"İnsanlar ancak kaybetmekten korktuğu şeyleri severler. Ve sevmekten korktukları şeyi kaybederler."
*
Kenan'la yaptığımız kavgadan sonra ondan uzak kalmayı isteyeceğimi düşünmüştüm. Çünkü Fatih'leyken hep böyle olmuştu. Biz ne zaman kavga etsek onu görmek, isteyeceğim en son şey oluyordu. Fakat Kenan'layken bu durum farklıydı. Onunla kavga etmek hiç hoşuma gitmemişti ama onu görmeden de tek bir günümü geçirmek istemiyordum.
Hazır derneğe girmişken bir plan yapmam gerekiyordu. Hem Alparslan'la hem de Filiz'le –ne kadar ondan haz etmesem de- aramı iyi tutmalıyım. Bu sayede onların bağlantıları benim bağlantım olmuş olacaktı. Böylece valinin oğluna yaklaşmam kolay olacaktı.
Bakışlarını hatırladıkça midem bulanıyordu.
Kenan için katlanmam gerek ufak bir bedeldi sadece. Bunu kendime hatırlatıp durdum.
Mitingden ayrılınca Kenan dolambaçlı yollardan mahalle getirmişti beni. Derneğe gitmek istediğimi söylediğimde polislerin olabileceğine karşılık ertesi sabah birlikte gidebileceğimizi söylemişti. Karşı çıkmadım tabii.
Eve girdiğimde Suna koltukta oturup nakış yapıyordu. "Döndünüz mü?" dedim, kapıyı kapatırken.
"Döndük döndük."
"Ne dedi doktorlar?" dedim hemen yanına otururken.
"Alzheimer."
"Hadi ya."
Elindeki havluyu kenara bıraktı. "He valla." Dedi sıkıntılı bir ses tonuyla. "Ne edeceğimi şaşırdım."
"İlaç falan vermediler mi?"
"Verdiler, verdiler... Çok ilgilendiler. Tomografiye soktular, testler yaptılar... Alparslan olmasaydı zordu işimiz. Devlet hastanesine gidelim dedim ama zorla özele götürdü bizi. Hastane koridorlarında koluna girip yürüttü babamı. Parasını da o ödedi. Allah razı olsun ondan."
"Ben bu mahalleye daha yeni geldim ama Alparslan gerçekten iyi bir adam. Hatta tanıdığım diğer erkeklerden daha iyi."
Kenan hariç.
"Suna?"
"Efendim gı?"
"Sen bu adamı niye istemiyorsun? Bak hiç lafı gevelemeden anlat. Kimse yok zaten."
Bir iç çekip anlatmaya başladı. "Ben on altı yaşındaydım. Alparslan o zaman askere gidip gelmişti. Ailesi ona kız bakıyodu. Araştırmışlar tabii. İşte şurada böyle bir kız var gidip bakın diye. Neyse bunlar istemeye geldiler. Ama ondan önce Alparslan beni görmeye gelmiş. Benim haberim yok tabii. Kızlarla fabrikaya gidiyoruz, yolumuza çıktı birden. Kendini tanıtmaya başladı bu. Yok şöyle iyiyim yok böyle iyiyim. Allah'ım bir görsen..." Gülmeye başladı.
"Ne yaptın peki?"
"Ne yapacam kız, o gün de böyle güldüm. Bir hafta sonra dere kenarına çamaşır yıkamaya gittiydim. Orada da karşıma çıkmasın mı? Bu sefer elinde bir demek gül. Hiç unutmuyom, dedi ki 'Yanlış bir başlangıç yaptık. Beni yanlış tanımanı istemem. Niyetim ciddi, gelip isteyeceğiz seni... Karım olursan elini sıcak sudan soğuk suya koydurmam. Çok mutlu ederim seni. Sen ne diyorsun?' Eh ben de ne deyim. 'Hele bir gel de niyetinin ciddi olup olmadığını görürüz.' Dedim. Çocuğum daha o zaman, cahillik. Alparslan o zaman da kalıplıydı. Yakışıklı adamdı canım, hala öyle gerçi."
Kendi kendine gülümsedi. Sanki o zamanları gözünde canlandırıyormuş gibiydi.
"Neyse bunlar geldiler beni istemeye. Anam rahmetlik nereden duyduysa duymuş, babamla ağız birliği etmişler. Alparslan'ın babası o zamanlar ülkü ocaklarının başkanıydı. Alparslan da babasının izinden gidiyo tabii. Biz de siyasetle uğraşan adama verilecek kız yok dediler. Adamları kovdular evden. Hiç unutmuyom o gece babamdan bir tane tokat yedim. Niyesi de ben bu adamla evlenecem, mani olmayın bana dediydim. Senin eteğin kalkmadan köteğin kalkmış diye bir tane yapıştırmıştı bana. Çok ağlamıştım o gece. Sesimi duymasınlar diye ağzımı kapata kapata hem de. Anam odaya gelip bana bir söz verdirtti. O adama varırsan analık hakkımı helal etmem dedi."
Suna'nın gözleri doldu. Onunla beraber benimde gözlerim dolmuştu. Onun Alparslan'ı istememesinin arkasının da nedeninin böylesine acıklı olacağını tahmin etmemiştim.
"Ne ediyim? Söz verdim bir kere. Bağrıma taş basıp onu unutmaya çalıştım. Alparslan inatçı tabii. Ondan sonra çok geldiler istemeye. Her seferinde aynı sonuç. Ben Alparslan'a istemiyom seni dedim ama yok. Adam inatçı... Sonra anam rahmetlik oldu işte. Ona verdiğim söz baki kaldı. Hala o sözün ceremesini çekiyorum böyle."
Gözlerinden yaşlar birer birer dökülmeye başlayınca dayanamayıp onu kendime çektim. Sırtını okşayıp onu teselli ettim.
O ağlayıp rahatladıktan sonra biraz kendine gelmişti. "Daha iyi misin?"
"İyiyim."
"Kendine boş yere eziyet ediyorsun. Alparslan seni çok seviyor, sen de onu seviyorsun. Annen vefat ettiyse ona verdiğin sözü tutmana gerek yok artık." Dedim. "Bak, sen bana evini açtın, bana arkadaş oldun. Ben sadece senin mutlu olmanı istiyorum. Alparslan'a evet de."
"Bilmiyom. Zaten bu gidişle o olacak gibi. İnatçı keçi!" dedi gülerek. Ben de ona eşlik ettim.
"Neyse, akşam yemeğini yediniz mi?"
"Yok yemedik."
"Hadi kalkıp yemek yapalım." Dedim ayağa kalkıp elimi uzattım. Suna elimi tutup bana katıldı. Akşam yemeğini güle oynaya yapıp yemiştik.
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra Kenan beni almaya gelmişti. Söz verdiği gibi birlikte derneğe geçtik. Alparslan'ın ofisine giden merdivenleri çıkıyorduk ki adımın geçmesiyle olduğum yere çakılmıştım.
"Ben bu kızla çalışmam reis! Sana daha önce de söyledim. Ne ben ne de dernekten kimse onunla çalışmak istemiyor."
"O ne demek Filiz?"
"O demek reis. Burnumuzun dibine bir gazeteci soktun. Yarın bir gün gizli bilgilerimizi ifşa ederse ne yapacağız? Bu işi başımıza sen açtın reis. Sen toplayacaksın kusura bakma. Ben bir ajanla aynı çatı altında çalışamam."
"Filiz." Dedi Alparslan. Harfleri uzatırken ses tonundaki tehlikeyi hissedebilmiştim.
"Yalan mı reis? Kıza gelme dediğim halde çıkıp gelmiş. Sen dedin, kimliği falan da yokmuş. Polisler götürseydi al başına belayı. Ben bu belayla uğraşamam. Kızı al nereye götürüyorsan götür, kırk yıllık düzeni bir ajan için bozdurmam."
Kenan'ın elimi sıktı. Yanımda olduğunu bana göstermek istiyordu. O olmasaydı bu duyduklarımın üzerinden nasıl kalkacağımı bilemiyordum.
Ayaklarımı hareket etmeye zorlayarak merdivenleri çıktık. Kapısını çalıp içeriye girdiğimizde ikisi de ayaktaydı.
"Hıh." Dedi Filiz, kollarını göğsünde bağlayarak. "Küçük ajanımızda geldi."
"Filiz dedim!"
Alparslan'ın sesi öylesine güçlü çıkmıştı ki koca binada yankılandı. Diğer ufak tefek mırıltıları bile susturmuştu. Sadece sesi değil gözleri de ateş fışkırıyordu. Birazdan Filiz'i yakacak olan ateş.
"Gel sen benle." Dedi Alparslan odadan çıkarken.
Filiz'e söylediğini sanmıştım ama bana söylemişti. Kenan'la birbirimize baktık. Bana onaylayan bakışlar attı. Beraber odadan çıkarak Alparslan'ın peşinden ilerledik. Filiz de bizim peşimizdeydi.
Alparslan'ı büyük salonda bulduk. Geldiğimizi görünce şaşırdığım bir şeyi yaparak beni bileğimden kavradı ve yanına çekti.
"Kulağıma birtakım duyumlar çalındı. Aranızda ajan istemiyormuşsunuz öyle mi?" Dedi tok sesiyle. Çoğunun başı eğikti. "Bu kızı buraya ben getirdim. Benim otoritemi sorgulayacak olan varsa buyursun!"
Kimseden ses çıkmıyordu.
Kenan'a baktım ne olduğunu anlamaya çalışır gibi. Onun da bir şeyden haberi yoktu.
"Yok ajandı, yok haberciydi, muhabirdi. Bir daha duymayacağım. Sorunu olan varsa şimdi çıksın karşıma." Kimse çıkmadı. Alparslan hemen yanımızda duran Filiz'e gözünün ucuyla meydan okudu ancak ondan da bir hareket görünmedi. "O zaman herkes işinin başına. Haydi!"
Filiz hariç Alparslan'ın ofisine geri döndük. Bize üçer tane kahve söylemişti. Kahveler geldikten sonra havadaki soğukluk yavaşça dağılmaya başladı.
"Abi, sen niye böyle bir şey yaptın ya?"
"Niyesi var mı oğlum? Bu kızı buraya ben getirdim. Ben işe aldım. Sorumluluğu benim üstümde. Adam kayırmak var mı bizim kitabımızda! Bu yaptıkları benim hükümlerime baş kaldırmak demek. İyi oldu onlara boş ver."
Alparslan'ın geniş göğsü hızla inip kalkıyordu. Kehribar teşbihini sinirle sallayıp dururken kahvesini yudumladı.
"Bugün pazar. Yarın sabah erkenden kalkıp nüfus müdürlüğüne gidiyoruz, sana kimlik çıkartacağız."
O kendinden emin konuşurken başımı sallamakla yetindim. Bu kimlik meselesi er ya da geç ortaya atılacaktı. Bir bakımdan iyi olmuştu. Burada ne kadar kalacağımdan emin değildim ve bu kimlik hiç bilmediğim bir anda lazım olabilirdi. Özellikle de valinin oğluyla uğraşmaya karar verdikten sonra.
O hafta Alparslan ve Kenan'la beraber kimlik meselesini halletmiştik. Hafta sonu Huriye teyze beni kahvaltıya çağırmıştı. Uzun zamandır onunla da görüşemiyordum. Zaten kapıdan içeriye girer girmez azarı yemiştim.
Cengiz'in annesi Fatma teyze de yanımızda beraber fasulye kırıyorduk. Kapı çaldığında Ayşenur bakmaya gitti. Geri döndüğünde yanında kızlarda vardı. Hoş geldiniz faslından sonra birer birer sandalyelere oturdular ve fasulyeleri kırmaya yardım ettiler.
"Kız Meryem, biz ne duyduk?"
"Ne duydunuz?"
"Bizim erkekler gizlice mangala gitmişler. Ben Yavuz'u telefonda konuşurken duydum. Saf, madem gizli yapıyon, hiç değilse ben uyuduktan sonra konuş değil mi?" Güldü ama hafiften de öfkeli gibiydi. Suna ve Gülsüm gibi.
O an Kenan'ın bana mangala gidecekleri haber verdiğini söylemenin hiç de yeri olmadığını fark ettim.
"Ay nasıl sinirlendim." Dedi Yasemin, elindeki fasulyeyi kalem kırar gibi kırmıştı. "Fatma yenge, Cengiz abi sana bir şey dedi miydi?"
"Yok kızım, bende şimdi duyuyom aha."
"Ne var bunda kızım, erkek adamlar. Bırakın ne ediyolarsa etsinler."
"Öyle olmaz Huriye teyzem. Ben onun karısı mıyım? Karısıyım. Nereye gidecekse bana haber verecek. Ben haber veriyom, o da versin bir zahmet. Bu sefer eve gelmediğinde onun için endişelenecek olan benim. Sabaha kadar gözüme uyku girmiyor valla."
"Yasemin doğru diyor Huriye anne. Bu sefer ben de ona katılıyorum. Halil'den hiç beklemezdim."
"Alparslan öküzünden beklerim ben. Yapar o!"
"Amaan. İlk defa da sizde duyuyom ha, erkek kısmısı haber mi verirmiş öyle? Bizim zamanımızda herif sabah kahvaltıyı eder, selametle der kayfeye giderdi. Şimdilerde pek bir asortik bacım."
"O sizin zamanınızda kaldı Huriye teyze, kusura bakma."
Aklıma gelen fikirle gülümsedim. "Nereye gideceklerini biliyor musunuz?"
"Hee, Kurtboğazı'na gideceklerdi."
Yeri bildiğimi belli etmemek için sordum. "Yolu tarif edebilir misin?"
Hepsi birden şaşırdı. "Ederim..." dedi Yasemin.
"İyi o zaman. Kalkın hadi, bizde gidiyoruz."
"Essah mı diyon?"
"Ne diyon sen kara kızım?"
"Gerek mi diyon gı Meryem?"
Hep bir ağızdan şaşırıp sormaları beni güldürmüştü. "Evet, çok ciddiyim. Ama bize bir araba lazım."
Kızlar gideceğimiz için çok sevinmişlerdi. Huriye teyze ufaktan itiraz etmeye çalışınca onu tiz sesleriyle geri çekilmeye mecbur bırakmışlardı. Ben de bunu fırsat bilerek Ayşenur'un da bizimle gelmesini istemiştim. Başta ağzının içinde bir şeyler gevelemeye başlasa da kızların ısrarlarına dayanamamıştı.
Erkekler yalnızca et malzemelerini götüreceğinden biz kızlarda salata malzemelerini almıştık yanımızda. Yasemin'in dünden yaptığı poğaçalar ve Gülsüm'ün evinden eksik etmediği sarmalar da piknik sepetimizdeki yerlerini almıştı.
Kenan'lar kendi arabaları ve Alparslan'ınkiyle gittikleri için boşta kalan Yavuz'un arabasını biz almıştık. Yan koltuktaki Yasemin bize djlik yapıyordu. Diğerleri arkada çalan şarkılara oynuyor ve sesli bir şekilde eşlik ediyordu. Eğlencemiz boldu. Yol boyunca asla sıkılmamıştık. Ve ben de hayatımda ilk defa kendimi bir yere ait hissetmiştim.
Kurtboğazı'a geldiğimizde bizimkileri en ücra köşede bulmuştuk. Arabayı park ettikten sonra malzemeleri elimize alarak yanlarına yürümeye başladık.
Kenan'la Alparslan mangalın başındaydı. Halil'le Cengiz de semaveri yakmakla meşgullerdi. Yavuz da kenarda duruyor, onlara direktif veriyordu. Geldiğimizi de ilk o fark etmişti.
"Lan! Bizim karılar değil mi la bunlar?" diye bağırdı Yavuz. Onun sesiyle tüm bakışlar bize dönmüştü.
"Beni ayıya bak ya! Valla ayı!" dedi Yasemin. Bizi güldürmüştü.
"Ne yapıyonuz la burada?" diye bağırdı olduğu yerden.
Kenan abisiyle beraber bizi karşılamaya, önümüze çıktılar. Bir centilmen gibi hızla elimizdekileri sepetleri aldılar.
"Hayırdır gülüm, sizin ne işiniz var burada?"
Ben gülümserken Yasemin benim yerime cevap verdi. "Ne oldu Kenan abi, başka birini mi bekliyodunuz yoksa?"
"O ne demek kızım? Kimi bekleyeceğiz başka?"
"Bilmem artık Halil. Gizli gizli iş yaptığınıza göre, vardır bir beklediğiniz."
"Kalbimi kırıyorsun ama Ümmü'm."
Onların bu hallerine güldüm. Masalarına vardığımızda getirdiklerimizi kenara bıraktık. Alparslan mangalın başından uzaklaştı.
"Kış gelmeden son kez bir değerlendirelim dedik havayı. Ne bu tavır ya, sanki adam öldürdük? Erkek erkeğe mangal yapıyoruz işte. Ne var bunda?"
"Bence sen hiç konuşma Apo."
"Tamam sultanım."
Alparslan usulca mangalın başına ilerleyince gülmeden edemedim. "Yasemin, Yavuz'un konuşmasına kulak misafiri olmuş. Ben de kızları onun arabasına toplayıp getirdim."
"İyi yapmışsın bacım da, Ayşenur'un burada ne işi var?"
Ayşenur büyük abisinin sözlerine kırıldı. Yüzü hızla solmuştu. Yanına geçip kolumu omuzuna attım. "Niye öyle diyorsun Halil abi? Ayşenur'un canı yok mu? Hem biz mangal yemeye geldik. Ne zamana kadar olur?"
"Yarım saate kadar olur gülüm. Siz oturun."
Kenan hızla Alparslan'ın yanına geçti. Diğerleri de işlerinin başına geçtiler. Biz de kadınlar olarak oturmak yerine sofrayı kurduk, salatayı yaptık. Kenan'ın da dediği gibi etler yarım saatte pişmişti. Herkes kasıtlı olarak sevdiklerinin yanına oturmuştu. Ayşenur karşı tarafta Halil'in diğer yanına oturmuştu. Cengiz de Kenan'ın diğer tarafındaydı.
"Bunlardan da ye."
Kenan'ın tabağıma bıraktığı pirzolalara baktım.
"Ne oldu kız, niye öyle bakıyon nimete?"
Suna'nın sesiyle kendime geldim. "Pek sevmem." Dedim. Gerçekten de sevmezdim. Benim içim fazla yağlıydı. Ben daha çok tavukçuydum.
"Gülüm, mis gibi pirzola yenmez mi ya?" Dudaklarımı bükerek yavru köpek bakışlarımı ona attım. Bakışlarım hoşuna gitmiş gibi gülümsedi. "Tamam, ben yerim."
Etleri onun tabağına bıraktım. Alparslan aklımı okumuş gibi göğüs tavukları bana uzattı. "Al sen bunlardan ye. Sen kesin götü boklu tavuk seviyorsundur şimdi."
Suna yalandan öksürdü. Alparslan birkaç tane eti birden onun tabağına bıraktı. "Buyur sultanım. Sana bir bu etler bir de canım feda olsun." Dedi. Durmadı, bu sefer kendi tabağındaki etleri de onun tabağına bıraktı. "Yetmezse söyle Suna'm. İki üç tane daha atarım ateşe."
"Ne demek istiyorsun sen şimdi? Doymuyor muyum ben? Şişman mıyım? Onu mu demek istiyon?"
Suna öfkeden tabağındaki etleri Alparslan'ın tabağına geri bıraktı.
"O ne demek Suna'm ya? Ben öyle bir şey mi dedim şimdi?" Alparslan çatık kaşlarıyla etleri Suna'nın tabağına bıraktı. Resmen yarış izler gibi onları izliyorduk.
"İstemiyom koyma!"
"Yiyeceksin, hayır!"
Etler sürekli tabak değiştirirken Halil bağırdı. "Didişmeyin çocuk gibi." İkili olduğu yere sinerken etler son olarak Suna'nın tabağında kalmıştı.
Yemekler yenildikten sonra poğaçalar ve sarmalar, semaver çayının yanına görücüye çıkmıştı. Çaylar içildi, sohbetler edildi. İlk defa genç olduğumun farkına varmıştım. Kendi zamanımda arkadaşlıklar bile sahteydi ama bu zamanda arkadaşlıklar değil, dostluklar vardı. Samimi, sıcacık dostluklar... Burada kalmak istemem için çok fazla neden veriyorlardı.
Cengiz eline sazını alıp çalmaya başladığında başka bir yerde daha olmak istemedim. Büyüleyici sesi bizi esir aldı.
Çökertmeden çıktım da Halil'im
Aman başım selamet
Çökertmeden çıktım da Halil'im
Aman başım selamet
Bitez'de yalısına varmadan Halil'im
Aman koptu kıyamet
Bitez'de yalısına varmadan Halil'im
Aman koptu kıyamet
Burası da Aspat değil Halil'im
Aman Bitez yalısı
Ciğerime ateş saldı
Aman fişek yarası
Burası da Aspat değil Halil'im
Aman Bitez yalısı
Ciğerime ateş saldı
Aman fişek yarası
***
Güvertede gezer iken
Aman kunduram kaydı
Güvertede gezer iken
Aman kunduram kaydı
İpekli mandilimi
O rüzgar aldı
İpekli mandilimi
O rüzgar aldı
Çakır da gözlü Gülsüm'ümü
Çerkes kaymakam aldı
Çakır da gözlü Gülsüm'ümü
Çerkes kaymakam aldı
Burası da Aspat değil Halil'im
Aman Bitez yalısı
Ciğerime ateş saldı
Aman fişek yarası
Türkü bittiğinde gözlerimin dolmasına engel olmamıştım. Tıpkı dudaklarımdan döküleceklere engel olamadığım gibi.
"Türküdeki gibi."
Halil göğsünü şişirerek kolunu Gülsüm'ün omuzuna attı. "Daha iyisi." Dedi gülümseyerek.
Tıpkı türküdeki gibiydi. Bu onların hikâyesiydi.
Bu durumun farkındalığı canımı çok fena yakmıştı. Halil ve Gülsüm evlenemeden ayrılmak zorunda kalmışlardı. Hem de sonsuza dek... Ama ben buradaydım. Bunu değiştirmek istiyordum. Ama içimde bir yerlerde kalın bir ses bana ya başaramazsan diyordu.
Ya başaramazsan ve hem Halil hem de Kenan ölürse?
O zaman bu benim de ölümüm olurdu.
Bölüm Sonu!