İçeriğe geç

Eylül Ayı

Bölüm 4 · 1 dk okuma

Eylül Ayı

Bölüm 4

"Biz"

"Eylül..."

Saçlarımı yüzümden ayıran kişi bana ismimle seslenmişti.

Ve oldukça aşikar olduğum bir sesti.

"Behlül."

-iyi misin? Ne hale gelmişsin böyle sırılsıklam olmuşsun.

O bana bir şeyler söylüyor bense ona sadece bakıyordum.

-Eylül buz gibi olmuşsun.

İkimizde o kaldırımda birbirimize bakıp durduk.

-Eylül bak biraz ileride bir kafem var orası sıcak hastalanacaksın hadi kalk , hadi seni oraya götüreyim.

...

anlatıcının ağzından

Behlül, eylülün sessiz kalışına daha fazla dayanamadı. Eylülün elini bırakmadan çamura düşen çantasını omzuna aldı. Eylülün ince belinden sıkıca tutarak tek kolu ile onu kucağına aldı.

yolun tam karşısında duran , fransızca "la vie en rosé" tabelalı o kafeye girdiler. Çünkü bir zamanalr behlül'e göre eylül Gül kadar, hatta gülden daha da güzel olandı.

Eylülün ağzından

-Gül kadar güzel he?

Behlül buna sessiz kalmıştı.

-Beni çoktan sildiğini düşünüyordum.

Behlül buna lafımada cevap vermedi.

Sessizce yanımdan kalkıp içeriye gitti.

Elinde bir battaniye ile yanıma geri döndü.

-ver

-Ne?

-paltonu çıkart ve ver eylül.

-kalsın hiç gerek yok ben zaten giderim şimdi.

Diyip ayaklandım.

Elimden tutup beni kendine çevirdi.

-Hep kendi bildiğini yapacaksın dimi. Her zamanki gibi beni asla dinleme eylül.

İkimizde birbirimize sinirle bakıyorduk.

“İkimiz de birbirimizi kaybetmek istemedik, ama birbirimizi anlamak yerine kendi kurduğumuz yanlışlara inandık. Meğer aramızdaki en büyük mesafe, söyleyemediğimiz birkaç cümleymiş.”
Bölüm sonu

1 yorum