İçeriğe geç

EZBERBOZAN

Bölüm 2 · 16 dk okuma

EZBERBOZAN

Bölüm 2

Y

Her şey sana kafamda bir oda vermem ile başladı

Sessiz haykırışların peşini güçlü çığlık tufanları bastırır derdi annem. Boğazım düğümlendi gibiyim. Soluk soluğa kaldım ve yardımıma koşacak, sesimi duyurabileceğim hiç bir kimse yok. Beni kovalayan bu adamdan neden kaçtığımı bile bilmiyorum. Halbuki oturup konuşabilirdim de. Arkamdan birisinin bana dokunduğunu hissetmemle kendimi kaçtığım adamın kollarının arasında buldum. Hem gözümün içine bakıyor hem de kollarımı sıkıyordu. Sultan diyordu, beni dinle ve dediklerimi yap diyordu. Kekeleyerek bile olsa neden diye sorduğumda, seni daha fazla görebilmek için cevabını aldım. Yutkunarak beni görmene gerek yok diyebildim ve tabi ki..

Tabi ki cevabını alamadan uyandım. Anne dedim. Anne bana neden yapıyorsun bunu.. Rüyamda bile güzel bir kaç çift cümle duyamamanın hüznü ile kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Bugün kutsal pazardı. Annem ve babam çoktan gelmişti. Kardeşim bile erkenden kalkmıştı. Kız halaya çeker mantığı ile olaya bakacak olursak saat öğlen ikiyi geçmiş ve Ülküyle ben hala yatağımızdan kalkamıyorduk.

Üzerimi değiştirdikten sonra kahvaltı sofrasına sonunda eşlik edebilmiştim. Uykucu yeğenim ise gözlerini ovalayarak benden sonra masaya teşrif edebildi. Babam bana dönüp ''Müjde acaba biz bu ikisini aynı evde tutarak hata mı yapıyoruz. Sonunda torunda delilerle uğraşmasın bak.'' Babamın bu cümlesinin üzerine hepimiz kahkaha atmaya başladık tabii. Günüm çok güzel başlamıştı. Hazırlanarak kahvaltıya indiğim için üzerimi değiştirme zahmetinde bulunmadan dışarı çıktım. Araba almak istemesem de, dışarıya çıktığım an hava beni gördüğüne sevinmedi ve ağlamaya başladı. Hala günümün güzel geçeceğine inancım tam olduğu için arabama binmeye karar verdim. Çıkan şarkıyla yolculuğuma eğlence kattım. Eşlik ederek devam ettim.

Sürerim buluttan tarlaları, yağmurlar ekerim göğün göğsüne,

Güneşte demlerim senin çayını, yüreğimden süzer öyle veririm..

diyerek şarkıya eşlik ettiğim sırada Gülşen benim modumu değiştirerek başka bir şarkıya giriş yaptı.

'Ayırması bu kadar zor mu? Görünenle gerçeği karıştırdın.

Vasat aşklardan geçenleri, sarsabilir şiddeti aşkımın.

Severse soldan silerse sağdan inersin hoppa dönerse gözüm.

Daha bunlar ne ki göreceklerinin yanında anca kalır önsözüm..'

dedik dedik kuyruğuna geldik derken sahile vardığımda yağmurun durduğunu görerek arabayı bırakmaya karar verdim. Biraz ilerledikten sonra ileride bir kafeye oturmak istedim. Sıcak bir çay keyfime keyif katabilirdi. Geçip bir çay söyledikten sonra çantamdaki dosyalara göz gezdirmeye başladım. Benim için her yerde iş vardı. En ince ayrıntılarda kaybolup ciddiyete bürünürken çayımın bittiğini ve yerine gelen kahveyi bile fark etmemişim. Kafamı kaldırdığımda onu gördüm. Emiri. ''Kahve nereden çıktı? Çayım nerede benim?''

''Size seslendim fakat duymadınız bende işiniz bitene kadar sizi beklemek istedim Sultan hanım. Siz beni duymadınız ama birer acı kahve içsek mi diye düşünmüştüm.'' adamın geldiğini görmeyi geçiyorum. Öyle bir dalmışım ki saçımı topuz yapıp, kalemi kulağımın arkasına koyduğumun bile farkında değilim. Kafamı hafiften sağa sola sallayarak kendime gelmeye çalıştım. Saçlarımı saldıktan sonra adama karşı döndüm. ''Ne yalan söyleyeyim kahve iyi gelebilir aslında.'' dedim ve çok bilmişlik yaparak kahvenin de masada uzun süredir durduğunu düşündüğümden alıp kafama diktim. Sonra ne mi oldu, hemen anlatıyorum. Yandım, üzerime kahve döküldü, yetmezmiş gibi evraklara döküldü ve nasıl bir kahveyse Emir beyin üzerindeki beyaz gömleği bile leke içerisinde bıraktı. Adama rezil olmayı geçtim de, evraklar gitti ya diye içimden geçirirken tabi ki bunu dışarıya da yansıttım ve adam bana dönüp ''Gömlek önemli değil ya, bende yanmadım sorun yok.'' dedi. Peki ben ne yaptım. ''hı tamam o zaman ya sormamıştım zaten.'' diyerek ukalanın teki oldum. Evet Hifa tebrik ediyorum seni, başardın.

''Sultan hanım beni dinler misiniz? Ben sizinle konuşmak istiyorum.''

''Buyrun konuşun Emir bey.''

''Benim söylediklerimi yapar mısınız?'' yutkunarak cevapladım. ''Ben şikayetinizi geri çekmenizi istemiyorum. Hem neden yapayım ki?''

''Sizi daha fazla görebilmem için tabi ki.'' kafamı salladım tekrardan, kendime gelebilmek için. Lan dedim bir an da. ''Seni ben rüyamda dinlemedim oğlum. Bir daha niye söylüyorsun bana aynı şeyleri. Planlı mı geldin buraya?'' tabi benim şu an söylediklerime aynı şaşkınlığı göstermesini beklerken şöyle bir cevapla karşılaştım. ''Senin de beni rüyanda göreceğini biliyordum.''

''Birincisi ben seni rüyamda dövüyordum ve üstelersen yine dövebilirim. İkincisi acı kahve sevmem hayatımı tatlı yaşarım. Kırk yılı acı bir kahveyle başlatıp hayatımı acılaştıracak halim falan da yok. Sana afiyet olsun.'' ve çantamı alıp masayı terk ettim.

Fakat aklıma takılmıştı işte. Bu adam beni neden rüyasında görmüştü ki, ya da nasıl gördü, benimle aynı şekilde mi gördü, neyse Hifa sanane kızım ya of derken bile kendimle kavga etmeye başlamıştım yine.

Her yolculuk çilekeş bir hayatın başlangıcıdır. Nereden bakarsan bak hayata, asla yanlış yolu göremezsin. Her yer tozpembedir gözünde çünkü öyle görmeyi istersin. Olanı biteni değil de olmasını istediğini görür gözlerin. Öyle duyar öyle anlar ve öyle yaşarsın. Herkese de öyle anlatırsın çünkü dilinde doğru söz olarak inandığın vardır. Aklın buna hükmedilir. Yok saydıklarımızsa haciz gibi girer hayatımıza. Kapımızı çaldığında ona yer olmadığını sanar ve istemeyiz fakat asıl sahibidir konumun, sen belki bilmiyorsundur. İnsan dediğin kendi inancı olan bir varlıktır. Başka bir söz doğru sayılsa dahil tamam demek yeterlidir. Çünkü neden olmasın, neden tamam demesin kafasındadır hep. Kendi istediğini yapacak zaten fikrini sunup insanların neden daha çok konuşmasına vesile olsun?

Asla yola gelmeyeceğimi düşündüğüm konular, kişiler var. Tıpkı herkeste olduğu gibi. Bazen seçeneklerimiz çoktur, bazen sadece iki şık arasında, hiç bir adım atamadığımız bir seçim çukurunda kalakalırız.

Saat gece yarısını henüz geçmemiş. Hafif yağmurlu bir gün. Bankamatikten para çekmeye yürüyerek gitmeye karar verdim. Parayı çektikten sonra daha bankamatikten ayrılmadan yanımda birisinin belirdiğini fark ettim. Emir bey yanımda durmuş nasıl olduğumu soruyordu. Eve kadar bana eşlik etmek istediğini söyledi ve bende nedenini açıklayamayacağım bir şekilde bana eşlik etmesini gerçekten istiyordum. Bir seçenek konusuna girdiğimizi ve farklı düşüncelere sahip olduğumuzu fark ettim. Bir yol ayrımına girdik. Hangi yoldan gideceğimizi konuşurken bir an da konu buraya kaydı. Ve ben a mı yoksa b mi diye sordum. Kendimce yolları şıklara böldüm. B şıkkını seçti sebebini ise şöyle açıkladı. ''Eğer ikinci bir seçeneğin varsa, ilk seçenek zaten yanlıştır hatta yalandır.'' Bana kalsaydı bu düşüncenin ne kadar saçma sapan bir düşünce olduğunu her yerde dile getirirdim, ki bana kalan her yerde bunu dile getiririm tıpkı o an gibi. A seçeneğini seçtiğimi söylediğimde nedenini sordu ve konu artık yol seçiminden çoktan çıkmıştı. ''Çünkü kendi fikrime dayanarak konuşuyorum, ki bu her seçenek için mantıklı bir karar olur. Ben her zaman birinci seçenekten yanayım sebebi ise şu, ikincisinden bir halta yaramayacağını anladığım an uzaklaşırım. Eninde ya da sonunda o da kendini belli eder zaten. Böylece birinci seçeneğinde kıymetini anlamış olurum. Bunun adı tecrübedir. Yanlışı denemeden yanlış olduğunu bilemezsin ve doğruyu asla bulamazsın. Çünkü benim yanlışım senin doğrundur belki birimiz henüz tecrübe edememişizdir. Bunlar olağan şeyler. Fakat insanlar bu tecrübeleri hata ve pişmanlık olarak nitelendiriyorlar ne kadar yazık. Halbuki yanlışı bulmadan doğruyu aramaya koyulamazsın çünkü yanlışlarımız zaten en başında doğru olarak kabullendiklerimizdir.'' Bu kadar şiirsel anlatımıma rağmen hala kendi fikrini savunan Emir bey beni çileden çıkarmadan eve vardığım için çok mutluyum. Kapının önüne geldiğimizde ''Bu güzel yürüyüş için teşekkürler Sultan hanım'' dediğini duyduğumda aynı teşekkürü bende kendisine takdim ettim. Elini uzatıp tokalaşmak istedi ve karşılık verdiğimde tokalaşırken yanaklarımdan da birer öpücük kondurdu. Gayet resmi gibiydi, ama ayak parmak ucuma kadar bir uyuşma hissettim bir kaç saniye bile olsa. Görüşmek üzere diyerek içeri girdiğimde aynadan kendime baktım. Kıpkırmızı olmuştum. Sebebini anlayamadığım bir heyecanla uyumaya çalışıyordum. Öyle de uyuya kalmışım.

İkinci seçenekler, birincilerin değerini anlamamıza vesile olduğunda, zaten ortada bir seçenek olmadığını anlamış olacağız.

Herkesin kalbi göğsünün sol tarafında atmaz. Ben kalbimi soran her hangi bir kimseye daima kafamı işaret etmişimdir. Çünkü ben kalbimle aklımı kardeş olarak kullanırım. Küstürmem asla birbirlerine. Birlikte düşünebilirim onlarla, bu yüzden seçeneklerin arasında sıkışmam. Genellikle direkt olarak seçer geçer yapıdayımdır. En sağlıklı yapının bu olduğunu düşünmeyen, veyahut böyle düşünmeyi, davranmayı bir türlü başaramayanlar bence artık aklınız ve kalbinizi küstüren seçeneklerden kurtulun yoksa aklınızı da kalbinizi de parça parça kaybedeceksiniz.

Tam anlamıyla kendimi inandırdığım yalanımla hayatıma devam ediyorum. Demek istediğim Emir beyden hala hoşlanmadığım. Sonunda iş günüm gelip çatmıştı ki, çok şükür bugün kimse beni rahatsız etmeden işime gücüme odaklanabilmiştim. Yeni bir dosya açtım bugün. Gönül Akıncı adına. Emir beyle hiçbir akrabalığı olmayan birisi. Kendisi agresif yapılı fakat bundan habersiz. Sinir hastası diye açıklayabilirim bunu. Yaptığı ve gösterdiği her ani çıkışından bir haber. Ki seansımız boyunca bana en az on kez bağırdı ve bir vazo kırdı. Fakat hiçbirini hatırlamıyor. Halbuki on saniye bile geçmiyor aralarında. Biraz irdelemeye karar verdim ve babasını sordum. Ne işle meşguldür neler yapar gibisinden ve gayet güzel bahsetti. Annesi desen melek gibi bir kadın olarak tanımlıyor. Fakat bir kardeşi olduğundan bahsetti. Kardeşi varmış ama artık yokmuş ve bunu bana bağırarak anlattığı için bildiğimden haberi olmadığını düşünüyorum. Ne yalan söyleyeyim, kardeşiyle bu olayı çözebileceğime eminim fakat ne yapacağım hakkında hiçbir öneri sunamıyorum kendime.

İşlerimi bitirmemin ardından bugün erken çıkmak istemiştim ki kliniğin kapısında beni bekleyen Emir beyi gördüm. Bu adamın işi gücü yok mu acaba? Bu ne her gün buralarda. Daha doğrusu benim olduğum her yerde. ''Sultan hanım biraz konuşabilir miyiz?''

''Emir bey biraz acele ederseniz iyi olur. İşlerim varda.''

''Tamam o zaman bende size eşlik edebilirim.''

''Sizin gelebileceğiniz bir yer değil Emir bey.''

''Siz benimle gelin o zaman ''

''Nereye pardon?''

''konsere. Ben sizi oraya davet etmek için gelmiştim. Biraz uzak ama anca yetişiriz zaten tabii siz bilirsiniz.'' meraklanarak konuşmaya devam etti. ''Rica ediyorum lütfen çok sevdiğim bir sanatçıdır.'' Bu sefer ne yalan söyleyeyim bende meraklanmıştım. Çünkü bende internette gezerken bir konser görmüştüm ve oraya gitmeye niyetlenmiştim. ''Nereye gidiyoruz'' dememin ardından heyecanlı bir ses tonuyla Kasaplar Meydanı cevabını aldım. İşin ilginç yanı şu ki bende oraya gitmeyi düşünüyordum. ''Yanlış anlama teklifini kabul ettiğimden falan değil, bende Emre Aydın'ın konserine gitmek için yola çıkacaktım. Denk geldiği için bana eşlik edebilirsin'' kendi kendime içimden prenses sanki havalara bak falan demeye başladım. Dışarıya yönelik kıkırdamamak için kendimi zor tutuyordum doğrusu. Benim arabam biraz uzakta olduğu için kendisinin arabasıyla gitme teklifini de kabul etmiştim. Ben sanırım baya bir esnetmeye başladım kendimi ki, adamın her dediğine tamam diyordum. ''Sultan hanım isterseniz telefonunuzu bağlayıp şarkı açabilirsiniz. Ya da benimki bağlı buyrun istediğiniz bir şarkıyı açın olur mu? Hem bende sizin müzik zevkinizi öğrenmiş olurum.'' telefonu bana verdiğinden beri hatta arabaya bindiğimizden beri yüzündeki gülümseme hiç azalmamıştı. Ege Can Sal'dan başa sar şarkısını dinlemeye başladık.

Bazı insanlar vardır ki, ilişkilerini yönetmeyi asla beceremezler. Bir süre sonra sıksalar bile kurtulmak ya da vazgeçmekten korkarsınız. Fakat kendi kusurlarını, kendi suçlarını görmeyi asla seçmezler. Onlar için böyle bir seçenek yoktur çünkü daima suçlu sizsinizdir. İnsanların bencilliğinde boğulmak zorunda kalırsınız neden biliyor musunuz? Aşk yüzünden. Aşk size kendinizi suçlu hissettiren tek duygudur. Aşk bu cana bedenden haktır derler. Şikayet etmek istersiniz ama edemezsiniz çünkü aşk böyledir. Yarayı aşk açar ve kendi merheminiz de karşınızdakinin merhemi de siz olmak zorunda kalırsınız. Aşık olmamak için elinden geleni yapanlar bile vardır hatta çünkü bilirler başlarına gelecekleri. Bende bilmeyenlerden sayabilirim kendimi. Müthiş bir konserle başlamak üzere olan ilişkim o gece yarısı son buldu diyebilirim. Birkaç saatlik mutluluğumun ardından neredeyse on gündür arayıp sorulmuyor olmam aşk yüzünden olabilir mi? Eskiden kapılarımda bekleyen adam, artık beni istemiyor olabilir mi? Ben aramadığım sürece bana yazmamasının sebebi, artık beni istemiyor olması olabilir mi? Her an nerede olduğumu bilmek istediğini söylemişti bana, gerçekten beni ya da herhangi birisini tavlamak bu kadar kolay mıydı? Bu muyum yani ben diyorum kendime. Bu kadar mısın sen Sultan, kalk bir elini yüzünü yıka ve kendine gel. Onun yüzünden bende kendime Sultan demeye başlamıştım işte. Alkol sevmeyen ve aramayan ben, konserden sonra su gibi tüketiyordum artık. Keşke küçük bir kız gibi annemin dizinde ağlayabilseydim diyorum ama kendime gelmem gerekiyor. Birkaç aydır tanıdığım bir insanın bana ilgi gösterip ardından gösterdiği ilgiyi kesmesi beni bu kadar etkilememeli. Kendimi uyarılara boğmaya başladığım süre zarfımı giyinmekle ve dişlerimi fırçalamakla geçirdim. Ardından kendimi sokakta yürürken buldum. Kulaklarımı Yüksek Sadakat'in sesi doldururken yürüyüşüm gitgide yavaşlamıştı. ''Karanlık üstüme dökülüp, renkleri etrafa saçılıp, umudum bir köşeye sürününce bir yer var mı ölümden öte? Varsa söyle acıma yete, sen beni buralardan yitirince'' diyordu. Ne kadar ilginç geldi bu sözler bana bir anda anlatamam. Şarkıyı daha önce hiç ayrıntılı dinlemediğimi fark ediyorken, şarkı da yolum da değişti bir an da. Çünkü yola çıktığımı fark etmeden bir de eziliyordum. Bu arabalar benim başıma bela olmaya başlamıştı artık ve bir bela daha olmadan uzaklaştım hemen oradan.

. . .

Her an herkes tarafından binlerce cümleye mağruz kalabiliriz. Asıl yapılması gerekli olan hareket ise, neden bunu yaptım ve neden böyle oldu sorularına kendi içimizde bir cevap bulabilmektir.

Fakat asıl sorunda, buradan başladığını bir türlü anlayamamamız olarak insanoğlunun genel bir problemidir. Ailen bir problem olabilir, herkes sevgisini göstermek zorunda değildir. Hiç kimse –etrafındaki insanlar kim olursa olsun – değer göstermek zorunda değildir, ki sende böyle olabilirsin. Derler ya hani ebeveyn olunca anlarsın, ya yok öyle bir dava vallaha ya. Hayat sadece belli bir kademeye gelince anlaşılacak vaziyet alır. Her şey hiçbir şeydir aslında. Bazı konular o kadar derinden iner ki, bayatlarsın artık. Umursamaz ve vazgeçersin.

Kendi derdini kendin dinle ve dermanını yine kendin ara. Anne, baba, teyze, yeğen boşver bunları. Sevgi bağı dediğimiz şey narin bir çizgidir ve herkesin varabileceği bir konum değildir. Senin derdin çok büyüktür ama aslında herkeste vardır. Sen fark edemezsin çünkü konuşmazsın ama konuşmalısın. Artık susmadan ve kimseden bir şey beklemeden yaşamalısın.

Takdir görmüyorsan, takdir edilmek için bir şey yapma. Her şeyi kendin için yap ki birisi senin başarın ile övündüğü zaman umursamaz olabilmeyi başar. Sadece kendin ol ya. Emin ol o zaman kendinle övünmek için çaba bile sarfetmek zorunda kalmayacaksın.

Sen daima ol ki, sen kendine güven ki, etrafını boşverip kendine bir “sen” olduğunu yansıtabil. Fakat bunu fark etmeden yap çünkü hayat senin ve kanıtlamak için uğraşmak zorunda değilsin. Kend varlığını ve üstünlüğünü, tüm sabır, cesaret ve becerisi ile kendisine güvenerek kanıtlayan, herkese kanıtlamıştır.

Zaten bu dünyada ölümsüzleşenler de, kendini insanlara övündürerek bu makama ulaşanlar değildir.

Saat sabahın altısını gösterirken ofiste ne işim var benim diye düşünüyorum. Kapının açılması ile Leyla hanımla birbirimize bakmaya başladık. “Doktor hanım sabah olmadı daha hayır olsun inşallah iyi misiniz?” kendime gelirmişcesine kafamı sağa sola sallamaya başladım. “İyiyim Leyla hanım iyiyim de başım dönüyor benim sanki biraz. Annemin cümlelerini düşünüyorum. Kimse için bir şey yapma derdi bana, sadece kendin için yap. Çok haklıymış keşke bu sözleri sarsıldığım zamanlarda anlamış olmasaydım, en azından yıkılmadım be Leyla, o da güzel.” Leyla hanımın anlamsız cümlelerimi kafasında tartar gibi bana baktığını görünce “Ben en iyisi bir saat dinleneyim.” Diyerek kafamı masaya koydum.

“Bazen yanlış tohumların filizlenmesine izin veririz, halbuki bunu bile isteye yapmayız. Hayatın cehaletine kapıldıkça, gideriz. Elinde olsa, her türlü manevi imkan gücü yerinde olsa, bir insan kendisini bile isteye üzer miydi hiç? Ya da insan yaşadığı belki de şahit olduğu iyi veyahut kötü her hangi bir olayın, bir şeyin olmasına razı gelir mi hiç? Bir olaya içinden gelmeyerek göz yumabilir mi? İyi olan bir şeyin iyi gözükmesine rağmen, kötülük barındırdığını bilerek, göz görerek elini kolunu kendisine bağlar mı?

Farkına varamadığımız şeylerin esiri olmamalıydık. Uykum hiç duymak istemediğim bir haber ile aniden bölünmüştü. Leyla hanımın odaya aniden girişi ve benim hüzün dolu bakışlarımın saniyesi birer saliseyle peş peşe geldi. Biricik Uçar sabah saatlerinde bulunduğu cezaevinde vefat etmişti. Apar topar hazırlandım ve yola koyuldum.

Cenaze törenine bir çok tanıdık ve tanımadık simalar katılıyordu. Gözüme çarpan çok kişi olmuştu fakat sadece sima olarak, isim hafızam vasıfsız insanlarda etkili olmuyordu maalesef ki. Derken tam karşımda belki beş metre ilerimde onu gördüm. Neredeyse uzun bir süredir bir cevap bile vermeyen genetiği değiştirilmiş organizmayı. Emir Akıncı karşımda duruyordu, sanırım gözleri bana henüz çarpmamıştı. Olduğum tarafa bakmadığını fark edince, bende gözlerimi kaçırırken buldum kendimi. Cenaze töreninden nasıl bir hız ile kaçtığımı bir ben bir Allah biliyor diyebilirim.

Hiç alışkanlığım olmayan alkole kaç günde bağımlılık yaptığımı anlayamazken, bir de Cihangir’in masaya bıraktığı paketten bir dal almaya kalkıştım. Bazen bitki çayı sakinleşmenize yetmez, uyku ilaçları geceleri uyutmayabilir. Kendinizi nefes almak için dışarıya atsanız bile, sokaklar boş dahil olsa, yağmur sonrasında gelen müthiş toprak kokusu bile içinizi ferahlatamaz bazen. Fakat bazenler çoğalabiliyor işte. Bir daldan çıkan binlerce dumanla içten içe dertleşirken bulabiliyorsun kendini. Yanılıyorsam da, kusurum diye düşünüyorum.

Bu sigarayı kullanmayanlar çok şanslı olmalı. Belki çoğumuzun dertleri bir, hatta bazıları bir tık daha bile fazla. Fakat ne olursa olsun, dertleşecek sigaranız olmasa da içmeyenler bir adım daha önde oluyor. Kendini düşünebiliyor bir kere, ötesi var mı bunun? Düşüncelerimin çok karışık olduğu dönemlerdeyim. Borcu harcı olanlar da var tabii onlar da bir dert. Nasıl bir sıkıntı çöküyor içime anlatamam, sanki daldığım düşüncelerimde boğuluyorum. Şarkılarda bile boğulabiliyor insan, bende onlardan birisi iken es geçemem. Herkesin vardır bir son defa görsem dediği, yüzünde kaybolmak istediği, son bir defa yenilmek istediği, hiç anlamadan son defa benim olsa, yanında uyansam dediği birisi. Bilene ya da bilmeyene, Emre Aydın son defa şarkısı ile hem merhem hem hançer olmayı başarmıştır.

Kırkını geçen var mı ya da yirmiye varamayan, belki henüz orta yaşta mücadele vurgunu olanlar? Yorgunluk başa bela oluyor biliyorum. Her sabah erkenden kalkarak işe gitmek, bazen ise geceleri çalışmak o kadar yıpratıyor ki insanı. Bir de eve döndüğümüzde yemektir, bulaşıktır, çamaşırdır uğraşıyorsanız bu yazıyı okumaya vakit bulmanız imrenilecek bir hareket ve mükemmel bir aktivite.

Evinde köpeği olanlar da bir sıfır öndedir aslında, veyahut bir kedisi, belki de başka bir evcil hayvanı olanlar. Yanınızda yatan, uzanan hatta uyuyan ve kimi zaman dertleşirken, kimi zamanda oyun oynayarak kafa dağıttığın minicik bir kalp. Tıpkı yeni doğurduğun bir bebeğin gibi. Ben biraz konuyu 180 derece döndürmek istiyorum. Konu geçiş hakkımı ise dostluk denen kavrama hatta o kelimeye döndürmek istiyorum. Benim için çok zor bir kavramdır bu çünkü benim hiç dostum yoktur. Tüm dostluklarım kendime dair verdiğim savaşmış. Yanlışlarımı yüzüme vurmak için kullanan birkaç ahmaktan ibaretmiş. Her insan gibi bende çok güçlü bir kadınımdır. Dediğim daima olur çünkü yaşıma rağmen çok otoriterimdir. Genç yaştaki iş yapıma borçluyum bunu. Aileme özellikle babama fakat en çok kendime. Dostum dediğim insanlar ise benim cesaretimi, fiziksel ve zihinsel gücümü kullandılar. Tabi ben bundan rahatsızlık duymadım. Çünkü ben yolda tanımadığım insana da aynı yardımları yaptım. Eğer yalnızken eksikliğini hissetmiyorsanız, bazı insanlardan kopmayı başarın. Yollarınızı ayırmaktan korkmayın çünkü er ya da geç zaten hayatınızda bir yer almadıklarını fark ediyorsunuz ve kendinizi bu kadar zaman dostum dediğiniz insanlar için yorduğunuzu, bu yüzden de gözünüzün önünde duranları es geçtiğinizi fark ediyorsunuz. Korku serbest kalmalı fakat korkunun bile kaliteli bir seviyesi vardır.

Vazgeçersek kurtuluruz ve vazgeçersek herkes layık olanını bulur, er ya da geç. Siz geç kalmayın.

Blog yazdığımı dile getirmediğimin farkındayım çünkü genelde isimsiz bir kimlik ile düşüncelerimi aktarmak beni rahatlatıyor. Laptopumu kapattıktan sonra kendime bir bitki çayı yaptım. Hayatımda belki iki belki üçüncü defa ağzıma sigara değdirmiştim bugün. Bitki çayımı yudumlarken zilin çaldığını fark ettim. Gelen Cihangir’di. Tatlım bitki çayı ister misin diye bir soru yönelttim kapıyı açar açmaz. “Abla sen onu iki tane yap çünkü sana Biricik Uçar’ın avukatını getirdim. Seninle görüşmek istediğini söyledi.” Sevinip üzülmek arasında kararsız kaldığım saniyelerde koşar adım çayları bardaklara koyarak içeriye yöneldim. Koşar adım gitmeme değmeyecek bir insan salonumda benim koltuğuma oturmuş ve bana bakıyordu. “Emir Akıncı, Biricik Uçar’ın avukatı ablacım.” Dedi ve Emir’e yönelerek “Emir, ablam Hifa, mesleğini zaten biliyordun.” Memnun olduğumuzu söylesekte yüzümdeki memnunsuzluk Cihangir’in gözlerine çoktan çarpmıştı. “Ablacım, Emir bey seninle Biricik Uçar hakkında biraz detaylı bilgi edinmek amaçlı konuşmak istediğini söyledi. Bende buraya getirdim çünkü bana ofiste olmayacağını söylemiştin.” İyi halt ettin dememek için kendimi zor tutarken gülümsemeyi de ihmal etmedim tabii. “Sultan hanım, sizinle konuşmak istememin sebebi bu dosyayla çok ilgileniyor olmanız ve çok araştırma yaptığınız için donanımlı olmanız.” Emir’e pür dikkat kesilmiş kardeşime baktım. Tanıştığımızı anlamasın derken Sultan ismiyle yakayı ele vermiştik bile. “Peki bu dosyayla ilgilendiğimi nereden biliyorsunuz?” gerginliği iyice yükseltirken “Kardeşinizden öğrendim. Beni kendisi yönlendirdi” diye bir cevapla karşılaştım. “Biricik Uçar benim idolümdür bu yüzden onun dosyasıyla çok ilgiliyimdir, bilgi ve aktarım amaçlı. Özel bir araştırma yok yani ortada. Neyi merak ediyorsunuz tam olarak?”

“Bakın Sultan hanım, biz Biricik Uçar’ın cezaevinde ölmediğini ama öldürüldüğünü biliyoruz. Ortada bir komplo ve bir cinayet var. Yani kasten yapılmış bir şey bu. Bilmem anlatabildim mi?”

“Gayet iyi anladım Emir bey. Fakat ben bu konuyu bugün böyle ulu orta ve plansız programsız geçirerek konuşmak istemiyorum. Bu gece için plan yapmıştım malum yılın son günü. İnsanlar eğlence merkezlerine ya da dostlarının yanına gidiyorlar. Acaba diyorum ertelesek çok mu büyük problem olur?”

“Kusura bakmayın Sultan hanım. Ben izninizi isteyeyim.”

“Asıl siz kusura bakmayın Emir bey, bilseydik plan yapmazdık.” Sahte tebessümlerimin ardından kapıyı kapatarak içeriye yöneldim. Cihangir’in bana bakışları sorgularcasınaydı. “Lütfen” dedim. “Bana şu an hiç bir şey sorma”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.