İçeriğe geç

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 8 · 11 dk okuma

FARKLI ZAMANLARA AİDİZ

Bölüm 8

Bölüm 7 - Gelin Hamamı

"Sevmek için sebep aramadım hiç. Sesi yetti kalbime."

Ahmet Arif.

*

Mahvolan akşamın ardından eve döndüğümde hızla kanepeye Huriye teyzenin yanına geçip oturdum. Kenan da peşimden eve girmişti. O da yanımızdaki koltuğa oturdu.

"Ne yaptın kara kızım, güzel vakit geçirdin mi?"

"Geçirdim Huriye teyze." Diyerek yalan söyledim. "Hepsi de çok iyi insanlar."

"Öylelerdir. Bizim mahalleden kötü adam çıkmaz." Çenesini kaldırarak gülümsedi. "Halil nerede, sizinle gelmedi mi?"

"Onlar sonra gelecekler ana. Meryem'in başı ağrıdı biraz, ben de onu eve getirdim."

"He mi kuzum?" Bana baktığında yalanı devam ettirmekten başka çare bulamadım. Başımı salladığım an ayağa kalkıp ağrı kesici almaya gitti. Az önce olmasa bile şimdi gerçekten başım ağrıyordu. Huriye teyzenin getirdiği ilacı içtim. Halil'i beklerken diğerleriyle beraber sadece belirli kanalları çeken televizyonu izledim. Bana baktığını bildiğim adama gözümün ucuyla bile bakmıyordum. Kapının çalma sesini duyduğumda hızla ayaklandım.

"Sen otur kızım ben bakarım kapıya. Halil'im gelmiştir zaten."

"Ben bakarım Huriye teyze. Hem onunla konuşacaklarım var."

"Eyi yavrum, ben de akşam namazını kılayım bari."

Kenan'ın delici bakışlarını umursamadan kapıya baktım. Halil içeri girmeye çalışırken onunla konuşmak istediğimi söyleyerek onu durdurdum. Ayakkabılarımı giyerek dışarı çıktım.

"Ne oldu bacım, hayırdır inşallah?"

"Hayır inşallah." Dedim gülümsemeye çalışarak. Anlatmaya başladım. "Kaza yaptığımda kimsenin yapmadığını yaparak beni evinize aldınız. Bunun için ne kadar teşekkür etsem azdır ama neredeyse iki hafta olacak. Sizi de yerinizden ettim."

İtiraz edecek gibi olunca elimi kaldırdım. "Sorun olmadığını söyleyeceksin ama öyle değil. Benim içim rahat etmiyor. Bu yüzden senden bir şey rica edeceğim."

"Söyle hele."

"Arabam ve param bulunana kadar senden biraz borç alabilir miyim? Ayrı bir ev için sadece. Gerekirse senet de imzalarım."

Ben onu ikna etmek için elimdeki bütün kozları kullanmaya razıydım ancak bakışları beni kabuğuma çekti.

"Ne senedi bacım? Kulağın duyuyor mu hiç? Olmaz öyle. Sen bize Allah'ın bi misafirisin, başımızın üstünde yerin var. Hem biz halimizden memnunuz, bizi ne düşünüyon sen." Başını iki yana salladı. "Bir daha duymayayım."

Aralık bıraktığım kapıyı işaret ettiğinde sırtımı ona döndüm. Sesli bir iç çekmemeyi başarabildim ama gözlerimi devirmemeye engel olamadım. İçeri girer girmez odaya çıktım. Moralim acayip bozulmuştu. Yatağa uzanıp yatmaya çalışmayı düşünmüştüm ama aşağıdan gelen sesleri duyunca merakım ağır geldi ve kulak kabarttım.

"Ne konuştunuz, ne diyormuş?" Kenan sordu.

"Borç istiyormuş."

"Ne borcu?"

"Yav bu kız bizde kalıyor ya, mahcup olmuş. E burada da tanıdığı kimse yok. Tutturmuş illa ayrı evde yaşayacağım diye. Arabası bulununca paranı geri öderim diyor."

"Olmaz öyle şey. Gidemez." Sesi hırıltılıydı.

"Ben zaten izin vermedim de sana noluyo oğlum? Sana ne kızın gidip gitmemesinden?"

Sessizlik oldu.

Nefes almayı bıraktım.

"Bana bak Kenan. Kız misafir, aklını başına topla."

"Ben diyeceğimi dedim abi. Meryem hiçbir yere gidemez."

"Kenan! Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu oğlum? Kız misafir diyorum. Bizim kitabımızda ev açtığımız misafire yan gözle bakmak var mı lan? Yarın bir gün gidecek. O zaman ne yapacaksın? Bak, yol yakınken dön oğlum. Senin gittiğin yol, yol değil."

"Girdim o yola bir kere abi. Geri dönmem."

Tuttuğum nefesimi bıraktım.

"La havle ve la kuvvete! Ben Cengizlere gidiyorum. Git nerede yatıyorsan yat, gelme sakın. Gözüm görmesin seni!"

Kapının hızla çarpılma sesini duydum. Sonra Huriye teyzenin sesi araya girdi. Neden bağırdıklarını sordu ancak Kenan cevap vermedi ve abisinin ardından evden çıktı.

Ona daha az önce benden uzak durmasını söylememe rağmen abisini de dinlememişti.

Artık ne yapacağımı bilmiyordum. Sırf ondan uzak durmak adına ayrı bir yerde yaşamayı düşünmüştüm ancak Halil beni ciddiye bile almamıştı. Kendi param olsa ya da gideceğim bir yer, beş dakika daha kalmazdım burada. Bu ona boş ümit vermekten başka bir şey değildi. Benden kolay kolay vazgeçmeyecekti. Tabii ben gitmenin bir yolunu bulamazsam.

Ertesi sabah kahvaltıdan sonra Ayşenur'la beraber hemen ileride oturan Suna'nın evine gittik. Huriye teyze kahvaltıdayken Kenan'ın verdiği parayı bir kez daha gündeme getirince onu daha fazla uğraştırmak istemedim ve parayı aldım. Dün akşam Suna terziyle ilgili bir şeyler diyordu. Görünüşe göre daha buradaydım, o yüzden Yasemin'in düğününe katılmayı istiyordum. Bugün de kendime elbise alacaktım.

Suna bizi kapıda görünce sevindi. Babasına bizimle beraber çarşıya ineceğini söyleyerek evden çıktı. Yoldayken biraz sohbet ettik. Annesi yokmuş ve yaşlı babasıyla tek başına ilgileniyormuş. Benden iki yaş büyüktü. Birkaç sene önce babası elden ayaktan kesilince üniversiteye gidememiş. Yokluğunu dert etmiyordu ama üzüldüğünü hissetmiştim. Şimdi de arada bir mahalledeki okuyamayan diğer kızlarla birlikte tekstil fabrikasında çalışıyordu. Fabrikada çalışmadığı zamanlarda ise yaptığı el işlerini satarak para kazanıyordu.

Genç yaşında çalışıp babasına baktığı için onu çok takdir etmiştim.

Suna bizi teyzesinin bir arkadaşıyla işlettiği terzi dükkânına getirmişti. Yalan yok, dün gece terzi deyince pek önemsememiştim ama şimdi dükkânın içini gezince yanıldığımı anlıyordum. Çirkin, vatkalı elbiseler yerine kaliteli kumaşlarla yapılmış harika tarzda elbiseler vardı.

"Bunlar çok güzel." Dedim.

"Akgül ablanda kötüsü olmaz güzelim." Dedi, göğsünü şişirerek. "Söyle bakalım, nasıl bir şey istiyorsun?"

Ona benim zamanımda vintage diye adlandırılan güzel bir model verdim.

"Rengi hangi renk olsun?"

"Siyah."

"O ne gı öyle, sanki cenazeye gidiyon." Suna kızdı. "Mavi olsun." Dedi.

"Peki madem, mavi olsun."

"Bebe mavisi olsun, bebe." Dedi teyzesi Akgül.

"Benim elbiseyi unutma teyzoş!"

Ayşenur'un yanımda hayran hayran elbiselere baktığını görünce ona döndüm. "Senin elbisen var mı giymeye?"

"Var bir tane. Onu giyeceğim." Dedi çekine çekine. Kesin babaannesinin döneminden kalma bir elbiseydi.

"Olmaz. Şimdi bir tane de sana diktirelim diyeceğim ama Akgül'ün ablanın eli doludur. Dükkânda beğendiğin bir tanesini seç, alalım."

Önce bir şaşırdı. Kahve gözleri irice açıldı. O an bu düşüncemden daha çok emin oldum.

"Gerek yok Meryem abla. Elbisem var zaten, boşa masraf olur."

"Kız ağzınla diyon ya işte. Bir tane elbisen var. İkincisi olsa abinler batmaz merak etme." Diyerek beni tasdikledi Suna.

Ayşenur bana bakıyordu. Hâlâ tereddütteydi. Ona gülümseyerek onaylayan bir bakışla attığımda utana çekine dükkânın içinde gezip beğendiği bir elbiseyi gösterdi. Dükkândan çıkmadan önce Kenan'ın benim için verdiği paranın birazını Ayşenur'un elbisesi için verdim. Kalanı da kendi elbisem içindi. Günlük kıyafeti de başka zaman alırdım artık. Ayşenur'un yüzündeki gülümseme her şeye değmişti.

Eve dönüş yolunda Suna yarın için beni de diğerleriyle beraber Yasemin'in gelin hamamına çağırmıştı. Günler öncesinden Huriye teyzeye haber verdiğini ancak bana da vermek istediğini söylemişti. Geleceğimi söyleyerek yolları ayırdık.

Eve girdiğimizde Ayşenur'un ağzı kulaklarındaydı.

"Anne! Anne bak!"

Huriye teyze mutfaktan çıktığında elleri köpüklüydü.

"Ne oldu gız, ne diye böğürüyon kuyruğuna basılmış kedi gibi!"

"Anne bak, Meryem abla bana ne aldı." Elbiseyi poşetinden çıkartıp sevinçle annesine gösterdi.

Huriye teyzenin hoşuna gider diye düşünmüştüm ama yüz ifadesi hiç de öyle değildi. Önce elbiseye, sonra bana baktı. "Ne ettin sen kuzum? Biz sana o parayı kendine bir şeyler al diye verdik, sen de gidip Ayşenur'a elbise mi aldın? Yok, olmaz."

Ayşenur'un gülümsemesi hızla soldu.

"Olmaz öyle şey. Git götür onu. Parasını da al, getirip Meryem ablana geri ver kızım haydi."

"Huriye teyze." Dedim, kızını kovalamaya çalışan kadına. Ayşenur'un yanına geçip omuzuna dokundum. "Benim içimden geçti aldım. Kırma beni lütfen. Hem evinizde kaldığım için size böyle teşekkür ettiğimi düşün."

"Olmaz kara kızım, olmaz. O para senin."

"Para benimse ben de istediğimi alırım Huriye teyze. Hiç kusura bakma." Dedim gülümseyerek. Yandan baktı. Düşündü ve en sonunda pes etti.

Ayşenur elbisesini ütülemek için hızla odasına çıkınca Huriye teyze başını iki yana salladı. "Heç eyi etmedin haberin olsun."

"İyi ettim iyi." Dedim gülümseyerek.

Akşam geldiklerinde bir posta da erkeklerden laf dinleyeceğimi tahmin etmeliydim. Yemekten sonra oturma odasına geçip oturmuştuk. Televizyonun karşısında otururken Huriye teyze bize meyve soyuyordu.

"Bugün Salih görmüş sizi çarşıda."

Başladı bizim mesai.

"Bizim Yasemin'in düğün var ya, ona elbiseye bakmaya gittilerdi. Meryem kızım Ayşenur'a da almış bir şeyler." Huriye teyze, kızına döndü. "Koş getir de abinler baksın."

Ayşenur elindeki tabağı bırakıp koşa koşa üst kata çıktı.

"Siz yokken giydi bir baktık. Pek güzel oldu."

"Bir de biz bakalım, bakalım ana." Dedi Halil.

"Çok açıksa giydirmem ha!"

Annesi Bekir'in ensesine bir tane yapıştırdı. "Abileri buradayken sana ne oluyo len?"

"Bana ne, benim de bacım değil mi?"

Halil, Huriye teyzeyle beraber güldü. Kenan somurtmakla meşguldü. Acaba Salih'i mi düşünüyordu?

Ayşenur aşağıya inip elbisesini herkese gösterdi. Hepsi de çok beğenmişlerdi. Bekir etek boyunu bahane edip kızı kızdırmıştı. "Kenan abi şuna bir şey söyle!"

"Sen ona bakma güzelim. Peri kızı gibi olacaksın."

Ayşenur abisinin yanağına bir öpücük bıraktı. Gitmek için hareketlenirken Halil "Hani benim öpücüğüm?" diye seslenince durup onu da öptü. Odasına çıkmadan önce beni şaşırtacak bir şey yaptı ve yanağımı öpüp teşekkür etti. Şaşırmıştım çünkü bunu beklemiyordum.

O gidince diğerleri gülüşmeye ve konuşmaya devam etti. Biten tabakları bahane ederek mutfağa gittim. Tabakları tezgâhın üzerine bırakarak kenarlarından tutundum. Bir iç çektim kendi kendime.

Burada daha fazla kalmaya devam edersem bu insanlara alışacaktım. Bunu istemiyordum. Bu insanlara alışmak istemiyordum. İstemiyordum!

"Ne yapıyorsun burada?"

Olduğum yerde sıçrayarak arkamı döndüm. Kenan kapının eşiğinde duruyordu. "Beni korkuttun." dedim, elimi göğsüme koyarak sakinleşmeye çalıştım. "Dalmışım."

İçeri girerek hemen önümde durdu.

"Ayşenur bugün çok mutluydu. Çocuk sevindirmesi sevaptır. Allah sevabını kabul etsin."

Başımı salladım. Devamının geleceğini biliyordum.

"Ben o parayı kendine bir şeyler al diye verdim. Ayşenur'a al diye değil."

"İçimden geldi aldım. Hem ne olmuş aldıysam, para benim değil mi? Ne istersem alırım. Seni ne ilgilendirir?"

Kenan o parayı bana vermişti. Sonuç olarak para benimdi ve onunla istediğimi yapma hakkına sahiptim. Şimdi neden beni sorguladığını anlayamıyordum.

"Ben seni düşündüğümden dedim."

"Düşünme Kenan."

Mutfaktan çıkacağım zaman arkamdan seslendi ve durmama neden oldu.

"Bekle." Dedi, ellerini pantolonunun cebine atarak. Düşündüğüm şeyi mi yapacak derken tam da düşündüğüm şeyi yaptı ve parayı bana uzattı. "Sendeki para bitmiştir şimdi. Bununla kendine giyecek bir şey al. Kına gecesi için de ayrı bir elbise almak istersin belki."

Bir ona bir de elindeki paraya baktım. Gerçekten ciddiydi.

"Bir kez daha paranı almayacağım Kenan."

"Tamam. O zaman anama vereyim, ondan al."

Burnumdan bir nefes aldım. "İnatçısın."

"Sende öylesin kara kız." Derken dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrılmıştı. Dayanamadım. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bunu görünce gülümsemesi hızla büyüdü.

Onu arkamda bırakıp mutfaktan çıktığımda aklımda gülümsemesi vardı.

Ertesi sabah büyük bir telaşe vardı evde. Sadece evde olsa iyi, bütün mahallede olduğundan adım kadar emindim. Huriye teyze Ayşenur'la beraber içli köfte ve şehriye salatası yapmışlardı. Evden çıkmadan önce Gülsüm de yine bir tencere yaprak sarma getirmişti. Onun yaptıkları gerçekten güzel oluyordu. Gitmeden bir tane ağzıma atmak için can çekişmiştim resmen. Ancak Huriye teyze geç kaldığımızı söyleyerek bizi aceleyle evden çıkarttı. İki sokak aşağıda kalan hamama vardığımızda çoktan herkes buradaydı.

Görevli kadının verdiği peştamalı alırken soyunma odasına doğru ilerledim. Aylık lazerimi yeni yaptırdığım için mutluydum. Küçük kumaşın kalan kısmını içeri doğru sıkıştırdıktan sonra odadan çıktım. Gülsüm de yan taraftan çıkmıştı. Bana bakmadan içeriye girdi. Odalara girmek yerine kenarda üzerini değiştiren Huriye teyze bunu görmüştü.

"Sen ona aldırma kara kızım. Kıskanır seni. Eyidir kıskanmak. Sevdadandır." Giyinip yanıma geldi. "O da sana biraz alınmış. Konuşurlarken duydum. Çocuklarnan buluştuğunuz akşam onunla pek konuşmamışsın. O da gönül koymuş."

Kendimi savunmak için ağzımı açtığımda izin vermedi.

"Ben seni biliyom kara kızım. Bana kendini açıklamana heç gerek yok. Azıcık alttan al benim gelinimi. Birbirinizi tanısanız eyi dost olursunuz ha." Dedi, kolunu koluma vurarak. Güldü. "Haydi içeri geçek."

İçeri geçtik. Gülsüm'ün gönül koymasını aklımdan çıkartarak bugünün keyfine bakmaya çalıştım.

Huriye teyze beni yıkamak istediğini söyleyene kadar bir kenarda oturup diğerlerini izliyordum. Kurnanın yanına, onun önünde oturduğumda küçük bir çocukmuşum gibi beni yıkamaya başladı. Ayşenur'u çoktan yıkamıştı, yanımda oturuyordu. Göz ucuyla diğer tarafta kalan Suna'ya baktım. O da kendini lifliyordu. Dün söyledikleri aklıma geldi birden.

"Suna." Dedim. Hızla bana döndü. "Gel sende. Huriye teyze seni de yıkasın."

Kararsız kaldı.

"Meryem doğru söyler kızım. Sen de gel, seni de bir eyce yıkayıp paklayım. Haydi."

Huriye teyze benden sonra onu da yıkadı. Yıkanma faslı bitince oyun faslı başladı. Kızlar göbek taşının tepesine çıkmış göbek atarken yaşlılar da kurnaların başında getirdikleri yiyecekleri yiyorlardı. Ben de onların tarafındaydım. Gülsüm'ün sarmalarını afiyetle götürüyordum.

"Maşallah kızım, şifa olsun." Dedi, bir kadın.

Lokmamı yutup ona baktım. "Teşekkür ederim."

"Sen de böyle güzel sarar mısın?"

Ne alakaydı şimdi?

Başımı salladım. "Sararım."

Kadın bana gülümseyerek oynayanları izlemeye geri döndüğünde daha da yiyemedim. Gülsüm kibar kibar dans ederken yorulup yanıma oturduğunda sarmaları işaret ettim. "Eline sağlık Gülsüm. Çok güzel olmuş bunlar." Dedim. Benden gelen her iltifat gibi buna da şaşırdı. Teşekkür etti.

"Meryem!"

Yasemin göbek taşının üzerinden bana bağırıyordu.

"Gel hadi!"

Başımı iki yana salladım. "Ben beceremem."

Becerirdim. Çok da güzel oynardım ama utanırdım da.

Huriye teyze araya girerek diğerleriyle berber oynamam için ısrar etti. Az önce benimle konuşan kadın bir kez daha gülümsedi. "Haydi kızım. Geç bakalım da marifetlerini görelim."

Bu kadın niye bana taktı şimdi?

Neyse neydi. Ondan uzaklaşmak için bir cesaretle ayağa kalktım. Kızların elinden tutup göbek taşına çıktım ve çalan şarkıyla kendimi ritme bıraktım. Şu zamana kadar başıma gelen bütün kötü olayları unutup oynadım.

"Beceremem diyene bak sen! Korkulur vallahi." Dedi kızlardan biri, ben yorulup kenara çekildiğimde.

"Kız Meryem, sende de ne cevherler varmış kız." Suna yanıma oturup koluyla kolumu dürttü.

"Maşallah deyin anam, nazar değdireceksiniz kızcağıza." Yine o kadın konuşuyordu. Zoraki gülümsememle ona baktım. "Sözün var mı kimseye?"

Başımı sallayarak onayladım. Hala oynamakta olan Yasemin'e bakarak, "Beni de davet ettiğiniz için teşekkür ederim."

"Öyle değil kız, Allah canını almaya." Birkaç kadın güldü. "Sözün var mı kimseye diyor. Sözlün, nişanlın var mı diye soruyor yani. Anladın mı?"

"Neden soruyorsunuz?"

"Neden olacak kız, görmüyon mu? Halime abla seni oğluna beğenmiş." Suna'nın kulağıma eğilmesiyle gözlerim irice açıldı. Gülümseyen kadına baktım. Gerçekten de öyleydi. Bir şey demeden hızla kaçtım oradan.

Bölüm Sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.