"İlk defa gün doğumu izliyorum."
"Ben de ilk defa gün doğumunu yalnız izlemiyorum."
⭐️
Henüz doğmamış güneşi beklerken saatlerdir balkonda oturuyorum. Güneş tam tepemizde olsa bile hiç aydınlanmayacak gibi duran gök yıldızlarla dolu. Bakışlarım göğün en parlak yıldızını ararken çok şeyden habersizim. Belli ki, en parlak yıldızı bulmak sandığımdan daha zor.
İçime dolan soğuk hava, dakikalardır kendine yer edinmek için damarlarımda geziniyor. Hissettiğim şey soğuktan öte bir sancı, bir yıldızlı gece veya en beteri kendi yıldızının doğacağını anladığın o an gibi. Kederli fakat bir o kadar da çaresizce bir bekleyişin ilk dakikaları gibi. Bu bekleyiş ölümü bekleyen bir idam mahkumu gibi klasikleşmiş bir benzetmeden öte daha çok bebeğinin öleceğini henüz bilmeyen bir annenin heyecanı gibi. Gibi'lerle biten tüm cümlelerin bir yükleme ihtiyacı varken benim de hikayemin bir sona ihtiyacı olduğu bariz. Farkındayım, bu biraz sancılı bir kurgu. Sonunu bilmenin mümkün olmadığı ve kötü sonun da bir ihtimal olduğu bu hikayenin öznesi benim. Ve sahiden de, bir kez daha söylemeliyim ki, bu gerçekten çok sancılı bir süreç.
Güneş hala doğmuyor, hiç doğmayacakmış gibi... Gök, en gece noktasında öylece asılı duruyor.
Telefonumun bildirim sesiyle gözlerimi daldığı yerden çektim. Gökten.
Gönderen: Balım Erçin
<>
Neyden bahsettiğini anlayıp gülümsedim. Hikayesini blogumda yayımlamıştım ve bunu ona sormadan yapmıştım. Aslında bunu hoş karşılamama ihtimalini düşünmüştüm ama anlaşılan biraz cesur olmak kötü bir fikir değilmiş.
<>
Saniyeler sonra cevap geldi.
<< Ya da sadece Ali. Sakıncası yoksa.>>
Ali ismi, bana ablamı hatırlatırken kırık bir gülümsemeyle ekrana baktım.
<>
☆
BALIM ERÇİN
Telefonuma art arda gelen bildirimler şaşırmama neden olurken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Geçenki haber olayı yüzünden herkese açık olan hesabıma yüzlerce yeni takipçi gelmişti zaten. Dün gece ben uyurken yine bir takipçi seline tutulmuştum. Çağan Ali'nin bloguna hızlıca girdiğimde neler döndüğünü anladım. Ona okuması için verdiğim hikayemi yayımlamış üzerine benim hesabımı da vermişti. Neyseki profilimdeki fotoğraf dışında kendi fotoğrafımı paylaşmamıştım. Profilimdeki fotoğrafta da zaten tamamen görünmüyordum. Yazılarımı paylaştığım gönderilerimin son zamanlarda iyice etkileşim alması beni hem mutlu hem de tedirgin ediyordu. Yine de Ali Bey'in bu hareketi olmasa yüzyıl daha kimse yazılarımı okumazdı. Bu yüzden ona minnettarım. Teşekkürler Çağan Ali Karabağ!
☆
ÇAĞAN ALİ KARABAĞ
Pek de esrarengiz olmayan ama felaket ilgimi çeken bu kadın her an aklımda dolanırken bunun normal bir hoşlantı olduğunu farkındaydım. Bunu daha önce yaşamıştım. Güzel sarı saçlar ve tatlı bir gülüş. Kesinlikle etkilemesi kolay bir adamım, kabul ediyorum. Yalnız, böylesine aklımı meşgul eden bu güzel kadının aynı zamanda bu denli korkutucu görünmesi beklediğim bir his değildi. Garip olan ve belki beni ona çeken şey de tam olarak bu. Tehlikeli olduğu her halimden belli ama gülüşü, sanki beş yaşındaki Çağan'ın derinlerdeki sesini duymamı sağlıyor. Beş yaşındaki halimle şimdiki halim savaşıyor ve bu yetmezmiş gibi beş yaşındaki Çağan, yıllar önce ölmek isteyen Çağan'la da savaşıyor. Bu savaşı kim kazanacak, bilmiyorum. Korkularım üst üste yığılırken altında kalmamak için epey hızlı kaçmam gerekiyor.
Tüm işlerim çoktan bitti. Gece, saat üç. Güneş henüz doğmadı. Yazmayı bitirdiğim yazıyı az önce yayımladım. Blogumdan çıkıp kişisel hesabıma geçiş yaptım. Benimmiş gibi durmayan bu hesap bir kez daha bana yabancı geldi. Altı yüz bilmem kaç bin takipçi... Gerçekten beni neden takip ediyorlar, bilmiyorum. Bilmek istemiyorum. Bu iş bir an önce bitse ve ortadan yok olsam...
Sandalyem gıcırdarken Balım'la buluşmak istediğime karar verdim. Gıcırdama seslerini kesmek için kıpırdanmayı bıraktım ve onunla buluşmak için bir bahane düşünmeye başladım. Birkaç saniyelik düşünüşüm olumsuz sonuçlanırken bunu umursamadım. İkili ilişkilerde her zaman cesurdum. Şimdide cesur olabilirdim. Telefonumu alıp Balım'a mesaj atmaya karar verdim.
Gönderilen: Balım Erçin
<>
Yazdığım mesajı okurken salak salak güldüm. Dünyanın en saçma mesajı olmaya aday! Bu ne böyle? Ben gerçekten rezil bir adamım. Her neyse geri adım atmayacağım.
Birkaç dakika sonra ondan gelen mesajla şaşırdım. Uyumuyor muydu? Yoksa uyandırdım mı?
<>
Okuduğum mesajla oturduğum yerden hızlıca kalktım. Gözüm aynadaki yansımama kayınca bitik halimi gördüm. Kıza bir cevap vermek bile aklıma gelmezken koşarak duşa girdim. Saçlarım, berbat görünmemeli. Saç... önemli.
Duştan çıkıp hazırlandığımda aklıma bir cevap yazmak yeni gelmişti. Yine de cevap vermeyip evden çıktım. Hala karanlık olan gök sanki bizi bekliyor gibiydi. Buluşun da doğayım diyordu. Ah, hayır! Öyle bir şey yoktur muhtemelen fakat bazı şeylerin sebebi olduğumu düşünmek ütopik ve eğlenceli geliyordu.
Söylediği yere yaklaştığımda onu denizi izlerken gördüm. Boynunda lacivert atkımı görmek beni ansızın heyecanlandırırken tamamen unuttuğum bir detay olduğunu fark ettim.
"Selam."
"Aa! Selam. Geldin mi?"
"Geldim," dedim yanına otururken. "Uyumamışsın Balım ya da uyandırdım mı?"
"Yazıyordum. Uyuyamadım. Yeni kurguya başladım da... Bilirsin, susmuyorlar bazen."
Kısık sesle güldüm. "Bilmez miyim?"
"Ali..."
"Hm?"
"Ali demem sorun değil, değil mi?"
"Hayır, neden olsun?"
"Bilmem, kullanmıyormuşsun gibi hissediyorum o ismini."
"Sen kullanabilirsin."
"Tamam, kullanayım."
"Kullan."
Bir süre sessizlik olurken hava az da olsa aydınlanmaya başlamıştı. "Simit alayım mı?"
"Simitçi yok ki?"
"Doğru, gelir herhalde birazdan."
"Belki," dedi çok umursamadan. Sonra gülümseyerek bana baktı. "İlk defa gün doğumu izliyorum."
"Ben de ilk defa tek başıma gün doğumu izlemiyorum."
Gülümsemesi yavaşça silinirken ben gülümsedim. "Ama saçların... Gün doğumundan daha güzel."
☆
Sonraki bölümde görüşelim. m>