İçeriğe geç

Fakirlikten şöhrete yolculuk

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Fakirlikten şöhrete yolculuk

Bölüm 1

1. Bölüm çağanın hayatı ve basketbol tutkusu

Güneşin kavuniçi rengiyle ufuk çizgisine yaslandığı, zamanın adeta yavaş aktığı o huzurlu kasabada hayat, Çağan için hep aynı ritimde ilerlerdi. 17 yaşındaki Çağan, 1,87’lik boyu ve atletik yapısıyla sokaklarda yürürken bile dikkat çeken bir gençti. Kestane rengi saçları rüzgarda savrulurken, zihninde her zaman tek bir şey vardı: Basketbol.

​Bir öğleden sonra, mahallenin tozlu yollarından gelen top seslerine arkadaşlarının ıslıkları karıştı. "Çağan! Sahaya geliyoruz, eksik var!" seslenişiyle evden fırladı. O gün sahada sergilediği performans, sadece bir oyun değil, adeta bir resitaldi.

​Sahadaki Gizemli Gözlemci

​Basketbol sahasının hemen dışındaki bankta oturan, üzerinde şık ama spor bir ceket olan adam, elindeki kahveyi unutmuş bir şekilde Çağan’ı izliyordu. Çağan’ın sahadaki oyun görüşü, imkansız pasları daha top elinden çıkmadan görmesi ve pota altındaki hakimiyeti sıradan bir gencin yapabileceği şeyler değildi.

​Maç bittiğinde Çağan, terini silerek eve doğru yöneldi. Adam, mesafesini koruyarak onu takip etti. Çağan evinin bahçe kapısından içeri girdiğinde, adam derin bir nefes alıp zili çaldı.

​Beklenmedik Teklif

​Kapıyı Çağan’ın babası Ali Bey açtı. Karşısında takım elbiseli, otoriter ama güler yüzlü birini görünce şaşırdı. İçeri davet edilen adam, kendini tanıtınca evdeki hava bir anda değişti:

​Menejer: "Merhabalar, ben Mehmet. İstanbul Fenerbahçe Beko’nun baş kondisyoneri ve takım koçuyum. Buraya aile büyüklerimi ziyarete gelmiştim ama dönüş yolunda Çağan’ı gördüm. Beyefendi, bu çocukta 'doğuştan gelen' bir yetenek var. Hiç profesyonel bir kulüpte oynadı mı?"

​Ali Bey, gurur ve hüznün karıştığı bir sesle cevap verdi:

"Maalesef... Çağan hep istedi ama bizim maddiyatımız onu büyük şehirlere, akademilere göndermeye yetmedi."

​Mehmet Bey, masaya doğru eğilerek asıl teklifini sundu:

"Bakın, Çağan’ı İstanbul’a götürmek istiyorum. Deneme antrenmanlarına çıkacak. Eğer o sahadaki ışığı orada da yakarsa; ona bir ev, özel şoför ve İstanbul’un en iyi özel okullarından birinde %100 sporcu bursu ayarlayacağım. Sizden sadece kulüp masraflarının küçük bir kısmını talep edeceğiz, gerisi kulübümüzün garantisi altında. Ne dersiniz?"

​Ali Bey, gözleri parlayan oğluna döndü: "Çağan, bu senin hayatın. Karar senin."

​Çağan’ın kalbi göğüs kafesine sığmıyordu. Tek bir kelime döküldü dudaklarından: "Tamam, hazırım."

​Büyük Yolculuk Başlıyor

Mehmet Bey evden ayrıldıktan sonra evin içine derin bir sessizlik çöktü. Ali Bey, elini oğlunun omzuna koydu. "Gitmelisin Çağan," dedi sesi titreyerek. "Bizim sana veremediğimiz geleceği kendi ellerinle kurmalısın. Ama biliyorsun, biz burada kalmalıyız; işimiz, düzenimiz burada. İstanbul’da tek başına olacaksın."

​Çağan o gece odasında eşyalarını toplarken sadece kıyafetlerini değil, çocukluğunu da o valize sığdırdı. Annesinin mutfaktan gelen hıçkırığını duyabiliyordu. 17 yaşında, 1.87 boyunda bir dev olabilirdi ama kalbi şu an o kasabanın dar sokaklarından çıkamayacak kadar küçülmüştü.

​Vedalaşma ve Havalimanı

​Sabah 13.00'te kapının önünde korna sesi duyuldu. Mehmet Bey şoförlü bir araçla gelmişti. Çağan, babasına sıkıca sarıldı, annesinin elini öptü. Arabanın arka koltuğuna bindiğinde, dikiz aynasından arkada küçülen evine ve el sallayan ailesine baktı.

​Havalimanında Mehmet Bey, biletini Çağan’ın eline tutuşturdu:

​Menejer: "Bak Çağan, bu uçaktan indiğinde artık sadece bir genç değil, bir yatırım, bir sporcu adayı olacaksın. İstanbul seni yutmaya çalışacaktır, sakın buna izin verme. Sadece sahaya odaklan."

​Bulutların Üzerinde Bir Yabancı

​Uçak havalandığında Çağan hayatında ilk kez bulutların bu kadar yakınındaydı. Yanındaki koltuk boştu. Kendi kendine, "Başaracağım," diye fısıldadı. İstanbul’a yaklaştıkça aşağıda devasa bir ışık denizi belirmeye başladı. Kasabasının zifiri karanlığına hiç benzemiyordu bu şehir.

​Uçaktan indiğinde elinde tek bir valiz ve sırtında basketbol topunun olduğu çantası vardı. Gelen yolcu kapısından çıktığında üzerinde "ÇAĞAN" yazan bir tabela tutan, takım elbiseli bir şoförle göz göze geldi.

​İstanbul’daki Yeni "Kafes"

​Şoför, Çağan’ı şehrin karmaşasından geçirip Ataşehir’de, kulüp binasına çok yakın, modern ama buz gibi bir rezidans dairesine götürdü. Şoför kapıyı açtı, anahtarı masanın üzerine bıraktı:

​"Çağan Bey, bu ev artık sizin. Buzdolabı dolu. Yarın sabah 08.00'de sizi buradan alıp Ülker Arena’ya götüreceğim. Dinlenmeye bakın, çünkü Koç yarın sizi sahada perişan edecektir."

​Şoför gidince Çağan o devasa dairenin ortasında kalakaldı. Pencereden dışarı baktı; milyonlarca ışık, binlerce korna sesi... Kasabasındaki o sessiz basketbol sahasını özlediğini o an hissetti. Ama geri dönemezdi. Valizini açmadı bile. Sadece basketbol topunu çıkarıp yatağının yanına koydu.​O gece Çağan için uyku imkansızdı. Odasında eski, yıpranmış basketbol topunu son kez eline aldı. Dolabındaki birkaç parça kıyafeti ve en sevdiği ayakkabılarını valizine yerleştirirken, bu odadan bir "kasaba çocuğu" olarak çıkıp, bir "yıldız adayı" olarak geri döneceğini biliyordu.

​Sabah: İlk Uçuş, Yeni Hayat

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.