İçeriğe geç

EYLİLA

Bölüm 1 · 10 dk okuma

EYLİLA

Bölüm 1

❧ Giriş Bölümü

Hikayeye başladığınız tarihi buraya bırakabilirsiniz :)

Keyifli Okumalar!.. 🤍

21 Aralık 22.27

İçki beynimi uyuştururken sanki ölüm meleği kapıdaydı. Zehir yavaş yavaş beni etkisi altına alırken aslında bir o kadar da kendimdeydim. Hiç kendimde olmamayı dilemiştim. Arkadaşlarımın zoruyla eğlence mekanı denen zıkkım yerine gelmiştik. Kalabalık ortamlardan ve etrafımdaki geri zekalı insanlardan oldum olası nefret etmişimdir. Evde pijamalarımla kahvemi yudumlarken sıcacık ortamdayken böyle bir yere gelmek beni aşırı derece de daraltmıştı.

En nefret ettiğim şey kalabalık insanlardı.

Ve en nefret ettiğim ikinci şey ise insanlardı. Tabi canımdan sonra en sevdiğim iki kız ve iki erkek kardeşim dışında geri kalanlardan nefret ediyordum.

Herkes yapmacıktı.

Tabi erkek kardeş ve kız kardeş dediğime bakmayın öz değiller ama canım pahasına da olsa öz olmaları için her şeyi yapabilirdim sanırım.

Akşamın bu saatinde bara getirilmiştim maalesef ki. Elimde bir kokteyli ve boş boş insanlara bakan bir ben.

Karşımda, kendini göz önünde başka bir adama pazarlayan insanlar, hoyratça kalçalarını adamların benliğine bastıran iğrenç kadınlar ve delice dans eden insanlar ve daha bir çok kişi..

Böyle ortamlardan nefret ediyordum.

Boş boş insanlara bakarken birden elimdeki çantamın çekilmesiyle hızla arkamı döndüm ve kaşlarımı çatarak çantamı hırsız gibi çeken Elif'e baktım.

''Mal mısın?'' diye sordum.

Bir de soruyorum ben de hata tabi ki de mal.

Elif gülerek ''korktun mu?'' diye sordu. Bir de soruyordu salak.

''Hırsız gibi çantamın çekilmesiyle normal olarak Elif , korktum!'' dedim gözlerimi devirerek.

Elif çantamı açarken ''benden başka kim olacak be korkma'' dedi ve çantanın içinden telefonumu çıkarttı.

Elindeki telefonumu göstererek ''hayırdır, ne yapacaksın telimle?'' diye sordum.

Elif elindeki telefonu sallayarak omuz silkti ve ''fotoğraf çekeceğim'' dedi çantamı geri bana uzatırken.

''Telefonun yok mu senin?'' dedim kaşlarımı çatarak.

Alt dudağını büzerek ''şarjım bitti'' dedi.

Reyhan elindeki viskiyi sallayarak ''her zaman ki Elif işte'' dedi ve viski bardağındaki bir yudumluk kalan viskiyi kafasına dikti.

Bora , Reyhan'ın kızıl saçlarına işaret ile baş parmağını bükerek vurdu ve ''az iç lan'' dedi kızarak.

Reyhan'ın kafası yavaş yavaş güzelleşmeye başlamış olacak ki gülerek ''ben azmam'' dedi.

Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. Reyhan eğer bu dediklerini kendi duysa utançtan öleceği kesindi. Bir de bana derler ama kendisi kesin utangaçlığından evi terk ederdi.

Gözlerimi açtığımda Bora'nın gözlerini şok ile Reyhan'a bakarken gördüm. Biçimli kaşları havaya kalkmış Reyhan'a bakıyordu. Sanırım Reyhan'dan böyle bir cümle duymayı beklemiyordu. Baya bir afallamış şekilde Reyhan'a bakakalmıştı.

Bora sonunda şokun etkisinden çıkmış olacak ki ''bir tane daha içmiyorsun'' dedi sinirle ve Reyhan'ın önündeki bardağı alarak sertçe barmene uzattı.

Reyhan kafasını arkaya atarak şeftali rengi dudaklarını büzdü ve ''neden ama ya?'' dedi Bora'ya alttan bakarak.

''İçmiyorsun dediysem içmeyeceksin de ondan''

Elif hala elindeki telefonumla bir yerleri çekerken bir anda telefonu yavaş yavaş havadan kendine doğru indirmişti. Telefona şaşırmış bir şekilde bakıyordu.

Kesin nasıl güzel çıktı diye abartacak bir şeyler düşünüyordu.

Onu takmayarak ellerini masaya ritim tutturan Savaş'a baktım. Düşünceli görünüyordu. Sarı saçları güneş gibi parlıyordu gece ışığında bile. Hırkasının kollarını katlamış ve gözlerini masada ritim tutturan elleriyle Reyhan'a bakıyordu.

Elif ''ben tuvalete gidiyorum, Reyhan gel senin de elini yüzünü yıkayalım da kendine gel bi'' demesiyle bakışlarım Elif'i bulmuştu.

Elif sağ ayağını yere vurarak sağına soluna tedirginlikle bakmasıyla ve yüzünün kireç gibi olmasıyla kaşlarımı çatarak Elif'e bakmıştım. Ne olmuştu aniden buna? Resmen yüzü kireç gibi olmuştu.

''Elif iyi misin sen?'' diye sordum.

Elif benden başka her yere bakıyordu ama bir bana bakmıyordu. Elif'in gözleri çok kısa denilecek şekilde beni buldu ve ardından siyah saçlarını kulağının arkasına iterek ''iyiyim'' dedi ve tedirgince bakan gözlerini yeniden etrafından gezdirmeye başladı.

Sandalyenin kenarlarına tutunarak ayağa kalktım ve Elif'in kolunu kendime çekerek ''neler oluyor?'' diye sordum.

Elif'in kolunu kendime doğru çektiğim için otomatikman bana bakmak zorunda kalmıştı ve ''biraz midem bulandı yüzümü yıkayacağım ya, bir şey olduğu yok'' dedi normal davranmaya çalışarak.

Elif ,inanmamış halime bakarak kolunu tutan parmaklarımı okşadı ve ''gerçekten'' dedi.

Elif'e ne kadar inanmasam da kolunu bıraktım ve sandalyeye oturdum. Elif, Reyhan'ın kolundan tutarak ''hadi kalk'' dedi ve kaldırdığı gibi tuvaletin yolunu tutmaya başladılar.

Savaş ve Bora'ya baktığımda kendi aralarında konuştuklarını görmüştüm. Savaş elindeki viski bardağını etrafında döndürerek bir şeyler diyordu dalgınca. Bora da dirseklerini masaya uzatmış sıkıntılı ve düşünceli arkadaşını dinliyordu.

İçimde beni yiyip bitiren düşüncenin son bulmasını isteyerek Eliflerin peşinden gitmeye karar vererek masadan kalktım.

Masadan kalkmamla Bora ''nereye?'' diye sormuştu.

Savaş'ın da bakışları bana değince Bora'ya bakarak ''tuvalete'' dedim.

Bora tamam anlamında başını salladı ve bende daha fazla beklemeden çantamı da alarak hızla tuvaletin olduğu uzun koridora doğru yürümeye başladım.

Topuklu ayakkabılarımın çıkardığı tok ses, boş ve sessiz koridorda yankı yapıyordu. Hızlı adımlarla tuvaletin önüne geldiğimde kapıyı ittirip içeri girdim. Büyük tuvaletin aynalarını ve açık duran tuvalet kapılarından içeri hızla baktığımda ne Reyhan'ı ne de Elif'i görebilmiştim.

Belki kapısı kapalı olan tuvaletin içindelerdir diye düşünerek ''Elif? Reyhan?'' diye seslendim ama ses gelmemişti.

Üçüncü seslenmemde de ses gelmeyince kaşlarımı çatarak tuvaletten çıkmıştım. Aklıma kötü düşünceler gelirken paniklememeye çalışıyordum. Nereye gitmiş olabilirlerdi ki beş dakikanın içinde?

Ne kadar kendimi telkin etmeye çalışsam da tuvaletin kapısından çıkmış ağır adımlarla yürümeye başlamıştım. Aklıma gelen şeyle elimi çantaya attım ama ne yazık ki telefonumun Elif de olduğunu hatırlamıştım.

İyi de bunlar nereye gitti?

Belki mekanın içine geri dönmüşlerdir diye düşünerek geldiğim yolu tekrar yürümeye başlamıştım. Umarım mekanın içine dönmüşlerdir. Aklımdaki kötü düşünceler peşimi bırakmıyordu.

Tam iki üç adım atmıştım ki solumda aşağıya inen merdivenlerden ''bırak beni'' diye yüksek sesle bir kızın sesini duymamla olduğum yerde kalakalmıştım.

Bakışlarım az aydınlık şekilde olan merdivenlerin aşağısına baktığımda kimin bağırdığını merak etmiştim. Ya Elif ve Reyhan ise?

Bu düşünceyle kalbim ağzımda atmaya başlamıştı. Hızla merdivenleri inmeye başlamıştım ki sarhoş bir adamın bir kızın kolundan tuttuğunu görmüştüm.

Hayır bu Elif'in kolu olamaz. Olmasın..

Merdivenin son basamağını da indiğimde ne yazık ki Elif'in kafasını görmeme bile gerek kalmamıştı. Elif'in bilekliğini görmemle adamın Elif'in kolundan tuttuğunu anlamıştım.

Bu adam kimdi peki ve bu iki salak arkadaşımın burada ne işi vardı?

Tam karşılarına çıkacakken adamın ''Damla kendisi yerine seni mi gönderdi lan ben Damla'yı istiyorum'' dedi.

Bu adam beni nereden tanıyordu?

Sertçe yutkunduğumda umarım o adam değildir diye içimden dualar etmeye başlamıştım.

Duvarın köşesinden çıktığımda karşılarına geçtim ve Reyhan'ın korkuyla alttan beşinci basamakta köşede duvara sinmiş dolu gözlerle adama bakmasını ve Elif'in de hem sinirle hem de korkuyla adama baktığını görmüştüm. Elif ve adını bilmediğim adam merdivenlerin üçüncü basamağındaydı.

Merdivenlerin aşağısında yerler bir sürü cam kırıklarıyla doluydu. Duvarları söylemiyorum bile. İğrenç bir yerdi burası ve çok kötü kokuyordu.

Sinirle dişlerimin arasında ''o kızın kolunu hemen bırak'' dedim ve Reyhan'ın yanına gidip Reyhan'ı arkama çektim.

Adamın bakışları beni ulunca iğrenç dudaklarının yukarı kıvrılmasını gördüm. Adam sapsarı dişlerini gösterecek şekilde gülümsedi ve ''aşkım hoş geldin'' dedi.

Elimi yumruk yaparak ''ağzını topla lan kimsin sen?'' dedim sinirle.

''Aa hadi ama hayatım nasıl tanımazsın beni? Ah , hadi bunları boş ver yanıma gel'' dedi iğrenç gülümsemesini yollayarak.

Reyhan ellerini sırtıma koyarak elbisemin kumaşını sıktığında Elif'in bana korku dolu gözlerle bakmasını görmüştüm.

Bakışlarımı adama çevirip ''o kızın kolunu bırak'' dedim ikinci kez dişlerimin arasında.

Adam Elif'in saçlarına yapıştığında Elif çığlık attı ve adam ''sana bana gel diyorum sen hala bu orospuyu bırak diyorsun'' dedi sinirlenerek.

Sinir bütün hücrelerime geçtiğinde hızla iki basamağı inip Elif'in kolundan tuttuğum gibi kendime çekmiştim ama adamda çektiğinde Elif'i adamın elinden kurtaramamıştım.

''Bırak diyorum sana'' dedim.

Adam sarhoştu ve yerinde sallanarak zor da olsa Elif'i tutuyordu. Pis sarhoş ''sen yanıma gelirsen neden olmasın'' dedi şart sunarak.

''Hadi ya sen kendini akıllı mı sanıyorsun kimsin sen?'' dedim.

Pis sarhoş fısıltıyla ''sessiz gözlerin en iyi cevabım'' dedi ve göz kırptı.

Olduğum yerde sendelerken yutkunamamıştım. Hayır bu adam o adam olamaz. Bir an nefes alamadığımı hissetmiştim.

Elif'in korkuyla ''Damla, Damla'' demesiyle bakışlarım onu bulmuştu.

Elif korkuyla adama baktığında benim de bakışlarım adamı bulmuştu ve elindeki bıçakk olduğunu görmemle gözlerim şok içinde açılmıştı.

Adam elindeki bıçağı Elif'e uzattığında ne yapacağımı bilemez şekilde aniden bacağımı kaldırdım ve adamın erkekliğine ayağımla vurarak merdivenlerden düşmesini sağlamıştım. O sırada da boş koridorda Reyhan ve Elif'in çığlıkları yankı yapmıştı.

Her şey o kadar ani gelişmişti ki adam merdivenlerden yuvarlandı ve yerdeki camlarla dolu büyük sivri cama başı saplanarak kafasından yere doğru kanlar oluk oluk akmaya başlamıştı.

Ben ne yapmıştım?

Olduğum yerde hareketsizce yerde yatan adama bakıyordum. ''Hayır...hayır...hayır b-bu...bu olamaz'' dedim. Ne diyeceğimi bilmez halde şaşkınca yerde kafasından kanlar akan adama bakıyordum.

Ben az önce ne yapmıştım?

Ellerim , ayaklarım her yerim titremeye başlamıştı. Buz tutmaya başlamıştım. Ben ne yapmıştım. Etrafımda birileri konuşuyordu ama duymuyordum. Kulaklarım kapanmıştı. Beynim bu görüntüyü algılamak istemiyordu.

Birinin önüme geçmesini ve kollarıma baskı uyguladığını ve ''tamam...tamam bakma'' diyerek kollarımı okşamaya başlamasını hissetmiştim.

Önüme dikilen Bora'ydı. Bora'nın göğsüne bakarak ''Bora ö-öldü mü?'' diye sordum kekeleyerek. Dilim hareket ediyordu ama sanki ben konuşmuyordum. Benim yerime başka biri konuşuyordu.

Bora'nın yanına dikilen Savaşla bakışlarım Savaş'ı bulduğunda ''o ö-öldü mü?'' diye ona da sordum.

Savaş bilirdi anestezi bölümü okuyordu.

Savaş yutkunduğunda gözlerini benden kaçırdı ve başını hareket ettirerek öldü demek istedi. Kabullenmeyerek başımı iki yana sallayarak ''hayır...hayır...hayır bir şey yap Savaş ölmesin... ölemez Savaş lütfen...lütfen'' diyerek Savaş'ın tişörtünü ellerime alarak sıktım.

Kendimden geçmiş gibi Savaş'ın göğsüne art arda vurarak ''kurtar onu bir şey yap...lütfen ölemez...b-ben katil olamam'' diyerek yüksek sesle bağırdım.

Savaş tepkisizce sakinleşmemi beklediği için elini dahi kaldırmadan sessizce beni izliyordu.

Ben katil olmuştum..

En sonunda bitkin düşüp son kez sağ elimle yavaşça göğsüne vurarak ''lütfen...lütfen'' diyerek fısıldadım ve başım göğsüne bitkince düştü.

Savaş tek eliyle saçlarımı okşamaya başladığında bunu hak etmediğimi düşündüm. Ben katil olmuştum.

''İsteyerek yapmadım...ben ölsün istemedim'' dediğimde gözümden bir damla yaş kayıp gitmişti.

Savaş'ın kollarından Bora beni aldığında ''şş tamam biliyoruz geçti, gel'' diyerek beni merdivenlere oturttu.

Elif ellerini başının arasına almış yerdeki adam bakarak ağlıyordu. Ne düşünüyordu şuan benim hakkımda. Beni hala seviyor muydu yoksa artık benden nefret mi ediyordu.

Bora beni Elif'in yanına oturduğunda ''Elif hadi dediğimi yap, bekliyoruz seni'' dedi.

Elif başını sallayarak göz yaşlarını silerek ayağa kalktı ve yerdeki adamın yanından geçerek o karanlık koridorda yürümeye başladı.

''Neler oluyor?'' diye sordum.

Şuan hiçbir şey anlamamıştım.

Savaş , kenarda duran Reyhan'ı kollarının arasına aldığında ''bir şey yok sakin ol güzelim, tamam mı?'' diyerek saçlarının arasından öptü.

Bora ''Reyhan, gel buraya toparlanın hadi şu heriften kurtulalım'' dedi.

Reyhan başını hızlı hızlı salladı ve Savaş'ın kollarından ayrılıp derin bir nefes aldı ve yanımıza doğru gelmeye başladı. Reyhan , şaşırdığında veya korktuğunda ağlayamıyordu. Ve yine aynısı olmuştu sadece ruhsuzca ve üzgünce bakıyordu.

Reyhan yanıma geldiğinde elimi tuttu ve ''iyiyiz tamam mı? Kimse bilmeyecek korkma'' dedi.

''Ne demek kimse bilmeyecek?'' diye sordum kaşlarımı çatarak.

Tam ağzımı açıp bir şey diyecektim ki daha ne olduğunu anlamadan bir anda bir el silah patlama sesini duymamızla yerimizde sıçramamız bir olmuştu. Hepimize şaşkınca ve korkuyla birbirimize baktığımız da Savaş hemen ''birileri geliyor geçin şuraya'' dedi.

Bora beni, Savaş da Reyhan'ı kolundan tuttuğu gibi merdivenin altına soktu ve yerdeki adamı da çekiştirerek bizden biraz uzak duracak şekilde merdivenin altına tıktılar.

Reyhan korkuyla ''o silah sesi de neyin nesiydi?'' diye sordu.

''Elif , Elif nereye gitmişti ona zarar vermiş olmasınlar?'' dedim korkuyla.

Bora tam konuşacaktı ki çok yakınımızdan kalın ve tok ayak sesi tıkırtısını duyunca ağzını kapatmak zorunda kalmıştı.

Birden kaba sesli bir adamın'' ne işin var senin burada?'' dediği duydum.

Bu adam da kimdi? Allah'ım ben sanki az önce birini öldürmemişim gibi bir de silah sesi bu olayın üzerine bomba etkisi yaratmıştı.

''B-ben yolu kaybetmiştim de'' diyen Elif'in sesiyle dudaklarımı birbirine bastırmıştım.

O adam Elif'e mi demişti yani? Hass*ktir..

Adam ''o kadar merdivenin olduğu barda gele gele buraya mı geldin?'' diye sordu sertçe.

Elif cevap vermeyince adam sinirle ''aslında kimsin sen ve burada ne halt ediyorsun?'' diye sordu.

Elif ''b-ben gerçekten yolumu kaybettim'' dedi kekeleyerek.

Adam ''lan sen be..'' demişti ki telefonun çalmasıyla lafı da yarıda kesilmiş oldu. Adamın işaret parmağını Elif'e doğru sallamasını duvarın gölgesinden yansımasını gördüğümde ''sakın yerinden kıpırdama geliyorum'' dedi.

Adam hızlı adımlarla bir koridora saparak hızla gitmişti.

Adam gider gitmez Elif kısık sesle ''hey! neredesiniz?'' diye soru yöneltmişti bizlere.

Bora merdivenlerin altından çıktığında ''buradayız , buldun mu?'' diye sordu. Bunlar ne arıyordu ve Elif'in ne bulmasını bekliyorlardı.

Elif kafasını sallayarak ''evet buldum hadi acele edelim'' dedi.

Her şey o kadar hızlı olmuştu ki adamı bir odadan dışarıya çıkan bir kapıdan çıkartmış ve Savaş ile Bora adamı bagaja yerleştirmişti. Arabalara yerleştiğimiz de ise hızla bir orman yoluna girmiştik.

Ne sorduğum sorulara biri cevap vermişti ne de beni kale almışlardı.

Şimdi ne olacaktı? Hapishaneye mi girecektim?

Ve en önemlisi katil olmuştum...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.