İçeriğe geç

FEDAİLER (Tutulma)

Bölüm 10 · 36 dk okuma

FEDAİLER (Tutulma)

Bölüm 10

Kazgan'ın Pişmanlığı

Marsel, arkadaşlarına Zeren'den öğrendiği kestirme yolda önden giderek yol gösteriyordu. Derin mağaranın ürkütücü yapısı ve huzursuz edici sessizliği artık onu korkutmuyordu. Kısa bir sürede önlerinde kalan az bir mesafeyi de kat ettikten sonra kasabaya açılan kapıya gelmişlerdi. Marsel zaman kaybetmeden kapıyı açtıktan sonra dışarı çıktı. Onun peşinden Arel'de zaman kaybetmeden kapıdan geçtikten sonra diğerleri de onları takip etti. Talya ve Marsel dışında herkes hayret ile kasabayı izliyordu. Buraya ilk defa geliyor oldukları her hallerinden belli oluyordu. Kasabanın tam ortasında dikilmiş kalabalığı ve kasabanın dingin ve bir o kadarda coşkulu havasını hissetmeye çalışıyorlardı. Kayra kasabanın sıcak ve samimi enerjisi ile huzur bulurken Arel ilgi ile insanları izliyordu. Birçoğu sıradan insan gibi görünüyordu. Sıradan kıyafetler ve sıradan hayat telaşları şehirde gördüğü insanlarınki ile aynıydı. Fakat kasabada adeta asker edası ile gezen bazı insanlarda vardı. Avcı giysilerini üzerlerine geçirmiş caddeleri kahkahalar ile arşınlıyorlardı. Arel onların kim olduğunu merak etmeden edemedi. Avcı olma ihtimalleri oldukça düşüktü. Genç ve toy görüntüleri bunun aksini söylüyordu. Fakat sıradan insanlara da benzemiyorlardı. Arel ilgi ile caddenin sonundaki dükkandan içeri giren gençleri izlerken merak ile sordu.

- Bunlar kim?

Talya duyduğu soru ile bakışlarını Arel'in baktığı yöne çevirdi. Kahkahalar eşliğinde dükkandan içeri giren topluluğu gördüğünde bakışlarını üzerlerinden çekmeden konuştu.

- İkinci sınıf öğrenciler. Bugün onlarında izin günü. Avcıların kafesine gidiyorlar.

- Avcıların kafesi mi? Her grubun kendine ait kafesi mi var?

Talya başını olumsuz anlamda iki yana sallayarak karşılık verdi.

- Hayır ama genelde arkadaş grupları aynı yere gittiği için mekanlar ayrışıyor. Yani avcılar ve muhafızlar aynı yerde ulular ve bilgeler aynı yerlerde takılıyor. O kafede de genelde avcılar oluyor. İsmini de buradan alıyor zaten.

Arel ilgi ile Talya'yı dinlerken Talya devam etti.

- Ama isteyen herkes gidebilir. Sadece avcılara özel değil anlayacağın.

Arel duyduğu cümle ile oldukça memnun olarak yönünü arkasında sohbet eden Kayra'ya ve Marsel'e çevirdi.

- Kulağa hoş geliyor biz de gidelim mi?

Kayra ve Marsel sohbetlerini hızla kesip yönlerini Arel'e çevirdiler. İkisi de neler olduğunu anlamadan şaşkın bakışlar ile Arel'i izlerken Karen neşe ile konuştu.

- Bana uyar. Neticede bir yere oturmamız lazım.

- Gidelim o zaman.

Arel aldığı destek ile oldukça memnun olarak ilerlemeye başladı. Talya ve Karen onu takip ederken Marsel ve Kayra neler olduğunu anlamadan peşlerine düştü. Kısa bir süre cadde boyunca ilerledikten sonra kafenin küçük kapısını açarak içeri girdiler. Oldukça küçük olan iki katlı kafenin içi bir hayli sıcak ve samimiydi. Kulakları dolduran kısık sesli müzik ortamı neşelendiriyordu. Küçük ve sık masalarda oturan öğrenciler neşe ile sohbet ederken garsonlar masalara sipariş götürüyordu. Arel kendisini mekanın güzelliğine kaptırmış bir şekilde ilerlerken diğerleri de onu takip etti. Ahşap zeminden çıkan gıcırtılar eşliğinde bir süre ilerledikten sonra en köşedeki küçük masaya oturdu. Cam kenarından caddede neler olduğunu izlerken bir yandan da kafenin içini rahatça inceleyebilecekti. Kayra ve diğerleri de hallerinden oldukça memnun bir şekilde yerlerini aldıktan sonra Marsel hayranlık ile konuştu.

- Burası harika. Dün Zeren'in beni götürdüğü yer mezarlık gibi bir yerdi.

Kayra ve Arel, Marsel'in yüzünü buruşturarak kurduğu cümleye gülmeden edememişti. Marsel onların tepkisi ile daha çok hararetlenerek konuşmaya devam etti.

- Gülmeyin dostum gerçekten doğru söylüyorum. Her taraf asık suratlı yaşlı adamlar ve kadınlarla doluydu. Herkes etrafta canlı cenaze gibi geziyordu.

Marsel cümlesinin ardından birinin onları dinlemediğinden emin olmak için etrafı kolaçan ettikten sonra sesini alçaltarak konuşmaya devam etti.

- Aramızda kalsın hepsi Belen gibi suratsız ve ihtiyardı.

Marsel'in cümlesi herkesi güldürürken Talya kahkahalarını bastırarak karşılık verdi.

- Aptal çocuk, Zeren seni ulular konseyinin kafesine götürmüş olmalı. Hepsinin Belen'e benzemesine şaşmamalısın.

- Olabilir ama bu o kafenin bir yaşayan ölüler mezarlığı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

- Siparişlerinizi alabilir miyim?

Marsel'in cümlesinin ardından hepsi bakışlarını masaya gelen garson kıza çevirdi. Kumral ve oldukça ufak tefek olan kız tebessüm ile cevap beklerken Arel çapkın bakışlar ve lakayt bir sesle cevap verdi.

- Biz buraya ilk kez geliyoruz. Birinin bize yardımcı olması iyi olur. Bize özel bir öneriniz var mı?

Arel'in rahatsız edici bakışları garson kızın utanmasına neden olurken Kayra, Arel'i ters bakışlarla izliyordu. Arel'in çapkınlığı sonsuza dek sürüp gideceğe benziyordu. Biran önce kendisine göre birini bulup diğerlerini rahat bırakmalıydı lakin Arel tek bir kişiye bağlı kalmak istemiyordu.

- İsterseniz menüyü inceleyin, karar vermeniz daha kolay olur.

Garson kız utangaç tavırlar ile elindeki menüleri masaya bırakırken Kayra, Arel'in rahatsız edici bakışlarını dağıtmak için hızla araya girdi.

- İyi fikir, karar verdiğimizde sizi bilgilendiririz.

Garson kız, Kayra'nın cümlesini başı ile onayladıktan sonra hızla masadan ayrıldı. Arel ifadesiz bakışlar ile etrafı izlemeye koyulurken Kayra öfke ile çıkıştı.

- Ne yaptığını sanıyorsun Arel? Herkese mavi boncuk dağıtamazsın!

Arel duyduğu cümle ile hayrete kapılarak karşılık verdi.

- Kimseye boncuk dağıttığım falan yok Kayra, onu nereden çıkarttın?

- Öyle mi biraz önceki tavırların neydi o zaman?

- Dostum hiç bilmediğim bir yerde haklı olarak yardım talep ettim. Bunun nesi yanlış? Garson kıza pul verdiğim falan yoktu.

Talya ve Karen, Arel'in cümlesi ile kendilerini tutamayarak gülerken Kayra gözlerini devirerek düzeltti.

- Pul değil boncuk.

- Her ne haltsa işte! O kızı etkilemeye çalışmadığımı bil yeterli.

- Nedense bana hiç öyle gelmedi dostum, yalan söylüyormuşsun gibi hissediyorum.

Marsel, Kayra'nın cümlesi ile bakışlarını elindeki menüden çekerek araya girdi.

- Ona haksızlık ediyorsun dostum yalan söylemiyor.

Arel parmağı ile Marsel'i göstererek Kayra'ya dinlemesini işaret ederken Marsel devam etti.

- O kızı gerçekten etkilemeye çalışsaydı bir tane yumruk yerdi. Biliyorsun bu konuda çok başarılı. Gerçekten doğruyu söylüyor.

Marsel'in alay dolu cümlesi masadaki herkesi güldürürken Arel ters bakışlarını yanında oturan Marsel'e çevirmişti. Bu yumruk meselesi canını zaten fazlası ile sıkmıyormuş gibi bir de Aden'den hoşlandığını ima etmesi onu sinirlendirmişti. Marsel gülmemek için kendisini zor tutarak menüyü incelemeye devam ederken Arel elini Marsel'in ensesine koyarak konuştu.

- Bu yumruk mevzusunu unutmak için kaç para istiyorsun dostum? Söyle bana! Tüm servetimi vermeye hazırım yeter ki unut.

Marsel, Arel'in kinayeli teklifi ile elindeki menüyü bırakarak neşe ile cevap verdi.

- Dostum önüme altından dağlar yığsan yine de unutmam.

Arel, aldığı cevap ile tek kaşını havaya kaldırdıktan sonra Marsel'i bertaraf etmek için son kozunu kullandı.

- Madem para işe yaramıyor o zaman seni hastaneye bir dahaki sefere Aden'le gönderelim.

Marsel dehşet ile Arel'i izlerken Arel halinden memnun bir şekilde devam etti.

- O zaman kesin unutursun.

- Şimdiden unuttum bile dostum.

Marsel cevabını munzur bir şekilde başını iki yana sallayarak vermişti. Arel kendisini daha fazla tutamayarak Marsel'i kafasından tutup kendisine çekerek saçlarını karıştırırken Talya meraklı bir sesle sordu.

- Sahi Aden'ler nerede acaba? Onları bugün hiç görmedim.

- Belki de gelmemişlerdir.

Kayra tekdüze bir sesle cevap verdikten sonra sessiz kalırken Arel hızla araya girerek konuştu.

- Aden gelecekti, büyük ihtimalle hepsi gelmiştir.

Arel'in menüyü inceleyerek kurduğu cümle ile herkes kuşku dolu bakışlarını ona yöneltti. Bu bilgiye nasıl ulaştığına anlam verememişlerdi. Kayra ortada bilmediği bazı şeylerin döndüğünü düşünerek ima ile sordu.

- Sen nereden biliyorsun Arel?

Arel duyduğu soru ile bakışlarını elindeki menüden çekip Kayra'ya çevirdiğinde anlam veremediği bakışlar ile karşılaştı. Gözlerini sırasıyla herkesin üzerinde gezdirdiğinde hepsinin kuşku ve merakla kendisini izlediğini gördü. Kayra ima dolu bakışlar ile cevap beklerken Arel nihayet neler olduğunu anlayarak karşılık verdi.

- Dostum izin kağıdını imzalarken gördüm. Hani dün nöbetçiydik ya! Düşündüğünüz gibi bir şey yok aklınızdakileri hemen silin.

Arel'in cümlesi ile herkes meraklı bakışlarını üzerinden çekmişti. Bu cevap herkes için tatmin edici olmuştu. Kayra ilk kez yalan söylemediğini düşünerek önüne dönerken Marsel mırıltı ile konuştu.

- İyi insan lafının üstüne demişler.

Marsel'in cümlesi ile herkes bakışlarını onun baktığı yere çevirdiğinde Aden ve diğerlerinin kapıdan içeri girdiğini gördüler.

- Ya da iti an çomağı hazırla.

Talya can sıkıntısı ile Marsel'in cümlesini düzeltirken Arel işaret parmağını Talya'ya doğrultarak konuştu.

- Bu daha yerinde bir tespit.

Aden adeta bir kibir abidesi gibi kafenin içinde ilerlerken masada oturan herkes gözlerini ona dikmişti. Bazıları korku ve huzursuz bakışlar atarken çoğu kişi onu beğeni ile izliyordu. Taycu, Aden ve Zeren'in arkasında cıvık hareketler ile ilerleyerek kızlara göz kırparken Aden kimseye aldırış etmeden ilerlemeye devam ediyordu. Masalardaki üst sınıf gençler yanlarından geçip giden Aden'e hayranlık dolu bakışlar atarken saçları asker traşlı iri bir öğrenci Aden'in önüne atlayarak yolunu kesti. Aden karşısına çıkan genç ile olduğu yerde kalıp sert bakışlarını gence yöneltirken iri öğrenci cıvık bir tavırla konuşmaya başladı.

- Bende kasabanın en güzel kızı nerede kaldı diyordum.

Aden bıkkın bakışlar ile iri genci izlerken genç konuşmaya devam etti.

- Nihayet geldin.

- Şu kıza yalakalık etmeleri beni çileden çıkartıyor.

Talya kıskançlık ile yüzünü buruşturarak konuşmuştu. Aden'le alakalı olan her konu onu sinirlendiriyordu. Arel soğuk ve keskin bakışlar ile Aden ile karşısındaki gence bakmaya devam ederken Karen omuzlarını silkerek karşılık verdi.

- Neden yalakalık olsun ki? Aden çok güzel bir kız, her erkeğin beğeneceği kadar güzel.

- Katılıyorum, zorba ve acımasız ama bunlar güzelliğine engel değil.

Marsel, Karen'in cümlesini desteklerken Arel çatık kaşlar ile Aden'i izlemeye devam etti. Umursamaz bakışlarını ve dik duruşunu bozmadan iri gencin karşısında dikiliyordu. Bunca zaman aklından hiç geçirmediği bir düşünce zihninde bir anda belirdi. Gerçekten de Aden kadar güzel bir kızın kimseyle neden ilgilenmediğini merak etmişti. Kazgan ile arasındaki bağ gerçekten de bu kadar kuvvetli miydi merak ediyordu. Birbirlerini bu kadar çok seviyor olmaları kulağa garip geliyordu. Arel zihnine doluşan düşünceler yüzünden kendisini huzursuz hissetmişti. Kazgan ve Aden'in arasında neler olduğunu merak ediyordu lakin içindeki huzursuzluğa anlam veremiyordu. Umurunda dahi olmaması gereken bir hususla neden bu kadar ilgilendiğini anlayamıyordu.

- Cıvıklığın lüzumu yok Kula, ne istiyorsan kısa kes?

Aden sert ve soğuk bir sesle sormuştu sorusunu. Kula'nın lakayt halleri canına tak etmişti. Yeteri kadar derdi yokmuş gibi bir de Kula ile uğraşmak canını sıkıyordu. Kula aldığı sert tepkiye alışmış olmanın verdiği yüzsüzlük ile karşılık verdi.

- Seni istiyorum Aden ama isteklerim bir türlü olmuyor. Keşke manastırda seninle aynı dönemde bulunsaydım. O zaman daha yakın olabilirdik.

Aden, Kula'nın cümlesi ile gözlerini devirmeden edememişti. İstenmediğini bildiği halde bu kadar yüzsüz olmasına anlam veremiyordu. Bu çocukta gurur denen duygudan zerre kadar olmadığına emindi. Kula, Aden'in rahatsız olmasına aldırış etmeden cıvık tavırlarını ve konuşmasını sürdürmeye devam etti.

- Hoş, Kazgan manastırdayken sana yaklaşmak epey zor olurdu ama yine de isterdim.

Aden duyduğu cümle ile sert bakışlarını Kula'nın üzerine çevirdi. Kazgan'ın adını duymaya bile tahammülü yokken Kula konuyu herkesin ortasında açmıştı. Zeren, Aden'in olay çıkartmamasını umarak kuşku dolu bakışlar ile onu izlerken Aden tüm kafenin gözlerinin üzerinde olmasına aldırış etmeden Kula'ya doğru bir adım atarak karşılık verdi.

- Bir daha sakın Kazgan'ın adını ağzına alma. Aksi takdirde o iri bedeninde kırılmadık kemik bırakmam.

Aden tehdit dolu cümlesinin ardından sert bakışlarını Kula'dan çekerek kafenin barına doğru ilerledi. Zeren ve Taycu vakit kaybetmeden peşinden ilerlerken Talya suratını asarak yönünü diğerlerine çevirdi.

- Bu aşk hikâyesi doğru galiba.

- Hangisi?

Marsel, Talya'nın neyi kast ettiğini anlayamayarak sormuştu. Talya omuzlarını hüzün ile daha çok çökerttikten sonra keder dolu bir sesle karşılık verdi.

- Kazgan ve Aden arasındaki aşkı kast ediyorum. Baksana herkesin dilinde.

Arel duydukları ile çene kaslarını sıkarken Marsel heyecan ile konuştu.

- Ben size demiştim. Bakın tüm kasaba bunu konuşuyor.

Talya aldığı cevap ile daha çok hüzünlenmişti. Kazgan, onun için zaten oldukça imkansızdı ama arada Aden'in olması işleri daha acı verici bir hale sokuyordu. Karen, Talya'ya kısa bir bakış attığında güzel geçen bir günün onun adına berbat bir hale geldiğini anlamıştı. Bu konu hakkında konuşmanın onu daha çok üzeceğini bildiği için konuyu değiştirmeye karar verdi.

- Telefon kulübesine gideceğim Talya, ailemle konuşmak için benimle gelmek ister misin?

- Ben gelirim. Benimde annemi aramam gerekiyor.

Marsel, Talya'ya sorulan soruya ondan önce atlayarak karşılık vermişti. Karen, onu başı ile onayladıktan sonra sorgu dolu bakışlarını Talya'ya çevirdi. Talya keder ve hüzün ile başını iki yana sallayarak cevap verdi.

- Ben burada kalsam daha iyi olur Karen, tatlı bir şeyler yiyip içmek istiyorum.

- Peki, sen bilirsin.

Karen cümlesinin ardından bakışlarını diğerlerine çevirerek devam etti.

- Biz birazdan döneriz. Hadi Marsel gidelim.

Kayra, Karen'in cümlesini başı ile onayladıktan sonra Marsel oturduğu yerden kalkarak Karen'in peşinden ilerlemeye başladı. Karen ve Marsel bir süre kasabanın caddelerini adımlayarak ilerledikten sonra ileride bir telefon kulübesi gördüler. Cam fanusun içinde neredeyse milattan önceden kalma bir telefon duruyordu. Oldukça otantik bir yapısı olan kulübeye önce Marsel girdi. Karen dışarıda onu sabır ile beklerken Marsel konuşmasını oldukça kısa keserek yerini Karen'e bıraktı. Karen neşe ve mutluluk içerisinde önce annesiyle ardından ise babasıyla uzun uzun konuştu. Marsel beklemekten ağaç olmuş bir vaziyette bıkkın nefesler verirken Karen konuşmasını bitirmek üzereydi.

- Merak etme anne, kendime çok dikkat ediyorum. Zaten burası oldukça güvenli bir yer. Merak etmene gerek yok. Sizi çok seviyorum kendinize çok iyi bakın.

Marsel sabırsızlık ile Karen'in telefonu kapatmasını beklerken iki kolunda birden hissettiği baskı ile afallamıştı. İki iri erkek bir anda kollarına girip onu yaka paça sürüklemeye başladığında dehşet ile konuştu.

- Siz kimsiniz? Bırakın beni?

Adamlar ona aldırış etmeden sürüklemeye devam ederken Marsel gür bir sesle haykırdı.

- Karen, yardım et!

Karen tam telefonu kapatırken işittiği ses ile yönünü hızla Marsel'e çevirdi. Marsel korku ile çırpınıyor ve onu sürüklemeye çalışan adamlardan kurtulmaya çalışıyordu. Karen gördüğü manzara ile dehşete kapılarak telefon kulübesinden dışarı fırladı. Marsel'e yardım etmek için bir adım attığında boğazında hissettiği el ile sırtı telefon kulübesine yaslandı. Acı ile inleyip gözlerini sımsıkı kapatırken boğazını sıkan kısa saçlı iri kadın tehditkar bir sesle konuştu.

- Aspar, seni de alsın istemiyorsan sessiz kal çırpı bacak.

Kadın sert tehdidinin ardından Karen'in boğazını bırakarak diğerlerinin peşinden ilerlemeye başladı. Karen deli gibi acıyan boynu ve zar zor alabildiği nefes ile olduğu yere yığılırken Marsel uzaktan gelen bir ses ile son kez haykırdı.

- Karen ne olur yardım et!

Karen gözyaşları ile zar zor ayağa kalktıktan sonra ne yapacağına karar veremeyerek olduğu yerde kaldı. Marsel'e yardım etmek istiyordu lakin saldırganlar üç kişiydi. Karen'in elinden hiçbir şey gelmezdi. Mantıklı davranmalıydı ve mantığı ona biran önce manastıra ulaşıp Toman'a ya da Kazgan'a olanları anlatması gerektiğini söylüyordu. Karen gözünün önünde kaybolup giden Marsel'e son bir bakış attıktan sonra arkasını dönerek var gücü ile koşmaya başladı. İçinden Marsel'e bir şey olmamasını temenni ederek son gücü ile koşmaya devam etti.

⚔️⚔️⚔️

Talya ve Kayra kahvelerini içerek sohbet ederken Arel gözlerini kafenin bar kısmında oturan Aden'e dikmişti. Aden'e sataşmak onun için artık bir rutin haline gelmişti ve bugün ona hiç sataşmamıştı. Kayra'nın engel olacağını ve bitmek tükenmek bilmeyen nutuklar çekeceğini bildiği için ona açıklama gereği duymadan hızla masadan kalkarak Aden'in yanına doğru ilerlemeye başladı.

- Nereye?

Kayra şaşkın bakışlar ile sorduğu sorusuna cevap alamamıştı. Hayret ile Arel'in nereye gittiğini izlerken Aden'in yanına oturduğunu gördüğünde öfke ile dişlerini sıktı. Bu çocuk gerçekten de iflah olmuyordu. Aden ile arasındaki gerilim dolu ilişki ona zarar veriyordu fakat o bunu görmezden gelecek kadar aptaldı. Talya gördüğü manzara ile endişe dolu bakışlarını hızla Kayra'ya çevirdi.

- Başını yine belaya sokacak Kayra.

Kayra başını keder ile iki yana salladıktan sonra ayağa kalkarak cevap verdi.

- Beni asla dinlemez, en iyi yöntem yanına giderek onu kontrol altında tutmak.

Kayra cümlesinin ardından Arel'in yanına doğru ilerlerken Talya'da zaman kaybetmeden peşinden gitti. Sessiz bir şekilde Arel'in yanında yerlerini aldıktan sonra gerginlik dolu bir bekleyişle diğerlerini dinlemeye koyuldular.

- Bakıyorum da hayran kitlen oldukça kalabalık kızıl şeytan.

Aden kulağının dibinde duyduğu ses ile gözlerini devirmişti. Arel'i bugün hiç görmemiş olmanın mutluluğu bir anda yok olup gitmişti. Aden bezgin bir tavır ile elindeki kahve bardağıyla oynarken Arel alay dolu bir sesle devam etti.

- Fakat hepsi ezik ve zavallı insanlar. Senin adına üzüldüm.

Aden duyduğu alaya aşağılayıcı bir sesle güldükten sonra bakışlarını sol tarafında oturan Arel'e yöneltti.

- Maalesef öyle sert çocuk. Hatta en ezikleri tam solumda oturuyor ve bütün gün dibimden ayrılmıyor. Ben de bazen bana çok üzülüyorum.

Aden cümlesinin ardından önüne dönüp kahvesinden bir yudum alırken Arel kinayeli bir şekilde güldü. Aden'in her şeye verecek bir cevabının olması onu zorluyordu. Zorlamaktan da öte onu sinirlendiriyordu fakat bugün sataşan kendisiydi. Bu yüzden öfkesini kontrol altında tutmalıydı.

- Öyle mi dersin? Bence arkamızdaki çam yarması benden daha zavallı durumda.

Aden duyduğu cümle ile bakışlarını arka tarafına çevirdiğinde Kula'nın ilgi ile kendilerini izlediğini gördü. Bakışlarındaki sertlik ve öfke Kula'da hiç görmediği kadar yoğundu. Aden maruz kaldığı bakışlara aldırış etmeden yönünü tekrar Arel'e çevirerek sordu.

- Kula'yı mı kast ediyorsun?

- Şu önüne atlayan saz aşığını kast ediyorum, adı her ne haltsa!

Aden, Arel'in cümlesi ile kısık bir sesle gülmeye başladı. Arel'in kıskançlığı gözlerinden okunuyordu. Hal ve hareketleri bunun aksini söylüyor olsa da Kula'nın hareketleri onu öfkelendirmişti. Aden, onun Kula'yı neden kıskandığına anlam verememişti fakat kıskanç Arel onu güldürmeye yetmişti. Arel şaşkın bakışlar ile Aden'i izlerken Aden gülüşünü bastırdıktan sonra kaşlarını havaya kaldırarak cevap verdi.

- Senin zavallı dediğin adam, geçen yılın manastır birincisi. Kendi jenerasyonunun en iyisi.

Arel çatık kaşlar ile kısa bir süre Kula'yı izledikten sonra bakışlarını tekrar Aden'e çevirdi.

- Seni cebinden çıkartır anlayacağın. Sataşmasan iyi edersin.

Arel duyduğu her cümlede biraz daha bozuluyordu. Sinirini bozan Aden'in kendisiyle dalga geçmesi değil Kazgan'dan sonra Kula'nın da başarılı bir kariyeri olduğunu öğrenmesiydi. Onların yanında sebepsizce kendisini güçsüz ve zavallı hissediyordu. Aden umursamaz tavırlar ile kahvesini içmeye devam ederken hızla kendisini savunmaya geçti.

- Bende seçilmiş kan olsam ve çocukluğumdan beri eğitim alsam öyle olurdum kızıl şeytan. Bunun övünülecek bir yanı yok.

- İstesen de onun gibi olamazdın sert çocuk.

Arel, Aden'in kinayeli cümlesi ile kaşlarını çatarak sordu.

- Nedenmiş o?

Aden duymayı beklediği soru ile yönünü tamamen Arel'e çevirerek kibirle karşılık verdi.

- Çünkü senin jenerasyonunda ben varım. Benim olduğum yerde sen ancak manastırın ikincisi olabilirsin.

Arel, Aden'in büyük bir özgüven içerisinde gözlerinin içine bakarak verdiği cevap ile sıcak bir tebessüm etti. Eğer bir başkası karşısında böyle konuşuyor olsa ona tiksinti ile bakardı fakat söz konusu Aden olduğunda bu kibir hoşuna gidiyordu. Her ne kadar kibirden nefret ediyor olsa da Aden'e yakıştığını biliyordu. Aden ima ile gözlerinin içine bakmaya devam ederek cevap beklerken kafenin kapısı bir anda ardına kadar açıldı. Kafedeki herkes rahatsızlık ile içeri koşarak ve ağlayarak giren Karen'e ters bakışlar attıktan sonra önüne dönerken Karen hızla Kayra ve Arel'in önünde durdu. Kayra, Karen'in ağladığını gördüğünde dehşet ile ayağa kalkarak sordu.

- Karen ne oldu? Neyin var?

Talya ve Arel'de endişe ile ayağa kalkarak Karen'in konuşmasını beklerken Karen nefesini düzene koyarak panik ile konuştu.

- Onu götürdüler Kayra, hiçbir şey yapamadım.

- Kimi götürdüler? Marsel nerede?

Arel'in, Karen'i omuzlarından tutarak sorduğu soru ile Aden ve diğerleri merak dolu bakışlarını Karen'e çevirdi. Herkes ondan bir cevap bekliyordu. Karen kesik çıkan nefeslerini zar zor dizginleyerek anlatmaya başladı.

- Üç kişiydiler, Marsel'i götürdüler. Ben hiçbir şey yapamadım.

Karen cümlesinin ardından hıçkırıklar ile ağlayarak Kayra'nın göğsüne yaslanırken Arel sert bakışlarını Aden'e çevirdi.

- Bunu kim yapmış olabilir?

Aden duyduğu soru ile kısa bir süre düşündükten sonra yönünü Karen'e çevirdi.

- Üç kişi demiştin, tipleri neye benziyordu?

Karen başını Kayra'nın göğsünden kaldırdıktan sonra gözyaşlarını silerek cevap verdi.

- İkisi erkekti biri kadın. Kadının saçları kısaydı ve oldukça iriydi. Marsel'i kurtarmak istediğimde boğazımı sıkıp beni tehdit etti.

- Ne dedi?

Aden'in ifadesiz bir şekilde sorduğu sorunun ardından herkes bakışlarını tekrar Karen'e çevirdi.

- Eğer sessiz kalmazsam Aspar beni de alırmış, öyle söyledi.

Karen'in cevabı ile Aden başını aşağı yukarı sallarken Zeren donuk bir yüz ifadesi ile konuştu.

- Ona, binalarına dik dik bakmaması gerektiğini söylemiştim.

- Kimin binasına? Ne dönüyor burada?

Arel daha fazla dayanamayarak öfke ile haykırdı. Zeren'in ve diğerlerinin bir şeyler bildiği açıktı lakin kimse onlara bir şey anlatmıyordu. Taycu oturduğu yerden kalkıp Aden ve Zeren'in önüne geldikten sonra kısık bir sesle konuşmaya başladı.

- Kurt adamların binası. Aspar kurt adamların lideri. Arkadaşınızı onlar kaçırmış olmalı.

Karen ve Talya korku ile Taycu'yu dinlerken Kayra şaşkınlık ile sordu.

- Kurt adamlar topluluktan değil mi? Neden manastırın öğrencisini kaçırıyorlar?

- Aspar biraz başına buyruktur. Canı eğlenmek istediğinde böyle şeyler yapar.

- Marsel'e zarar verirler mi?

Karen, Aden'in cümlesi ile sesinin titremesini durdurarak sormuştu. Aden onun bitkin haline acıyarak baktıktan sonra telkin verici bir sesle karşılık verdi.

- Öldürmezler merak etme. İşleri bitince bırakırlar.

- Ne zaman bırakacakları belli olmaz Aden, eğer Marsel saatinde manastırda olmazsa topluluktan atılır.

Zeren'in cümlesi ile hepsi dehşet dolu bakışlarını Aden'e çevirmişti. Marsel'in topluluktan atılacağına dair bilgiyi hiçbirine vermemişti.

- Buna izin veremem, nerede bunların inleri!

- Sakin ol Arel.

Arel öfke ile haykırırken Kayra onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Yine öfke ile hareket etmesine müsaade edemezdi. Aden, Arel'in yüzüne birkaç saniye ifadesiz bir şekilde baktıktan sonra konuşmaya başladı.

- İnlerine giremezsin sert çocuk, girsen de bir şey yapamazsın. Seni anında derdest ederler.

- Burada durup Marsel'in okuldan atılmasını bekleyemem. Binaları nerede söyleyin.

Arel öfke ile ısrar etmeye devam ediyordu. Marsel'i orada yalnız bırakmaya içi el vermiyordu. Aden birkaç saniye Arel'i baştan aşağı süzdükten sonra cevap verdi.

- Manastıra gidip Kazgan'a haber verin. Gerisini o halleder.

- Bu daha mantıklı bir çözüm.

Kayra, Aden'in fikrini desteklerken Zeren bakışlarını Aden'e çevirerek araya girdi.

- Kazgan gidene kadar canını fena bir şekilde yakarlar Aden.

Kayra duyduğu cümle ile yüzünü dehşet ile buruştururken Karen tekrar ağlamaya başlamıştı. Zeren, onun hıçkırıklarına aldırış etmeden konuşmaya devam etti.

- Onu, sen gidip alamaz mısın?

Zeren'in sorusu ile hepsi umut dolu bakışlarını Aden'e çevirmişti. Aden, Zeren'e ima dolu gözler ile bakarak cevap verdi.

- İnlerine girmeme izin vermezler Zeren, bunu çok iyi biliyorsun.

- İzin vermek zorundalar Aden sen Kazgan'ın...

Zeren cümlesini bitirmek üzereyken kırmak üzere olduğu potu fark ederek hızla sustu. Aden, Zeren'e öfke dolu gözlerle bakarken Arel kuşku dolu bakışlar ile Aden'i izliyordu. Biraz önce Zeren ağzından merak ettiği tüm gerçekleri kaçırmak üzereydi. Kazgan ve Aden arasındaki bağ az kalsın tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilecekti. Zeren korku ile dudaklarını birbirine bastırdıktan sonra cümlesini baştan kurdu.

- Seni içeri almaktan başka şansları yok Aden, Kazgan'ın öğrencisini alıkoyamazlar. Eğer sen gidersen Marsel'i geri verirler.

Herkes umut ile Aden'e bakıyordu. Arel ve Kayra bu topluluk için oldukça acemiydiler. Bu yüzden kurt ininde ne gibi bir karşılama ile karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. Aden'in yanlarında olması herkes için daha mantıklı bir çözüm yoluydu. Aden itiraz etmek için konuşmaya hazırlanırken Karen sulu gözler ile konuştu.

- Lütfen Aden, Marsel'i orada bırakamayız. Eğitimi bile tamamlanmadı.

Aden cümlelerinin ağzına tıkılması ile sıkıntı dolu bir nefes bıraktıktan sonra ters bakışlarını yanında duran Zeren'e çevirdi. Bu belayı başına o açmıştı ve birazdan başına gelecek her şey onun yüzünden olacaktı.

***

Aspar izbe binanın geniş ve soğuk salonunda oturmuş yemek yiyordu. Marsel ile eğlenmeye henüz başlamamıştı. Binanın oldukça yüksek olan tavanı adeta bir şatoyu andırıyordu. Yükseldikçe çoğalan balkonlar binanın birkaç kattan fazla olduğunu kanıtlıyordu. Aspar soğuk ve ıssız binada eğlencesine başlamak için yemeğini hızla yemeye devam ederken adamlarından biri yanına geldi.

- Aden geldi Aspar, seninle konuşmak istiyormuş.

Adamının cümlesi ile bakışlarını ona yöneltti. Aden'in buraya gelmesi garipti. Sıradan bir öğrenci için bu riski göze almış olamazdı. Bu durumda geriye tek bir seçenek kalıyordu onu buraya Kazgan göndermişti. Aspar memnuniyetsiz bir şekilde oturduğu masadan kalkıp geniş salonun ortasına geldikten sonra yankılı bir sesle cevap verdi.

- Gelsin.

Cevap bekleyen adam hızla dış kapıya yönelirken Aspar huzursuz bir şekilde yüzündeki yarayı okşadı. Aden'i bu binaya asla sokmazdı lakin işin ucunda Kazgan'ın olması elini kolunu bağlamıştı. Kısa bir bekleyişin ardından dış kapı yine açılmış ve Aden'in ince silueti salonda belirmişti. Aspar nefret dolu bakışlar ile Aden'i izlerken arkasında gördüğü altı öğrenci ile afallamıştı. Kazgan işini halletmek için sadece bir öğrenci gönderirdi ve bu genellikle üst sınıflardan olurdu. Aden'i ayak işlerinde kullanıyor olması zaten başlı başına garipken bir de yanında bir sürü öğrenci göndermiş olması oldukça tuhaftı. Bu işin alıkoydukları öğrenci ile bir alakasının olmadığını düşünmeye başlamıştı. Aden dik bir duruş ve sert adımlar ile ilerleyip Aspar'ın tam karşısında durduğunda diğerleri de yanında yerini almıştı. Karen ve Talya korku dolu gözler ile izbe binanın içini ve kendilerini izleyen yüzlerce kurt adamı izlerken Aspar sert bir sesle konuştu.

- Sana buraya adım atmaman gerektiğini söylemiştim Aden. Senin burada yerin yok.

Aspar'ın sesi geniş ve yüksek salonda yankılanırken Arel çatık kaşlar ile düşünmeye başladı. Kafede Aden'in, Zeren'e söylediklerinin ardından şimdide Aspar'ın bu cümlesi kafasını karıştırmıştı. Bu binaya girmeme kuralı Aden'e özgü gibi görünüyordu. Fakat nedenini bir türlü anlayamıyordu. Aden'in, Kazgan ile arasındaki bağ düşünülürse buraya elini kolunu sallayarak girip çıkıyor olması gerekirdi. Arel kafa karışıklığı ile zihnindeki düşüncelere odaklanırken Aden düz bir sesle cevap verdi.

- Ben de çok meraklı değilim senin çirkin suratını görmeye Aspar.

Aspar'ın eli hızla yüzünün yarısını kaplayan yanık izine gitti. Aden yarasının nerede olduğunu çok iyi biliyordu ve inatla yarasını deşiyordu. Yüzündeki kötü hatırayı anımsamak Aspar'ın öfkesini kabartırken Aden konuşmasına devam etti.

- Elinizdeki öğrenciyi almak için geldim. Fazla zamanım yok o yüzden zorluk çıkarmadan versen iyi edersin.

- Seni, Kazgan mı gönderdi?

Aspar'ın sesi titremişti. Kazgan'ın adını anmak bile ruhunun daralmasına sebep oluyordu. Aden bu soruya evet cevabını vererek bu işten kolaylıkla kurtulabilirdi fakat Kazgan'ın adını kullanmak istemiyordu. Kimsenin onunla arasındaki bağın yeniden düzeldiğini düşünmesini istemiyordu.

- Hayır, Kazgan'ın hiçbir şeyden haberi yok. Eğer öğrenciyi sorunsuz bir şekilde teslim ederseniz olmayacak da.

Salon git gide daha çok kalabalıklaşırken Aspar kibirli ve sinir bozucu bir sesle güldü. Kazgan'ın hiçbir şeyden haberinin olmaması içini rahatlatmıştı fakat bunu fark etmelerine izin veremezdi. Marsel'i kaçıran üç kişi Aspar'ın arkasında yerini alırken Aspar sinir bozucu bir sesle konuştu.

- Madem seni Kazgan göndermedi o zaman hangi sıfatla buraya gelip bana emir veriyorsun Aden?

- Benim sıfatımın ne olduğunu çok iyi biliyorsun, doğduğumdan beri bu topluluğun bir üyesiyim ama senin için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim Aspar.

Aspar'ın yüzü duyduğu cümle ile hızla asılmıştı. Aden inatla yaralarını deşiyor ve onu kontrolden çıkartmak için elinden geleni yapıyordu. Kayra ve Arel tedirgin bir şekilde konuşmaları dinlemeye devam ederken Aden yüzüne aşağılayıcı bir tebessüm yerleştirerek devam etti.

- Gök tarafından seçilmeyen biri için sesin fazla yüksek çıkıyor. Unutma sen kontrolden çıkmış bir kurt adamın ısırdığı zavallı birisin sadece. Göğün seçmeye bile layık görmediği sıradan biri.

Aspar duyduğu cümlelere daha fazla dayanamayarak Aden'in üzerine atılırken yanında bekleyen kadın onu hızla durdurarak konuştu.

- Sakın yapma Aspar! Ona dokunursan Kazgan seni öldürür.

Aden nefret dolu bakışlarını Belgu'ya çevirdi. Belgu gök tarafından seçilmiş bir aileye mensup akıllı bir kadındı. Ömrünü bu topluluk için feda etmiş zeki bir kadın. Aspar, Belgu'nun cümlesi ile olduğu yerde kalırken Aden tekrar konuştu.

- Belgu'yu dinlesen iyi edersin. Bu işi daha fazla uzatmadan ver öğrenciyi.

Aspar aldığı tehditlere boyun eğmek istemiyordu. O bir liderdi ve daha yeni yetme bir öğrenciden emir alacak değildi. Belgu umut ile Aspar'ın öğrenciyi vermesini beklerken Aspar, onun tüm umutlarını yıktı.

- Canım uzatmak istiyor Aden. Başkası olsa belki ricasını kabul edebilirdim ama senin emirlerine boyun eğecek değilim.

Aden duyduğu cümle ile kibirle gülümsedikten sonra soğuk bir sesle karşılık verdi.

- Zor yolu seçmemeni öneririm Aspar. Yanındaki üç kişi dışında kimse bana karşı koymaz ve sen de çok iyi biliyorsun ki dördünüzün bana karşı hiç şansı yok.

Taycu meselenin git gide kızışıyor olmasından dolayı memnuniyet ile gülümserken Arel hayret ile Aden'i izliyordu. Bu özgüvenin kaynağı nereden geliyordu merak ediyordu. Aspar aldığı tehdit ile birkaç adım atarak Aden'in tam karşısında dikildikten sonra tiksinti ile konuştu.

- Açıklama yapmana gerek yok melez. Damarlarındaki kanın pis kokusu zaten ciğerlerimi çürütüyor.

Aden'in çenesi duyduğu cümle ile kasılırken Zeren korku dolu bakışlarını Aden'e çevirmişti. Duymaktan en çok nefret ettiği kelimeyi duymak onu çileden çıkartabilirdi. Üstelik Aden'i buraya zorlayarak getiren kişi kendisiydi. Herkesten çok sevdiği arkadaşının başına bela açmış olmak vicdan azabını körüklerken Arel kuşku dolu bakışlarını Aden'e çevirdi. Annesinin ve babasının topluluk üyesi olduğunu ve onun bir seçilmiş kan olduğunu biliyordu fakat bu melez kelimesinin nereden çıktığına bir türlü anlam veremiyordu. Aden'in bozulmuş olduğu bariz bir şekilde görünüyordu. Damarlarında akan kanın kime ait olduğu kafasını kurcalamaya devam ederken Aden dişlerini sıkarak konuştu.

- Son kez söylüyorum Aspar, öğrenciyi serbest bırak. Yoksa bu işin sonu tahmin edemeyeceğiniz kadar trajik olur.

Belgu korku dolu gözler ile Aspar'a bakarken Aspar'ın diğer yanında dikilen ve Karen'i tehdit eden kısa saçlı kadın alay ile konuştu.

- Ne kadar trajik olur, annenin ki kadar mı?

Arel ve diğerleri duydukları cümleye anlam veremezken Zeren ve Taycu dehşet dolu bakışlarını Aden'e çevirmişlerdi. Bam teline dokunan bu cümle dağladığı bütün yaralarını kanatmak için yeterliydi. Belgu acı bir şekilde gözlerini kapatıp dudaklarını birbirine bastırırken Aden yumruğunu sert bir şekilde kısa saçlı kadının yüzüne indirdi. Kimse neler olduğunu anlayamadan parmaklarını kısa saçlarının arasından geçirip kadının kafasını kendine çektikten sonra yüzünün tam ortasına sert bir diz darbesi indirdi. Zeren ve Arel, Aden'i kollarından yakalayıp durdurmaya çalışırken Aspar'ın iki adamı, kanlar içinde yere yığılan kısa saçlı kadını yerden kaldırarak sürüklemeye başladılar. Bilincini kaybetmiş bir şekilde adeta bir çuval gibi yerde kan izleri bırakarak sürüklenirken Aden öfke dolu bakışlarını Belgu'ya çevirdi.

- Sen zeki bir kadınsın Belgu, gök tarafından seçilmiş bir öğrenciyi alıkoymanın cezasını çok iyi bilirsin. Üstelik bu öğrenci Kazgan'ın öğrencisiyse.

Belgu maruz kaldığı tehdit ile daha çok tedirgin olarak bakışlarını Aspar'a çevirdi.

- Ver gitsin Aspar, Kazgan'ı başımıza bela etme.

Aspar yenilmiş olmanın verdiği öfke ile sert bakışlarını Aden'in gözlerinde gezdirirken Aden son kez konuştu.

- Kendine bir iyilik yap ve Belgu'yu dinle Aspar. Öğrenciyi ben teslim almazsam Kazgan nasıl alacağını çok iyi bilir.

Aden cümlesinin ardından parmağı ile Aspar'ın yüzünü işaret ederek konuşmaya devam etti.

- Eğer Kazgan yüzünün diğer yarısına da bir şaheser bıraksın istemiyorsan öğrenciyi vermekten başka şansın yok.

Aspar keder ve öfke ile elini yüzüne attı. Hissettiği derin yanık izleri engebeli bir arazi gibi yüzünde iniş çıkışlar meydana getiriyordu. Belgu umut ile Aspar'ın doğru bir karar vermesini umarken Kayra ve diğerleri dehşet ile Aspar'ın yüzündeki yara izine bakıyorlardı. Bu yaranın şeytanlar tarafından bırakıldığını düşünmüşlerdi lakin yanılmışlardı. Bu yara bizzat Kazgan tarafından bırakılmıştı. Aspar elinden hiçbir şey gelmeyeceğini anladığında yanındaki adamına başı ile işaret verdi. Adam aldığı komut ile hızla binanın içinde gözden kaybolduktan bir süre sonra Marsel'i ileri savurarak tekrar salona döndü. Karen ve Talya rahat bir nefes alarak yanlarına gelen Marsel'e sarılırken Aspar bakışlarını Aden'e çevirerek konuştu.

- Senin o pis kanını buraya akıtırdım Aden fakat Kazgan'a karşı gelemem ama bir dahaki sefere Kazgan'ın sana olan zaafı umurumda bile olmaz. Sakın bir daha buraya geleyim deme.

Aden, Aspar'ın tehdidini boş bakışlar ile dinledikten sonra kısık bir sesle cevap verdi.

- Denerim.

Cevabının ardından kimseye bakmadan binadan ayrıldı. Bu tavrı Arel'i oldukça şaşırtmıştı. Biraz önce esip gürleyen Aden şimdi kuyruğunu kıstırmış binayı terk ediyordu. Annesi hakkında söylenenler onda derin yaralar açmış gibi görünüyordu. Arel her geçen gün yeni şeyler öğreniyordu fakat hepsi eksikti. Aden'in geçmişinde manastırdan daha çok gizem saklı gibi görünüyordu. Bunları er ya da geç öğrenmeyi aklının bir köşesine yazdıktan sonra diğerlerinin peşinden giderek binadan ayrıldı.

- Özür dilerim Marsel, elimden hiçbir şey gelmedi.

Karen, binanın dışına çıkar çıkmaz hüzün ile konuşmaya başlamıştı. Halâ kendisini suçlu hissediyordu. Marsel yüzündeki korku ve pişmanlığı fark ettiğinde onu sakinleştirmek için omuzundan tutup kendisine yasladıktan sonra neşeli bir sesle cevap verdi.

- Dert etme Karen, sen yapabileceğin en doğru şeyi yaptın. Baksana Kazgan tehdidi bile beni ellerinden zor aldı.

Karen sulu gözler ile gülümserken Kayra ciddiyet ile sordu.

- İyisin değil mi Marsel? Sana bir şey yaptılar mı?

- Tam zamanında geldiniz Kayra, ucuz yırttım.

Marsel'in şebek tavırları hepsini güldürürken Belgu yanlarında belirdi.

- Seninle konuşabilir miyiz Aden?

Aden yönünü Belgu'ya çevirdikten sonra sorgu dolu bakışlarını üzerine dikti. Belgu sorusuna evet cevabını aldığını anlayarak hızla konuşmaya başladı.

- İçeride olanlar için özür dilerim.

- Senin bir suçun yok Belgu, sen neden özür diliyorsun?

Aden'in soğuk sesi Belgu'yu tedirgin ederken korku ve endişe ile cevap verdi.

- Aspar umurumda bile değil Aden ama toplumumu önemsiyorum. Burada olanlar aramızda kalabilir mi?

Aden, Belgu'yu baştan aşağı süzdükten sonra başını aşağı yukarı sallayarak karşılık verdi.

- Korkma Kazgan'a bir şey söylemem. Fakat olanları kendisi öğrenirse elimden bir şey gelmez.

- Biliyorum, yine de teşekkür ederim.

Aden, Belgu'nun teşekkürüne başı ile onay verdikten sonra arkasını dönerek ilerlemeye başladı. Taycu ve Zeren hızla onu takip ederken diğerleri de zaman kaybetmeden manastırın yolunu tuttu.

🛡🛡🛡

Kazgan öğrenci yatakhanesine giden basamakların başında dikilmiş Aden'i bekliyordu. Aden'in kurt inine gittiğini öğrenmişti. Yıllar sonra oraya tekrar neden gittiğine anlam verememiş ve başına bir şey gelmiş olmasından endişelenmişti. Sabırsızlık ve endişe ile uzun bir süre basamakların başında dikildikten sonra koridorun başında Taycu'yu gördü. Taycu göründüğüne göre Aden'in de gelmesi yakındı. Sabırsızlık ile kısa bir süre koridoru inceledikten sonra Aden ve Zeren'de görünmüştü. Kazgan, Aden'in sağ salim olduğunu gördüğünde derin bir nefes aldı. Aden ve Zeren hararet ile tartışarak kendisine yaklaşmaya devam ederken dikkat ile konuştuklarını dinlemeye başladı.

- Özür dilerim Aden, bu kadar ileri gidebileceklerini tahmin etmemiştim.

- Mesele bu değil Zeren, durumumu bildiğin halde beni oraya götürdün. Sayende herkes şüphelendi.

Kazgan duyduğu cümlelere anlam veremezken Zeren karşılık verdi.

- Kimsenin şüphelendiği falan yok Aden. Kimse anlamamıştır eminim.

- Aspar'ın bana söylediklerinden sonra Arel'in bakışlarını görmedin mi Zeren? Neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu işin üstüne düşerse öğrenmesi yakındır.

Kazgan, Aden ve Zeren'in sessiz kavgasını boş ve geniş koridorun duvarları sayesinde yankılı bir şekilde dinlerken Zeren keder dolu bir ses ile tekrar konuştu.

- Lütfen kızma bana Aden, gerçekten işin sonunun böyle olacağını tahmin edemedim. Kazgan varken sana bir şey söyleyemezler diye düşünmüştüm.

- Sana olan kızgınlığım beni oraya götürdüğün için değil. Bu kadar yufka yürekli olduğun için. Çocukluğumuzdan beri sana sürekli söylüyorum kimseyi umursama sadece kendini düşün.

Aden önüne bakmadan öfke ile konuşurken çarptığı sert cisim ile olduğu yerde kaldı. Acı ve şaşkınlık ile yönünü önüne çevirdiğinde Kazgan'ın kuşku dolu bakışları ile karşılaşmıştı. Ne zamandır buradaydı ve konuşmalarının ne kadarını duymuştu bilmiyordu. Aden ve Zeren endişe ile birbirlerine bakarken Kazgan kollarını göğsünde birleştirerek sordu.

- Niye kavga ediyorsunuz siz?

- Sana ne? Her şeyi bilmek zorunda mısın?

Aden öfke ile çıkışarak Kazgan'ı yıldırmak ve bu işten hemen sıyrılmak istiyordu fakat Kazgan onun bu hallerine çoktan alışmıştı. Öfkeli tavrına karşılık verme gereği bile duymadan tekrar sordu.

- Kurt ininde ne işin vardı Aden?

Aden duyduğu soru ile afallamıştı. Kendisinden önce haberinin gelmiş olması inanılır gibi değildi. Belgu'ya bu konudan Kazgan'a bahsetmeyeceğine dair söz vermişti fakat Kazgan her şeyi öğrenmişti. Daha fazla bilgi sahibi olmaması için yine onu bertaraf etmeye karar vererek öfke ile sordu.

- Sen beni mi takip ettiriyorsun?

- Sorum bu değildi Aden, soruma cevap ver.

Kazgan ciddiyetini bozmadan sert bir şekilde tekrar sormuştu. Bu sefer Aden'in işin içinden sıyrılmasına izin vermeyecekti.

- Canım istedi gittim.

- Aden beni çıldırtma, son gidişinde neler olduğunu çok iyi biliyoruz. Oraya bir daha asla gitmek istemediğine eminim. Neden gittin?

Arel ve diğerleri, Kazgan'ın sert sesi ile dikkatlerini basamakların başına yöneltti. Onlarda manastıra daha yeni geliyorlardı ve Kazgan'ın muhteşem karşılamasına maruz kalmışlardı. Herkes dikkat ile Aden'in cevap vermesini beklerken Kazgan gür bir sesle haykırdı.

- Cevap ver dedim!

Zeren ve Talya korku ile oldukları yerde zıplarken Aden'de öfke ile dişlerini sıkarak haykırdı.

- Sana hesap vermek zorunda değilim. Çek artık ellerini üzerimden.

Aden cümlesinin ardından koşarak merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Kazgan onu durdurmak için kolunu yakalamaya çalışmıştı fakat başarısız olmuştu.

- Aden gel buraya!

Kazgan öfke ile Aden'in arkasından bağırıp onu durdurmaya çalışırken Karen cılız bir sesle konuştu.

- Efendim onun bir suçu yok, sadece bize yardım ediyordu.

Kazgan hayret dolu bakışlarını Karen'in üzerine çevirip baştan aşağı süzdükten sonra merak ile sordu.

- Ne yardımı?

Karen duyduğu soru ile ürkek bakışlarını Marsel'e çevirdiğinde Marsel ne demek istediğini anlayarak utangaç bir sesle konuştu.

- Kurt adamlar beni birazcık kaçırdılar da...

Marsel'in cümlesi ile Talya ve Taycu kendilerini tutamayarak gülmeye başlamışlardı. Karen gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken Kazgan sert bakışlarını Talya ve Taycu'nun üzerine dikti. İkisi birden korku ile ciddiyete bürünürken Marsel utangaç bir şekilde devam etti.

- Onlarla konuşmak için gitti.

- Sana zarar verdiler mi?

Kazgan olan biteni anladığına oldukça memnun olarak sert bir sesle sordu. Marsel başını iki yana sallayarak hayır cevabını verdiğinde ise zaman kaybetmeden konuştu.

- Tamam siz gidebilirsiniz, Zeren sen kal.

Zeren duyduğu cümle ile yine huzursuz olmuştu. Kazgan, Aden'den öğrenemediği her şeyi kendisine soracaktı. Cevap verdiğinde Aden vermediğinde ise Kazgan onu fena halde haşlayacaktı. Zeren huzursuz bir şekilde yerinde kımıldanırken Kazgan diğerlerinin uzaklaşmasını bekledi. Herkes basamaklarda birer birer gözden kaybolurken vakit kaybetmeden konuştu.

- Aden'e canını sıkacak bir şey söylediler mi?

Zeren duyduğu soru ile sessiz kalmıştı. Anlatacak çok şeyi vardı ama Aden hiçbirini anlatmasını istemezdi. Ne cevap vereceğini düşünürken Kazgan, onun sessizliğinden birçok anlam çıkartarak tekrar konuştu.

- Söylediklerin aramızda kalacak Zeren. Şimdi soruma cevap ver. Aden'e bir şey söylediler mi?

Zeren can sıkıntısı ile derin bir nefes bıraktıktan sonra kısık bir sesle anlatmaya koyuldu.

- Aspar, ona melez dedi. Kanının kirli olduğunu söyledi.

Kazgan duyduğu cümle ile yumruklarını sıkmaya başlamıştı. Aspar'ı yıllar önce uyarmıştı ama o uyarısını dikkate almamıştı. Bunun elbette bir bedeli olacaktı.

- Bir de...

Zeren aklındaki şeyi söyleyip söylememe konusunda kafa karışıklığı yaşarken Kazgan kuşku dolu gözlerini Zeren'e dikerek sordu.

- Bir de ne? Uzatmadan söyle.

Zeren acı dolu bakışlarını Kazgan'ın gözlerine dikerek cevap verdi.

- İçlerinden birisi annesinin ölümüyle dalga geçti.

Kazgan duyduğu cümle ile olduğu yerde kalmıştı. Bu kadar ileri gidebileceklerini tahmin dahi etmiyordu. Aden'in ne kadar yıkık bir durumda olduğunu tahmin edebiliyordu. Geçmişini unutmaya çalıştıkça yüzüne vuruluyor olması canını Aden'den daha çok yakıyordu. Kazgan keder ile derin bir nefes aldıktan sonra tekrar sordu.

- Aden ne yaptı?

- Kadına saldırdı.

Kazgan öfke ve acı ile başını aşağı yukarı sallayarak kısık bir sesle konuştu.

- Tamam sen Aden'in yanına dön. Sana ihtiyacı olmalı. Bu konuştuklarımızda aramızda merak etme.

Zeren başını olumlu anlamda salladıktan sonra merdivenlerden inerek gözden kayboldu. Kazgan öfke nöbetleri geçirmek üzereydi. Burada kaldığı her saniye öfkesini körüklüyordu. Kalbini zorlayan bu nefreti ve kini dışa kusmak istiyordu. Bunu elbette doğru yerde kusacaktı. Aden'in canını sıkan herkesi gazabına ortak etmeden kalbindeki öfke dinmeyecekti.

🪐🪐🪐

Kurt ini gecenin karanlık saatlerinde yine her zaman olduğu gibi oldukça kalabalıktı. Geniş salonda oynanan oyunlar ve yükselen kahkahalar binanın dışına taşıyordu. Herkes neşe ile vakit geçirmeye çalışırken Aspar oldukça memnuniyetsiz bir şekilde şöminenin başına oturmuş yanan ateşi izliyordu. Aden gideli oldukça uzun bir süre olmuştu ama Kazgan halâ gelmemişti. Belki de olanlardan haberi yoktu fakat öğrendiğinde Aspar'ın canını okuyacağı kesindi. Aden'in bu binaya yaptığı ilk ziyarette Kazgan'ın tehdidi oldukça açıktı. Aden'e bir daha asla dokunmayacaktı. Bunu hiçbir zaman unutmaması için yüzünün yarısını kaplayacak büyük bir iz bırakmıştı fakat Aspar bu tehdidi çabuk unutmuştu.

Aspar kara kara bundan sonra neler olacağını düşünürken binanın kapısı gürültülü bir tekme ile açıldı. Aspar irkilerek bakışlarını kapıya çevirdiğinde Kazgan'ın iri bedeni ile karşılaştı. Kazgan'ın kapıda görünmesi ile salondaki tüm kahkahalar son bulmuş ve herkes korku dolu bakışlarını üzerine dikmişti. Kazgan sert ve büyük adımlar ile geniş salonu adımlamaya başladığında herkes bir bir önünden çekilip ona yol açmaya başlamıştı. Öfkesi en az altı yıl önceki kadar yakıcı görünüyordu. Kimse onun yoluna çıkmak ve gözüne batmak istemiyordu. Aspar olacakları az çok tahmin ederek yavaşça ayağa kalkarken Belgu kalabalığın içinden fırlayarak Kazgan'ın koluna sarıldı.

- Lütfen yapma Kazgan, diğerlerinin bir suçu yok.

Kazgan, onun cümlelerine aldırış etmeden Belgu'yu yere iterek ve yürümeye devam etti. Belgu korku ile hızla yerinden kalkıp dehşet ile olacakları izlemeye koyuldu. Kazgan öfke dolu birkaç adım daha attıktan sonra karşısında bekleyen Aspar'ın yakasını yakalayarak sert bir yumruk attı. Aspar acı ile yere yığılırken zaman kaybetmeden üzerine atlayarak ikinci bir yumruk darbesi daha indirdi.

- Sana bir daha Aden'e dokunursan seni öldürürüm dedim.

Kazgan öfke ile haykırarak yumruklarını arka arkaya indirmeye devam ederken Aspar kollarını kafasına siper ederek boğuk bir sesle karşılık verdi.

- Ona zaten dokunmadım, elimi bile sürmedim.

Kazgan duyduğu cümle ile yumruklarına son vererek Aspar'ı yakasından yakalayıp sürüklemeye başladı. Tüm salon sessizlik ve dehşet içinde olan biteni izlerken Kazgan, Aspar'ı şöminenin yanına sürükledi. Belgu hatırladığı anı ile gözlerini sımsıkı kapatırken Kazgan, Aspar'ı yerden kaldırarak başını yanan ateşin üzerine eğdi. Aspar yanan ateşin sıcaklığını teninde hissederken Kazgan bağırarak konuştu.

- Aden'e söylediklerinin aynısını bana da söyle. Kanının kirli olduğunu söyle, hadi!

Aspar yüzünü ateşten korumak için çırpınırken Kazgan haykırmaya devam etti.

- Hadi söyle! Kardeşime söylediklerini bana da söyle.

Kazgan son cümlesini adeta kükrercesine söylemişti. O bir ağabeydi, her ne kadar geçmişinde büyük hatalar yapmış olsa da kardeşini canından çok seven bir ağabey. Bunca zaman kendi hatası yüzünden Aden'in yaşamak zorunda kaldığı içler acısı hayat kabir azabı gibi çökmüştü yüreğine. Aden'in sürekli elinde olmayan bir hayatın bedelini ödemesine artık tahammül edemiyordu. On dört yıl boyunca dinmeyen vicdan azabı kalbini yoruyordu. Aden'in çektiği bütün acıların tek sebebi olmak kendisinden nefret etmesine neden oluyordu.

On dört yıl önceye dönmek istiyordu, Aden'e sırtını dönüp gittiği o güne. Her şeyi değiştirmek istiyordu. Çekip giderken yanına Aden'i de almak istiyordu. Kardeşini herkesten her şeyden korumak istiyordu ama artık her şey için çok geçti. Aden'e bir kez sırtını dönmüş ve onu cehennemin içine atmıştı. Küçücük yaşında yaşamaması gereken tonlarca acı çekmiş ve kalbi taşlaşmıştı. Hatasını telafi etmek için her şeyi yapmaya razıydı ama Aden buna asla müsaade etmeyecekti. Defalarca kez özür dilemeyi ve baştan başlamayı denemişti ama aldığı cevap her zaman aynıydı. Aden'in nefreti ve kini bitip tükenecek gibi görünmüyordu.

Aden'in yüzüne bakarken hiç olmadığı kadar çok utanıyordu. Onun yüzünde altı yaşındaki o kız çocuğunu görüyordu. Arkasından ağlayıp gitmemesi için yalvaran o küçük kız çocuğunu. O yardıma muhtaç kimsesiz küçük çocuğu her gördüğünde kendisinden biraz daha nefret ediyordu. Onu bunca zaman yalnız bırakmıştı ama bundan sonra öyle olmayacaktı. Kardeşi bir daha asla yalnız kalmayacaktı. Aspar avuçlarının arasında korku ile çırpınmaya devam ederken kulağına eğilerek öfke ile konuştu.

- Altı yıl önce Aden'e dokunduğunda sana ne söylemiştim hatırlıyor musun?

Aspar korku ile çırpınmaya devam ederken Kazgan tekrar konuştu.

- Ona bir daha dokunursan seni öldürürüm demiştim. Bunu ömür boyu unutmaman içinde yüzünde bir iz bırakmıştım.

Aspar'ın gözleri korku ile büyümeye başlamıştı. Gözünde bir anda altı yıl öncesi canlanmıştı. Kazgan'ın ölümcül öfkesi ve kendisinin yerden yere savrulan bedeni. Fakat gözünde canlanan ânın en acı verici kısmı Kazgan'ın yüzünü köze bastığı kısmıydı. Aden'e zarar vermenin bedelini yüzünün yarısını kaplayan bir yanıkla ödemişti ve şimdi yine aynı tehlikeyle karşı karşıyaydı. Kazgan güçlü kolları ile onu ateşe itmeye devam ederken Aspar titreyen bir sesle karşılık verdi.

- Aden'e gerçekten zarar vermedim Kazgan, lütfen bırak beni.

- Ona gerçekten dokunmadı Kazgan, lütfen yapma.

Kazgan duyduğu cümle ile bakışlarını Belgu'ya çevirdi. Her zaman olduğu gibi yine toplumunu korumaya çalışıyordu. Herkes dehşet içerisinde Kazgan'ı izlerken Kazgan, Aspar'ı ateşin üzerinden kaldırarak salonun köşesine fırlattı. Aspar acı ile duvara çarparak dururken Kazgan kalabalığın tam ortasına geçerek gür bir sesle konuşmaya başladı.

- Kendinizi dışlanmış hissetmemeniz için sizi onurlandırdım ve gök tarafından seçilmeyen birini size lider yaptım ama o yüce gönüllülüğümü yanlış anladı. Başına buyruk davrandı ve görevini kötüye kullandı.

Salondaki herkes çıt çıkarmadan Kazgan'ı dinlerken Kazgan konuşmaya devam etti.

- Bu size verdiğim son şans. Bir daha manastırın öğrencilerinden birini alıkoyduğunuzu öğrenirsem gök tarafından seçilmeyen herkesi öldürürüm.

Belgu korktuğu şeyin Kazgan'ın ağzından döküldüğünü duyduğunda keder ile olduğu yere çöktü. O gök tarafından seçilmiş bir aileye mensuptu, bir seçilmiş kandı. Güvendeydi ama yine de yol arkadaşlarını önemsiyordu. Aspar ve birkaç başına buyruk yüzünden bütün topluluğun cezalandırılmasına dayanamazdı. Herkes dehşet ile Kazgan'ı izlerken Kazgan devam etti.

- Bu topluluğun kuralları nettir. Bu topluluktaki herkes kardeştir ve kardeşliği bozan ölümle cezalandırılır. Eğer bir daha kuralları çiğner ve topluluğun herhangi bir üyesine zarar verirseniz bedelini canınızla ödersiniz.

Herkes huzursuz bir şekilde yerinde kımıldanırken Kazgan konuşmasını bitirerek salonun çıkışına doğru ilerlemeye başladı. Kalabalığın önünden sert adımlar ile geçerken gözü, yüzü yara bere içindeki kısa saçlı kadına çarptı. Korku dolu bakışlar ile kendisini izliyordu. Zeren'in anlattıklarını hatırladığında bu kadının yüzüne ne olduğunu hemen anlamıştı. Bir adım atıp kadının tam karşısında dikildikten sonra sert bakışlar ile yüzünü incelemeye koyuldu. Burnu kırılmış gözünün biri fena halde şişmişti. Aden cezasını zaten çoktan kesmişti ama akıllanıp akıllanmadığını kontrol etmek istiyordu. Kadın korku dolu bakışlar ile kendisini izlerken Kazgan kısık bir sesle konuştu.

- Annem hakkındaki sözlerini bana da söylemek ister misin?

Kadın korku ile başını iki yana salladığında Kazgan tiksinti ile gülerek devam etti.

- Senin canını okurdum ama Aden yapması gerekeni çoktan yapmış. Bir daha boyundan büyük laflar edersen Aden'in kestiği cezayla yetinmem. Ayağını denk al.

Kazgan cümlesinin ardından hızla ilerleyerek salondan ayrıldı. Belgu son bir şans daha kazanmış olmanın verdiği huzur ile derin bir nefes alırken herkes rahatlamıştı. Kazgan, Aspar'ın ve diğerlerinin alması gereken dersi aldığını düşünerek gecenin karanlığında kaybolurken içini büyük bir huzur kapladı. Yıllar sonra nihayet ağabeyliğinin hakkını vermişti. Belki geç kalmıştı ama yine de huzurluydu.

Bölüm sonu

1 yorum