Düş, rüyaların efendisi, tanrıların gözünde bir varlık, insan olma arzusuyla dolu bir ruhtu. Uzun, simsiyah dalgalı saçları omuzlarından aşağı süzülürken, sürmeli gözleri gecenin en karanlık anını yansıtıyordu. Onun beyaz teni, ışığı adeta yutan bir parlaklığa sahipti, incecik beli ve uzun bacakları ise bir tanrıçayı andırıyordu. Ancak Düş, bunun ötesini arzuluyordu; insan olmanın karmaşasını, duyguların ağırlığını hissetmek istiyordu. Düş, dışarıdan bakıldığında ciddi ve ulaşılmaz görünse de içinde bitmek bilmeyen bir merak taşıyordu. İnsanların rüyalarına giriyor, zihnin derinliklerinde dolaşıyor ve onları izliyordu. Ama şimdi, bir karar vermişti. Gücünden vazgeçip, insan olmayı seçecekti. Rüya dünyasını geride bırakırken, yanında en değer verdiği varlık olan Diyan’ı bırakmak zorunda kalması ağır bir yüktü. Düş, Diyan’a bir koruyucu olarak pofuduk bir kedi vermeyi seçti. Ve ardından, sonsuz rüya dünyası arkasında kalırken, gerçek dünyaya adım attı. Dünyaya indiğinde ilk hissettiği soğuk ve sertlikti. Her şey rüyalardaki yumuşaklıktan uzaktı; insanlar, arabalar, ışıklar… ama hepsinin ötesinde, insanların kendilerine ne kadar kapandığını görmek, onu derinden etkiledi. Kafasını kaldırdığında bir adamla karşılaştı. Gözleri yorgundu ama dikkatliydi; Düş’ü gerçekten görüyor gibiydi. “İyi misin?” diye sordu adam, Düş’ün içindeki korkuları hafifçe yok ederek. “Ben… buraya yeni geldim,” dedi Düş, sesi titrek bir halde. “Kayboldum galiba.” Adamın adı Aras’tı. İkisi arasında bir bağ oluştu. Düş, Aras’ın bakışlarında, daha önce hiç hissetmediği bir şey buldu. Sanki onun düşüncelerine dokunuyordu. Aniden, Aras’a dokunduğunda, gözlerinin önünden karanlık ve parçalanmış rüyalar geçmeye başladı. Düş, Aras’ın ruhunun derinliklerinde bir şeyler buldu; korkunun ve bastırılmışlıkların sesi. “Senin rüyaların…” diye fısıldadı. “Bunu nasıl yapıyorsun?” Aras, “Çünkü ben o rüyalardan kaçan şeyim,” dedi. Düş, bu cümleyle sarsıldı. Rüyalar onun dünyasıydı, ama şimdi her şey sorgulanıyordu. “Ben insanların görmezden geldiği yerlerde doğdum,” dedi Aras. “Sen beni hep görmezden geldin.” Düş, bu sözlerin içindeki suçluluğu hissetti. İlk kez, bir başkasının acısına tanık oluyordu. Rüzgar yeniden sertleşti ve Düş, içindeki huzursuzluğun büyüdüğünü hissetti. Aras, ona yaklaştıkça, Düş’ün içindeki korku ve merak bir araya gelerek yeni bir duygu oluşturuyordu. “Artık saklanmıyorum,” dedi Aras, gözlerini Düş’ten ayırmadan. Düş, bir adım geri çekilmedi. Sadece dinledi. Aras, Düş’ün içindeki boşluğu fark etmişti ve bu, Düş için yeni bir başlangıçtı. Ama bu başlangıç, yalnızlık hissinden uzaktı. İlk kez, gerçekten yalnız olmadığını anladı ve bu, onu hem korkutuyor hem de heyecanlandırıyordu. Ve sadece bir adımda, her şey değişmişti. Rüyalar ve gerçeklik arasında yeni bir denge kuruluyordu. Bu, Düş için bir sona değil, bir başlangıca işaret ediyordu. Gerçek dünyada, insan olmanın karmaşasıyla yüzleşmeye hazırdı. Ama bu, Aras ile olan ilişkisiyle daha da derinleşecek bir yolculuktu. Düş, artık kendi hikayesinin kahramanıydı. Ve bu yolculuk, henüz başlamıştı.
Bölüm 1
Tanışma günü
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.