüsü ise yüzünüz. Eğer yüzünüz düşmanınızın kafa hizasında ya da kol hizasında kalırsa sert bir darbe yiyebilir ve geriye düşebilirsiniz. Şimdi size bu pozisyonda nasıl saldırabilirsiniz onu göstereceğim.

Kazgan cümlesinin ardından Aden'i sıkı sıkı tutarak devam etti.

- Rakibinizi bu şekilde yakaladıktan sonra havaya kaldırıp omuzunuzun üzerinden yere çarpabilirsiniz.

Cümlesinin ardından Aden'in ayaklarını yerden kesmişti. Kazgan'ın iri kolları onu havaya kaldırdıktan sonra kontrollü bir şekilde omuzunun üzerinden yere indirmişti. Aden gayet iyi bildiği hareketi tekrarlamak için can sıkıntısı ile tekrar ayağa kalkarken Kazgan'da zaman kaybetmeden ayağa kalktı.

- Eğer rakibinizi omuzunuzun üzerinden aşırtamıyorsanız onu gösterdiğim şekilde havaya kaldırıp sağa veya sola çarpabilirsiniz.

Kazgan, Aden'i omuzundan çekip yönünü kendisine çevirdikten sonra tekrar konuşmaya başladı.

- Şimdide sıra savunma kısmında. Eğer siz saldırı yaparken rakibiniz sizi bu kapanın içine alırsa nasıl kurtulabileceğinizi anlatacağım.

Kazgan cümlesinden sonra ellerini göğsüne vurarak Aden'in hamle yapmasını işaret etti. Aden işareti ile birlikte sert bir yumruk savurduğunda kıvrak bir hareket ile arkasına geçerek Aden'i tekrar kıskaca aldı.

- Aden'in bu pozisyondan kurtulmak için iki seçeneği var. Ya kendisini rakibi ile birlikte yere atıp kapanı açacak. Ya da rakibinin kollarını gevşeterek kendine hareket imkanı oluşturduktan sonra boynuna sert bir dirsek darbesi indirecek.

- Aden'in yerinde olmayı çok isterdim.

Kazgan bir yandan anlatıp diğer yandan hareketleri göstermeye devam ederken Talya iç çekerek konuşmuştu. Kayra duyduğu cümle ile ilgi dolu bakışlarını Kazgan'ın dersinden çekerek sordu.

- Neden?

- Kazgan'a bu kadar yakın olmak herkese kısmet olmaz.

Talya hülyalı bir sesle vermişti cevabını. Kazgan'a olan ilgisinin neredeyse herkes farkındaydı. Bu yüzden Arel ve Kayra'dan hislerini saklamasını gerektiren bir durum yoktu. Kayra aldığı cevap ile kısık bir sesle gülerken Arel sert bakışlarını tekrar Aden'in üzerine kilitledi. Aden'in ince ve nazik bedeni Kazgan'ın iri kolları arasında kaybolmuştu. Dersin başından beri her şeyi memnuniyetsiz bir şekilde izlemişti. Her ne kadar umurunda değilmiş gibi davranmaya çalışsa da işin aslı öyle değildi. Talya'nın cümlesi bastırmaya çalıştığı kıskançlık duygusunu açığa çıkartmıştı. Kazgan'a sebepsizce nefret duymaya başlamıştı. Onca öğrencinin arasından özellikle Aden'i seçmiş olması canını sıkıyordu. Bu duygu kendisini rahatsız ediyordu ama rahatsız olmamak elinde değildi. Aden'e karşı içinde sebebi bilinmeyen bir kıskançlık ve ilgi vardı. Bu huzursuz duygunun ne zaman son bulacağını bilmiyordu fakat o günü sabırsızlıkla bekliyordu.

- Herkes buraya toplansın.

Arel, Aden ve Kazgan'ı izleyerek girdiği öfke nöbetinden Feray'ın sesi ile sıyrılmıştı. Diğerleri neredeyse dersi yarılamıştı ama Feray ancak hazır olabilmişti.

- Sonunda süslenmeyi bitirmiş.

Talya bezgin bir sesle konuşmuştu. Feray'ın, Kazgan'a olan ilgisi ondan nefret etmesine neden oluyordu. Dağınık bir şekilde diğerlerini izleyen grup arenanın etrafında toparlandıktan sonra Feray gözlerini öğrencilerin arasında gezdirmeye başladı. Kısa bir arayışın ardından gözleri Arel'i bulduğunda memnuniyet ile konuştu.

- Hatırladım seni hemen arenaya gel.

Feray'ın cilveli sesi Arel'in afallamasına neden olmuştu. Sadece seçim gecesi karşılaşmışlardı ama Feray sanki kırk yıllık ahbap gibi davranıyordu. Arel sersem adımlar ve şaşkın bakışlar ile ilerleyip arenaya çıktıktan sonra Feray, onu baştan aşağı süzerek konuştu.

- Bugün bana sen yardım edeceksin.

Arel, Feray'ın imalı ses tonu ve davetkâr tavırları ile kaşlarını hayretle çatarken Kayra gülmemek için kendisini zor tutuyordu. Arel çapkın olabilirdi ama karşısında kendisinden daha laubali birini gördüğünde adeta transa geçiyordu. Feray'ın emirlerini dehşet dolu bir ifade ile yerine getirirken biran önce bugünün son bulmasını diliyordu. Uzun saatler süren dersin ardından Kazgan dersini sonlandırmıştı. Herkes olmasa da birçoğu dersi verimli geçirmişti. Aden yorgunluk ile kendisini arenanın dışına atıp ceketini bıraktığı yerden alırken gözleri Feray ve Arel'e çarptı. Arel alık tavırlar ile Feray'ın emirlerini uygularken Feray dersi anlatmaya devam ediyordu.

Feray'dan hayatı boyunca nefret etmişti. Sebebini bilmiyordu ama Feray'ın şımarık ve yapmacık tavırları onu rahatsız ediyordu. Bu rahatsızlığın sebepleri arasında Feray'ın, Kazgan'a olan bariz ilgisi de vardı. Sürekli Kazgan'ın peşinde dolanıyor olması Aden'i çileden çıkartıyordu. Kazgan'la araları bozuktu ama bu onun kardeş olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Feray yılışık tavırlar ile dersi anlatırken bakışları Arel'e kaydı. Sert yüz ifadesinin yerini aptal bir ifade almıştı. Feray'ın hareketleri onu afallatmış görünüyordu. Adeta efendisine hizmet eden bir köle gibi oldukça memnuniyetsiz bir şekilde kollarını Feray'ın boynuna kilitlemiş Feray'ın ders anlatmasını dinliyordu.

Aden onları izlerken ilk defa rahatsız olduğunu hissetti. Bunca zaman sonra ilk defa Kazgan'dan başkası için bu duyguyu hissetmişti. Kimseye fark ettirmiyor olsa da ağabeyini epey kıskanıyordu. Feray'ın ve ergen kızların ona karşı olan ilgisi canını sıkıyordu. Çocukluğundan beri onu paylaşmayı bir türlü öğrenememişti. Ona bakarken hissettiği kıskançlığın daha fazlasını şimdi Arel'i izlerken hissediyordu. Kollarının Feray'a dolanıyor olması canını epey sıkmıştı. Öfke ile onların saçma sapan dövüş pozisyonlarını izlerken gözleri Arel'in siyah gözleri ile buluştu. Kurduğu göz teması tenini yakıp tüylerini ürpertmişti. Arel'in kuşku dolu bakışları yüzünün her bir yerinde gezindikten sonra tekrar gözlerini bulduğunda bu bakışmayı sonlandırmak isteyerek arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Sert ve hızlı adımlar ile arkasına bakmadan salonu terk ederken Arel'in dudağının kenarı memnuniyet ile kıvrıldı. Bunca zaman yüzünde öfkeden başka hiçbir duygu göremediği Aden'in bakışlarında bu sefer içini kıpır kıpır eden bir duygu görmüştü, kıskançlık. Aden gözlerinin içine ilk defa ifadesiz bir şekilde değil engel olamadığı bir tutku ile bakmıştı. Arel'in sıkıcı geçen günü hissettiği heyecan ile güzelleşirken dikkatini tekrar derse yöneltti.

📖📖📖

- Off! Canım çok sıkılıyor dostum yapacak bir şeyler bulmamız lazım.

Marsel geniş ve loş koridorda bezgin adımlar ile yürürken kurmuştu cümlesini. Eğitimden sonra herkes ayrı bir yere dağılarak ortadan kaybolmuştu. Arel ile birlikte koca bir öğleden sonrayı beraber geçirmiş olmak artık birbirlerinden sıkılmalarına neden olmuştu. Arel, Marsel'in yine oflamaya başlaması ile gözlerini devirerek karşılık verdi.

- Dostum oyun salonundaki her makinayı denedik, futbol oynadık, basketbol oynadık, televizyon izledik manastırdaki bütün imkanları kullandık halâ yeni bir şeyler arıyorsun.

- Ne yapabilirim dostum sıkılıyorum.

- Madem sıkılıyorsun o zaman Karen ve Kayra ile birlikte ders çalış ya da Talya gibi koca bir günü uyuyarak geçir.

Marsel, Arel'in tavsiyeleri ile yüzünü buruşturarak karşılık verdi.

- Kalsın dostum, ne Kayra ve Karen kadar çalışkanım ne de Talya kadar tembelim.

- Talya, ona tembel dediğini duyarsa canını okur benden söylemesi.

Marsel, Arel'in şımarık bir yüz ifadesi ile söylediği cümleye gözlerini kuşku ile kısarak karşılık verdi.

- Sen söylemezsen öğrenemez. Ayrıca o lafın gelişi söylenmiş bir kelimeydi. Neticede Aytar'ın dersinde oldukça başarılı. Kazgan ve Toman'ın derslerinde ise fena sayılmaz. Aslında bana nazaran daha iyi durumda.

Arel, Marsel'in yan çiziyor olmasına kısık bir sesle güldükten sonra başını ima ile aşağı yukarı sallayarak karşılık verdi.

- Geri vites yapmana gerek yok dostum, merak etme söylemem.

Marsel aldığı cevap ile memnun olarak önüne döndü. Sessiz bir şekilde bir yandan ilerliyor diğer yandan ise yapacak bir şeyler bulmaya çalışıyordu. Kısa bir süre sessiz kalarak ilerledikten sonra aklına gelen fikir ile hızla konuştu.

- Dostum Kazgan'ın dersliğine gidelim mi? Biraz spor yaparız.

Arel bıkkınlık ile gözlerini devirerek cevap verdi.

- Dostum sen tüm gün ayakta dikilip arenayı izlediğin için yorulmamış olabilirsin ama Feray gün boyunca canımı okudu. Tüm kemiklerim ağrıyor. Şuan spor yapmak en son isteyeceğim şey.

Marsel aldığı olumsuz cevap ile tekrar önüne dönerken gözleri koridorun ilerisinde açık oyuktan dışarı bakan Aden'e çarptı. Zeren'le arası halâ bozuk olmalıydı ki tek başına takılıyordu. Arkası dönüktü ama Marsel yine de huzursuz olmuştu. Aden'i uzaktan görmek bile anksiyetesinin coşmasına sebep oluyordu.

- Bu kızda her yerden çıkıyor.

Arel, Aden'in varlığından habersiz aylak adımlar ile zemini izleyerek ilerlerken duyduğu cümle ile bakışlarını ileri yöneltti. Aden mahzun bir şekilde dışarıyı seyrediyordu. Bugünkü dersten sonra onu her yerde aramış ama hiçbir yerde bulamamıştı. Şimdi tam karşısında görmek içini kıpır kıpır ederken heyecan ile konuştu.

- Hadi yanına gidelim.

Marsel duyduğu cümle ile gözlerini dehşetle açarak fısıltı ile haykırdı.

- Hayatta olmaz, o kızdan ödüm kopuyor.

- O zaman sen beni burada bekle.

Arel cümlesinin ardından saçlarına ve kıyafetlerine çeki düzen vermeye başladı. Marsel, onun bu çocuksu heyecanına kahkahalar ile gülmek ve dalga geçmek istiyordu ama Arel'in itiraz edeceğini biliyordu. En doğru şeyin onun hevesini kaçırmamak olduğuna karar vererek ima ile konuştu.

- Gayet yakışıklısın dostum ama bu Aden'i etkiler mi onu bilemiyorum.

Arel, duyduğu cümle ile kibir dolu bakışlarını Marsel'e çevirerek cevap verdi.

- Dostum benden etkilenmeyecek kız yok. Bunu sakın unutma.

Büyük bir mütevazilik ile kurduğu cümleden sonra derin bir nefes alarak fısıltı ile devam etti.

- Beş dakikaya dönerim.

Marsel, Arel'in heyecanını gizleyerek havalı görünmeye çalışmasını büyük bir keyif ile izliyordu. Kasıntı yürüyüşü ve sadece Aden'le konuşurken takındığı o aptal yüz ifadesi oldukça komik görünüyordu. Arel kısa bir süre heyecan ile ilerledikten sonra Aden'in tam arkasında durdu. Aden'in kendisini fark etmediğini sanarak söyleyeceği cümleyi kafasında toparlamaya çalışırken Aden soğuk ve bitkin bir sesle sordu.

- Ne istiyorsun sert çocuk?

Arel duyduğu soru ile tek kaşını havaya kaldırdı. Aden'in başının arkasında da gözleri olduğunu bilmiyordu. Bu asabi kızın daha başka ne meziyetleri vardı bilmiyordu ama hepsini öğrenmek için sabırsızlanıyordu. Yüzünü kendisine dönmeyen Aden'e kısık gözler ile bir bakış attıktan sonra ima ile cevap verdi.

- Asıl sen benden ne istiyorsun?

Aden duyduğu soru ile şaşırarak yönünü Arel'e çevirdi. Arel'in haddinden fazla yakın duruyor olması bedenini oyuğun pervazına yaslamasına neden olmuştu. Arel duruşunu bozmadan kollarını göğsünde birleştirirken Aden kaşlarını çatarak sordu.

- Yanıma gelen sensin.

- Sürekli bakıp duranda sensin.

Arel vakit kaybetmeden cevap vermişti. Son zamanlarda Aden'le uğraşmayı hobi haline getirmişti ve bugünkü konusu Aden'in kıskançlık kokan bakışlarıydı.

- Sen iyice kafayı yemişsin, baksana artık sanrı bile görüyorsun.

Arel, Aden'in ima dolu cümlesi ile kısık bir sesle güldü. Aden bakışlarını kaçırmadan gözlerinin içine bakıyordu. Bu durum Arel'in cesaretini kırıp konuşmasını sürdürmesini epey zorlaştırıyordu ama kararlıydı. Bugün Aden'i zorlayacak ve niyetini okuyacaktı. Aden ilgi ile cevap beklerken gülüşünü bastırarak cevap verdi.

- Arada bir sanrı gördüğüm doğrudur kızıl şeytan ama bugün derste gördüğüm bakışların sanrı olmadığına eminim.

Aden'in dudağı Arel'in ima dolu bakışları ve cümlesi ile kibirle kıvrılmıştı. Arel bariz bir şekilde ağzından laf almaya çalışıyor ve nabız yokluyordu. Fakat bunu çok yanlış kişiye yapıyordu. Aden utanarak saçmalayacak ve duygularını belli edecek bir kız değildi. Kollarını göğsünde birleştirip at kuyruğu saçlarını arkaya savurarak sordu.

- Hangi bakışların?

Arel duyduğu soru ile aptal gibi sırıtmamak için alt dudağını ısırdı. Aden kendisiyle oyun oynuyordu. Ne demek istediğini gayet iyi anladığı halde anlamamazlıktan geliyordu. Her şeyi açık açık Arel'in ağzından duymak istiyordu. Arel tebessümünü zar zor bastırdıktan sonra ellerini Aden'in belinin iki yanından geçirerek oyuğa yasladı. Yüzünü ve bedenini Aden'e daha çok yaklaştırıp onu tamamı ile hareketsiz bıraktıktan sonra kısık bir sesle cevap verdi.

- Eğitimdeki bakışlarını kast ediyorum. Fark etmedim sanma, Feray'a öldürecek gibi bakıyordun. İtiraf et kızıl şeytan, Feray'ın bana olan yakınlığını kıskandın.

Aden, Arel'in cümlelerinin ardından gözlerini yüzünde gezdirmeye başladı. Teninin sıcaklığı kendi soğuk tenine çarpıyordu. Sert bakışları adeta ateşi andırıyordu. Kemikli çenesi ve çukur yanakları çehresini olduğundan daha sert gösteriyordu. Bunu belki de kendisine ilk kez itiraf edecekti ama Arel oldukça yakışıklı görünüyordu. Onu etkileyici kılan biçimli vücudu ve yakışıklı yüzünün yanısıra özgüveniydi. Cesur davranarak her şeyi doğrudan konuşuyor olması Aden'in hoşuna gidiyordu fakat bunu ona elbette söylemeyecekti. Arel heyecan ile cevap beklerken kibir ile gülümseyerek cevap verdi.

- İtiraf etmeden önce senin bakışlarını da konuşalım sert çocuk.

Arel duyduğu cümle ile afallarken Aden aldığı tepkiden bir hayli memnun olarak devam etti.

- Sakın senin bakışlarını fark etmediğimi sanma. Öfke saçıyordun, kabul et sert çocuk, Kazgan'ın bana olan yakınlığını kıskandın.

Arel'in yüzü Kazgan'ın adını duyması ile sertleşmişti. Biran için Kazgan ile Aden'in yakınlığını unutmuş ve kendisini bu anın büyüsüne kaptırmıştı. Aden, onun yüzündeki değişimi büyük bir keyif ile izliyordu. Derste yakaladığı bakışların aynısını şimdi daha yakından görüyordu. Arel'in ateş saçan gözleri ve istemsizce kasılan çenesi tebessüm etmesine engel olurken zaman kaybetmeden konuşmaya başladı.

- Bakıyorum da kıskanmak için görmene gerek yok sert çocuk. Duyman bile yeterli.

Arel, duyduğu cümle ile hızla kendisini toparladı. Aden'in hislerini öğrenmek için gelmiş ama kendi hislerini açığa vermişti. Kendisine bile itiraf edemediği duyguları Aden'in ağzından duymak canını epey sıkarken yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirerek karşılık verdi.

- Ne görmek ne de duymak etkilemez beni kızıl şeytan. Alınma ama hiç ilgimi çekmiyorsun.

Aden, Arel'in aciz çırpınışlarını tebessüm ile izlerken Arel devam etti.

- Tabi bu durum senin için geçerli değil. Bana karşı olan ilgini şimdiden söyle ki reddedildiğinde canın çok yanmasın.

Aden, Arel'in kibir dolu cümlesine vakit kaybetmeden cevap verdi.

- Ben asla üzülmem sert çocuk. Bir şeyi istersem onu zaten alırım. Bu yüzden sen beni dert etme. Eğer olurda bir gün seni gerçekten istersem emin ol alırım.

Arel'in kibir dolu tebessümü yüzünde solmuştu. Bu seferki surat asıklığı öfke veya can sıkıntısı yüzünden değil hissettiği yoğun duygudan kaynaklanıyordu. Aden'in cümlesi istemsizce heyecanlanmasına neden olmuştu. Siyah gözleri loş koridorda gece feneri gibi parlıyor ve Arel'in kalp ritmini hızlandırıyordu. Arel hissettiği yoğun duygunun ne olduğuna anlam veremezken gözleri Aden'in yüzünde gezinmeye başladı. Bronz teni pürüzsüz ve ipeksi görünüyordu. At kuyruğu topladığı saçları narin boynunu ortaya çıkartmış ve zarif bir görüntü oluşturmuştu. Dolgun kırmızı dudakları nazik bir şekilde kıvrılmıştı. Arel gördüğü güzellik karşısında zar zor yutkundu. Gördüğü manzara ile aklına Karen'in kafede söyledikleri geldi. Aden gerçekten de her erkeğin beğenebileceği kadar güzel bir kızdı.

Arel'in gözlerinin yüzünde haddinden fazla gezinmesi teninin kızarmasına neden olmuştu. Utanmadan ve gözlerini kaçırmadan arsız bir şekilde yüzünü inceliyor olması Aden'i ilk kez utandırmıştı. Biraz önceki özgüveninden ve kibrinden eser kalmamıştı. Arel'in bakışlarının yakıcı hissi kulaklarının yanmasına neden olurken sanki zaman donup kalmış gibi hissetmişti. Buradan çekip gitmek istiyor ve hissettiği bu saçma sapan duygudan kurtulmak istiyordu ama başaramıyordu. Ayakları adeta olduğu yere yapışmıştı. Arel ciddi ifadesini bozmadan halâ yüzünü inceliyor ve ateşi andıran bakışlarını gözlerine tekrar dikiyordu.

- Aden, bir sorun mu var?

Uzayıp giden bu an sanki bir kısır döngünün içindeymiş gibi sürekli başa sararken Talaz'ın sert sesi onları bu kısır döngüden çıkartmıştı. İkisi de anın büyüsünden sıyrılarak bakışlarını sesin geldiği yöne çevirdiğinde Talaz'ın öfke dolu bakışları ile karşılaşmışlardı. Koridorda ilerlerken böylesine can sıkıcı bir manzarayla karşılaşmak Talaz'ı öfkelendirmişti. Burunları neredeyse birbirine değecek kadar yakındı. Bedenleri arasında bir santimlik mesafe ya vardı ya da yoktu. Bu kadar yakın bir mesafeden ne konuştuklarını deli gibi merak etmişti ama bunu elbette öğrenemeyecekti. Talaz öfke dolu bakışlarını Arel'in üzerine çevirerek cevap beklerken Arel öfke ile konuştu.

- Diyelim ki var sana ne bundan?

En özel anının bölünmüş olması canını sıkmıştı. Bundan da ziyade bu ânı Talaz'ın bölmüş olması onu daha çok öfkelendirmişti. Talaz'ın, Aden'e olan bariz ilgisi aklına geldiğinde canı inanılmaz derecede sıkılıyordu. Talaz aldığı tepki ile bozulurken Aden, Arel'in kolunu ittirerek kenara çekildikten sonra sert bir sesle konuştu.

- Yok bir şey.

Arel, Aden'in kaçar gibi kenara çekilmesi ile bir hayli bozulmuştu ama bunu belli etmemeye çalışıyordu. Aden'in, Talaz'dan zerre hoşlanmadığını biliyordu ama yine de Talaz'ın bu gereksiz ziyaretini ona fena halde ödetecekti. Arel ve Talaz göz dağı veren bakışlar ile birbirlerini izlerken Aden, Talaz'ın halâ ortadan kaybolmadığını görerek öfke ile çıkıştı.

- Sana yok bir şey dedim.

Talaz aldığı tepki ile burada daha fazla kalmaması gerektiğini anlamıştı. Arel'e attığı öfke dolu bakışları bozmadan kısık bir sesle karşılık verdi.

- Peki öyle olsun.

Talaz cümlesinin ardından arkasını dönerek koridor boyunca ilerlemeye başladı. Sıkıntısız geçen bir günün ardından böyle can sıkıcı bir manzara görmek öfkesini kabartmış ve aklını kurcalamıştı. Aden ve Arel arasında neler dönüyor biran önce öğrenmeliydi.

Marsel, Aden ve Arel'in haddinden fazla samimi geçen sohbetini daha fazla izleyemeyerek kendisini ara koridorlardan birine atmıştı. Arel'i burada beklemek daha mantıklı görünmüştü. Loş koridorun sessiz duvarlarına yaslanarak Arel'in gelmesini beklerken duyduğu ses ile kulaklarını kabarttı. Ağlama sesine benzer bir ses duvarlarda yankılanıyordu fakat oldukça kısık duyuluyordu. Marsel gözlerini kısarak sesi daha iyi duymak için kulaklarını sesin geldiği yöne çevirdiğinde sesi daha net duymaya başladı. Sık nefes alışverişler ve acı dolu inlemeler duyuluyordu. Boş koridorda yankı yapan sesin geldiği yöne dönerek birkaç adım attıktan sonra etrafta göz gezdirmeye başladı. Koridorun bu kısmı oldukça karanlıktı. Bu yüzden hiçbir şey net görünmüyordu. Marsel birkaç adım atıp sesin geldiği yöne ilerlemeye başladığında koridorun en sonunda bir hareketlilik gördü. Gözlerini iyice kısıp dikkat ile izlediğinde yerde bir öğrencinin yattığını fark etti. Olduğu yerden hareket etmiyordu ama sürekli kımıldanıyordu.

- Kim var orada?

Korku ve merak ile sorduğu soruya heyecan ile cevap beklerken fısıltı ile çıkan bir ses duymuştu. Ne söylediği anlaşılmıyordu ama ses tanıdıktı. Marsel panik ile birkaç adım attıktan sonra yerde yatan kişinin yüzünü daha net görmüştü. Zeren yerde cenin pozisyonunda kıvrılmış yatıyordu. Marsel gördüğü tanıdık yüz ile koşarak yanına gitti. Ne söylemesi gerektiğini ya da ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Zeren adeta hipotermi geçiriyormuş gibi kuvvetli bir şekilde titriyordu. Korku ve panik içerisinde ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışırken vakit kaybetmeden Zeren'in kafasını kucağına aldı.

- Zeren iyi misin? Neyin var?

Zeren cevap veremeyecek kadar kötü bir durumdaydı. Bir şeyler söylemeye çalışıyordu ama başaramıyordu. Sesi oldukça kısık çıktığı için ne söylediğini anlayamıyordu. Derin bir nefes alıp paniğini bir kenara bıraktıktan sonra kulağını Zeren'in ağzına yaklaştırarak sordu.

- Ne söylediğini anlayamıyorum.

Marsel panik ve endişe dolu sesini bastırdıktan sonra dikkat ile Zeren'i dinlemeye koyuldu. Kesik çıkan nefesleri arasında sadece bir kelime duydu.

- Aden.

Zeren'in ne demek istediğini anlamamıştı ama bu fikir aklına daha yeni gelmişti. Aden buradaydı ve o kesinlikle ona ne olduğunu biliyor olmalıydı.

- Beni burada bekle hemen geliyorum.

Marsel, Zeren'in başını dikkatli bir şekilde yere koyduktan sonra hızla koşmaya başladı. Adrenalinden dolayı birkaç adımda biten koridoru geride bırakarak Aden ve Arel'i aynı yerde bulduğunda gür bir sesle haykırdı.

- Aden!

Aden ve Arel duydukları ses ile şaşkın bakışlarını Marsel'e çevirdiğinde Marsel panik ile konuştu.

- Zeren'e bir şeyler oluyor!

Aden duyduğu cümle ile dehşete kapılarak koşmaya başladı. Marsel önden giderek ona yol gösterirken Arel'de olanlara anlam veremeyerek onları takip etti. Aden kısa koridoru birkaç saniye içerisinde geride bıraktıktan sonra kendisini yerde Zeren'in başında oturan Marsel'in yanına atarak Zeren'in yüzünü avuçlarının arasına aldı.

- Zeren, bir şey görüyor musun?

Marsel duyduğu soru ile afallamıştı. Kız adeta kriz geçiriyordu ama Aden'in sorduğu ilk soru ne gördüğüydü. Arel acı dolu bakışlar ile nöbet geçiren Zeren'i izlerken Aden tekrar sordu.

- Zeren lütfen konuş, ilaç verebilmem için ne gördüğünü öğrenmem lazım. Bir şey görüyor musun?

Marsel anlamsız bakışlar ile Aden'i izlemeye devam ederken Zeren zar zor bir şekilde hayır işaretini verebilmişti. Artık konuşamayacak kadar kötü durumdaydı. Aden aldığı komut ile zaman kaybetmeden Zeren'i kucağına almaya çalıştı.

- Onu hemen revire götürmeliyiz.

Fakat Zeren'i olduğu yerden dahi kıpırdatamamıştı. Sürekli titriyor olması onu kaldırmasına engel oluyordu. Marsel, Aden'in kaldıramayacağını anladığında onu kenara iterek konuştu.

- Onu ben getiririm sen gidip yapman gerekenleri yap.

Marsel, Zeren'i kucağına aldığında Aden zaman kaybetmeden revire koştu. Marsel'de peşinden koşar adım ilerlemeye başladı. Uzun koridorları ve merdivenleri geride bıraktıktan sonra revire ulaşmışlardı. Aden zaman kaybetmeden eldiven giyip çekmeceden bir şırınga çıkartırken Marsel, Zeren'i yataklardan birine yatırdı. Arel çatık kaşlar ile olanları izlemeye devam ediyordu. Aden şırıngayı ayarlayıp ilaç tüplerinden birinin başını kırdıktan sonra titrek bir sesle konuştu.

- Kolunu aç.

Marsel aldığı komut ile Zeren'in kolunu sıyırmaya koyuldu ama deri ceketin kolları epey dar olduğu için başaramıyordu. Zeren kuvvetli bir şekilde titremeye devam ederken Marsel ceketi Zeren'in üzerinden çıkarttı. Aden sabırsızlık ile Marsel'in işini bitirmesini bekledikten sonra zaman kaybetmeden şırıngayı Zeren'in koluna batırdı. Herkes sessizlik içerisinde olacakları beklemeye başladı. Zeren'in titremesi yavaş yavaş azalırken vücudu sakinleşiyordu. Kısa bir süre içerisinde tüm titremesi son bulmuş ve Zeren bilinçsiz bir şekilde kendisini uykunun derinliklerine bırakmıştı. Aden rahat bir nefes alarak kendisini yatağın bir köşesine bırakırken Marsel merakına yenik düşerek sordu.

- Onun nesi var?

Aden duyduğu soru ile gerilmişti. Zeren'in bu yönünü kimse bilmiyordu ve bundan sonrada bilmemesi gerekiyordu. Onu tersleyerek bu işin içinden sıyrılabilirdi ama bu tepki oldukça dikkat çekerdi. Bu yüzden sakin kalıp bir yalan uydurması gerektiğini düşünerek konuştu.

- Psikolojik bir sorun, arada sırada böyle nöbetler geçirir. Önemli bir şey değil.

- Geçmiş olsun.

Arel aldığı cevaptan tatmin olarak iyi temennilerini iletirken Marsel kuşku dolu gözlerini Aden'e dikmişti. Verdiği cevap ona hiç inandırıcı gelmemişti. Zeren'e ne gördüğünü sormuştu, burada bilmediği bir şeylerin döndüğü kesindi. Merakını gidermek için sormaya devam etmek ve Aden'i konuşturmak istiyordu ama karşısındaki kişi Aden'di. Canı sıkıldığında yüzünün ortasına bir yumruk indirip gözünü morartabilirdi. En mantıklı yolun onun söyledikleri ile yetinmek olduğunu düşünerek konuştu.

- Yapabileceğimiz başka bir şey var mı?

Aden, Marsel'in sorusuna başını iki yana sallayarak cevap verdi.

- Hayır yok, birazdan kendine gelir zaten. Siz gidebilirsiniz.

- Hadi dostum gidelim.

Arel, Aden'in cümlesinin ardından Marsel'i omuzundan tutarak ilerletmeye başladı. Marsel gitmek istemiyordu, burada neler olduğunu öğrenmek istiyordu ama Aden buradayken bunu yapamazdı. İsteksiz adımlar ile arkasını dönüp ilerlemeye başladığında Aden'in cılız sesi duyuldu.

- Marsel.

Marsel adını Aden'in ağzından işitmiş olmanın verdiği korku ile arkasını döndüğünde Aden minnettar bakışlar ile konuştu.

- Sağ ol.

Marsel, Aden'in gözlerinde ilk kez öfke dışında bir duygu görmüştü, minnet. Zeren'e yardım ettiği için teşekkür ediyordu. İkisi arasındaki bağ düşündüğünden daha kuvvetli olmalıydı.

- Önemli değil, ödeştik sayılır.

Aden, Marsel'in cümlesi ile tebessümüne engel olamadı. Onun için yaptığı iyilik geri dönmüş ve canından çok sevdiği arkadaşının hayatını kurtarmıştı. Marsel utangaç bir tavır ile tebessüm ettikten sonra arkasını dönerek ilerlemeye başladı. Bugün kafası haddinden fazla karışmıştı. Biran önce gidip uyumak istiyordu. Uyuyup bugünü geride bırakmak istiyordu.

***

Aden sessiz revirde yorgunluk ile Zeren'in uyanmasını beklerken Zeren yavaş yavaş kıpırdanmaya başladı. Göz kapakları sanki tonlarca yük taşıyormuş gibi büyük bir zorlukla açılırken Aden hızla yanına oturdu. Zeren'in tamamen iyi olup olmadığını merak ediyordu. Zeren gözlerini oldukça güç bir şekilde açtıktan sonra elini acı ile başına götürdü. Her nöbetten sonra olduğu gibi başı zonkluyor ve kulakları çınlıyordu. Başının acısı ile yüzünü buruşturarak yataktan kalkmaya çalışırken Aden, onu omuzlarından tutarak kalkmasına yardım etti. Zeren yatakta oturur bir pozisyona gelip sırtını yastığa yasladıktan sonra bakışlarını ilgi ile kendisini izleyen Aden'e çevirdi. Gözlerindeki endişe açık bir şekilde okunabiliyordu. Epey korkmuş görünüyordu. Aden kısa bir süre sessiz kalıp Zeren'in kendisine gelmesini bekledikten sonra endişe ile sordu.

- İyi misin?

Zeren yüzünü acı ile buruşturarak başını aşağı yukarı salladı. Hissettiği dayanılmaz ağrı dışında iyi sayılırdı. Aden aldığı cevap ile rahatlayarak derin bir nefes aldıktan sonra tekrar sordu.

- Bir şeyler gördün mü? Hatırlıyor musun?

- Hayır hiçbir şey görmedim.

Aden aldığı cevap ile hayal kırıklığıyla omuzlarını düşürürken Zeren devam etti.

- Son zamanlarda sürekli aynısı oluyor. Gözüme perde iniyor, tam bir şeyler görmek üzereyken kriz başlıyor.

- Bu durumu son zamanlarda çok yaşamaya başladın Zeren. Bu hiç normal değil.

Zeren, Aden'in endişe ile kurduğu cümleye başını aşağı yukarı sallayarak karşılık verdi.

- Biliyorum, bu kadar sık tekrarlanmasının tek bir nedeni var. Büyük bir yıkım gelmek üzere.

- Umarım öyle olmaz.

Aden huzursuz bir şekilde dile getirmişti cümlesini. Her ne kadar durumun böyle olduğunu kabullenmek istemiyor olsa da Zeren haklıydı. Onları yakın zamanda büyük bir yıkım bekliyordu. Zeren can sıkıntısı ve moral bozukluğu ile sessiz kalırken aklına gelen düşünce ile haykırdı.

- Aden, Marsel beni gördü!

Zeren panik ile gözlerini ardına kadar açmıştı. Nöbet esnasında dışarıda olup biten olayları zar zor hatırlardı ama Marsel'i gördüğünden emindi.

- Sakin ol Zeren.

- Marsel beni gördü diyorum Aden, her şeyi anlamış olmalı!

Zeren panik ile konuşmaya devam ederken Aden, onu omuzlarından yakalayıp sabit kalması için zorlayarak cevap verdi.

- Kimsenin bir şey anladığı yok Zeren, sakin ol.

Zeren aldığı telkin ile endişesini bir kenara iterek sordu.

- Ona ne söyledin?

- Psikolojik olduğunu söyledim.

Zeren aldığı cevap ile hayrete kapılarak çıkıştı.

- İnanmıyorum sana Aden! Ona gerçekten böyle mi söyledin?

- Ne yapabilirim Zeren, sorunca panikledim. Aklıma başka yalan gelmedi.

Zeren, Aden'e ters bir bakış atarak serzenişine devam etti.

- Epilepsi hastası olduğumu söyleseydin ya, sayende beni deli sanıyor.

- Aklıma başka yalan gelmedi diyorum ya! Hem kimsenin seni deli sandığı falan da yok. Rahatla artık.

Zeren öfke dolu bir nefes verip yüzünü ovaladıktan sonra kısık bir sesle sordu.

- İnandı mı bari?

- Bilmiyorum.

Aden'in kuşkulu çıkan sesi Zeren'i huzursuz etmişti. Marsel'in kendisinden şüphelenmesi en son isteyeceği şeylerden biriydi. Son zamanlarda zaten hakkında fazla soru sormaya başlamıştı. Üstüne bir de bu konunun eklenmesi oldukça can sıkıcı olabilirdi. Aden sessiz bir şekilde olanları düşünürken Zeren endişe ile sordu.

- Benim şey olduğumu ya anladıysa Aden? Eğer bu ortaya çıkarsa beni öldürürler!

Aden, Zeren'in ağlamaklı çıkan sesi ile elini avuçlarının arasına alarak cevap verdi.

- Kimsenin bir şey anladığı yok Zeren. Bana güven, bu sır sonsuza dek aramızda kalacak ve kimse sana zarar veremeyecek. Bu düşünceleri kafandan sil.

Zeren, Aden'in verdiği telkinle biraz olsun rahatlamıştı ama gözünden akan bir damla yaşa engel olamamıştı. Aden, onu böylesine tükenmiş bir halde görmek istemiyordu. Korkularına engel olmak ve onu rahatlatmak istiyordu ama pek başarılı olduğu söylenemezdi. Onun için şuanda en iyi şeyin bu düşüncelerden uzaklaşmak olduğuna karar vererek sitem ile sordu.

- Hem senin o izbe koridorda ne işin vardı? Marsel seni bulmasaydı ölebilirdin biliyorsun değil mi?

- Daha uygun bir yer bulamadım. Nöbet geçireceğimi hissettiğimde kendimi ancak oraya atabildim. İnsanların orayı bulamayacaklarını düşünmüştüm.

Aden öfke ile karşılık verdi.

- Sana nöbet geçirmek üzere olduğunda yanıma gelmeni söylemiştim. Ben seni gözlerden uzak bir yere götürürdüm. Neden gelmedin?

Zeren, Aden'in cümlesi ile buruk bir tebessüm ederek cevap verdi.

- Beni görmek istemeyeceğini düşündüm.

Aden'in kaşları aldığı cevap ile çatılmıştı. Zeren'in böyle bir şey düşünmesi onu gerçekten de derinden yaralamıştı. Son zamanlarda araları bozuk olabilirdi ama bu kurdukları güçlü bağın hemen yıkılabileceği anlamına gelmiyordu.

- Sana inanmıyorum gerçekten böyle mi düşündün?

- Bana kızgındın Aden, bir daha yüzümü görmek istemezsin diye düşündüm.

- Saçmalamayı keser misin artık? Sana neden kızgın olduğumu çok iyi biliyorsun. Yufka yürekliliğin beni çileden çıkartıyor.

Zeren, Aden'in azarlarını yüzünde aptal bir tebessüm ile dinlerken Aden sesini alçaltarak devam etti.

- Bir gün bu merhametin yüzünden başın belaya girecek diye ödüm kopuyor. Unutma, her zaman dediğim gibi. Bizim birbirimizden başka kimsemiz yok.

Zeren, Aden'in son cümlesini sulu gözler ile dinlemişti. O haklıydı, bu dünyada Aden'den başka kimsesi yoktu. Bu zamana kadar Aden'in koruması altında sorunsuz bir şekilde yaşamış ve sırrını kimse öğrenmemişti. Eğer o olmasaydı çoktan ölmüş ya da bedeni sayısız işkenceye maruz kalmış olurdu. Aden'e olan minnet borcunu nasıl ödeyebileceğini bilmiyordu ama onun her zaman yanında olduğunu bilmek kendisini güvende hissettiriyordu.

- Bana küs değil misin yani?

Aden, duyduğu cümle ile gözlerini devirerek cevap verdi.

- Tabi ki de hayır, sana asla darılmam biliyorsun.

Zeren duyduğu cümle ile gözyaşlarına hakim olamayarak konuştu.

- İyi ki varsın.

- Sen de öyle.

Aden, Zeren'in biraz olsun rahatlamış olmasından dolayı oldukça memnun olarak ona sarıldı. Sekiz yıllık arkadaşlıkları artık kardeşliğe dönüşmüştü. Öfke ve nefret ile geride bıraktığı hayatında yanına aldığı tek güzel şey Zeren ve onun dostluğuydu. Zeren, Aden'in her koşulda yanında olduğunu bilmenin huzuru ile başını omzuna yaslayıp ona sıkı sıkı sarılmıştı. O yanındayken sırrı sonsuza dek güvende olacaktı ama bilmediği bir şey vardı; Marsel'in kapının dışındaki varlığı.

Marsel merakına yenik düşmüş ve o uyanana kadar kapıda beklemişti. Aden ve Zeren'in bütün konuşmalarını dehşet ile dinlemişti. Zeren'in sırrı neydi bilmiyordu fakat ortaya çıktığında ölümle sonuçlanacak olan bu sırrı deli gibi merak ediyordu. Aden ve Zeren'in dostluğu giderek ilginç bir hal almaya başlamıştı. Sayısız sır ve gizem saklıyorlardı. Marsel bunların hepsini öğrenmek istiyordu fakat öğrendiği zaman başının belaya girmesinden korkuyordu. Fikir komaları içinde bugün öğrendiklerini düşünmeye devam ederken hızla revirin kapısından uzaklaştı. Yakalanmak isteyeceği son şeydi. Huzursuz ve endişe dolu adımlar ile reviri geride bırakarak yatakhaneye doğru ilerlemeye başladı.

☠️☠️☠️

Marsel derin düşüncelere dalmış bir vaziyette tekrar yatakhaneye dönmüştü. Arel ve Kayra'nın ne ile meşgul olduğuna dahi aldırış etmeden yatağına oturup düşünmeye devam etti. Zeren ve Aden'den yeteri kadar korkmuyormuş gibi şimdi bir de bu sır meselesi ortaya çıkmıştı. İkisinin herkesten sakladığı bu sır oldukça büyük bir şey olmalıydı. İçinden bir ses bu işin peşini bırakıp onlardan uzak durması gerektiğini söylüyordu ama merakı bu sesi bastırıyordu.

- Arel, öğleden sonra neredeydin?

Marsel kara kara ne yapacağını düşünürken duyduğu ses ile daldığı düşüncelerden sıyrıldı. Kayra elindeki kitabı yastığının altına koyarak sormuştu sorusunu. Dersten sonra ne Marsel'i ne de Arel'i bir daha görmemişti. Arel üst ranzadaki yatağına sırt üstü uzanmış tavanı izliyordu. Bugün Aden ile olan sohbeti tüm algısını bozmuştu. İçinde anlamsız bir heyecan vardı. Aden'in imalı tavırları ve kafa karıştırıcı bakışları zihnini meşgul ediyordu. Kayra uzun bir süre cevap alamadığında kuşku dolu bakışlarını Marsel'e çevirerek sordu.

- Onun nesi var? Geldiğinden beri ağzını bıçak açmıyor.

Marsel tam yerinde sorulduğunu düşündüğü soru ile keyiflenmişti. Arel ile alay etme vakti çoktan gelmişti ve geçiyordu. Kayra'nın sorusuna alay ile gülümsedikten sonra sesini Arel'e duyurmak için yükselterek cevap verdi.

- Yüreğini yakıp kavuran bir aşkı var Kayra, çocuğu rahat bırak.

Arel cümlenin kendisi için kurulmuş olduğunu anlamayarak tavanı izlemeye devam ederken Kayra şaşkınlık ile sordu.

- Ne aşkı?

Marsel şeytani bir şekilde sırıtarak cevap verdi.

- Aden aşkı.

Arel duyduğu son cümle ile sohbetin öznesinin kendisi olduğunu anlayarak öfke ile haykırdı.

- Ne!

Marsel aldığı tepki ile kahkahalarla gülmeye başladı. Arel ile uğraşmak bu manastırda yapabileceği en eğlenceli hobiydi. Kayra dehşet dolu bakışlarını üst ranzadan sarkan Arel'e yönelterek sordu.

- O doğru mu söylüyor?

- Tabi ki de hayır dostum, uyduruyor.

Arel'in panik ile yaptığı savunma Kayra'nın kafasını iyice karıştırmıştı. Aden'le sürekli kavga ediyor olması zaten şüphe uyandırıcı bir durumken üstüne bir de Marsel'in imaları eklenmişti. Marsel kahkahalarını zar zor bastırdıktan sonra ima ile konuşmaya devam etti.

- Bu iftirayı kabul etmiyorum. Bugün sizi bizzat gözlerimle gördüm.

- Ne yapıyorlardı ki?

Kayra'nın kuşku dolu sorusu Marsel'i tekrar kahkahalara boğarken Arel gözlerini ardına kadar açarak konuştu.

- Saçmalama Kayra, düşündüğün gibi bir şey yok! Sadece konuşuyorduk.

- Burun buruna ne konuşuyorlardı bilmiyorum dostum.

Marsel pislik tavırları ile Arel'i daha çok sinirlendirerek devam etti.

- Ama inan bana o sohbetin içinde aşk, tutku, ihtiras ne ararsan vardı.

Kayra duydukları ile kaşlarını çatarak yönünü Arel'e çevirdi. Bir açıklama bekliyordu. Arel bu zamana kadar hissettiği her şeyi ona anlatmıştı ve bundan sonrada böyle olsun istiyordu. Eğer Aden ile arasında gerçekten bir şeyler varsa bunu öğrenen ilk kişi olmak istiyordu. Arel, Kayra'nın sorgu dolu bakışlarındaki imayı anlayarak gözlerini devirdi.

- Dostum sakın bana inandığını söyleme. Böyle bir şeyin olması mümkün değil. O kızdan nefret ediyorum.

Kayra bu mevzuyu daha fazla uzatmamak için sessiz kalırken Arel daha inandırıcı olmak adına devam etti.

- Hem Kazgan'la ilişkisi var, benim ikinci adam olacağımı düşünmüyorsun herhalde.

Kayra, Arel'in kibir kokan cümlesi ile gülmeye başlarken Marsel heyecan ile araya girdi.

- Sahi dostum size söylemeyi unuttum. Aden, Kazgan'ı on dört yaşından beri tanıyormuş.

- Ne!

Arel hayret ile haykırmıştı. Kazgan ve Aden arasındaki statü farkının oldukça farkındaydı ama bunun aşklarında bir engel olduğunu düşünmüyordu fakat öğrendiği bu yeni bilgi inanılır gibi değildi.

- Bugün Zeren'le sohbet ederken öğendim.

- Bizi ilgilendirmez.

Kayra her zaman ki gibi her şeyi kestirip atarak tuvalete gitmek için ayağa kalktı. Arel öğrendiği bu yeni bilgiyle hayal kırıklığı ile tekrar yatağına uzandı. Kafasında oturmayan bir şeyler vardı. On dört yaş daha çocuk sayılırdı. Bu kadar toy yaşlarda böylesine büyük bir aşk yaşamış olamazdı. Arel kafa karışıklığı içerisinde düşünmeye devam ederken Marsel, Kayra'nın tuvalete gitmiş olmasından istifade ederek ayağa kalktı. Arel'in yatağının dibine geldikten sonra sesini kimsenin duymaması için alçaltarak sordu.

- Sence Zeren'in nesi vardı?

- Aden söyledi ya işte dostum, psikolojisi bozukmuş.

Marsel, Arel'in umursamaz tavrı ile kısa bir süre düşündükten sonra tekrar konuştu.

- Bana pek inandırıcı gelmedi. Bence yalan söylüyor.

- Bilmem, bana pek yalan söylüyormuş gibi gelmedi.

Arel umursamaz bir şekilde tavanı izlemeye koyulurken Marsel umduğunu alamayarak tekrar yatağına oturdu. Arel'e duyduğu her şeyi anlatmak ve ondan fikir almak istiyordu ama söz konusu Arel olduğunda bu fikir kulağa aptalca geliyordu. Arel bütün bu olanları öğrendiğinde beş dakika bile beklemeden doğruca Aden'e gidip her şeyi açık açık sorabilirdi. Aden ise kendilerinden şüphelendiklerini anladığında Marsel ve Arel'i öldürebilirdi. Marsel kafasında kurduğu saçma sapan senaryolar ile tedirgin olurken en iyi şeyin sessiz kalmak olduğuna karar verdi. Duydukları hakkında kimseye bir şey söylemeyecekti. Fakat bu işin peşini de öyle kolay bırakmayacaktı.

Bölüm sonu

1 yorum