İçeriğe geç

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 11 · 20 dk okuma

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 11

9-Kaçan Kovalanır ♥️

Duydunuz mu?"

"Neyi?"

"Neyi olacak? Damadı. Adam çok ünlü bir starmış."

"Kız gerçek değildir. Star bunu ne yapsın? Akıl var mantık var."

"Hiç öyle deme abla. Tüm mahalleli görmüş."

"Doğru anne. Ben de gördüm. Nil ne yapmış ne etmiş herifi kafalamış."

"Tövbe! Tövbe! Bak sen Zerrin'in kızına!"

"Bakın şuraya yazıyorum. Adam onu burada tutmaz. Yerleşirler yurt dışına. Oh para da var. Mis gibi hayat! O gala senin bu gala benim diye diye gezerler."

"Nesi mis gibi hayat? Git işine Seher. Adam gavur! Hem Türk erkeği mi kalmamış? Bu nasıl iştir? Anlamadım."

"Valla haklısın komşu. Kim derdi ki? Bizim Nil, yabancı herifin biriyle evlenecek. Başta Umut karşı çıkar diyordum ama yok. Hepsi kabullenmiş."

"İşte hayat! Neydim demeyeceksin. Ne olacağım diyeceksin."

Konuşanlara göz ucuyla baktım. Bizim şer ekibi yine toplanmış, düğün günümde dedikodumu yapıyorlardı. Onlara nerede ne vakitte oldukları fark etmiyordu. Bir araya gelince dayanamıyorlardı. Tıpkı şimdiki gibi... Umursamamaya çalışarak yan tarafıma baktım. Resmen ortamın havası değişti. İçime bir huzur yerleşti. Daha ne olsundu? Hayallerimin adamı yanımdaydı. O kadar yakışıklıydı ki... Bak bak doyamadım. Genişçe gülümsedim.

"Çok heyecanlıyım Leonardo." diye fısıldadım.

"Ben daha heyecanlıyım güzelim. Şu anın gerçek olduğuna inanamıyorum." dedi. Görüşmeyeli Türkçesini geliştirmişti. Daha akıcı konuşur olmuştu. Bu durum, hoşuma giderken heyecanla baş onayı verdim.

"Sen mi? Ben mi? Son olaydan sonra beni sana vermezler sanıyordum. Ama sen öyle şeyler yaptın ki devreye Amerikan başkanını bile soktun. İsteme günü desen, kırmızı halı gibiydi. Tobey Maguire, Kate Winslet, Orlando Bloom ve daha sayamayacağım nice ünlü. Olaya baksana! Şaka gibi! Beni babamdan Brad Pitt istedi."

"Seninle olmak her şeye değer sevgilim. Bunların hiçbir önemi yok. Keşke Umut zorluk çıkarmasaydı. Daha güzel olacaktı da.. Kayınço yine yaptığı yapacağını."

"Neyse ki hallettik. Tüm sorunları aştık."

"Evet güzelim. Artık her şey çok daha güzel olacak." dedi. O an, romantik bir şarkı çaldı. Her düğünün vazgeçilmezi olan bir şarkıydı. Bu da demek oluyordu ki bizim sıramız gelmişti. Leonardo, gülerek kolunu bana doğru uzattı. Kollarının arasına girip heyecanla yürüdüm. İnsanlara yaklaştıkça tüm bakışlar bize doğru döndü. Ünlü camiası , meraklı komşularım, fesat akrabalarım ve canım arkadaşım... Güneş'e öpücük yollarken İlayda ile göz göz geldim. Bir zamanlar, onun bana yaptığı bakışı yaptım. Üsten bir bakış atıp sahtece gülümsedim. Gördüğüm manzara karşısında keyiflendim. İlayda ağlamaklıydı. Annesi babası, onu zor tutuyor. Sakinleştirmeye çalışıyordu. Dayanamayıp tam önünde durdum.

"Gördün mü İlayda? Hem mirası aldım hem de en yakışıklısını kaptım. En güzel ters köşeyi ben yaptım."

Ağlayarak ayaklarını yere vurdu.

"Kahretsin! Senden nefret ediyorum Nil."

"Senin ne hissettiğin umurumda bile değil. Ben kendime bayılıyorum. O bana yeter." dedim. İşte bu kadardı! Ben kazanmıştım. Yok saydıkları kadının intikamını almıştım. İlayda ise hak ettiğini yaşamıştı. Bana karşı kaybetmişti. Bunu düşünerek sırıttım. Nikâh masasına doğru ilerledim. Tam evet diyeceğim sırada öfkeli bir bağırış duydum.

"Durun!"

Bağıran Kenan'dı.

"Bu nikâh kıyılamaz."

Ona eşlik eden de her zamanki gibi Umut'tu.

"Düğün iptal! Herkes dağılsın."

Sinirle kaşlarımı çattım.

"Ne diyorsunuz siz be? Aklınızı mı kaçırdınız?"

"Biz değil, sen aklını kaçırdın kardeşim."

"Ben mi?" deyip şaşkınca onlara baktım. Kenan, gülerek bize doğru yaklaştı.

"Evet! Göz göre göre keçileri kaçırdın Nil. Gözünün önündekini göremedin. Yanlışa kandın." dedi. Sinirden güldüm.

"Ne yapmaya çalışıyorsun Kenan?"

"Doğru olanı! Bu yüzden beni iyi dinle. Ün de para da hiçbir şeye değmez." deyip en yakınıma geldi. Leonardo da kulağıma bir şeyler fısıldadı.

"Onu dinleme Nil."

Kenan sinirle bağırdı.

"Kes lan sesini!"

" Bizi kıskanıyor. Mutluluğumuza imreniyor. Bunu yapmasına izin verme."

Kenan da konuşmaktan vazgeçmedi. Gerçeği yüzüme karşı haykırdı.

"Bu adam, sandığın gibi biri değil. Birkaç ay önce batmış. Her şeyini kaybetmiş. Sıfırda."

Hayal kırıklığıyla, Leonardo'ya baktım. Bakışlarını kaçırdı.

"Dedenin miras olayını duymuş. Tüm mirası elde edebilmek için sana oyun kurmuş. Tüm derdi paraymış." dedi. Olanlara inanamadım. Yok artık! Gerçek olamayacak kadar saçmaydı. Koskoca Leonardo, benim dedemin parasına mı kalmıştı? Durum o kadar mı vahimdi?

"Hayır! Yalan!" diye bağırdım.

"Maalesef doğru Nil. O paralarla da ne yapacakmış biliyor musun? Ankara'nın göbeğinde bir pavyon açacakmış. Her şeyi de ayarlamış. Adı da Hollywood Eğlencesi olacakmış."

"Ne? Bu gerçek mi?"

Bağırmadan konuşamadım. Sinirlerim bozuldu. Leonardo'nun kollarından tutup sarstım.

"Sen benim paralarımı pavyonlarda mı yiyecektin? Tarlaları bahçeleri yiyen amcalar gibi mi olacaktın?"

"Hayır! Yok öyle bir şey."

"Şuna bak! Hayallerimin adamı ne hâle gelmiş?"

"Yalan! Aldığım Oscar'ın üzerine yemin ederim. Öyle bir şey yok Nil. Bu herif, beni kıskanıyor. Hem yakışıklıyım hem de başarılıyım. Bir de seninle evleniyorum. Tüm bunları çekemiyor. Bize kumpas kuruyor."

Kenan, hızla onun sesini bastırdı. Kafasına şak diye vurdu.

"Kes lan! Sen mi yakışıklısın? Sarı çiyan!"

Sonra bana doğru dönüp konuştu.

"Bununla kalsa iyi. Birkaç arkadaşı da ondan şikayetçi. Borç diye yüklü miktarda para almış. Ama vermemiş. Yani yolun sonu yine emniyet." deyip kelepçeleri Leonardo'ya taktı. Engel olmak istedim. Ama başaramadım. Umut, hızla Leonardo'yu yanımdan çekip aldı. Kenan ise uzun uzun bana baktı.

"Bu iki oluyor Kenan. İkidir mutluluğuma mani oluyorsun."

Sözlerime karşı keyifle gülümsedi. Elimi ellerinin arasına alıp parmağımdaki yüzüğü çıkardı. Bir çöpmüş gibi yere fırlattı.

"S-Sen..."

Bir şey söyleyecekken bana engel oldu. Parmağını dudağıma bastırdı.

"Olanları görüyor musun Nil?"

Onaylamaz bir ses çıkardı.

"Mirastan da oldun."

Başımı hızla iki yana salladım. İnanmak istemedim.

"Miras gitti Nil. Ellerinin arasından kayıp gitti."

"Başladığın yere geri döndün."

Bağırmak istedim. Ağlamak istedim. Ama yapamadım. Sesim bir türlü çıkmadı. Yardım için etrafıma baktım. Anneme veya babama... İkisinden biri bana yardım etsin istedim. Ama şans yüzüme gülmedi. Etraftakiler bir anda yok oldu. Yanımda bir tek Kenan kaldı. Yüzümü okşayıp avuçlarının arasına aldı. Gözlerimin içine bakarak dudaklarını araladı.

"Miras gitti. Ama ben kaldım."

"Herkes gitti. Yine ben kaldım."

"Doğru olanı bul Nil."

"N-Ne?"

"Doğru olanı bul!"

Hep aynı sözleri tekrarladı. Bu ses, her geçen saniye arttı.

"Doğru olanı bul!"

Nefes nefese kalırken ne yapacağımı şaşırdım. Kenan da ortadan kaybolunca tamamen zifiri karanlığa gömüldüm. Karanlığın içinde sürüklendim. Kafamdan hiç gitmeyen sesle bilinmeze doğru ilerledim.

"Doğru olanı bul!"

********************

Feci bir baş ağrısı, çözemediğim bir mide bulantısı ve yakınlardan gelen sinir bozucu bir ses... Hepsi bir anda üzerime yüklenirken neye uğradığımı şaşırdım. Yavaşça gözlerimi araladım. Güneş, görüş alanımı etkilerken kısık gözlerle etrafa baktım. Sonunda görüş açımı netleyebildim.

"Ne oluyoruz be?"

Gözlerimi birkaç kere ovaladım. Rüyada olduğumu düşündüm. Kendimi cimcikledim. O an, kendime engel olamayıp acıyla inledim.

"Siktir!"

Koltuklar, televizyon ve halılar... Zerre kadar bizimkine benzemezken korkuyla yutkundum. Gözlerimi irice açıp etrafı derinlemesine inceledim. Gördüğüm şeye inanmak istemedim.

"Kahretsin!"

"Bu nasıl iş?"

Son bir umutla, gözlerimi kapatıp tekrar açtım. Sandım ki her şey değişir. Ama hiçbir şey değişmedi. Gerçeği bir tokat gibi yüzüme çarpmaya devam etti.

"Edeyim! Bu gerçek olamaz."

Burası bizim ev değildi ki... Benim odam hiç değildi. Burası onun eviydi. Yani Kenan'ın! İyi de ben buraya nasıl gelmiştim ? Ne zaman gelmiştim? Sorularım cevapsızdı. Elimi başıma götürüp ovaladım. Bu da yetmezmiş gibi bir de başım ağrıyordu. Kendimle mi uğraşayım? Olayın derinliğine mi kapılayım? Çıkmazda kaldım.

"Böyle şansın içine edeyim."

"Hiçbir şey hatırlamıyorum."

"Ama hatırlamak zorundayım." deyip kendimi düşünmeye zorladım. En son ne olmuştu? Ne olmuştu da buraya kadar gelmiştim? Yarı korku yarı merakla, gözümün önüne birkaç kare getirdim. Kenan'ın beni reddetmesini hemen sonrasında da Güneş ile alkol batağına düşüşümü... Bu anları, hatırladıkça gerildim. Çok içmiştim. Çok! Abartmanın bu dünyadaki karşılığı ben olabilirdim. Gerçekten de aptalın tekiydim.

"İçmek senin neyine Nil!" deyip ağlamaklı bir ses çıkardım. Sanki hep içen bir insanmışım gibi davranmıştım. Ağzına alkol sürmeyen ben sinirden ne hâle düşmüştüm? Şu köşede hıçkıra hıçkıra ağlayabilirdim. Ama vakit kaybı yaşardım. Böyle bir lüksüm yoktu. Aklıma aileme getirdim. Özellikle annemi ve Umut'u... Annem duysa bacaklarımı kırardı. Kızım içki masalarına düştü diye feryat ederdi. El âlemin diline düşeriz diye konuşup dururdu. Söylenmeleri hiç bitmezdi. Umut desen olayın ayrıntısını öğrenmeden duramaz. Ana sebebine kadar ulaşırdı. Oradan da Kenan'ı bulurdu. Sonra olaylar olaylar...Her şey mahvolurdu. Olayı daha da kötüleştirmeden eve gitmem gerekiyordu. Hem de hemen!

"Of Nil! Bu kadar da aptal olamazsın!"

Acaba beni aramışlar mıydı? Bu nasıl soruydu? Kesin aramışlardı. Hem de yüzlerce kez! Oturur vaziyete gelip telefonumu bulmaya çalıştım. Ama telefona dair hiçbir iz bulamadım. Sanki yer yarılmış da içine girmiş gibiydi. Bugün her şeyim talihsizdi. Çareyi ayaklanmakta buldum. Sesin geldiği yere, mutfağa doğru ilerledim. Hemen içeriye girme cesaretini gösteremedim. Yarı açık kapıdan Kenan'ı seyrettim. Yeni uyanmış gibi değildi. En az bir saati vardı. Gayet dinçti. Şarkı eşliğinde kahvaltı hazırlıyordu. Öyle özenli öyle dikkatliydi ki onu izleyesim geldi. Sırtımı duvara yaslayıp Kenan'ı seyrettim. Bu adam hem yakışıklı hem de maharetliydi. Onu böyle görünce istemsizce bir hayale kapıldım. Onunla evlendiğimi hayal ettim. Sonunda istediğime ulaşmışım. Onunla evlenmişim. Kenan da beni uyandırmaya kıyamamış. Bize kahvaltı hazırlamış. Yeni evli çiftin ilk günleri gibi... Samimi, huzurlu ve özenilesi... Düşündükçe hoşuma gitti. Aptalca sırıttım. O anlarda bir süre takılı kaldım. Ama dünü hatırlayınca buna son verdim. Gerçeğe hızla bir dönüş gerçekleştirdim. Kenan, beni reddetmişti. Beni istememişti. Ortada böyle bir gerçek vardı. Durum böyleyken böyle bir hayal kurmam saçmaydı. Bunun hüznüyle fısıldadım.

"Kendine gel Nil!"

"Ne olduğunu unutma."

Evet! Ne olduğunu unutmayacaktım. Aptal gibi kendimi acı çektirmeyecektim. Doğru olanı yapacaktım. Kendi kendimi onaylarcasına baş onayı verdim. Vakit kaybetmeden mutfağa geçtim. Adım adım, Kenan'a doğru yaklaştım. Tam arkasında durdum.

"Kenan..."

Daha enerjik bir ses tonuyla karşılık verdi.

"Nil!"

Hemen konuya girmek istedim.

"Benim burada ne işim var?" dedim. Bana doğru dönüp gülümsedi.

"Sana da günaydın Nil."

Neden her şey normalmiş gibi davranıyordu? Sanki onun evine misafirliğe gelmişim de o da bana kahvaltı hazırlıyormuş gibiydi. Adam da zerre kadar panik veya endişe yoktu. Gereğinden fazla sakindi.

"Sana bir şey sordum Kenan."

Yaptığı işe ara verip odak noktasını bana çevirdi.

"Dün geceyi hatırlamıyor musun?" dediğinde sertçe yutkundum. Dün gece ne olmuştu? Ne olmuştu da ben bu evdeydim? Bir cevap bulayım istedim. Cevap bulamadıkça öfkelendim. Kaşlarımı çatıp Kenan'a baktım. Dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı. Ciddi misin dercesine gözlerini kıstı.

"Hatırlamıyorsun!"

"Aferin zeki çocuk!"

"Çocuk?"

"Takıldığın şey bu mu? Olaya benim gözümden bak Kenan. Sabah uyanıyorum. Bir bakıyorum farklı bir evde uyanıyorum. Sen de her şey normalmiş gibi davranıyorsun." dedim. Sinirle mutfağın içinde gezinmeye başladım.

"Nasıl oldu da buraya geldim? Uyurgezer falan mıyım?" dediğimde usulca güldüğünü gördüm. Ne yaparsam yapayım, iki kelimemden biri bu adamı güldürüyordu. Komik bir şey mi söyledim lan diye yakasına yapışasım geliyordu. Bunu her an yapabilirdim de... Tek bir sinirime bakardı. Kollarımı birbirine kavuşturup tam önünde durdum. Öldürücü bakışlar attım. Yani öyle yaptığımı umdum.

"Şu an beni korkuttuğunu mu düşünüyorsun?" dediğinde onun gözünden nasıl göründüğümü merak ettim. Boyu uzun olduğu için yukarıdan bir bakış yapıyordu. Bende de topuklular olmayınca yanında epey küçük kalıyordum. Sanırım pek korkutucu görünmüyordum. Ama inadına kendi bildiğimi okudum.

"Evet! Korkmanı istiyorum."

Açıkça güldü. O gülerken tam tersini yapıp öfkemi sürdürdüm.

"Niye gülüyorsun? Amacın beni daha çok mu sinirlendirmek?"

"Keşke şu an kendini benim gözümden görebilsen Nil."

"Nasıl görünüyorum? Söyle de bileyim." dedim.

" Karşımda korkacağım bir kadın görmüyorum. Aksine kendini korkutucu görünmeye zorlayan sevimli bir kadın görüyorum." dedi. Hemen bir şey diyemedim. Sevimli demesi şaşırtmıştı. Demek beni sevimli buluyordu. Her neyse, buna takılıp aklımı karıştırmayacaktım. Direkt sadede gelecektim.

"Bana ne olduğunu anlatmayacak mısın?" dediğimde usulca baş onayı verdi.

"Gecenin bir yarısı kapıma dayandın." dedi. Duyduğum şeye inanamadım. Şaşkınca ona baktım. Ciddi olduğunu görünce elim ayağıma dolaştı. Rezillik! Bunu yapmış mıydım? Lütfen! Yapmamış olayım.

"Böyle bir şey olmadı."

"Feci şekilde sarhoştun." diye ayrıyeten bir vurgulama yaptı.

"Şaka yaptığını söyle Kenan!" dedim. Bu olaya inanmamak için denilen yalana inanmaya hazırdım. Şimdi bana şaka yaptığını söyleyebilirdi. En azından rahat bir nefes alırdım. Bunun umuduyla Kenan'a baktım. Her an gülmesini, saçmalama ev basmadın demesini bekledim. Ne yazık ki Kenan bana istediğimi vermedi.

"Maalesef! Tüm bu olanlar gerçek." dedi. Daha fazla gücüm kalmadı. Halsizce hemen ardımdaki sandalyeye oturdum. Bu kulaklar daha neler duyacaktı? Korktum. Daha ilerisinin geleceğinden korktum. Sormaya cesaret edemedim. Ya daha kötüsünü yaptıysam. Büyük bir rezilliğe imza attıysam. Eğer öyleyse kahrolurdum.

"Çok içmiştin. Ayakta zor duruyordun." diye devam etti. Ben bunun utancını yaşarken tam karşıma oturdu. Sandalyesini bana doğru yaklaştırdı. İnadına mı yapıyordu? Yoksa farkında olmadan mı yaklaşıyordu? Çözemedim. Kendi sorunum yetmezmiş gibi bir de dibime kadar giriyordu. Gel Kenan! Dibime dibime gel!

"Nil..."

Benimle göz teması kurmaya çalıştı. Ona istediğini verdim. Sinirle gözlerinin içine baktım.

"Neden bu kadar çok içtin?" dedi. Demek istediği bu değildi. Benim için mi içtin demek istiyordu. Ama açıkça soramıyordu.

"Sebebi önemli mi? Boş ver."

Niyetim konuyu kapatmaktı. Zor da olsa dün ne yaşandığını öğrenmekti.

"Devam et! Dün neler olduğunu bilmek istiyorum." dedim. Kaşının tekini yukarı kaldırıp konuştu.

"Emin misin?"

Bu da ne demek oluyordu? Daha ne yapmış olabilirdim ki? Gözlerim dudaklarına kaydı. Acaba öpmüş müydüm? Sarkıntılık mı yapmıştım? Lütfen! O kadar uçmuş olamazdım. Olmamalıydım!

"Ne yaptım ki?" derken korkumu saklayamadım. Duyacaklarımı kalbim kaldırır mıydı? Bilemedim. Kendimi her şeyi duyacak şekilde hazırladım.

"Beni tehdit ettin." dediğinde az da olsa rahatladım. Öpüşme durumu yoktu. Ama yine de bir polisi tehdit etmem doğru değildi.

"Ama ciddi miydin? Orasını çözemedim. "deyip ufak bir tebessüm etti. Hemen ardından devamını getirdi.

"Benden daha iyisini bulacağını söyledin. Yaza evlenecekmişsin."

Aptal! Aptalsın Nil! Utançla dolup taştım. Kenan da sinirime oynamaya devam etti. Bu sefer de keyifle gülümsedi.

"Senin kadar iyisini bulamazmışım. Hiç kimse senin gibi olamazmış. Ama sen benden daha iyisini bulabilirmişsin." dedi. İçen aklıma edeyim. Bunların hiçbirini hatırlamıyordum ki... Sanki tüm bu olanlar, büyük bir boşlukta kalıyordu. Ben değil de başkası yaşamış gibi hissediyordum. Ama madem dün yapacağımı yapmıştım. Gerisi umurumda değildi. Şimdi de kendi bildiğimi okuyabilirdim.

"Doğru söylemişim." dedim. Önce bir duraksadı sonra gülmeye başladı. Tekrar dudaklarımı araladım.

"Tamam! Bunları geçelim. Ben bunları sormuyorum. Neden buradayım? Onu bilmek istiyorum."

"Sana kahve yapmaya gitmiştim. Döndüğümde uyuyakalmıştın." dedi. Hem adamın evini basmıştım hem de bir güzel uyuyakalmıştım. Aferin bana! Dün zorbalıkta sınır tanımamıştım.

"Kafam yerinde değildi. Rahatsızlık vermek istemezdim." deyip bir şekilde özür dilemeye çalıştım. Ama o bildiğin hiç sorun değilmiş gibi davrandı. Gayet rahattı. Gören de her gece evi basılıyor sanırdı. Bu ne rahatlıktı?

"Bu arada miras olayı ne?" dediğinde gözlerimi irice açtım. Mirastan da bahsetmezsin be kızım! Bunu da yapmış olamazdım. Oldu olacak, bütün aile sırlarını ortaya dökseydim tam olacaktı. Kenan'ın bakışlarını görünce zoraki gülümsedim.

"Ne mirası? Ne olayı?" deyip saf ayağına yattım.

"Birkaç kere miras dedin. Uyurken de sık sık sayıkladın. Miras bana gel! Kollarıma gel dedin. Hatta kollarını açıp kucaklamaya çalıştın."

Gülüp konuşmasına devam etti.

"Leonardo diye de ağladın. Bana da bol bol küfür ettin."

Gözümün önüne hayal meyal bir kesit geldi. Rüyamı hatırladıkça kendime lanet ettim. Evet! Rüya görmüştüm. Leonardo ile düğünümü, Kenan'ın da engel oluşunu... Çok garip bir rüyaydı. Tıpkı önceki rüyam gibiydi. Kenan, onda da bunda da mutluluğuma engel oluyordu. Seri bir film gibi devam ediyordu.

"Yok artık! Dalga geçiyorsun."

"Keşke! Ama her ne görüyorsan bana bolca hakaretler ettin." dedi. Daha ne kadar rezil olacaktım? Belirsizdi.

"Nil..."

Adımı duyunca Kenan'a baktım. Beni göz hapsine aldı.

"Rüyanda ne gördün? Miras olayı ne?"

Bir şey yakalamıştı ya bırakmaya niyeti yoktu. Cevabı alana kadar vazgeçmeyecekti. Rüyayı anlatsam dibe kadar rezilliğe varacaktım. Mirası anlatayım desem iyice olayları karıştıracaktım. Bunlara hiç gerek yoktu.

"Hiçbir şey hatırlamıyorum. Sen de kalkmış bana soru soruyorsun." deyip kaçınmaya çalıştım. Kenan, arkasına yaslanıp dikkatle beni inceledi. Bir polisin suçluya attığı bakışı yapıyordu. Bu bakışlarla, sana inanmıyorum diyordu. Bir şeyler karıştırıyorsun diyordu. Beni sorgu masasında gibi hissettiriyordu. Eğer dün teklifimi kabul etseydi gerçeği öğrenecekti. Ona her şeyi anlatacaktım. Ondan hiçbir şey saklamayacaktım. Ama şimdi öğrenmiş öğrenmemiş ne fark ederdi ? Onluk bir şey kalmış mıydı ki? Bence kalmamıştı. Bakışlarını çekmediğini görünce bu durumdan sıkıldım.

"Kenan!" diye uyardım. Durum hâlâ değişmeyince ses tonumu yükselttim.

"Bana öyle bakmayı kes!"

"O zaman benden bir şeyler saklama. Dürüst ol Nil."

"Dün buluşmamızda gayet dürüsttüm. Tüm saflığıyla her şeyi anlatabilirdim." dedim. Ne kadar uğraşsam da kırgınlığım sesime yansıdı. İstenmeyen biri olmak hem de Kenan için böyle bir durum da olmak kırıcıydı. Hem de çok kırıcı...

"Bugün de dürüst olabilirsin. Bana her şeyi anlayabilirsin." dedi. Dün dürüst olmuştum da ne olmuştu? Bu adam benimle dalga mı geçiyordu? Zorlama bir gülüş attım.

"Niye yapayım? Çekip git diye mi? Korkup kaç diye mi?"

"Nil!"

" Sen duygularından kaçan birisin Kenan. Bunu bana çok iyi gösterdin." dedim. Onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı.

"Beni anlamıyorsun."

"Hayır! Gayet iyi anlıyorum." dedim. Çalan kapı konuşmamızı böldü. Beni telaşa, Kenan'ı da meraka itti. Kapı ısrarla çalmaya devam etti. Hemen ardından tanıdık bir ses geldi.

"Kenan!"

"Hadi lan! Aç kapıyı!"

"Kime diyorum oğlum?"

Sesi, tonlaması ve inadı... Yüreğimi ağzıma getirdi. Telaşla ayağa fırlayıp konuştum.

"Umut!"

"Umut geldi."

Ne yapacağımı bilemedim. Hem kapıya vurdu hem de zile bastı. Bir de hiç durmaksızın Kenan'a seslendi. Beni iyice telaşa soktu. Korkuyla mutfağın içinde gezinmeye başladım.

"Ne yapacağız?"

"Hiç gidecek gibi değil!"

"Ya burada olduğumu biliyorsa. Ondan geldiyse..."

Aklıma dehşet senaryolar geldi.

"Kesin öğrendi. Bir şeyler duydu." dedim. Kenan, tam önüme geçip beni durdurdu. Koyuluklarıyla gözlerimi buluşturdu.

"Korkma! Hiçbir şey olmayacak."

Bana göre çok daha sakindi. Mesleğinden olsa gerek stresle başa çıkabiliyordu. Ama ben batırdıkça batırıyordum.

"Burada olduğunu öğrenmeyecek. Sen en köşedeki odaya saklan."

"Kapıyı açacak mısın?"

"Evde olduğumu biliyor Nil. Açana kadar gitmez."

"Ama ya bir şey..."

Hızla sözümü kesti.

"Sen dediğimi yap."

Destek verircesine elinin birini omzuma koydu. Konuşmasına öyle devam etti.

"Ben hallederim."

Usulca başımı salladım. Dediğini yapıp koridorun en köşesinde kalan odaya geçtim. Kapıyı kapatıp telaşla beklemeye başladım. Çok geçmeden dış kapı açıldı. Umut'un sesi duyuldu.

"Sabahtan beri zile basıyorum. Ne diye açmıyorsun?"

Sesi gür olduğu için istemese bile yüksek çıkıyordu. Bu da uzakta kalsam bile onu duymama neden oluyordu.

"Simit aldım. Bugün kahvaltıyı beraber yapalım istedim."

Umut öfkeli değildi. Gayet normaldi. Bu da beklediğim bir şey değildi. Ben daha çok öfkeli olur sanıyordum. Ama o her zamanki gibi davranıyordu. Demek ki her şey yolundaydı. Ama nasıl? Geceyi burada geçirdiğim hâlde bu nasıl mümkün olabilirdi? Aklıma gelen kişiyle gülümsedim. Güneş... Canım arkadaşım, yine yapacağını yapmış beni kurtarmıştı. İyi ki vardı.

"Misafirin mi var? Her şey bol bol hazırlanmış. Hatta ikinci kişiye servis açılmış." dediğinde kulağımı kapıya dayadım. Kenan'ın sesini duymaya çalıştım.

"Doğru! Misafirim var. Pek müsait değilim."

"Yani bana git mi demek istiyorsun?"

"Aynen öyle diyorum kardeşim. Başka zaman kahvaltı ederiz. Bugün müsait değilim."

"Oha lan! Yoksa eve kız mı attın?" dediğinde kalbim korkuyla attı. Elimi kalbime götürüp sakinleşmeye çalıştım.

"Dangalaklık yapma Umut! Çık git hadi."

"Aha burada topuklu ayakkabı da var."

Kahretsin! Onu salonda unutmuştum. Bu kadar salaklığı ancak ben yapabilirdim. Çünkü Nil Aksu, bu konuda bir markaydı.

"Yoksa Yeşim mi burada? Barıştınız mı lan?"

Yeşim'in ismini duyunca suratımı astım. Of! Yeşim ne alakaydı? Kenan, sinirle cevap verdi.

"Umut! Hadi kardeşim! Daha fazla saçmalamadan git."

"Zaten belliydi. Bir değişim vardı. Sürekli telefona yapışıyordun. Dünyayla bağlantıyı kesiyordun. Demek tüm bu durumun sebebi Yeşim'miş. Ne diyelim? Hayırlı olsun kardeşim."

Umut konuştukça öfkeye bulandım. Ağzından Yeşim ismini düşürmüyordu. Sanki barışsalar ilk bu sevinecekmiş gibi davranıyordu. Söylemeden duramadım.

"Aptal!"

"Ben burada acı çekiyorum, o gelmiş sürekli Yeşim diyor. Hay Yeşim'ine de sana da! Sen önce git kendi hayatını düzene sok. Gelmiş milletin hayatına karışıyor."

İç çekip tekrar kapıya yaklaştım.

"Umut! İlla yaka paça seni dışarıya mı atayım?"

"Yengeye selam söyle."

Kenan, hızlı hızlı bir şeyler söyledi. Pek duyamadım. Umut gülerek tepki verdi.

"Küfür etme lan! Tamam gidiyorum. Yengeyle seni baş başa bırakıyorum." dedi. Saniyeler içinde kapı kapanma sesi geldi. Umut gitmişti. Rahat bir nefes alıp odadan çıktım. Kenan ile yolun tam ortasında buluştum.

"Başka biri daha gelmeden gideyim."

"Önce bir konuşalım." dedi. Sanki dünün repliklerini bu sefer, o bana söylüyor gibiydi.

"Şimdi gerçekten Yeşim falan gelir. Sonra olaylar olaylar... Hiç çekemem."

"Öyle bir şey olmayacak. Yeşim bu eve gelmeyecek. Ne bugün ne de yarın... O defter çoktan kapandı." dediğinde buruk bir şekilde tebessüm ettim.

"Ama Umut onun burada olduğundan emindi. Direkt Yeşim'in adını verdi." dedim.

"Umut işte! Ne konuştuğunu bilmiyor. Aklınca tahmin yürütüyor."

"Her neyse..."

"Ne isterdin Nil? Senin burada olduğunu öğrenmesini mi?" dedi. Tepkimi görmek istercesine, bunu yaptı. Hızla karşı çıktım.

"Tabii ki de hayır!"

"O zaman sorun ne?"

Sensin demek istedim. Ama daha fazla olay çıkarmak istemedim.

"Ben gidiyorum Kenan. Gitmem en doğrusu."

"Konuşmayacak mıyız?"

"Zaten dün konuştuk. Ben sana derdimi anlattım. Sen de karşılığını verdin. Arkadaşımın kardeşisin, bu konuyu unutalım dedin."

Gülüp elimle kalbini gösterdim.

"Burada bir şeyler var. Ama aklın gölgeliyor. Kalbini değil de aklını seçiyorsun. Bu yüzden kaçıyorsun. Kalbin ve aklın bir çatışmayı girsin istemiyorsun. Ben bunu çok iyi anladım Kenan. Senin hakkında ne kadar yanıldığımı fark ettim."

Gülüşümü zoraki genişlettim.

"Ben bir zorba değilim. Kararına saygı duyuyorum. Hiç merak etme. Bundan sonra sana rahatsızlık vermeyeceğim. Sanki hayatında hiç olmamışım gibi davranacağım. Yeter ki senin etik değerlerine zarar gelmesin. Abimle aran bozulmasın." dedim. Dün o beni dinlememişti. Bu sefer de ben aynısını yapacaktım. Kestirip atacaktım.

"Biraz zamana ihtiyacımız var."

"O zaman geçtikten sonra da kararın değişmeyecek. Boşuna birbirimizi oyalamayalım." deyip yerdeki ayakkabılarıma uzandım. Sözlerim hiç hoşuna gitmedi. Aniden öfkelendi. Yüzündeki damarlar belirginleşti. Bir sözle onu ne hâle getirmiştim? Tam bir kraliçeydim.

"Yoksa dediğini mi yapacaksın? Başka birini mi bulacaksın?"

Gülüp omuz silktim.

"Bilmem. Neden olmasın? Belki beni de çok seven biri çıkar. Duygularından korkmayan, cesur olan ve adam gibi adam diyebileceğim biri... Böyle biri çıkarsa kaybetmek istemem." deyip kapıya yaklaştım. Çıkmadan son kez Kenan'a baktım. Dakikalar önceki hâlinden eser yoktu. Fazla kızgın bir adam vardı. Ama bu benim umurumda mıydı? Tabii ki de hayır!

"Hoşça kal Kenan." deyip evden çıktım. Direkt karşı kapıya yöneldim. Güneş'in ziline bastım. Saniyesinde kapıyı açtı. Saçı başı dağılmış, ağlamaktan gözleri kızarmıştı. Onu böyle görünce korktum.

"Güneş!"

"N-Nil!"

Elini yüzüme götürdü. Varlığımı kanıtlamak istercesine dokundu. Gözünden yaşlar gelirken zar zor konuştu.

"Neredesin sen geri zekalı?"

Önce sarıldı sonra öfkeyle benden ayrıldı. Zorla kolumdan çekip içeriye soktu. Eline ilk bulduğu terliği alıp tehdit edercesine salladı.

"Seni gebertirim Nil! Nereye gittin sen?"

"Annem misin ya? Terlikle mi döveceksin?"

"Aynen öyle yapacağım. Saatlerdir seni bulamıyorum. Aklım çıktı." deyip terliği kalçama savurdu. Onun acısıyla kaçmaya çalıştım. Güneş de arkamdan geldi.

"Bir uyandım. Yanımda Nil yok. Aklıma neler geldi? Biliyor musun? Seni orada unuttuğumu düşündüm."

"Güneş! Çek şu terliği!"

"Asla!" deyip tekrar kalçamı hedef aldı. Usta bir atıcı gibi canımı yakmaya devam etti. Hızımı artırdım. Elimle kalçamı kapatıp delice bir hızla koşmaya başladım.

"Başına kötü şeyler geldi sandım. Düşüp bir yerde sızdın sandım."

"Güneş! Özür dilerim. Ama kafam yerinde değildi. Lütfen! Artık şu terliği indir."

İkimiz de nefes nefese kalmıştık. Güneş buna rağmen bağırmaya devam ediyordu.

"Sonra baktım telefonun burada. Annene yalan söylemek zorunda kaldım. Sırf kadın endişelenmesin diye yanımda kaldı dedim. Ama kendim meraktan geberdim."

Ellerinden tutup onu durdurmaya çalıştım.

"Sabah uyandığımda Kenan'ın evindeydim. Gece o hâlimle evini basmışım. " dedim. Sözlerim onda bomba etkisi yarattı. Gözlerini irice açıp duraksadı.

"N-Ne?"

Parmağıyla kapıyı gösterdi.

"Karşı evde miydin? Kenan'ın evinde..."

Kafası karışmıştı. Bir bana bir kapıya bakıyordu.

"Neden orada kaldın? Yoksa bir şeyler mi yaşandı?" deyip tüm odağını bana çevirdi. Sesini alçalttı.

"Yoksa yattınız mı?"

Sinirle iç çektim.

"Güneş! Salak salak konuşma. Bu sefer terliği yiyen sen olacaksın. Öyle bir şey olmadı. Evi basıp saçma sapan konuşmuşum. Sonra da sızmışım. Bu kadar!" dedim. Sözlerimi duyunca rahatladı. Halsizce koltuklardan birine çöktü. Ben de hemen karşısına geçtim.

"Kafam nasıl doluysa adamın evini basmışım. O kafayla konuşup durmuşum. Tamam! Bütün bunlar sarhoş zırvalığı. Ama ya ailem görseydi. Ben biterdim Güneş."

Başıyla onay verdi.

"Çok büyük olay çıkardı Nil. Herkes birbirine girerdi. Ama Allah'tan hiç kimse bir şey öğrenmedi. Ben ailen konusunu halettim."

"Teşekkür ederim. İyi ki varsın."

Gülümsemekle yetindi.

"Peki Kenan durumu ne oldu? Ayık kafayla konuşabildiniz mi?"

"Sülük gibi ona yapışacak değildim. Zaten dün aramıza bir sınır çizdi. Beni de Nil olarak değil de arkadaşının kardeşi olarak adlandırdı. Kendi duygularından kaçtı. Ben de ona vermem gereken cevabı verdim. Konunun kapandığını söyledim." dedim. Güneş, şaşkınca bana baktı. Onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı.

"Hemen vazgeçtin. Demek öyle."

Küçük bir kahkaha attı.

"Buna inanmamı bekleme Nil."

"Beni çok iyi tanıyorsun." deyip gülümsedim.

"Vazgeçmedin. Ama vazgeçmiş gibi göründün."

"Aynen öyle canım. Kenan pişman olup kapıma gelene kadar devam... Zamanla kaçındığı duyguların farkına varacak ve vazgeçişim ona koyacak. Artık ben onun için değil o benim için çabalayacak." dedim. Artık taktik değiştirmiştim. Bu sefer, ben kaçacaktım o kovalayacaktı. Kaçan kovalanır hesabı yaşanacaktı. Planlar farklı olsa bile amaç aynıydı. Bakalım Kenan kaç gün dayanacaktı?

****************

Gecenin bir yarısı, uyku tutmayınca sayfama girmeye karar verdim. Bir şeyler yazıp kafamı dağıtabilirdim. Hem buluşmanın nasıl geçtiğini merak edenler de vardı. Bunu aradan çıkarmak için güzel bir fırsattı. Klavyeye uzanıp hızla yazmaya başladım.

KAÇAN KOVALANIR❤️

Buluşmanın nasıl geçtiğini merak edenler var. Biliyorum. Güzel şeyler bekliyorsunuz. Gönül isterdi ki şuraya güzel güzel yazılar döşeyeyim ama olmadı. Bizim yakışıklı pek cesaretli çıkmadı. Kalbinden çok aklına uydu. Üstelik kalbinde bana karşı bir şeyler olmasına rağmen bunu yaptı. Sözde oyun oynamam hiç hoşuna gitmemiş. Dalga geçtiğimi düşünmüş. Vıdı vıdı pek çok şey... Hem kırıldım hem de hayal kırıklığına uğradım. Ben gelmişim yanına, ona kendimi açmışım. Cesaret göstermişim. Onun bana yaptığını bakın! Bana karşı bir şeyler hissetmese anlarım. Ama görüyorum. Biliyorum. Bunların bir karşılığı var. Sadece kendisi farkında değil. O kadar! Madem aramızda bir şeyler yaşanmasına doğru bulmuyor. Ben de ondan uzak dururum. Ondan vazgeçerim. Hani derler ya kaçan kovalanır. Ben de aynen o hesaba uyarım.

Bugün itibariyle senden kaçıyorum yakışıklı. Bakalım bensizliğe dayanabilecek misin? Kaç ay? Kaç hafta? Ya da kaç gün? Ne kadar uzak durabileceksin? Bence tahmin edildiğinden daha da az sürecek gibi... Kapıma geleceksin yakışıklı! Kaçan ben, kovalayan sen olacaksın. Bu sefer, çok fena çabalayacaksın.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Sarhoşluk olayları olmasaydı daha güzel olabilirdi ama yinede güzel

  • Sarhoşluk olayları olmasaydı daha güzel olabilirdi ama yinede güzel