İçeriğe geç

Evrenin Kayıp Yıldızı

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Evrenin Kayıp Yıldızı

Bölüm 5

4 | tanışma saatleri

⭐️

Nefesim daralıyor. Karnımın içinde sanki bir volkan var ve lavlar duvarlarıma çarpıp beni yakıyor. Nefes alamıyorum. Sürekli terliyorum ve gözlerim kararıyor. Aynı görüntü zihnimde sürekli yeniden başlıyor. Korkuyorum. Korkuyorum çünkü ablam binlerce kez yeniden ölüyor.

Gözlerimi açtığım yatakta nefes nefeseyim. Bu gördüğüm kabus öncekilerin çok benzeri.

Üzerimdeki yorganı atıp yatakta doğruldum. Titreyen ellerimi başımın arasına alıp derin bir iç çektim.

Neler oluyor? Neden bitmişken yeniden bu bataklığa düşüyormuş gibi hissediyorum?

Yataktan hızlı adımlarla kalkıp odamın ışığını açtım. Terden sırılsıklam olan tişörtümü çıkarıp bir kenara bıraktım. Çıplak ayaklarla önce salona oradan da mutfağa geçip bir bardak su içtim. Nefes alış verişlerim normale dönmüştü ama ellerim hala titriyordu. Yavaş adımlarla buzdolabının önüne geldim ve ablamın fotoğrafını mıknatıslardan kurtarıp elime aldım.

Her şey çok farklı olabilirdi abla.

Kırık bir gülümsemeyle ablamın fotoğraftaki yüzünü okşadım. Onun anısına film çekme fikri bana iyi gelir sanmıştım ama tam tersi oldu. Onu bu denli hatırlamak ve onun hakkında düşünmek beni güçsüz ve yıkılmış Ali'ye dönüştürmeye başlıyordu. Geçmişte ölmek isteyen Ali'ye...

Bu düşünce içimi ürpertirken fotoğrafı yerine bıraktım. Salona geçtiğimde duvar saatine baktım. Gece on ikiye geliyordu. Saate bakmadan önce vaktin daha geç olduğunu düşünmüştüm ama sonra dokuza doğru yattığım yerde uyuya kaldığımı hatırlayıp bunu normal karşıladım.

Elimi çıplak karnıma götürüp oradaki ağrıyı geçirmek ister gibi ovalarken odama girip üzerime sabah çıkardığım kazağımı giydim. Montumu da giydim ve aslında sevmediğim ama çok üşüdüğüm için anlık bir kararla lacivert atkımı da boynuma sardım.

Hızlı adımlarla evi arkamda bıraktım ve sahil boyunca yürüdüm. Yaklaşık yarım saatin ardından, saat on iki buçukken biraz uzakta tanıdık sarı saçlar gözüme ilişti. Karşıdan karşıya dikkatsiz adımlarla geçti sarı saçların sahibi. Daha kalabalık sahil yoluna geçip oradan yoluna devam etti. Beni fark etmeyecek kadar önümden yürüyordu. Ben de sakin adımlarla arkasından yürüyordum. Beni fark ederse konuşabilirdik. Şansıma, sahil kenarındaki bir banka oturdu. Adımlarımın hızını arttırmadan yanına yürümeye devam ettim. Atkım yüzümü biraz kapatırken beni tanımayıp korkmasından endişe ettim ve yüzümü açığa çıkardım. Bakışlarını denizden ayırdığında beni görmesi uzun sürmedi. Yüzünde tatlı bir gülümseme oluşurken ben de gülümsedim.

"Selam," dedim iyice yanına yaklaştığımda.

"Selam."

Biraz yana kayıp bankta oturmam için yer verdi. Bir şey söylemeden yanına oturdum.

"Hayırdır?" dedim ardından. "Öyle efkarlı efkarlı denizi niye izliyorsun?"

Kurduğum cümleye hafifçe gülerken daha da belirginleşen çıkık elmacık kemiklerini izledim.

"İşten çıktım da... biraz nefes almak istedim. Bir sıkıntı yok."

"Anladım. Sevindim."

"Sen?" dedi sorar gözlerle. "Yalnız ve efkarlı adam." Yine gülümsedi. "Neden buradasın?"

"Doğru tahmin. Hem yalnızım hem efkarlı. Elimde sigaram eksik ama idare edersin sanırım."

"Sorun ne? Söylemek istersen yani..."

"Sorun... Direkt benim galiba. Kafamın içi. Susmuyor. Çok kötü." Durdum. Ne dediğimi düşündüm. "Boş versene... saçmalıyorum."

"Hayır... Anlatabilirsin. İyi bir dinleyiciyimdir."

Kızarmış burnuna baktım. "Üşümüşsün."

Hafifçe başını salladı.

"Soğuk."

Kısık sesle güldüm. "Benimki de laf."

Atkımı çıkarıp ona uzattım. Aslında atkıyı boynuna sarabilirdim ama nasıl karşılayacağını bilemediğimden bunu yapmadım. "Bakma öyle. Al, tak. Üşümüşsün."

İtiraz etmeden aldı. "Teşekkür ederim." Atkıyı boynuna sardı.

"Sakıncası yoksa...nerede çalışıyorsun?"

"Kupa Kızı'nda."

"Orayı biliyorum."

Normal bir eğlence mekanıydı. Daha çok eğlence kısmını akşama bırakıyorlardı. Gündüzleri kafeydi.

"Akşam mı çalışıyorsun?"

"Ha, yok ya... Bugünlük öyle oldu. Bir arkadaşın yerine baktım."

"Anladım. Bir kahve içmeye gelirim bakarsın."

"Beklerim," dedi kısık ama sevimli bir sesle.

Yeniden bir şey söyleyecekti ki lafı yarıda kaldı. İki kız -muhtemelen on yedi yaşlarında- ismimi seslenip bana doğru gelmeye başladılar.

"Ayy..." dedi esmer olan. "Merhaba! Fotoğraf çekilebilir miyiz?"

Bıkkınlık gelmişti böyle şeylerden ama bunu yüzüme yansıtmadan gülümsedim. "Tabi." Ayağa kalkıp kızların yanına geçtim. "Saçları kısa ve kumral olan kız kamerayı açtığında etraf kafelerin ışıkları sayesinde yeterince aydınlıktı. Rahatça birkaç poz çekip telefonu kapattı. Beni ne kadar sevdiğinden bahsederlerken gülümsemekten ağzım ağrımıştı. Kısa bir sohbetin ardından kızlar yanımdan uzaklaştı. Gülümsemem solarken banka geri oturdum. "Kusura bakma..."

"Hayranların peşini bırakmıyor," dedi dalgaya alarak.

"Ya... Öyle, öyle."

"Şey..." Bakışlarımı ona çevirdim. "Gitmem gerekiyor benim artık."

"Tabi... Eşlik etmemi ister misin?"

"Aslında... fena olmaz. Saat epey geç oldu."

Beraber sahil boyunca yürürken oldukça keyifli bir sohbete dalmıştık. Ara sokaklara daldığımızda on beş dakika kadar olmuştu.

"Az kaldı. Şu mahalle."

"Ailenle mi kalıyorsun?" Soruyu sorduğum an yaptığım sorumsuzluğu fark ettim. Sen ailenle mi kalıyorsun Ali?

"Yok...Ailem şehir dışında. Arkadaşlarımla kalıyorum."

"Anladım. Sorguya çekiyormuş gibi hissettim kendimi ama... kaç yaşındasın?"

"Yirmi bir. Sen?"

"Yirmi üç."

Daha fazla konuşmadık. O eve girdiğinde arkamı dönüp yine aynı yolları yalnız yürüdüm. Evime girdim. Işıkları tek tek yakıp mutfaktaki resimlere bakındım. Sonra ışıkları ardımdan kapatıp odama çıktım. Odamın karanlığına zıt bir şekilde göğün aydınlığı öylece duruyordu.

☆

BALIM ERÇİN

Sarı saçlarım yatağımdan aşağı sarkarken ayaklarım duvardan yukarı uzanıyordu. Turuncu çoraplarıma bakıp yazacağım hikaye için baş karakter oluşturmaya çalışıyordum. Nelerden hoşlanır, en sevdiği renk nedir, nasıl insanları sever? Kibar mıdır yoksa kaba mı?

Türlü düşünceler zihnimde dolanırken ani bir hareketle doğruldum ve yatağımda oturur hal geldim.

Beyaz ten, koyu kahve saçlar, hafif kalıplı bir beden ama çok da değil ve kahverengi gözler...

İsmi... Dışımdan tekrar ettim. "İsmi?"

"İsim, isim..."

Odamda bir tur döndüm. "Gökhan? Semih?" Başımı iki yana salladım. "Hayır, hayır... Yan karakter ismi gibi duruyor."

Kendi kendime konuşmaya devam ederken odamın kapısı açıldı.

"Kız, delirdin yine? Ne anlatıyorsun?"

Odama giren Çiçek'e baktım.

"Beyaz tenli, koyu kahve saçlı, hafif kalıplı bir bedeni var ve kahverengi gözlü. Polis. Gizli bir romantik. Böyle bir adamın ismi ne olmalı?"

"Hmm. Kadir?"

"Kadir? Kadir," dedim kendi kendimi onaylarken. "Olur. Sağ ol balım."

"Balım sensin Balım balım," dedi dandik bir espri yaparak. "Neyse, hadi gel yemek yiyelim."

"Geliyorum."

Kadir'i ardımda bırakıp salona geçtim. Çiçek ve Alev sofrada bir şeyler konuşurken hemen yanlarına oturup konuya dahil oldum. Güzel bir akşam yemeği yerken odamda bıraktığım Kadir kapıyı araladı ve usulca yanıma yaklaştı. Zihnime doluşan kurgu biraz daha dallanıp budaklandı ve sohbetten soyutlanıp biraz içime döndüm.

Bir şeyler yazmayı seviyorum. Tüm karakterlerimi ayrı ayrı seviyorum. Ardından Kadir'in lacivert atkısı zihnime düştü. Aklımda oluşturduğum bu adamı son dakikada lacivert atkısından tanıdım. Çağan Ali Karabağ'dan esinlenilmiş bir karakter... Merhaba Kadir. Merhaba Ali.

☆

bu bölümü de bitirdik. kısa, biliyorum ama uzatınca tadım kaçıyor :> böylesi daha iyi. nasılsınız? biraz balım'ın hayatına giriş yapıyoruz. yazmaya aşık, deli dolu bir kız olduğunu söyleyebilirim. neyse, çok konuştum. yine görüşelim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.