Sabahın henüz erken saatleriydi. Güneş beyaz duvarlı olan geniş ferah odaya sızmıştı. Kuşlar cıvıldıyor, peri krallığı çoktan uyanmış işlere koyulmuştu. Bu saatlerde peri krallığının prensi Silvan Moonwhisper'ın uyanmış olması gerekiyordu. Ancak Silvan hala uyanmamıştı. Babası Faelir Moonwhisper Silvan'ın odasının önüne geldi kapıyı birkaç kez tıklattı.
"Silvan yeter bu kadar uyku." dedi. Ancak hiçbir cevap alamadı. Kral'ın göğsüne bir sancı girmiş, kaşları şaşkınlıkla kalkmıştı.
Tekrar tıklattı kapıyı ve yeniden konuştu "Geliyorum içeri!" kapıyı açtı ve Silvan'nın odasına girdi.
Ancak Silvan odada görünmüyordu bile. Silvan'ın yatağına yaklaştı. Yatağın üstündeki battaniyeyi kaldırdığında Silvan yoktu. Kral'ın gözleri endişele açıldı. Odanın yıkanma köşesine gitti bağırdı ancak orada da yoktu. Etrafa dikkatli bakınca yüzü daha da dehşete düştü, dudağını ısırdı. Odanın camı kırılmıştı.
Kral odadan çıkar çıkmaz gür sesiyle bağırdı
"Muhafızlar Silvan yok! Onu arayın! Canlı veya cansız bedenini bulun onu burada istiyorum!"
Tüm muhafızlar duydukları yüksek sesle kanat çırparak kaleden ayrıldılar. Silvan'ın buradan kaçmış olma olasılığı vardı ancak neden kaçasın ki... Tüm krallık aranmış ancak Silvan'dan en ufak bir iz bile yoktu
✩₊˚.🧚🏻♀️🪽⋆☾✩
"Bu peri ne zaman uyanacak?" Diye sordu artık sıkıntıdan oflayarak.
Yanındaki kişi hiç vakit kaybetmeden cevap verdi. "Birincisi o bir peri değil o bir melek ikincisi ise bilmiyorum ne zaman uyanır."
Silvan'ın kulağına uğultulu bir şekilde gelmişti bu sesler gözlerini yavaşça açtı. Etrafa birkaç ürkek bakışlar attı. Karşısında iri yarı iki aynı tür kişi vardı bunlar hangi evrenindi hiçbir fikri yoktu. Silvan doğduğundan beri elbette evrenler ile ilgili dersler almıştı ama bu o kitaplarda gördüğü evrendeki türlerden tamamen farklıydı. Mesela bu türdekilerin kanatları vardı, saçları kızıl renkteydi, iri görünümlülerdi ve kollarında tam görünmeye bir dövme vardi. Bir dövme senin olduğun türü diğeri evreni yansıtırdı. İkisi aynı anda Silvan'a baktı.
Siyah saçında kızıl tutanlar olan yarım ağız sırıttı.
"Demek uyandın küçük prens." sesi görünüşünün aksine daha yumuşak çıkmıştı.
Silvan sertçe yutkundu.
Ardından kaşlarını çattı "Kimsiniz siz?! Beni kaçırmanın bedelini size ağır ödeteceğim! Benim kim olduğumu biliyor mu-" yanında bulunan kızıl saçlı çocuk ile kesildi.
Kızıl saçlı hafifçe güldü. "Sen bize bedel mi ödettereceksin küçük prens." Silvan ile dalga geçercesine konuşmuştu.
Silvan kaşlarını yeniden çattı. Tam konuşmak üzereyken saçının arasında kızıl tutanlar olan konuştu.
"Raze uğraşma onunla bizim kim olduğumuzu bilmiyor." oldukça sakin konuşuyordu.
Raze isimli olan yarım ağız sırıttı "O zaman ona kim olduğumuzu gösterelim Christopher." Raze, Silvan'a doğru adımlamaya başladı.
Christopher gözlerini devirmekle yetindi. Silvan ona yaklaşan kişi ile ürktü ve bacaklarını kendine doğru çekmeye çalıştı ama bacaklarını sandalyeye bağlayan ipler onu engellemişti.
Christopher bıkkınlık bir nefes verdi. "Ah korkma o hep öyledir boşver onu. Gözlerinden anlayabiliyorum ki bizim türümüz hakkında en ufak bir bilgin bile yok değil mi?."
Silvan sadece başını sallamak ile yetindi.
"Tamam o halde kendimizi tanıtsak iyi olur sonuç olaraktan biz seni tanıyoruz ama sen bizi tanımıyorsun. İkimizin türü de şeytan ben Christopher bu da Raze. Evrenimiz ise Ghosting. Muhtemelen duymamışsındır. Baban olacak peri kral buna engel olmuştur."
Son cümlesi biraz sert çıkmıştı. Silvan gözlerini kıstı "Ghosting evreni mi? Bu evreni hiç duymadım ve şeytanlar diye bir tür yok yalan söylüyorsun!"
Raze Silvan'a sert bakışlar attı. "Aynen Silvan Moonwhisper bizim işimiz gücümüz kalmadı gelip sana yalan söyleyeceğiz! Bu yaşına kadar sen nasıl yaşadın anlayamadım!"
Silvan gelen yüksek sesle biraz irkildi ardından geri soğukkanlılığına bürüdün.
Kapının aniden açılmasıyla üçüde kapıya dönmüştü. Gelen kişi diğerlerine göre yaşlı görünüyordu kızıl saçlarının arasına beyazlar karışmıştı. Kızıl irisleriyle Silvan'ı süzdü. Ardından ağzını açıp konuşmaya başladı.
"Neden burada olduğunu biliyor musun?" Sesi yumuşaktı sakin bir şekilde konuşuyordu.
Silvan başını hayır anlamında iki yana salladı. Yaşlı adamın gülümsemesi söndü ve ciddi bir şekilde bakmaya başladı. "Silvan sen buradasın çünkü sen bir peri değilsin"
Silvan 'hıh' sesini çıkardı ikna olmamıştı. "Ben bir periyim bakın" Silvan sol dirseğinin biraz üstündeki sembolü gösterdi. Yaşlı adam şaşırmamıştı biliyordu elbette bir kişinin evreni ve türü dövmeler ile belli olurdu. Silvan ardından sol omuzunu öne doğru gösterdi. "Bakın ben Sonteria evrenindenim buda onun kanıtı".
Yaşlı adam sadece bir kıkırtı çıkardı. Ardından derin bir nefes alıp konuştu. "Cidden inandın mi bunlar sahte dövmeler". Yaşlı adam olayı tamamen anlayınca aklına gelen soru ile tek kaşını kaldırdı. "Hiç kanatlarını çıkarttın mi?"
Silvan başını sağa sola salladı ve ağzını açıp konuşmaya başladı. "Ben istesemde kanatlarımı nasıl çıkarırım... Bilmiyorum" son kelimesi ile sesi kısıkça çıkmıştı.
Yaşlı adamın yüzü sinirden kızarmaya başlamıştı bile. Dişlerinin arasında konuştu. "Anladım... Peki baban dövmelerin olduğu yere dokunup hiç ayin falan yaptı mı?"
Silvan gözlerini şaşkınlıkla açtı. "Ne ayini babam bana her zaman dövmelerimi kapatmamı söylerdi"
Yaşlı adam anlamıştı herşeyi. Ayin yapmamıştı çünkü ayin yaparsa gerçek sembolleri ve kanatları ortaya çıkardı. Kanatlarından bir peri olmadığı anlaşılır ve Kral idam cezasına bile mahkûm olabilirdi. Yaşamlarını sürdürdükleri yerde birçok evren olsa da tüm evrenleri kontrol eden bir kişi vardı. Kendisi en yüksek kademelerden birinde hatta Tanrı ile eş güçte desek yeriydi. İsmi yoktu ancak bir lakabı vardı Kira. İsmini hiç kimse bilmezdi kendisinin bile ismini bildiğinden herkes şüphelenir di. Bu haber eğer Kira'ya gitseydi Peri krallığının kralı Faelir Moonwhisper kesinlikle idam yada sonsuz eziyetin ve her öldüğünde yeniden dirildiğin Torture İsland'a mahkum olurdu...
Silvan bu sırada olanları anlamaya çalışıyordu. Gözlerini sembolünün üstünde gezdirdi. Gözleri kızıl saçlı Raze adındaki çocuğa kaydı. Kırmızı kanatları, kızıl saçları, kızıl saçlarının arasındaki kırmızı boynuzları, kızıl gözleri vardı. Yüzü bembeyaz özenle yaratılmış gibiydi. Saçlarına dikkatli bakınca kırmızı parıltılar olduğunu gördü. Bu parıltıların nedenini bilmiyordu. Ardından Christopher'ı süzmeye başladı. Onun gözleri Raze'ninkiler kadar kızıl değildi daha çok bordoya çalıyordu. Ten rengi kumral, yüzü ise sert ve kemikli görünüyordu. Can sıkıntısı ile etrafı inceliyordu. Zeminin daha yeni temizlediği patlamasında anlaşıyordu. Yer o kadar parlaktı ki kendi yansıması bile görünüyordu. Biraz dikkatlice baktı kendine saçlarının dibinin siyah olduğunu fark edince kaşlarını çattı. Perilerin hepsi açık tonlarda saçlara sahip olurdu örneğin; açık pembe, sarı, açık kahve, beyaz gibi renklerdi. Saçlarının boya olduğu ihtimali aklının ucundan geçince bi an duraksadı. Bu dalgınlığı Raze'nin dikkatini çekmişti.
Şakacı olan tavrı ile konuştu. "Ne oldu küçük prens epey bir dalgınsın"
Silvan Raze'ne doğru döndü. "Benim saçların aslen siyah mış... Bu ne anlama geliyor"
Yaşlı adam Silvan'a baktı ve tek kaşını kaldırdı. "Nasıl olur tüm meleklerin saçları açık kahve veya güneş sarısı renginde".
✩₊˚.🧚🏻♀️🪽⋆☾✩
Kral kafayı yemek üzereydi. Bulamıyordu oğlunu. Şatonun her yeri iyice aranmıştı. Hatta peri halkının evleri dahil. Kraliçe Ellen'in hiçbir şeyden haberi yoktu ve olmaması da gerekiyordu. Kralın yanına gitti.
Her zamanki sakin ses tonuyla konuştu. "Ne oldu Faelir? Neden bu kadar endişeli ve gerginsin?"
Kralın âdeta dili tutuldu. Çünkü korkuyordu eşinin panik atak gibi bir şey geçirmesinden.
Ellen kaşlarını çattı ve Faelir'in omuzuna elini koydu. "Oğlumuz Silvan nerede?" Faelir yutkundu. Soğuk terler döküyordu. Sesini stabil ve sakin tutmaya çalışarak konuştu. "Silvan okuldan arkadaşı Damion'ın yanına gitti."
Ellen çatık kaşlarını geri eski haline döndürdü ve şaşırmış bir ifadeyle baktı. "Silvan gerçekten sosyalleşmeye başlamış demek... Bu iyi bir haber normalde okuldan-eve hep sıradan bir şekilde gidip gelirdi arkadaşı olduğunu bile bilmiyordum"
Faelir zorla gülümsedi. "Ah evet sosyalleşmesi iyi bir şey" yalandı. Silvan'ın okuldan tek bir arkadaşı bile yoktu herkese karşı soğuk ve mesafeliydi... Birazda burnu havada. Sonuçta koskoca krallığın prensiydi elbette bununla övünmesi gerekiyordu. Muhafızlardan biri çok geçmeden yanlarına geldi yüzünde endişe dolu bir ifade vardı.
Muhafız derin nefes aldı. "Kralım prens Silvan'ı bulamadık..."
Kraliçe duyduğu sözler ile kaşlarını çattı. "Silvan kayıp mı? Ama sen bana Damion'un yanında olduğunu söylemiştin"
Kralın yüzü iyice dehşete düşmüş bir hal almıştı...