Silvan hâlâ sandalyede bağlı bir şekildeydi. Artık kaçmayı aklından bile geçirmiyordu. Çünkü anlamıştı ki gerçekten de bir melekti. Yani öyle olmasını umuyordu desek daha doğru. Emin değildi belkide bambaşka bir sebep vardı altında ama şimdilik beklemek daha mantıklı geliyordu. Bir süre bekleye dursun belkide bahsettikleri aynısını yapacaklardı. Düşüncelerinden Raze'nin sesi ile ayrıldı.
"Ne düşünüyorsun öyle Silvan?"
Silvan soruyla affaladı ama verecek daha iyi bir cevabı olduğu için belli etmedi.
"Sen daha iyi bilirsin sonuçta beynimi ve düşüncelerimi okuyabilirsin"
Raze gözlerini devirdi. Bıkkın bir nefes verdi. "Ne yani sen bir şeytanın gücünü sürekli kullanabileceğini falan mı sanıyorsun? Bide prens olacaksın"
Silvan kaşlarını çattı. "Nereden bileyim sizin türünüzü ilk defa duyuyorum bilmemem oldukça normal"
Raze 'hah'layıp geri önüne döndü. Silvan kapının açılması ile kapıya baktı. İçeri bu sefer bambaşka biri geldi. Güneş sarısı saçları olan ancak sarı tutamların arasında açık kahve bazı tutamlar vardı. Boyu diğer iki şeytana kıyasla kısa, yüzü daha sevimli ama soğuk bakışları vardı. Boğazını temizleyip konuşmaya başladı.
"Bahsettiğiniz melek bu mu prens Raze?"
Raze kendisinden bahsedildiğini anlayınca başını onaylar bir biçimde salladı.
"Evet bu bahsettiğimiz melek"
Silvan'ın tanımadığı melek yaklaştı. Silvan'ın kolunu açtı sol kolunda ve omuzunda olan dövmeleri görünce dövmelere dokundu. Dokunduğu anda Silvan'dan bir çığlık yükseldi. Melek hemen elini çekti.
"Acıyor mu dokunduğumda?"
Silvan dolu dolu gözleriyle baktı.
"Evet acıyor..."
"Sadece kolun mu acıyor?"
Melek tekrar dokunduğunda Silvan'ın başına yüksek miktarda bir ağrı girdi. Daha yüksek bir sesle çığlık attı. Melek elini çekince gözlerinden boncuk boncuk göz yaşları süzülmeye başladı.
"Başım çok... Çok acıyor..."
Melek ne olduğunu anlamış bir şekilde başını salladı. Raze meraklı gözler ile izliyordu. Silvan gözündeki yaşları silmeye çalıştı ama onu sandalyeye bağlayan ipler buna engel olmuştu.
"Lütfen şu ipleri çıkarın kolumu acıtıyor ve rahat edemiyorum"
Raze bıkkın bir nefes verip Silvan'ı iplerden kurtardı. Silvan sonunda iplerden kurtulmuş olmanın verdiği rahatlık ile gülümsedi. Gözündeki yaşları sildi ve Raze'ya bakti. Melek, soğuk gözleri ile Silvan'ı süzüp odadan ayrıldı.
"O kimdi?"
Raze, Silvan'a bakıp cevapladı. "O melek krallığının büyücü ve şifacısı"
"İsmi nedir?"
Raze bir süre düşündü. "İsmi Kael"
Silven onaylar biçimde mırıltılar çıkardı. Etrafa bakındı. Odayı ilk kez inceliyordu. Aslında oda o kadar iç karartıcı değildi. Sadece kullanılan renkler biraz fazla koyu idi. Odanın duvarlı kırmızının bir çok tonu ile boyanmış, odadaki mobilyalar kırmızı ve siyah üzerine döşenmiş. Duvarlara bazı kırmızı renkte tablolar ve masanın üzerinde şeytan, iblis temalı biblolar vardi. Odada hiç pencere yoktu. Silvan fark edince kaşını kaldırdı.
"Bu odada neden hiç pencere yok?"
"Ne yani seni kaçırdığımızı bütün krallık hatta evren öğrensin mi istiyorsun?"
Silvan Raze'nin neyden bahsettiğini anlayınca susmakla yetindi. Odayı incelemekten sıkılmıştı.
"Ne zamandan beri buradayım?"
"Bir gün bile olmadı"
"Oh peki-"
"Çok soru soruyorsun melek susmanı öneririm"
Silvan kaba bir biçimde sözü kesilince gözlerini devirdi. Alt dudağını büktü ve bakışlarını kaçırdı. İç çekti. Burada kaldığı sürece bu şeytanla arasında olacak tartışmaları az çok tahmin edebiliyordu.
✩₊˚.🧚🏻♀️🪽⋆☾✩
Evrenin dört bir yanına dağılmıştı peri muhafızlar. Ancak bulamamışlardı Silvan'ı. Ellen evde volta atıyordu. Beklemekten yorulmuştu. Anne yüreği idi bu sonuçta. Özlemişti oğlunu (?) şimdiden. Hâlbuki daha oğlu sandığı kişiyi daha 20 saat önce görmüştü. Evde ağlamaktan gözleri şişmiş, göz yaşları tükenmiş desek yeridir. Bu sırada ise kral Faelir artık kendi evreninden ayrılmış diğer evrenleri gezmeye başlamıştı. Kendi evreninden ayrılıp kendilerine yakın olan Socture evrenine gitti. Burada devler yaşardı iki tür yaşaması gerekiyordu ancak yaklaşık 1680 yıl önce devler burada yaşayan elfleri yok etmeye başlamış. Hayatta kalan elfler devlerden korktuğu için başka bir evrene geçiş yapmıştı.
Şu anda olması gerekenden farklı bir evrende olan türlerden biride elflerdi. Kral Faelir devlerin kralı Mark'a gitti.
"Merhaba devler kralı Mark size birkaç sorum var"
Mark kendisinden küçük olan periye baktı.
"Dinliyorum..."
Faelir Mark'a baktı ve konuşmaya başladı
"Oğlum yani peri krallığının tek varisi prensi Silvan Moonwhisper kaçırıldı onu bulmama yardım eder misiniz?"
Faelir'in sorduğu by soruya küçümseyen bakışlar attı Mark.
"Nasıl yardım edelim?"
"Sizin evreninizi aramama izin verirseniz eğer çok büyük bir yardımınız olcak"
Mark duyduğu şey ile küplere binmişti. "Ne yani benim krallığındaki vatandaşlar dan mı şüpheleniyorsun?! Bu kabul edilemez asla!"
Faelir duyduğu şey ile kaşlarını çattı. Yanındaki yardımcısının kulağına bir şeyler fısıldadı birkaç dakika sonra birçok altın, elmas, gümüş gibi madenler döküldü Mark'ın önüne Mark alaycı birkaç bakış attı.
"Ne yani beni bu değersiz madenler ile cezbedeceğini falan mı sandın?.. Çok komiksin Faelir"
Mark duraksadı. "Şimdi ben seni zorla atmadan benim krallığımdan ve evrenimden ayrıl!"
Faelir duyduğu yüksek ve sert ses ile irkildi. Ardından Mark'ı daha fazla kızdırmamak için evrenden ayrılıp bir diğer evrenlere bakmaya gidecekti. Ancak saat baya bir geç olmuştu evde eşi kendisinden bir haber almayı bekliyordu. Hem diğer evrenlere bu saate gitmek oldukça tehlikeli olurdu. Kendi evrenine gitmek için birkaç hazırlık yapti. Ardından dakikalar içerisinde kendi evreninde olmuştu bile. Direkt olarak şatosuna giriş yaptı. Ellen odada yatağın üstüne oturmuş yastığına sarılmıştı. Başını yastığa gömüp sessizce ağlıyordu.
"Bulacağım Silvan'ı sakinleş..."
"Yalancı..."
Faelir ses etmedi. Sarılmaya ve Ellen'in saçlarını okşamaya devam etti. O halde uyuyaklamışlardı.
✩₊˚.🧚🏻♀️🪽⋆☾✩
Silvan sabah uyandığında üstünde bir örtü olduğunu fark etti. Halbuki gece uyumadan önce üstüne örtü örtmemiş idi. Yataktan doğruldu ve etrafa bakındı. Birkaç dakika sonra odanın kapısı çalındı.
"Gel"
Odaya melek olduğunu düşündüğü bir muhafız girdi.
"Kahvaltı için aşağı ineceksiniz"
Silvan başını onaylayarak salladı. Yataktan kalktı üstündeki kıyafetleri düzeltti. Dünden beri aynı kıyafetlerden dolayı rahatsızdı. Koltuğun üstünde bazı kıyafetler olduğunu gördü. Koltuğun üstündeki kıyafetleri aldı tamda kendisine olacak boyutta idiler. Kıyafetleri giyince gerçekten şu anda kelimenin tam anlamıyla melek görüntüsü vardı üzerinde. Kapıyı açtı odadan çıkınca etrafa bakındı. Peki kabul edelim burası bir şato idi. Tıpkı ailesi (?) ile yaşadığı şatoya benziyordu ancak bu şato yoğunlukla kırmızı rengi benimsemişti. Şeytan şatosundan ne beklenirdi ki zaten. Merdivenin korkuluklarına tutunup merdivenlerden basamak basamak inmeye başladı. İndiği kata bakındı. Az ileride bir yemek masası ve masanın etrafında oturan bir grup insan vardı. Şeytan kral Silvan'ı görünce gülümsedi.
"Uyanmış ve giyinmişsin Silvan gel bizimle kahvaltı yap"
Silvan masaya doğru ilerledi boş bir sandalye vardı zaten. Sandalyenin sağ tarafında şeytan kral sol tarafında ise melek old
uğunu düşündüğü güneş sarısı saçları olan ufak tefek sevimli biri vardı. Çok geçmeden kahvaltı yapmaya başlamıştılar.