17 Mart 2020.
Jungkook evine dönmüş, ailesiyle birlikte akşam yemeği yiyorlardı. Etraf sükût içerisindeydi. Herkes susmuş, sadece önündeki yemeği yiyordu. Jeongguk'un ailesi farklıydı. Her şeyiyle.
Mesela babası... O çok asabidir, hep Jeongguk'u azarlar, sürekli ona ders vermek peşindedir. Annesi, aslında hep Jeongguk'u babasının azarlamasından kurtarandır. Tabii ki Jeongguk'un bir de kendisinden bir yaş küçük kardeşi vardı. Küçük kardeşi iyi biriydi, hep derslerinden iyi puan alırdı -Jeongguk'un aksine.-
Hep sessizdiler. Sessiz aile. Sessiz ebeveynler. Sessiz çocuklar. Jeongguk... Yüzü melek gibi görünebilirdi ama içinde şeytan yatıyordu. -Sinsi bir tilki gibiydi.-
Yemini gözüne kestirir, ister, çabalar ve alırdı.
"Alışveriş merkezi yakınlarında bir hırsızlık vakası daha gerçekleşmiştir." diye bir ses gelmişti televizyondan, galiba yine o meşhur hırsızlıklardandı.
"Hah, ne havalı bir hırsızmış, Robin Hood gibi," diye babası kendi kendine gülerek söylemişti.
Jeongguk babasına bakmıştı... Bu işlere devam etmeli miydi? İlerleyen zaman gösterecekti.
Yemekleri yedikten sonra herkes artık odalarına geri çekilmişti. Hep olduğu gibi yine büyük ev, yine büyük sessizlik.
20 Mart 2020.
"Taehyung! Daha sert çalışmalısın!" diye taekwondo'da önemli kuralları öğretiyordu hocası uzun saçlı çocuğa. İşine geldiğinde çok sertti ama özünde çok samimi bir çocuktu Taehyung. Taekwondo'da çok iyiydi, neredeyse bu konuda kendi mesleğindeki yaşıtlarından daha çok biliyordu.
"Daha da gelişmişsin, bu çok iyi bir şey Taehyung." diyerek gülümsemişti hocası Taehyung'a.
"Hadi daha sert vur bana! Hadi!" bir bağırma sesi geldiğinde Taehyung oturduğu yerden ses gelen tarafa bakmaya başlamıştı.
Kaşlarını çatarak.
Yine o çocuk, kendinin güçlü olduğunu herkese göstermek için kendinden zayıfla dövüşüyordu.
Taehyung bundan nefret ederdi. Kendinden zayıfa el kaldırmaktan. Hayvancaydı.
"Hey! Onu bırak, ne işin varsa bunu benimle yapabilirsin!" dediğinde etraftakiler onun bu cesaretine şaşırmış ve hayran kalmışlardı.
Ama o çocuğun bu cesaretine sadece alayla gülmüştü.
Zayıf olduğunu sanıyordu.
Evet, Taehyung zayıftı. Jackson'dan zayıf olabilirdi ama onun bir vicdanı vardı. Jackson o çocukla dövüşmeyi bırakıp Taehyung'un üstüne yürümeye başladığında Taehyung dövüşmek için duruşunu yapmıştı.
Taehyung Jackson'a meydan okumaya çoktan başlamıştı bile. Dövüş gittikçe ciddi bir hâl alırken, kuralları bozmaya başlamışlardı. Jackson çok rahattı, ama Taehyung aksine işine hep yaptığı gibi ciddi bir şekilde yanaşıyordu. Jackson ani bir hamleyle Taehyung'un ayağına çelme takmış, koluyla boynunu sıkmaya başlamıştı.
"Hey! Ne oluyor burada?!" diye ses geldiğinde Jackson yan gülüş atarak Taehyung'u hırçıncasına bırakmıştı.
Taehyung boynunu tutup nefes nefese kalmışken, Jackson bundan keyif alıyormuş gibiydi.
Saygısızmış gibi...
"Taehyung hemen Jackson'dan özür dile!" dediğinde Taehyung ona anlamaz gözlerle bakmış, alay edermişcesine konuşmuştu.
"Ne? Hah, siz ciddi misiniz efendim? Siz sanırım yerleri karıştırdınız."
"Ben ne dediğimi iyi biliyorum Taehyung, hemen ondan özür dile."
"Sorun yok efendim, zaten bu gibi şeyleri ancak düşük ailenin sokağa düşkün çocukları yapar." dediğinde Taehyung'un adeta beynine kan sıçramış gibiydi.
"Hey, aileme laf etme, ne işin varsa benimle hallet." diye sinirle konuştuğunda Jackson yine ona alaylı gülüşünü sunmuştu.
"Onun adına senden çok özür dilerim Jackson."
"Gerçekten mi?.." diye bilmişti bir tek dolu gözleriyle. Taehyung güçlü bir çocuktu, iradesi de baya yüksekti. Ama konu ailesine geldiğinde işler bambaşka bir yere varıyordu.
"Diyecek bir şey bulamıyorum." Son sözünü söyleyip çıkmıştı spor salonundan.
Koç ise; "Taehyung!, Taehyung, bekle Taehyung!" diyerek öylece bağırmıştı arkasından.
Taehyung spor salonundan dışarıda oturmuş, derin düşüncelere kendini kaptırmışken, koç yanına gelmişti. Tabii gelmeden önce bir süre Jackson'ın bu dövüşü kazandığı için arkadaşlarıyla nasıl gülerek eğlendiğini izlemişti.
"Taehyung?" diye yanından bir ses geldiğinde Taehyung bunun kendi koçu olduğunu fark etmişti. Kafasını koçun tam aksi tarafa çevirirken koç konuşmaya başlamıştı.
"Biliyorum Taehyung, bu yarış için çok çalıştın ama-"
"Ama ne koç? Suçum olmadığını bildiğiniz halde benim ondan özür dilememi istemeniz mi? Ya da aileme laf savurduğu halde bunun yanlış olduğunu bilerek ondan özür dilemeniz mi?"
"Öyle değil Taehyung, Jackson'ın babası spor salonlarını destekleyen bir politikacı. İstesek de onu yenemeyiz biz Taehyung. Spor salonumuz iflas eder." dediğinde Taehyung koçuna karşı hayal kırıklığı içerisinde kalkmıştı oturduğu banktan.
"Sırf kendi çıkarlarınız için bir çocuğun hayallerini çaldınız siz koç, bundan sonra ne siz benim karşıma çıkın ne de ben sizi göreyim." diyerek oradan çıkıp gitmişti.
Hava kararmış, Taehyung yol almış, büyükannesinin yanına giderken kafasındaki yarayı görmemesini umuyordu.
"Oooh, büyükanne yine mi aynı yemekler?" diye yakınmaya başlamıştı Taehyung.
"Sus bakayım, şükür et sen buna," dediğinde Taehyung gülüp gelirken aldığı yemekleri tabağına koymuştu.
"Büyükanne, sürekli senin bu sözlerini duymaktan kafamda tüy kalmadı," dediğinde büyükannesi de elini Taehyung'un omzuna koyup hafifçe vurmuş, gülmüştü.
"Eşek sıpası." İkisi de hem yemek yeyip hem de gülerken büyükannenin gözüne bir şey değmişti. Taehyung'un alnında küçük bir yara vardı.
"Bu nasıl oldu oğlum?" dediğinde Taehyung düştüğü işten çıkmak için gülümseyerek cevap vermişti.
Elini alnına koyup yaraya hafifçe dokunurken; "Oh bu mu? Bu spor salonunda oldu, büyükanne, bir kazaydı, hep olur zaten, boşver."
"Bak, doğruyu söylemezsen alırım seni ayağımın altına," dediğinde Taehyung büyükannenin kırışmış ellerini kendi elleri içine alırken konuşmuştu.
"Spor salonunda oldu, büyükanne, endişelenme. Sen de yaşlandıkça türlü türlü şeyler söylemeye başladın, he." diye söylediğinde büyükanne kafasına vurmuştu.
"Bak, sen büyüdün de büyükanneye cevap mı kaytarıyorsun?"
"Yok öyle şey olur mu, kraliçem, ben sizi çok seviyorum." diye söylendiğinde ikisi de gülmeye başlamıştı.
"Annenle babanı özledim oğlum, onlar gittiğinden beri ev sanki lüzumsuzmuş gibi geliyor bana. Onlar gittiğinde sen daha 5 yaşındaydın. Baban küçük bir dükkan açmıştı, çok iyi ilerliyordu. Gelir geliyordu. Bir süre geçtikten sonra baban dükkanı büyütme kararı aldı. Bankadan para çekti. Dükkanı büyüttü. Ama bir terslik vardı, dükkanı büyüttükten sonra bir gelir gelmedi. Artık iflasa doğru gidiyorduk ve bu da başarılı oldu. İflas ettik. Artık kimse çalışmıyordu, ben sadece ekmek yapıp elimden geldiğince evin masraflarına yardımcı oluyordum. Bankadan her gün aramaya başlamışlardı, parayı geri ödememiz gerekiyordu. Anne ve babanın başka bir çaresi kalmamıştı, artık her şeyden bıkmışlardı. Bir gün yüksek bir binadan iki gencin kendini attığı haberi yayıldı. Onlarmış oğlum..."
Taehyung'un gözünden bir damla yaş düşerken gözündeki yaşı silmiş, konuşmuştu.
"Hepsini bizim için yapmışlar, büyükanne." diyerek dolu gözleriyle gülümsemişti.
Jeongguk odasında yine sessizce oturmuş, çıkan sınav sonuçlarına bakarken sınav sonucunun kötü olduğunu görmüş, sınav sonuçlarını fotoşoplayıp kendininkiyle başkasının sınav sonucunu değiştirmişti.
"Jeongguk! Kapıyı aç Jeongguk!" diye babası kapı arkasından bağırıyordu.
"Jeong-" tam sözünü tamamlayacağı sırada Jeongguk kapıyı açmış, onları boş ama derin bakışlarıyla karşılamıştı.
"Yine mi sınavı geçemedin? Ha? Biliyordum."
"Sınavı geçtim baba." dediğinde babası yanındaki annesine ve kardeşine bakmıştı. Gülerek. Gerçekten geçmiş miydi?
"Bakayım." dediğinde Jeongguk telefondaki sınav sonucunu göstermişti.
"Geçmişsin." dediğinde Jeongguk zorla gülümsemişti. Babası ve annesi bu duruma sevinirken babasına bir çağrı gelmiş ve gitmişti annesiyle beraber. Bir tek kardeşi kalmıştı.
"Yine mi?.." diye sordu kardeşi Jeongguk'a.
Yine..
Taehyung bir barda çalışıyordu. Akşam olunca işlerini bitirir ve geri dönerdi; bütün evi o geçindirirdi. Boşverin, zaten iki kişi değiller miydi?
Milli takım, Taehyung'un çalıştığı barda bir kutlama yapıyordu. Jackson yapıyordu bu kutlamayı desek daha doğru olmaz mıydı?
Jackson, geldiği barda Taehyung'un çalıştığını ve onlara taraf geldiğini görünce gülerek konuşmuştu.
"Arkadaşlar, bu benim bu yarışta yendiğim kişidir. Tanıştırayım, Kim Taehyung. Alkışları alalım." dediğinde herkes alkışlayıp bağırmaya, ıslık çalmaya başlamıştı.
Alçaltıcı bir muameleye maruz kalmıştı.
Taehyung, ciddi bir yüzle onların içkilerini masaya koyup gitmek istediğinde, Jackson; "Taehyung, bize katılmaz mısın?" diye söylenmişti.
"Yok, istemem." diye söyleyip onların yanından çıkıp gitmişti.
"Yok abi, sülük gibi yapıştı, sakız gibi çıkmıyor, amına koyayım." Kendi kendine söylenerek kendi yerine geçmişti.
Bir çift göz onun üstündeydi.
Bunun farkında değildi.
"Merhaba."