İçeriğe geç

EZBERBOZAN

Bölüm 4 · 12 dk okuma

EZBERBOZAN

Bölüm 4

N

Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, o suçun cezası ile cezalandırılır.

Heyecan doruklarda diyerek bu günümün akşamının etiketini açıklıyorum. Ailemle hep birlikte yemek yiyecek ve evlilik konusuna girişecektim. Elim ayağım yine titremeye başlamıştı. Bir tek onların karşısında bu kadar heyecanlanıyordum. Ne tepki verirler, ne kadar saygı duyarlar ya da saygı duyarlar mı? Yoksa bu ne acele hayırdır derler mi? Babam ne düşünür? Derken annemin sofraya çağırmasıyla düşüncelerimi bir köşeye bıraktım. Heyecanım ve titreyen vücudumla sofraya doğru yol aldım.

Tam sofraya oturduk yemeğimizi yiyoruz, Cihangir ile göz göze geldik. Endişeli bakışlarımla ne yapacağım dercesine ona baskı uyguluyordum. Fakat bunu yaparken kardeşimin fevri hareketlerini unutmuşum tabi. “Baba anne ablam bugün bir karar aldı, sizinle bu kararını paylaşmak istiyor.” İçimden dilini eşek arısı soksun diye geçirsemde dışarıya sadece tebessüm ettim. “Söyle bakalım kızım, ne diyeceksin bize?” yutkunuyordum fakat yutkunamıyor gibi ağzım tıkanmış ve kurumuştu. “Ama ablam heyecandan konuşamıyor, neyse Emir’le yani bizim damatla nikah tarihi alma kararı aldılar bugün. Onu söyleyecekti.” Gözlerim fal taşı gibi açılırken hıçkıraya başladım. “Sen bilirsin kızım” dedi babam, “Yuvayı sen kuracaksın, bir şey diyemeyiz.” Dedi annem, ben hala fal taşı gibi açık gözlerle aile bireylerimi gözden geçiriyordum.

. . .

“Yemin ederim Leyla hanım, dilim tutuldu o gece. Babamlara onu anlatmak var ya hele ki Cihangir faktörü, kabus gibiydi diyebilirim.” Leyla hanım hem beni dinliyor hem de kahkahalar atıyordu. Muhabbetimiz Cihangir’in beni araması ile bölünmüştü. Önemli bir şey konuşmaları gerektiğini ve Emir2i de alıp kliniğe gelmek istediğini söyledi.

Yirmi dakika dolmadan ofisimin kapısı çalınmadan açıldı. “Ablaa ben yine kendimi övmeye geldim.” Karşıma geçip oturdu ve “Eee naber nasılsın?” dedi sonra konuşmaya devam etti. “İyisin iyi bende iyiyim damatta iyi. Ben bir şey yaptım yine kahve söyle de içelim.” Kararsız bir şekilde bana baktı. El hareketlerini de konuşmaya katarak “Ya da dur çay söyle, harareti alır. Evet evet çay içelim. Leyla hanııım üç çay biri açık.” Bu çocuğun bu konuşmaları ve bu enerjisi benim başıma ağrı sokuyordu. “Eee anlat bakalım. Çıkar ağzındaki baklayı.” Dedim.

“Şimdi gençler bizim Yusuf’un bana bir miktar borcu vardı, bende bunu aradım dedim ki, bir torbacı var benim ondan mal almam lazım. Hayırdır dedi boşver dedim neyse o konuyu boşver. Velhasıl kelam gençler bu işlerde işçilerle yatkın bir arkadaştır Yusuf, gitti torbacıyı buldu. Torbacımız kim, tabiki Samet Ercan. Hahayt be, bende ihbarda bulundum. Suç üzeri ses kaydı, video, mal alım satıma dair her türlü kanıtı toparladım ve yaklaşık bir saat kadar önce Samet Ercan tutuklandı, bizim Yusuf’u da içerden çıkardım. Onu da tutuklamışlar yavrum içerilerde sürüneceğim, parmaklıklar dostum olacak diye ağlıyordu en son, ki bu da sizi ilgilendirmez. Sonracığıma, öyle işte.” Dedi soluklandı ve elindeki dosyayı masaya vurarak bıraktı. “Al, bu da Samet Ercan dosyası artık hanginize lazım olur bilemedim. Paylaşın aranızda.”

“Oğlum sen harbi işsizsin lan. Vallaha bak, zekisin falan ama çok boş zaman geçiriyorsun sen.”

“Ya abla niye öyle diyorsun. Biz seninle doğma büyüme ortak değil miyiz? Hem iş gereği de ortak çalışıyoruz. Ben bu kliniğin sözleşmeli olay avukatıyım. Ne yapacam başka acaba, soruyorum sana.”

“Ulan sana da bir şey demeye gelmiyor. Savunma makinası. Tebrik ederim seni, işini layığı ile yapıyorsun.”

Emir’in konuya dahil oluşuyla ikimizin de gözleri ona kaydı. “Hayatım bu işte hallolduğuna göre biz artık nikah günü almaya gitsek mi?” gidelim dememle araya giren kara kedi konuştu. “Lan siz niye her olay çözümü evleniyorsunuz. Artık evlenin lan, bıktım. Her olay bir düğüne bağlanıyor, hala bir düğün göremedik. Altın yükselmeden şu düğünü yapın yoksa gramı bile rüyanızda zor görürsünüz.”

“hahaha gidiyoruz işte tarih almaya sen al altınını çoğalmadan.” Deyiverdim.

. . .

Günlerden Pazar, saatler akşamüzeri altı civarı, üzerimdeki beyaz gelinliğimle gelin odasında oturmuş bekliyordum. Bugün bir karar vermiş ve o kararı yörülgüye koyacaktım. Tek bir imza ile hayatım artık tek kişi olmaktan çıkacaktı. Birisiyle aynı masada yemek yiyecektim. Aynı banyo, aynı salon, aynı oda hatta aynı yatağı paylaşacaktım. Birlikte iş yapıyor olabilirdim ama artık birlikte aynı evin anahtarını da taşıyacaktım. Kimi zaman işi eve, kimi zaman evi işe taşıyacaktım. Artık ikisi de bir oluyordu. Babam kapıyı çalarak içeriye girdiğinde sımsıkı sarıldım. Ağlamayacaktım. Cihangir gelmesin diye dua ettim. Benimle baş başa konuşursa eğer ağlayabilirdim. Uzaktan kapı eşiğinde durmuş beni süzdüğünü gördüm. Gözleri dolmuştu. Sevgi gelmişti yine aklına, belliydi. Yavrum dedim içimden, sen çok güzel bir kardeş, çok güzel bir eş ve çok mükemmel bir babasın. Sen de bu yaralarınla birlikte çok mutlu olacaksın. Elbet bir gün. Gözlerimin içine bakan bu cümlelerimi göz bebeklerimden okuyabilirdi.

İşte o cümleyi cevaplama vaktiydi. Siz Pusat Karayel kızı, Hifa Sultan Karayel, Emir Akıncı’yı eş olarak kabul ediyor musunuz?

Tabiki edecektim. Bu kadar hazırlık boşa gidecek değildi ya. Gelin çiçeğini tutan kişi, Cihangir olmuştu. Artık tuttu mu, yoksa özellikle fırlayıp zıplayıp kaptı mı bilemiyorum. Malum arkam dönüktü. Ama Emir, kendini süpermen sanarak uçuşa geçtiğini söylemişti.

En çok hoşuma giden şey, balayı olmuştu. Bir otelde kalmak asla istemiyordum ve bu konuda hem fikirdik. Birlikte bazı yerler belirledik ve kağıtlara yazdık. Onar kağıt yazdık ve bir kutuya attık. Toplam yirmi kağıt arasından karışık bir şekilde on tanesini seçtik ve rotayı oluşturduk. Balayımız bir hafta fakat on yer gezmekle geçti. Paraşütle mi uçmadık, teke tek paintball savaşı mı yapmadık. Neler neler.. hatta bir yere gidip ne yiyeceğimize karar veremedik ve pastanedeki bütün tatlılardan bir tane söyleyip hepsini tattık. Boşa para nasıl harcanır isimli bir çalışma yaptık yani. Günümüz boşa geçmesin diye elimizden geleni yaptık anlayacağın. Seni de tek bıraktım Leyla hanımcığım ama söz seni de ilerde bolca vakit geçir diye uzun bir balayı tatiline yollayacağım.

“Estağfurullah doktor hanım, çok mutlu oluyorum ben sizi böyle heyecanlı ve mutlu görünce. Fakat daha geldiğiniz gibi söylemem gereken bir şey var. İpek Şenoğlu’nun tahlil sonuçları. Görünüşe göre hastanız aslında hasta falan değil. Şeker var hastanızda. Kan değerleri de düşük ve başka tıbbi sorunlar da var.” Tahlil sonuçlarına baktığımda “Leyla hanımcığım sizin bu asistanlığı ne zaman uzmanlığa taşıyoruz. Yanlış bir analiz yapmamışsınız bakıyorum da, işi iyice kapmışsınız helal olsun.”

“Doktor hanım teşekkürler, ben zaten görüşmenizi hallettim ve açıklamasını da yaptım. Zaten doktoru ile de iletişime geçtim.”

Kendi odamda, kendi masama kurulmuş bazı dosyaları incelemek üzereydim ki, bir mesaj geldi. “Hayatım biraz konuşabilir miyiz? Müsaitsen yanına geleyim.” Bekliyorum yazarak beklemeye başladım ki beş dakika geçmeden Emir’in içeriye girdiğini fark ettim. Bodoslama bir şekilde içeriye dalmıştı. “Hayatım iyi misin? Yüzün düşmüş. Neyin var koca bebeğim? Anlat bakalım.”

“Dedem ölmüş.” Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. “Kıyamam, üzüldüm şimdi.”

“Ya yok dur o önemli değil. Nefret ediyorum ben o adamdan. Beni üzen konu başka, adam bütün mirasını bana bırakmış.”

“Neden sevmiyordun ve madem sevmiyorsun tüm mirası nasıl senin olabiliyor? Bu çok saçma. Öldükten sonra gözüne giremez ki.”

“Aşkım, zaten bizim düğün gecemizde ölmüştü, biliyordum ben ama ne yalan söyleyeyim umrumda bile olmadı. Asıl sorunumuz şu babam geldi bugün. Ofise geldi, işler nasıl, keyfim nasıl diye sordu.”

“Eee ne var bunda anlamadım ben.”

“Ben yıllardır bu mesleği yapıyorum, babam bir kere gelip ofisimin nerede olduğunu bile sormadı bana. Cihangir de görünce şok oldu zaten, o da yolda bu arada anlatacakları varmış yine. Neyse işte..” derken o kadar halsiz ve üzgün konuşuyordu ki, içim burkuldu. “Üzüldüm biliyor musun gelmesine, keşke gelmeseydi. Babam bugün benim ofisime ağzımı aramaya geldi Sultan. Kendi oğlunun ağzından laf almaya geldi. Bana Biricik Uçar’ın katili hakkında bir haber var mı diye sordu. Yok dediğimde emin misin bir şey saklamıyorsun değil mi diye de üsteledi. İnanmadı bana, ben prensip gereği zaten bilgi vermem hiçbir şey hakkında. Bilgisi olması gerekenler zaten o konu hakkında bilgi sahibi olur zaten. Kendimi kullanılmış gibi hissediyorum ama neden hiç bilmiyorum. Necmettin Efekan denen o it köpekten nefret ediyorum, nefret.” Anlık bir şekilde söylediği isim kafamda yankı yapmasına sebep oldu. Çok tanıdıktı ve hafızam adamı sorguluyordu. “Bebeğim anlamaya çalışıyorum ama üzmemeye çalış kendini, şimdi anladım annenin neden cenazeye gittiğini. Cenazemiz var demişti ama ben bir tanıdıkları vefat etti sanmıştım.”

Kafasını omzuma koyduğunda sakallarını sevdim bıraz. Bu konuşmayı yaparken çoktan yanına gitmiş ve sandakyemi dibine kadar çekerek, destek olmak istercesine elini tutmuştum. İçeriye Cihangir’in giriş yapmasıyla Emir başını kaldırdı ve toparlandık.

“Gençler” dedi ama modu bu sefer neşeli bir ayarda değil gibiydi. “Bugün Emir’in babası ofise geldi. Direkt konuya bodoslama dalıyorum kusura bakmayın. Benim içime bir kuşku düştü ve cezaevine birkaç telefon görüşmesinde bulundum. Biricik Uçar’ın koğuşundan her hangi biri ile görüşmeye gelen var mı diye. Yok yok yok tek cevap bu. Rahatlamadım tabi, gittim cezaevine. Ben arabayı önüne doğru çekerken, kusura bakma enişte bunu söylemek zorundayım ama içeriden Beril Akıncı’nın çıktığını gördüm. Hemen gittim o kadınla görüşmeye. Bu ispiyonlayan kadın var ya, ismi gelmiyor aklıma. Onunla konuştum, Biricik Uçar’ın katili dediği kişi tam yarım saat birisiyle konuşmuş. Birisi onu görmeye gelmiş. Saatler net uyuşuyor abi, söylemem gerekiyor diye düşündüm vallaha. Ben senin ailenin bu işin içerisinde olduğunu düşünüyorum. Zaten kadına öldürmesi için 150 bin dolar teklif edilmiş. Bu ispiyoncumuzun söylediğine göre, kadın içeriye girer girmez o parayı verecekler bana diye bağırıp sandalyeleri devirmiş, yani muhtemelen ödemesini alamamış. Bu büyük patron yüzünden muhtemelen, aracı olan kişi paranın tahsil edilemeyeceğini söylemiş. Beril Akıncı’dan başka da şüphelimiz yok.”

“Cihangir, kafama bir isim takıldı. Biz bu Necmettin ismini nereden duyduk. Sanki öyle birisi vardı.” Deyiverdim soyisim kullanmadan. Emin olmadığım ve sadece ismini hafızama kazıdığım birisiydi. “Necmettin mi?” dedi ve devam etti. “Evet Necmettin Efekan, ispiyoncu kadın onun ismini vermişti o gün. İlk konuştuğu zaman, büyük patron oymuş işte, vefat edince para ödemesini alamadı galiba. Mirası hiç umulmayacak birisine bıraktıysa, ödeme gelmemesi çok normal.”

“Bana” dedi Emir durgun bir ses tonuyla. “Bana bıraktı. Bütün miras benim. Dedem oluyorda kendisi, Allahın belası adam. Babamda olsa ödeme yapılabilirdi ama mirasın tamamı bendeyken ve benim bir bilgim yokken, hiçbir ödeme alamaz. Ki şaşırmadım. Bir lirasını bile paylaşmayı sevmezdi o adam, kimseye para da vermez asla. İnsanlık kullanırdı o kansız, yattığı yerde ters dönsün inşallah.”

Emir nefretini ve kinini kusarken bir yandan da hüzünle bakıyordu etrafa. Kendini kullanılmış hissettiğinin farkındaydım ama ne gibi bir tepki ya da teselli vereceğimi bilemiyordum. Dedesinin ölmesine üzülmüyordu. Kullanılmış olmasına ve dedesinden dedelik görmemesine rağmen son kötülüğünü torununa yapıp bu dünyadan çekip gitmiş olmasına öfkeleniyordu. Hayat acımasız bir yol ve biz babamıza bile güvenmememiz gerektiğini kafamızı duvarlara vura vura öğrenmek zorunda kalıyoruz.

Kimse ne yapacağını kestiremediği saniyelerdeydi ve hiç birimizden çıt bile çıkmıyordu. Emir gözleri dolu bir şekilde fakat öfke patlamasını bastırmaya çalışır gibi nefes alıp veriyordu. Cihangir ise kendisini düşüncelere, olay çözümlerine mahkum etmişti. Bir bağlantı bulmaya çalışıyor fakat emir’i kırar mıyım acaba diyerek bulduğu sonuçları yutuyor gibi duruyordu. Ben kendimi bu durumdan çıkarmka için yapabilecek hiçbir şey bulamamıştım.

Hayatımızı bu kadar oyuncak gibi oynayıp, beğenmeyip, sıkılıp, ardından kıran insanlar, bir de yetmezmiş gibi her parçamızı toparlayıp bir poşete koyup çöpe atıyorlar. Acınacak bir insan gibi hissediyorsun kendini. Kendine acımaya başlıyorsun çevrendeki aptal insanlar yüzünden.

Bir şeye kesinlikle emindik. Kimse konuşmasa da, herkesin fikrinin ortak olduğuna emindim. Cihan ve Beril Akıncı, Biricik Uçar’ın ölümüyle bağlantılıydı. Fakat sorular ve sorunlar vardı. İnsan aklında kurduklarından bir türlü çıkamıyordu. Hep bir engel vardı, ya sandığımız gibi değilse, ya da sandığımızdan daha kötüyse. Her şey bu engel yüzündendi. Sorun bulamamaktı aslında.

. . .

“Başa sar ve çek bir duman devam et, nasıl olsa gerisi yok ilerisi ise tekerrürden ibaret.

Genel insan kitlelerinin sorgulayıcı bir hayata tutkunluğu vardır. Fakat bir de sıradışı olan kitle var ki, umursama hissiyatları yokmuş gibi gözükürler. Aslında sırf bu yüzden akışına bırakmalıyız. Her ne ise mutlaka geçecek, üzülmeye değmez bile.

Evet kalbinin aklına hizmet etmediği her saniyede, kaderine küfürü basarsın. Haklısın.

Ama ne var biliyor musun? Susmak var ve susmanın da kaliteli bir seviyesi var. Eğer aşarsan o seviyeyi susma, demek ki artık susmaman gerekiyor çünkü konuşmamakta yarayı tuzlar. Bu dengesiz denklem böyledir, bu yüzden çözümlenemez ya zaten. Değersizleşenlerin bile tonlarca değeri var. Çok sevdiğimde bir söz var. Karşındakini aptal sanma, sandığın şey olmaz asla diye.

İlk defa duymuyor olabilirsiniz ama papatyalardan bahsetmek istiyorum biraz. Bir söze denk geldim bugün. Diyordu ki, papatyaya bir yaprak daha ekleyebilseydim sevecek miydin sanki? Ne kadar içten haklı bir cümle olduğunu, benim kadar derinlerinde anımsayabilenler elbet vardır. Ki hiçbir sevgi ve aşk uğruna hiçbir çiçek koparılmamalıdır. Doğasını sevmeyen sizi zaten sevemez ki. Bu yüzden boşuna canını yakmayın papatyaların, seven sevdiğini belli eder zaten, kim olursa olsun.

Peki bu kız yazıyor yazıyor da böyle, kendisi bir ders alıyor mu derseniz, hiç sanmam diyebilirim.

Sevgi sadece karşı cinse özel değildir ki. Meselası şöyle sadece sevgiliniz, kocanız vesaire yoktur. Hayatta da, mezarda da olsa bir aileniz vardır ve her birimizin ilkleridir onlar. Görsekte görmesekte her birinin kokusuna dünyaları yakarız. En güzel dostluk ane ile olurmuş ve o bağ asla kopmazmış. Ama en çokta o bağ yıpranırmış. Halbuki bir söz bir gönlü bir ömür bahtiyar eder, insanlar bu cümledeki hiçbir kelimeyi başarmayı denemiyor ve bende o insanlardan birisiyim. Başarmayı denemekten acizim. Ne kadar acı, çok yazık sana diyerek kınıyorum kendimi.

Ne kadar rezil insanlar olduğuna baksanıza ve bu satırları okuyup beğenirken öyle olmalarına rağmen üzerine alınmayan bir çok insan var olacak. Bu daha beter çünkü kendi kötülüğünü kabullenemeyen el bebek gül bebek bir toplum var. Düşündükçe diyorum ki, egona sıçayım ne kadar rezil bir insansın.

Bazı beklemediğimiz tepkiler olur, saçma sapan konular yüzünden dolar kafamız. Can yakan konular. Herkesin içine sakladığı ve ertesi güne unutkan başladığı bir kapalı kutusu vardır fakat bazen insanlar bu gibi durumlara izin vermezler. Unutmak içi bir kutuya kapattıklarınızı unutturmaz ve ertesi günlerinizi size daima zehir ederler.

Kendisi ile barışmalı insan, savaşmamalı. Çünkü tek kabullenemeyeceğimiz mağlubiyet, kendimize açtığımız savaştandır.

İnsan yansımasını neden kırmak ister ki? Neden başka biri kırmasın diye çabalamayı tercih etmez? Neden kendi kendini üzmemeyi tercih etmez? Neden başka bir olasılığı tercih etmez?

Saçmalamaktan ibaret bir hayatımız var. Siz sabah kalkınca aynaya günaydın demeyi tercih etmiyorsanız, sorunu kimsede aramayın. Size birisi laf söylerse üzülün çünkü siz busunuz. Sabah aynadaki yansımanıza, kendinize bile mutlu görünmekten, tek bir güzel kelime söylemekten acizsiniz. Siz bunu kendinize yapmıyorken, başka birisinin yapmamasına tepki gösteremezsiniz ki.

Kendine gel ve yaşa çünkü uzun bir zamanın olmayabilir.”

İçimi dışımı yine farklı konulara değinerek, blog sayfama boşaltmış bulunmaktaydım. Bu yazılar bu satırlar bana öyle güzel terapi gibi geliyordu ki, ferahlama hissederek, oh be diyordum sanki.

Şunu kazımıştım artık aklıma. Hayatımız alt üst olduysa, kesinlikle altı üstünden daha iyiydi. Hayatın da bir bildiği vardı, biz ona ayak uydurmak zorundaydık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.