İçeriğe geç

Evrenin konseyi

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Evrenin konseyi

Bölüm 2

Tanışma günü ||

Düş, kütüphanenin loş ışığında Aras’ın kıyafetlerinin kıvrımlarını izlerken, zamanın rüyalardaki gibi akışkan olmadığını fark etti. Her saniye, sanki bir kurşun gibi ağır ve gerçekti. Aras, onu şehrin gürültüsünden uzak, yüksek tavanlı bu mekâna getirmişti; içerisi eski kitap, tarçın ve hafif bir küf kokusuyla doluydu. Düş için bu, insan olmanın en somut kokusuydu. Aras, elleriyle hazırladığı sıcak çikolatayı ona uzattığında, parmakları kasıtlı bir yavaşlıkla Düş’ün buz gibi ellerine değdi. O an Düş’ün içinden bir titreme geçti; bu, rüyalardaki sahte bir esinti değil, kanın damarlarında hızlanmasıydı. Aras, onun uzun siyah saçlarını kulağının arkasına iterken fısıldadı: "Burada güvendesin, artık kimsenin rüyası olmak zorunda değilsin. Sadece benim gerçekliğim ol." Akşam boyunca Aras, Düş’e dünyanın renklerini anlatırken, her kelimesi Düş’te bir erime yaratıyordu. Aras’ın gözlerindeki o yorgun ifade gitmiş, Düş’ü adeta bir sanat eseri gibi inceleyen, sahiplenici bir parıltı almıştı. İkisi geniş koltuğa yan yana oturduklarında, Aras’ın güçlü bedeni Düş’ün narin yapısını tamamen sarmaladı. Düş, başını onun omzuna yasladığında, Aras’ın kalp atışlarını duyabiliyordu; bu ritim, ona dünyanın en güzel melodisi gibi geliyordu. Aras, ona dokunurken o kadar nazik ama bir o kadar da arzulu davranıyordu ki, Düş rüya dünyasında bıraktığı tüm kederi unuttu. Gece derinleşirken aralarındaki çekim kaçınılmaz bir noktaya ulaştı. Aras, Düş’ün yüzünü ellerinin arasına alıp onu ilk kez öptüğünde, Düş rüyaların neden bu kadar sönük kaldığını anladı. Bu öpücükte hem bir fırtınanın şiddeti hem de bir sığınağın huzuru vardı. Aras’ın elleri Düş’ün belinde sıkılaşırken, Düş kendini tamamen bu yabancı ama büyüleyici duyguya bıraktı. O an, dünyadaki tek gerçeklik Aras’ın nefesi ve teninin sıcaklığıydı. Ancak, Düş gözlerini kapattığında, Aras’ın yüzündeki o şefkatli ifade yerini anlık bir karanlığa bıraktı. Aras, Düş’ün boynuna gömüldüğünde dudaklarında belli belirsiz, zafer kazanmış bir avcı gülümsemesi belirdi; Düş ise o sırada sadece bir insanın bir başka insana nasıl bu kadar ait olabileceğini düşünerek gülümsüyordu. Kendi hikayesinin kahramanı olduğunu sanarken, aslında Aras’ın kurguladığı sessiz bir tuzağın tam kalbine yürüdüğünden habersizdi. Düş, Aras’ın kütüphane evindeki loş ışığın altında kendini her saniye biraz daha insani hislere kaptırırken, bir an için zamanın durduğunu sandı. Aras’ın sahiplenici dokunuşları ve fısıltıları arasında huzur bulmak üzereyken, kapının gıcırtıyla açılmasıyla oda bir anda buz kesti. İçeri giren gölge, Düş’ün rüya dünyasından çok iyi tanıdığı ama bu gerçeklikte bir hayli yabancı duran biriydi. Bu kişi, rüyaların sınırlarını koruyan Kadim Muhafız’dan başkası değildi; ama şimdi üzerinde eski, yıpranmış bir pardösü vardı ve gözlerindeki o sonsuz bilgi yerini derin bir hüzne bırakmıştı. Gelen kişi, Düş’ün rüyalardaki evi olan o sonsuz kütüphaneyi andıran bu mekânda durup etrafa baktı. Bakışları Düş ile Aras’ın birleşmiş ellerine takıldığında yüzünde acı bir tebessüm belirdi. "Burayı da mı rüyalarına benzettin Düş?" diye sordu, sesi hem çok tanıdık bir melodi gibiydi hem de bir yabancının mesafeli tınısını taşıyordu. Düş, bu sesle irkildi; rüyalarındayken ona rehberlik eden bu varlık, şimdi gerçek dünyanın kiri ve pası içinde tanınmaz haldeydi. Aras’ın bedeni bu yabancının gelişiyle aniden gerildi, bakışları keskinleşti. Aras, yabancıya doğru bir adım atarken Düş’ün elini daha sıkı kavradı. "Kim bu adam?" diye sordu, sesinde sahte bir endişe ama derinlerde gizli bir öfke vardı. Düş, cevap veremedi; çünkü karşısındaki adam hem her şeyiydi hem de hiçbir şeyi. Yabancı, Aras’ın gözlerinin içine öyle bir baktı ki, sanki onun ruhundaki o gizli karanlığı tek bir bakışla deşifre ediyordu. "Ben sadece bir hatırlatıcıyım," dedi yabancı, Düş’e doğru yaklaşarak. "Bazen rüyalardan kaçmak, en büyük kabusun kollarına koşmaktır." Aras araya girip yabancıyı ustalıkla evden uzaklaştırırken, Düş’ün zihninde rüya dünyasındaki kütüphanesinin tozlu rafları canlandı. O an, bu yabancı ona ne kadar uzak gelirse gelsin, Aras’ın korumacı kollarının aslında bir kafese dönüşmeye başladığını ilk kez o kadar derinden hissetti. Ancak Aras tekrar ona dönüp alnına şefkatli bir öpücük kondurduğunda, Düş bu tuhaf huzursuzluğu zihninin derinliklerine gömmeyi seçti. Tanıdık bir yüzün getirdiği o yabancı uyarı, Aras’ın sunduğu sahte ama sıcak tutkunun içinde hızla eriyip gitti. Fakat içindeki bir ses, Aras’ın doğaüstü bir varlık olduğunu nereden bildiğini sorgulatmaya başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.