Keyifli Okumalar!.. ❤️🔥
Impossible · James Arthur
1 AY SONRA
Ruhsuz bir biçimde, hırçınca dalgalanan sahile bakıyordum. Denizin yoğun dalgası kayalıklara çarpıp tekrar yolunu ezbere biliyormuş gibi kısır döngüye girmişti ve dalgalanarak geriye doğru savruluyordu. Uzun sarı saçlarım rüzgarla karışarak yüzümün önüne geliyordu. Normalde rahatsız olmam gerek ama elimi bile kaldırmıyordum, saçlarımı yüzümden çekmiyordum.
Kabus gibi gelişen olayın üzerinde tamı tamına bir ay geçmişti. Bir ay içinde içime kapanık, yemek yemeyen ruhsuz gibi ortalıkta gezen, ruhtan başkası değildim. Kimseyle konuşmuyor tek kelime etmiyordum. Elif ve Reyhanla aynı evde kalmamıza rağmen ne sohbete dahil oluyordum ne de başka bir şey yapıyordum.
Reyhan ve Elif her ne kadar beni zorla konuşturtmaya ve bir şeyler yemeye zorlasalar da ben keskin dille reddediyor ve tekrar ruhsuz halime dönüyordum. Bora ve Savaş da eve sürekli uğruyorlardı. Onlarından kızlardan farklı bir şey yaptığı yoktu. Sürekli benimle konuşmaya ve sevdiğim şeylerden alarak yedirtmeye çalışsalar da ne yemiştim ne de çok fazla konuşmuştum.
Ben birini öldürmüştüm ve bu hiç de kolaya alınacak bir durum değildi. Biliyorum benim hatam değildi ama katil olduğum sonucu hiçbir şey değiştirmiyordu. Hani kitaplarda okursunuz veya filmler , diziler izlersiniz birileri öldürülür ve siz belki biraz üzülüp ağlarsınız ama acısını en derinden hissetmezsiniz. Oysaki birinin canını almak ne filmlerde ne de kitaplarda söylendiği gibi değildi. Bir insanın canını almak tarif edilemez bir duyguydu. O insan ister iyi olsun ister kötü birileri tarafından öldürülmeye mecbur değildi.
Evet beni sürekli sosyal medyadan taciz eden biriydi. Hatta bir ara sosyal medya hesabımı da kapatmıştım. Ardından yeniden açtığımda ise uzun bir süre ne mesaj ne de başka bir şeyle karşılaşmamıştım. Hiç kimsenin bu olaydan haberi dahi yoktu. Saçma bir olayı anlatmak istememiştim. Ama bu kadarını olacağını da tahmin etmemiştim. O adamın karşıma çıkacağını aklıma gelse bile ihtimal vermezdim.
Tabi katil olacağımı da.
Telefonumun titremesiyle ellerimi ceketimin cebinden çıkarttım ve pantolonun arka cebinden telefonuma uzandım. Telefonu elime aldığımda Elif'in aradığını gördüm.
Derin bir nefes vererek telefonu açtım ve kulağıma dayadım. Elif'in çocuksu ve ince sesi anında kulaklarıma doldu. ''alo Damla?''
''Seni dinliyorum'' dedim.
Elif'in derin bir nefes çekişini duyduğumda ''neredesin?'' diye sordu en sonunda.
Artık herkes bu ruh halimden çok sıkılmıştı ama bu elimde olan bir şey değildi ki.
''Sahildeyim'' dedim yeniden tek bir kelimeyle.
Elif neşeli çıkarmaya çalıştığı sesiyle ''hadi eve gel bak Bora ve Savaş da geldi herkes seni bekliyor, hem pizza da sipariş ettik'' dedi.
''İşim var''
Elif ''ne işin var sahildeyim demedin mi?'' diye sordu.
''İş'' deyip kestirip attım.
''Damla işin olmadığını biliyorum hadi ama lütfen''
''Yarım saate gelirim'' dedim bıkkınlıkla.
Sürekli aynı şeyi yapıyorlardı. Canım istemeyince de beni zorladıklarında bu durumdan hiç haz etmiyordum. Tamam benimle ilgilenmeye ve elinden gelenleri yaptıklarını biliyordum ama bunları hakkettiğimi düşünmüyordum.
Elif bir şey diyecek gibi oldu ama sonradan kararsız kalmış olacak ki ''peki, dikkat et kendine'' dedi.
Başka bir şey demeden telefonu kulağımdan indirip kapattım. Telefonu ceketimin cebine atmadan saate baktığımda akşam 20.48 olduğunu gördüm. Saat altıdan beri buradaydım.
Ne zaman kafamı dinlemek için bir yere gelmek istesem o yer sahil kenarı olurdu. Şimdi yeniden buradayım ama sahil artık eskisi gibi berrak ve güzel gelmiyordu gözüme. Sanki denizde biliyordu katil olduğumu ve hırçın dalgalarını benden çıkartmak için sertçe kayalıklara vuruyordu.
İçime derin bir nefes çektiğimde kafamı gökyüzüne kaldırdım ve iç içe girmiş bulutlara son defa bakarak ayağa kalktım.
❦❦❦
Reyhan'ın önüme koyduğu sütlü kahveyi elime alarak bir yudum içmiştim. Sanırım ne olursa olsun her şeyden vazgeçerdim ama kahveden asla vazgeçmezdim. Reyhan kahvemi verdikten sonra çaprazımdaki koltuğa oturmuştu.
Geldiğimden beri her biri üzgün, acı gözlerle, mutsuz bir biçimde daha adını anlamlandıramadığım şekilde hepsi koltukta bana bakıyordu. Artık bir aydır bu durumdan sıkılmıştım.
Sinirle ''şöyle bakmayı kesin'' dedim dişlerimin arasında.
Bakışlarımı elimdeki kupadan çekip hepsine tek tek bakmıştım. Eve geldiğimden beri hiçbiri konuşmayıp sadece her hareketimi izliyorlardı.
Bora en sonunda aralarındaki sessizliği bozarak ''Damla artık konuşmamızın zamanı gelmedi mi?'' diye sordu.
Bakışlarım Bora'yı bulurken bir kaç saniye yüzüne baktım ve ''ne konuşması?'' diye sordum sorduğu soruya karşılık vererek.
Bora sıkıntıyla yüzünü sıvazladıktan sonra ''Damla...'' dedi ve bir müddet doğru kelimeleri arar gibi bekledi ardından ''bu durum nereye dek böyle devam edecek?'' diye sordu.
Bakışlarım Savaş'ın ayaklarına takıldığında sürekli bacaklarını salladığını gördüm. Gergin olduğu her halinden belliydi.
Eh tabi bir ay boyunca sinirli ve konuşmadığım için haksızda sayılmazlar.
Bakışlarımı Bora'ya çevirdikten sonra ''hangi durumdan söz ediyorsun?'' diye sordum. Aslında ne demek istediğini gayet de iyi anlamıştım.
Bora cevap vermezken Savaş dudağını dişlerinin arasında çiğnedi ve ''ah hadi ama Damla ne demek istediğimizi gayet de iyi anladın sen'' dedi.
Bakışlarımı ruhsuzca Savaş'a çevirdim ve tek kaşımı kaldırarak ''öyle mi neymiş peki o?'' diye sordum.
Savaş , Bora'ya ve Reyhanla Elif'e göz gezdirdikten sonra derin bir nefes aldı ve ''şu durumla yüzleşmeni'' dedi.
Ben cevap vermezken ruhsuz ve bir o kadar da umursamazca hepsine baktım ve bakışlarımı tekrar bardağıma çevirdim.
Elif elini saçlarına geçirdiğini fark ettiğimde ona bakma gereği bile duymadım çünkü çıldırma eşiğine geldiğini tahmin ediyordum. Elif sinirle ''artık bu durumla yüzleşmeni!'' dedi Savaş'ın dediği cümleyi tekrar ederek. Ayağa sinirle kalktığını gördüğümde bakışlarımı Elif'e çevirdim ve ''yeter artık! YETER! , bir ölüden farkın yok! Etrafta ruhsuzca geziyorsun'' dedi ve ellerini tekrar saçlarına geçirerek '' yemek yemiyorsun, uyumuyorsun, bizimle bile konuşmuyorsun!!'' dedi bağırarak.
Evet bunlar zaten doğruydu. İnkar etmiyordum ama beni de anlamıyorlardı. Ne yapmamı bekliyorlardı ki? Hiçbir şey yokmuş gibi gülüp eğlenmemi mi falan mı ?
Bakışlarımı ağır ağır Elif'in yüzünde gezdirerek uzun uzun baktım. Biliyordum en sonunda dayanamayıp bana patlayacaklarını. Böyle bir günü beklediğim için verdiği tepkiye de şaşırmamıştım.
Elif'in yanında oturan Bora ayağa kalktı ve ''şş sakin'' diye ikaz ederek Elif'in kolunu saçlarından aşağıya indirmişti.
Elif kolunu hırsla Bora'dan çektiğinde sinirli gözlerini Bora çevirip ''ne sakinliğinden bahsediyorsun sen ya?'' diye sordu.
Bora çenesini sinirle kaşıyarak ''biraz daha ılımlı olabilirsin Elif!'' dedi yeniden ikaz ederek.
Elif sinirden gülmeye başladığında ''ılımlı mı ? Ilımlı davranmamı bekliyorsun öyle mi? Ya sen şaka mısın? Kız bir aydır ruhtan farksız davranıyor, bizimle konuşmuyor , yemiyor, içmiyor! Sen bana nasıl sakin kalmamı söyleyebilirsin hala ya. ÇILDIRACAĞIM ARTIK YETER!'' dedi bağırarak.
Elif bu sefer bakışlarını yüzüme çevirdiğinde ''al işte hala yüzüme bakıyorsun. Cevap ver artık bir şeyler söyle!'' dedi sinirle.
Ben cevap vermezken Savaş ellerini dizlerinin üzerine koyarak bana doğru eğildi ve ''bak Damla seni anlıyoruz, yaşadığın şey hiç ama hiç kolay değil ama bizi de anla biraz'' dedi ılıman sesiyle.
Dişimle ağzımdaki eti sinirle parçalarken bakışlarımı elimdeki kahve dolu kupaya indirdim ve tekrar bir yudum aldım. Sakinleşmem gerekiyordu.
Herkes susmuş benim ağzımdan çıkacak tek kelimeye bakıyorlardı. Elimdeki kupa bardağını sıcak olmasını umursamadan ağzıma diktim ve sonunda kadar içip sertçe bardağı masaya koydum. Elif yerinden sıçrarken bakışlarımı ona cevirdim ve ''konuşmamı istiyorsun öyle mi? yemek yememi uyumamı falan?'' diye sordum gözlerimi kısarak.
Acımasızca bakıyordum biliyorum ama çok sinirliydim hem de her şeye. Bakışlarımı bu seferde ruhsuzca Savaş'a çevirerek ''beni anlıyorsun öyle mi? Neler yaşadığımı?'' diye sordum sinirle.
Sinirli ve öfkeyle yanan gözlerimi en sonda Bora'ya çevirdim ve ''konuşmamızı mı istiyorsun?.. KONUŞALIM'' diye bağırdım en sonunda.
Bora ''Damla...'' demişti ki ayağa kalktığımda elimi kaldırarak susmasını sağlamıştım.
Hepsine tek tek öfkeyle bakarak ''siz benim azıcık bile olsa ne yaşadığımı biliyor musunuz lan?'' diyerek Savaş'a baktım. '' Birini öldürmek ve katil olmak nasıl bir his biliyor musun?'' dedim kafamı iki yana sallayarak ''ne yapmamı bekliyorsun? GÜLÜP EĞLENMEMİ FALAN MI?'' diye bağırdım Elif'e bakarak.
Elif ''ben öyle..''
''Sen ne öyle Elif? NE?'' diye Elif'in yüzüne bakarak bağırdım.
Elif ''bu senin suçun değildi kendini suçlamayı bırak'' dedi kısık ve bir o kadar da baskın sesiyle.
Elif'in karşısına geçerek ''EVET DEĞİL AMA KATİL OLMAM NEYİ DEĞİŞTİRİYOR? HA SÖYLENESEN NEYİ DEĞİŞTİRİYOR?'' diye bağırdım damarlarım çıkacak kadar.
Elif böyle bir tepki beklemiyor olacak ki yutkunarak bu acı gerçekle bir kez daha yüzleşti ve ''Damla..'' dedi.
''Sus artık sus'' dedim Elif'in devam etmesine izin vermeyerek. Hepsine tek tek bakarak ''Siz neyi görüp biliyorsunuz ki?'' dedim ve elimle kalbime bastırarak ''buramda nasıl bir acı var siz biliyor musunuz? Birinin canını alan benim ben, siz değilsiniz neler yaşadığımı anlayabilir misiniz?'' diye sordum acı çeker gibi çıkan sesimle.
Bora acı sesimi duyduğunda gözlerini yummuştu. ''Benim içim parçalanıyor, ben ölüyorum AMA HİÇBİRİNİZ BUNU GÖRMEK İSTEMİYORSUNUZ'' diye bağırarak kupayı koyduğum masadan aldığım gibi yere fırlattım.
Reyhan yerinden sıçrarken parçalanmış kupayı elimle gösterdim ve ''alın hadi eskisi haline getirin, birleştirin eskisi gibi sağlam olacak mı?'' diye sordum gözümden bir damla yaş kayıp giderken.
''HADİ KALK DÜZELT, YENİDEN ESKİSİ HALİNE GETİR! KALK'' diye damarlarım yırtılacak şekilde Elif'e bakarak bağırdım. Düzelmemi istiyordu öyle mi? Hah.
O kadar sinirliydim ki gözüm kararmıştı sinirden. Beni neden anlamak istemiyorlardı. Ben bu halimden çok mu memnunum ki.
Elif kafasını iki yana sallayarak gözünden bir damla yaş kayıp gitmişti. Elif göz yaşını elinin tersiyle sildikten sonra ''Damla benim öyle demek istemediğimi en çok sen biliyorsun'' dedi kırgınca.
Bora tereddütle yanıma geldi ve sol elimi avucuna alarak ''Damla, sağlam olmayacağını ve hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını çok iyi biliyoruz ama izin ver parçaları en azından onaralım ki ayakta dursun, eskisi gibi gülmesin hatta uyumasın ama yanında olmamıza sana yardım etmemize izin ver'' dedi üzgünce kafasını sağa doğru kırarak.
Bakışlarım tuz buz olmuş bardağa kaydığında sadece hissizce olduğum yerde bardağa bakıyordum. Elif'in yanıma doğru geldiğini fark ettim ama dönüp bakma gereği bile duymadım. Burnunu çekti ve titreyen elini kalbime bastırarak ''hani o odacıkta bizde vardık? Sence ben acını kendi kalbimde hissetmediğimi mi sanıyorsun sen?'' kafasını iki yana sallayarak işaret parmağını kendi kalbine bastırdı ve ''yanılıyorsun hem de en derinden hissediyorum. Evet belki senin kadar hissedemiyorumdur acını ama emin ol en az senin kadar kalbim paramparça'' dedi ve gözlerinden akan yaşlarını eliyle avuçlayarak silerek ''özür dilerim'' dedi. Üzgünce gözlerini yerdeki parçalanmış kupa bardağına indirdi.
Elif benim küçüklüğümdü. 10 senelik veya daha fazla olmuştur belki bilmiyorum ama öz olmayan en uzun süreli kız kardeşimdi. Kalbinin nasıl parçalandığını biliyordum. En az benim kadar canı acıyordu belki de.
Savaş arkamdan omuzlarımı tutarak ''kardeşim, canım tek kız kardeşim artık bırak kendini bize'' dedi neredeyse yalvaran sesiyle.
Reyhan önüme gelip boynuma atladığında ''lütfen artık böyle davranma çok özledim ben seni'' dedi ilk defa konuşarak ve kafasını saçlarımın tepesine bastırdı. Gözümden bir damla yaş kayıp giderken dayanamayıp bende kollarımı Reyhan'a doladım ve başımı kızıl saçlarına gömdüm.
''Canım çok yanıyor'' dedim ağlamamın hızı arttığında.
Reyhan iki eliyle aynı anne edasıyla sarı saçlarımı okşayarak ''biliyorum güzelim...biliyorum'' dedi burnunu çekerek.
Kafamı iki yana sallayarak ''b-ben...'' dedim ve hıçkırarak'' ben isteyerek öldürmedim'' dedim.
Reyhan bana o kadar sıkı sarılmıştı ki düşsem bile ayakta duracak şekilde sarmalamıştı beni. Göz yaşlarım Reyhan'ın boyun girintisine akarken onunda göz yaşları saçlarıma doğru akıyordu.
Reyhan ağlamasının arasında ''onu da biliyorum bebeğim...biliyorum'' dedi ve saçlarımın arasından öptü.
Boğazımdan feryat gibi kopan çığlıkla bedenimi daha fazla taşıyamadım ve yere doğru çökerken Reyhan da benimle birlikte yere oturmak zorunda kalmıştı.
Sinirden yere vurmaya başladığımda ''her şey benim yüzümden...benim yüzümden'' diyerek yere vururken saçlarımda önüme geliyordu.
Yere bizimle birlikte oturan Bora'yı görmemle elleriyle yüzümü avuçlayarak göz yaşlarımı sildi ve ''hiçbir şey senin yüzünden değil, yapma bunu kendine n'olur '' dedi yalvarırcasına çıkan sesiyle.
Ellerimi tutarak göğsüne yasladı ve ''yapma...yapma'' dedi acı çeken sesiyle.
Başımı iki yana sallayarak ''ben yaşamak istemiyorum Bora, ben ne yapacağımı bile bilmiyorum, canım çok yanıyor...yemin ederim canım çok yanıyor'' titreyen ellerimi boraya uzatarak ''b-ben bu ellerle katil oldum...katil oldum bak'' dedim titreyen ellerimi göstererek.
Bora ellerimi okşayarak ''yemin ederim canının ne kadar çok yandığını biliyorum ama söz sana söz veriyorum geçmese bile azalacak'' dedi.
Elif yanıma oturduğunda ''Damla'm isteyerek yapmadığını en iyi ben biliyorum, beni kurtarmak için yaptın. Kendini suçlama artık , lütfen'' dedi göz yaşını silerek.
Kafamı sallarken ''evet isteyerek yapmadım ama katil oldum'' dedim.
Elif başını iki yana sallayarak beni kendine çekip göz yaşları eşliğinde saçlarımdan öptü. ''Sen hala benim en temiz meleğimsin ve bu ellerinde çiçek kokuyor kan değil..'' dedi.
Elif'in kazağını ellerimle sıkarak ''ama ben...ben ne zaman ellerime baksam kan görüyorum Elif...geçmiyor'' dedim kafamı iki yana sallayarak ''geçmiyor...'' dedim ağlayarak.
Savaş'ın ağlamış gibi sesini duymamla ''çekilin şuradan'' diyerek herkesi önümden toplaması bir olmuştu ve karşıma geçip yere oturmuştu.
Elini yanağıma uzattı ve okşadıktan sonra saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırarak ''şimdi şöyle düşün , sen diyelim ki doktorsun hatta beyin cerrahısın tamam mı?'' dedi benden bir yanıt bekleyerek sustu ve ben başımı salladığımda ise devam ederek ''mesela ileri derece de kötü huylu tümör hastan var ,ki bilirsin bu tür vakaları kurtarmak biraz zordur ve biraz da insanların bünyesine bağlı bu, kurtulup kurtulmaması'' dedi.
Öksürerek ''evet'' dedim kısık çıkan sesimle.
Kim bilir bu olayın sonucunu nasıl bağlayacaktı. Çünkü Savaş'tan her şeyi bekliyorum.
Herkes başımızda dikilerek meraklı gözlerle Savaş'ın ne saçmalayacağını bekliyorlardı. Bakışlarımı bizimkilerden çekip tekrar Savaş'a çevirdiğimde ''ve hasta tedavi olmak istiyor sen de bu hastana ameliyathane de olabilecek tehlikeleri anlatmana rağmen hastan her şeyi göze alarak ameliyatı kabul ediyor ve sende o gün o hastayı ameliyata alıyorsun'' dedi.
Savaş ''buraya kadar anlaşıldı değil mi?'' diye sordu.
Reyhan ''senin kadar salak değiliz anlarız biz devam et acaba ne saçmalayacaksın'' dedi ellerini beline yerleştirerek.
Savaş kaşlarını çatarak kafasını kaldırdı ve Reyhan'a bakarak ''sen sus kızıl şerbeti'' dedi.
Reyhan elini yumruk yapıp ''bak..'' demişti ki Savaş bana bakarak ''anladın mı sen güzelim?'' diye sordu.
Kafamı belli belirsiz sallayarak ''evet'' dedim ve merakla devam etmesini bekledim.
''Güzelll'' dedi 'L' harfini uzatarak. '' Şimdi ameliyat günü gelip çattı ve sende hastanı ameliyata alıp başlıyorsun ameliyatına ama bir şeyler ters gidiyor. Ha ama bu senden kaynaklı olan bir şey değil tamamen hastanın bünyesine bağlı olarak aksilik çıkıyor ve maalesef ki hastanı kaybediyorsun'' dedi ve kafasını ellerime eğerek öpüp ''ve bu küçük ellerimiz de o hastanın beynine dokunduğu için biraz kan oluyor'' dedi.
Burnumu çekerek ''ve sende benim suçum olmadığını söyleyeceksin değil mi?'' diye sordum.
Savaş kafasını aşağı yukarı sallayarak ''aynen öyle fıstığım'' dedi ve ardından ekleyerek ''ama sakın bana deme ki benim olayımla bir alakası yok . emin ol tam olarak da alakalı'' dedi.
Bora boğazını temizleyerek öksürdü ve Savaş'ın omzuna dokunarak bana doğru eğildi. Kulağıma doğru yaklaşarak ''aramızda kalsın ama hayatımda ilk defa Savaş'a hak veriyorum'' dedi tebessüm etmeye çalışarak.
Savaş Bora'nın bacağına eliyle geçirerek ''lan şerefsiz duyuyorum'' dedi.
Bora gülerek ''hadi ya'' dedi bakışlarını Savaş'a çevirerek.
Savaş ''lan ibne şu hayatta en çok ben doğru şeyleri söylüyorumdur eminim ki'' dedi kaşları çatık şekilde.
Bora , Savaş'ın kafasına vurarak ''hadi lan oradan'' dedi.
Yine çocuk gibi atışmaya başlamışlardı.
Reyhan ''Savaş Allah Aşkına hayatında ilk defa şöyle düzgün bir cümle kurduğunu gördüm, nerede en çok sen söylüyorsun geri zekalı'' dedi.
Reyhan geri kalır mıydı? ASLA.
Savaş ''sen sus kızıl şerbeti'' dedi.
Savaş , Reyhan'a ne zaman sinirlense kızıl şerbeti derdi. Reyhan da bunu demesine sinir olurdu bu yüzden de Savaş sürekli Reyhan'a sinirlendiği zaman 'kızıl şerbeti' derdi.
Reyhan hemen ellerini yumruk yaparak ''bak döverim seni çocuk'' dedi.
Savaş dilini çıkararak ''he he döversin kızıl şerbeti'' dedi çocuk gibi.
Reyhan ''lan oğlum..'' demişti ki Elif ''ay susun be çocuk gibi ne atıştınız'' dedi.
Savaşla göz göze geldiğimizde bana göz kırparak ayağa kaldırdı ve koltuğun üzerine oturttu. Kendine yanıma oturup ''iyi miyiz artık?'' diye sordu.
Bakışlarım Savaş'ı bulduğunda yutkundum ve hepsine tek tek baktıktan sonra bakışlarım kırık bardakta durmuştu. ''Ben yine eskisi gibi olur muyum , olur muyuz inanın bilmiyorum. Bu sorunla, acıyla nasıl başa çıkabilirim onu da pek bilmiyorum ama çabalayacağım'' dedim.
Başımı kaldırdığımda hepsinin de gözleri parıldadığını gördüm. ''Size yalan söylemeyeceğim. Şuan iyi miyiz bilmiyorum kafam karışık sanırım ama hepiniz tek tek benim için ayrı yerlerdesiniz bunu unutmayın. Sadece zamana ihtiyacım var'' dedim ve ayağa kalktım. Bu benim onlara sizi seviyorum deme şeklimdi.
Hiçbiri tek kelime etmezken ''benim biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var'' dedim ve askılıktan ceketimi alıp dış kapıyı açıp çıktım.
Ayakkabımı giyip kapıya sırtımı yasladım. Nefes alamıyordum canım yanıyordu. Bağırıp çağırmak istiyordum. Biliyorum arkamda bir enkaz bırakmıştım. Hepsini tek tek ayrı seviyordum. Hepsi de benim için çok değerliydi. Onlar benim kardeşlerimdi. Beni son bir aydır böyle gördükleri için yadırgamaları da normaldi. Bir şey demek istemiyordum çünkü bende kendimi ilk defa böyle görüyordum.
Onlara ne kadar bağırmak istemesem de beni anlamıyorlardı. Şuan bile benim acımın ne kadar büyük mertebede olduğunu tahmin edemezlerdi. Çünkü onlardan biri değil ben katil olmuştum.
Derin bir nefesi içime çektikten sonra binadan çıktıktan sonra yeniden kendimi sahil kenarında bulmuştum. Her zaman ki bankın üzerine oturup dalgalanan denizi seyrediyordum. Telefonumdan saate bakmak istediğimde telefonumu evde unuttuğumu fark etmiştim.
Hava baya kararmıştı. Hava yine güneşe küsmüştü. Aynı sıkışan göğsüm gibi, sıkışmış nefesim gibi. Bana ilk kez gerçek ümitsizliği gösteren çaresiz ve bir o kadar da kasvetli gökyüzüne bakıyordum. Gökyüzü de aynı benim gibi çaresizdi.
Ne var ne yok içimde her şey yıkılmıştı. İçimde ne varsa her şey mahvolmuştu. Beni kim bulabilirdi ki? Ben artık kendimi gerçekten de bulabilir miydim? Öz Damla'yı bulabilir miydim, ya da bulabilirler miydi beni?
Arkamdaki ağaçlardan hışırtı sesi duymamla refleks olarak arkamı dönmüştüm. Köpek falandı galiba. Bir kaç saniye çatık kaşlarla arkamdaki ağalara baktıktan sonra tekrar önüme döndüm. Normalde buralarda sarhoş falan biri olmazdı ama yine de dikkatli olmakta fayda vardı.
Dalgalanan denize bakmaya devam ederken yeniden ve bu sefer sert bir hışırtı sesi duymuştum. Bu kez arkamı dönmeden yanımdaki motosikletin aynasından arka taraftaki ağaçlara baktığımda uzun bir insanın karartısını gördüm. Çaktırmadan aynaya baktığımda bir adam olduğunu görmüştüm. Kadın olamayacak kadar iri ve cüsseliydi ve çok da uzundu.
Biri beni takip falan mı etmişti? Sapık falan değildir umarım.
Ben şimdi ne yapacaktım acaba? Hadi düşün Damla. Normalde böyle konularda soğukkanlıydım ama şuan aklıma yapacak bir şey gelmiyordu.
Aklıma gelen şeyle hemen bileğimdeki sarılı siyah bandajı çıkartıp bankın demirliğine bağladım. Eğer bana bir şey olduğunu bizimkiler anlamazsa burada olduğumu bilip anlarlardı. Tabi eğer bizimkilerden önce bu bandajımı buradan almazsa.
Umarım hemen yokluğumu fark ederlerdi. Kahretsin ki telefonu da evde unutmuştum. Cidden harika ya!.
Motosikletin aynasından tekrar baktığımda bana doğru gelmesini görmemle gözlerim kocaman açılmıştı. Ne yapacağımı şaşırmış gibi etrafıma baktım ve daha fazla vakit kaybetmeden hızla ayağa kalktığım gibi ormanın içine dalarak depar atmaya başlamıştım.
Adamda benimle birlikte koşmaya başlamasıyla kalbim gümbür gümbür atmaya başlamıştı. Adamın bana yaklaşmasına biraz fazla mesafe vardı. Adam eğer biraz daha uzun adımlar atsa kesinlikle beni yakalardı. Adımlarını kullanmayı bilmediği için şuan ben şanslıydım.
Bu adamda kimdi böyle ya?
Adam ''DUR'' diye bağırınca daha hızlı koşmaya başladım.
Ben acaba neden ormana girmiştim ki. Of salaklığım ve korkudan ne yapacağımı bilmediğim için aniden ormana dalmıştım. Yani ne diye deniz kıyısının yanında bir orman olurdu ki onu anlamış değilim.
Uzun zamandır koşmadığım için nefes nefese kalmıştım.
Adam tekrar sert sesiyle ''DUR DİYORUM SANA'' diye kükrediğinde ne kadar ürksem de asla durmazdım.
Adam'ın birine ''Faruk kestirmeden çık önüne'' dediğini duymamla yönümü sağa çevirip bu kez daha hızlı koşmaya başladım.
Adam'ın arkamdan ''Hay sikicem böyle işi ya'' dediğini duymamla gülesim gelmişti. Adamı Faruk'u farklı yöne gönderdiği için ve benim dönmem yüzün sinirlenmişti.
Damla tebrikler iyice psikolojin bozuldu.
Kaç dakikadır koşuyordum haberim bile yoktu ama bu adamlarında peşimi bırakacakları yoktu. Birden ayağım taşa takılmasıyla yere kapaklanmıştım. Hızla yerden doğrulup sağıma soluma baktım ve kimseyi görmememle koşmaya devam ediyordum ki çok yakınımdan adamın ''eğer durmazsan sıkacağım'' diye tehdit etti.
İçimden bok sıkarsın dedim. Eğer amacı zaten bu olsaydı başından sıkardı zaten. Adamı dinlemeyip tekrar sağa doğru koşmamla adamın havaya bir el ateş sıkması ile olduğum yerde durmak zorunda kalmıştım.
Zaten adam havaya silah sıkmasaydı bile durmak zorunda kalacaktım çünkü karşıma bir yığın adam çıkmıştı. Bunlar kimdi ve neden hepsi mafya kılıklıydı.
Hepsi etrafımda çember oluşturduklarında arkamda bana iki saattir böğüren adam karşıma geçmişti.
Amaçları neydi acaba çok merak ediyordum.
Sinirle kaşlarımı çatıp ''kimsiniz siz?'' diye sordum karşımdaki adama bakarak.
Adam kolumu tutmak için yeltenince kendimi ger çektim ve ''kimsiniz diyorum?'' diye sordum tekrardan.
Adam ''gittiğimiz yerde öğreneceksin zaten kapa çeneni ve yürü'' dedi.
Histerik bir gülüş ağzımdan çıkarken ''hadi ya sen diyeceksin ve bende geleceğim öyle mi?'' diye sordum sinirle.
''Öyle'' dedi ve bu sefer sertçe kolumu kavrayarak tuttu.
Kolumu çekmek için çırpınırken ''bırak şu kolumu'' diye bağırdım sinirle.
Adam beni peşinden sürüklemeye başlayınca ''sana bırak diyorum , ya burası dağ başımı siz kim oluyorsunuz da beni kaçırdığınızı zannediyorsunuz, bırakk'' dedim.
Adam aniden durup bana dönünce ''bana bak kadın zaten senin yüzünden hayatımda koşmadığım kadar uzun süreli koştum ve bacaklarım ağrıyor eğer o çeneni bir daha açarsan vücudun da bir yerlere veda etmek zorunda kalacaksın'' dedi.
Sertçe yutkunduğumda adam gıcıkça sırıtıp ''aferin sana'' dedi.
İşte bunu demeyecektin. Adamın erkekliğine sertçe bacağımı geçirip vurduğumda beni bırakarak ah diye acıyla bağırmaya başlamıştı. O kadar sert bir şekilde bacağımı geçirmiştim ki sanırım adamın bir daha çocuğu olmaya bilirdi.
Adamın elinden kurtulur kurtulmaz koşmaya başladığımda birden başımın arkasından yediğim iğneyle gözlerimin kararıp birinin kollarına bayılmam bir olmuştu.