İçeriğe geç

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 10 · 23 dk okuma

Evlenmeye Bak♥️

Bölüm 10

8- Bir Miras Meselesi ♥️

Yürek yediğim dakikaların içindeydim. Fazla gözü karaydım. Çoktan ne olacaksa olsun modundaydım. Evet! Biliyorum. Sonumu düşünmeden hareket etmiş, olaya duygularımla yön vermiştim. Çünkü ben Nil'dim. Nil Aksu! Şu an, mantığını devreden çıkaran bir hayalperesttim. Koca bir hayal kuran, uğruna planlar yapan ve bugünü getirendim. Bir umudun peşinde koşup kendini kaybedendim. Amacım, en başından beri belliydi. Daha fazla değer göreyim, istediklerime ulaşayım istiyordum. Bunun da yolu mirastan geçiyordu. Miras, önceden pek umurumda olmayan bir konuyken şu an benim için çok büyük önem arz ediyordu. Çünkü işin sonunda kendini kanıtlama ve ben de buradayım demek vardı. Herkese ben de buradayım demek istiyordum. En azından, ben de bir şeyler başarabiliyorum demek istiyordum. Bir zamanlar, bunu atanarak yapabilmeyi istesem de o tren çoktan kaçmıştı. Artık önümde bambaşka bir yol vardı. Bu yolda da benimle ilerleyecek bir adam... Seçtiğim müstakbel kocam... Yani Kenan Kaya Tekin! Zaten bile isteye Kenan'a evlenme teklifi etmiş, ona şok içinde şok yaşatmıştım. Bir nevi, ortamda Nil fırtınası estirmiştim. Hem de ne estirmek? Şiddetli, rüzgârlı ve şoka uğratıcıydım. Bu durum, pek hayallerimdeki gibi olmasa da yeterliydi. En azından içimdeki yükten kurtulmama nedendi. Azıcık da sevinmeliydim. Sonuçta koca bir yükten kurtulmuştum. Bunun rahatlığıyla, Kenan'a baktım. Tepkisizliği geçmişti. Ama hâlen ağzını açıp tek bir kelime bile etmemişti. Ne o? Yoksa beni böyle mi cezalandıracaktı? Hep böyle suskun mu kalacaktı? Korkumu gülerek gizlemeye çalıştım. Çünkü korktuğumu görsün istemedim. Yanında korkak bir kadın olarak görünmek istemedim. Aksine kendine güvenen, gözü kara bir kadın olmak istedim. Güçlü olmam lazımdı. Güçlü kadın, her zaman kazanırdı. Güç kazandırırdı. Bu yüzden, inatla bakışlarımı Kenan'a dikmeye devam ettim. Dikkatle yüzünde gezdirdim. Hiçbir çekince göstermedim.

"Kenan..." diye seslendim. Bu sessizliğin son bulması için uğraştım.

"Bir şey demeyecek misin?"

Artık bir şeyler demesi gerekiyordu. Yoksa meraktan delirecektim. Kenan, önce oturuşunu düzeltti sonra kollarını masaya dayayıp gözlerimin içine baktı. Koyuluklarıyla, gözlerimi esir aldı. Bu da beni ani bir heyecan dalgasının içine attı. Kenan! Ne adamdı ama... Bir bakışıyla neler yapmıştı? Beni ne duruma getirmişti? Fazla etkilenmiştim. Hem de gereğinden fazla... Acaba bu kaç numaralı bakışıydı? Üç numaralı bakışı falan olabilir miydi? Of !Neler diyordum! Saçmalıyordum. Hem de böyle bir anda... Yine de bu bakışı yapmasa olmaz mıydı? Kendime gelmem lazımdı. Sertçe yutkundum. Önümdeki sudan yardım aldım. Boğazımdaki kuruluğu bir nebzede olsun azalttım. Ama bu sefer de başka bir zorlukla mücadele ettim. Kahretsin! Sanki inadına olurmuş gibi bir de yoğun bir sıcaklık bastırmıştı. Yine ergen duygularım zirveye taşınmıştı.

Kendine gel Nil!

İyice kapıldın!

Azgın ergenler gibisin!

Elimi yelpaze gibi kullanmamak için kendimi zor tuttum. Israrlı bakışlara karşı kayıtsız kalamadım. Ben de o koyuluklara kapıldım. Normalde renkli gözleri seven ben, bir çift koyu göze öylece daldım. Seve seve ve hatta keyifle bunu yaptım. Sanırım artık koyu gözleri seviyordum. Tıpkı onunkiler gibi olanları... Dudaklarım hafifçe yukarı kıvrıldı. Bir hayalden çıkıp diğer hayale dalarken, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark ettim. Bu da beni gerçekliğe getirdi. Kenan öfkeliydi. Tahminimin tam ötesindeydi. Buna alışamazken bir darbe de konuşmasından geldi.

"Aptal değilim Nil."

Ve bir darbe daha...

"Sandığın kadar saf da değilim. Ki hiçbir zaman da olmadım."

Sözleri de tepkisi gibi sertti. Fazla kızgındı.

"Anlamadım. Ne demek istiyorsun?"

Yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. Ama saniyelik sürdü.

"En başından beri Zeynep'in sen olduğunu biliyordum." dedi. Cümle, beynimin içinde yankılanmaya başladı. Gözlerimi irice açtım. Ne? Doğru mu duymuştum? En başından beri biliyor muydu? Ve bile bile bunu sürdürmüş müydü? Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Ama öyle bir şoktaydım ki ne diyeceğimi bilemedim. Sanki kelimelerim tükendi. Adını söylemekten başka hiçbir şey yapamadım.

"Kenan..."

Böyle bir şeyin gerçek oluşuna inanamadım.

"Ama nasıl?"

Güçlü sesi, benimkini bastırdı.

"Ben polisim Nil. Şüphelenmek ve sorgulamak ruhumda var. Ve sen bile bile bir polisle oyun oynamaya kalktın. Bile bile lades dedin."

"Ben sadece..."

Hızla sözümü kesti.

"Mizah anlayışın, konuşma tarzın , hobilerin ve daha nicesi... Bu kadar benzerlik olması imkânsızdı. O da romantik filmler izlemeyi çok seviyor, sen de aynı şekilde seviyordun. Onun da en sevdiği film Titanik'ti. Senin de bayıla bayıla izlediğin film Titanik'ti. Hani her sonunu izlediğinde ağladığın filmdi. Leonardo'nun ardından ağıt yaktığın filmdi."

Ortaya zorlama bir gülüş attı.

"Zeynep'in en sevdiği kitap, Yüzyıllık Yalnızlık'tı. Tıpkı senin de sevdiğin gibi..."

Yüzüme karşı, gerçeğimi haykırmaya devam etti.

"O da her şeyden bir eğlence çıkarıyordu. Aynı senin gibi... Zaten başkasıyla konuşuyor gibi değildim. Seninle konuşuyordum. Arkadaşımın kardeşiyle, komşum olan Nil ile..." deyip başını onaylamaz bir şekilde iki yana salladı. Bu sefer, şaşırtma sırası ondaydı. Şoka uğrama sırası da bendeydi. Kahretsin! Bu nasıl olabilirdi? Beni nasıl öğrenmiş olabilirdi ?Oysa dikkatli olduğumu sanıyordum. Ama en başından yakalanmışım da haberim yokmuş. Olaya bak! Onu geçtim. Beni nasıl bu kadar iyi tanıyor olabilirdi? En sevdiğim filmi, en sevdiğim romanı bilecek kadar... Konuşma tarzımdan ben olduğumu bilecek kadar... Ya çok iyi gözlemciydi ya da başından beri o da bana karşı ilgiliydi. Kaçırdığım bakışları, yerden kaldırıp tekrar ona baktım. Suçluyu yakalamış gibi rahattı. Ama neden? Neden bu zamana kadar susmuştu ki? Hiçbir şey söylememişti. Bilmek istiyordum. Delicesine merak ediyordum. Zihninden neler geçtiğini öğrenmek istiyordum. Şüpheyle gözlerimi kısıp onu inceledim. Aynı bakışları ondan da gördüm.

"Neden sustun Kenan? Bile bile neden devam ettin?" diye sordum.

"Ne kadar ileri gidebileceğini merak ettim. Yüz yüze buluşunca neler olacak? Merak ettim." dedi. Ben konuşamadan yerimi kaptı.

"Başından beri amacın ,beni oyuna getirmekti. Baktın evlenmeye istekliyim. Bir şaka yapmak istedin. Eğlenmek istedin. Sonra aklına bu fikir geldi. Değil mi? Buluşma günü ortaya çıkıp beni şaşırtacaktın. Bu da yetmezmiş gibi sanki benden hoşlanıyormuş gibi yapacak. Ben ciddiye alınca da bir kahkaha patlatacaktın. Ama bu oyun fazla uzadı Nil. Gereğinden fazla uzadı."

Kaşlarını hafifçe çattı. Ciddi soğuk adamın teki olup çıktı. Bu hiç hoşuma gitmedi. Epey canımı sıktı.

"Fazla abarttın. Fazla uzattın." diye bastırdı. Onaylamadığını her zerresiyle hissettirdi. Şu düştüğüm duruma inanamıyordum! Onunla dalga geçtiğimi düşünüyordu. Tüm laflarımın, bir alaydan ibaret olduğunu sanıyordu. Başından beri, kendini buna hazırlamıştı. Bu hâli ondandı. Kızgınlığı, kırgınlığı ve hayal kırıklığı...

"Komik değildi Nil. Bu sefer güldürmedin." dediğinde karşı çıkarcasına başımı iki yana salladım.

"Konuştuklarımın hiçbiri yalan değildi Kenan. Hepsinde son derece samimiydim."

Ortaya sinirli bir gülüş attı. Ben konuştukça öfkeleniyordu. Bana inanmıyordu.

"Oyun bitti, şaka bitti." dediğinde çaresizce çırpındım. Korkudan ne yapacağımı şaşırdım. Hızla elimi, elinin üzerine koydum. Bir taraftan da iri koyuluklara daldım.

"Hiçbiri yalan değil. Yemin ederim. İnan bana Kenan. Böyle bir şeyin şakasını yapmam. Yapamam! Şu an, duyduğun her şey gerçek."

Sertçe yutkunup, her bir kelimeyi bastırdım.

"Gerçekten de seninle evlenmek istiyorum Kenan. Beraber bir yola çıkalım istiyorum."

Bakışları önce üzerimde sonra ellerimizde gezindi. Hızla elini kaçırdı. Elim usulca masaya düşerken dudaklarını araladı.

"Bence sen ne dediğini bilmiyorsun. Ya da ne konuştuğunu duymuyorsun."

Beni böyle mi pes ettirecekti? İmkânsız olduğunu vurgulayarak mı? Eğer öyleyse yanılıyordu. Ben bu dünyada gerçekleşmesi imkânsız olan pek çok şey görmüştüm. Ama biz bunların içinde yer almıyorduk. Çünkü ortada ne yanlış bir şey vardı ne karşı çıkılacak bir şey vardı. Aksine peşinden koşulacak bir olay vardı. İnadına direttim.

"Hayır! Ne dediğimi çok iyi biliyorum. Bilincim gayet yerinde." dedim.

"Nil!"

Hayır! Susmayacaktım. Bu zamana kadar sustuklarıma sayacaktım.

"Seninle evlenmek istiyorum Kenan. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum." dedim. Sesimi, farkında olmadan o kadar çok yükseltmiştim ki yan masadaki bakışlar bize doğru döndü. Bozuntuya vermedim. Odak noktamı, Kenan'dan ayırmadım. İlk rezil oluşum değildi. Son da olmayacaktı. Benim için sorun değildi. Sözlerim, Kenan'da hayret dolu bir bakış oluştururken derin bir iç çektim. Artık ciddi olduğumun farkına varmıştı. Gerçek olduğuna inanmıştı. Kendi kendine söylenircesine konuştu.

"Çok saçma Nil."

Elini hızla saçlarının arasından geçirdi.

"Yerinde oturmayan bir şeyler var." dedi.

"Ne demek çok saçma? Sana tüm bunlar saçma mı geliyor?" diye karşılık verdim.

"Daha bir ay öncesinde yüzüme bakmıyordun." deyip dikkatle beni süzdü. Şüphenin kırıntıları, bakışlarından yansıdı. Zoraki gülümsemeye çalıştım. Tabii ki yaptığım en iyi şeyi yapacaktım. İnkâr edecektim. Ama Kenan benden önce davrandı.

"Bir ay öncesinde hoş geldin deyip kenara çekiliyordun. Bir sınır çiziyordun. Beni de o sınırın gerisinde bırakıyordun. Ama her ne olduysa, bir ay içinde her şey değişti. Bana olan bakışların, sohbetlerin ve ilgin...Gerçekten merak ediyorum. Ne oldu da bu hâle geldin Nil?"

"Bir ay içinde büyük bir değişim yaşamış olamaz mıyım? Aydınlanmış olamaz mıyım?"

"Olabilirsin. Ama bu değişimin neden benden yana oldu?" dediğinde sinirlenmemek için kendimi zor tuttum. Bilerek mi yapıyordu? Yoksa anlamak mı istemiyordu? Olsun! Sakin kalabilirdim. Derdimi anlatabilirdim.

"İnsanlar birbirinden hoşlanabilir Kenan. Ben de senden hoşlandım."

"Sonra da evlenme teklifi mi edeyim dedin?"

Sabrın son sınırlarına itildim. Kenan, ciddi anlamda sinirlerimi bozmayı başarıyordu. Bu işte gerçekten başarılıydı!

"Evet! Öyle yapayım dedim. Çünkü sen zaten evlenmeyi kafaya koymuştun. Annemin ayarladığı kişilerle görüşecektin. Kafan uyarsa da evlenecektin." dedim. Suskunluğundan yararlanıp onu ikna etmek için uğraştım.

"Beni yıllardır tanıyorsun Kenan. Ben de aynı şekilde seni tanıyorum. Bu zamana kadar, ikimiz de birbirimizden yana kötü şeyler duymadık. Aksine iyi şeyler duyduk."

Saniyelik ara verdim. Kenan'ın tepkisini gözlemledim. Dikkatle beni izliyor. Suskun kalmayı tercih ediyordu. Biliyordum. Beş dakikaya çözülecekti. Karşı çıkacaktı. Ama o zamana kadar rahatça konuşabilirdim.

"Ailem seni çok seviyor. Seni de bir oğulları olarak görüyor. Biliyorum. Sen de onları çok seviyorsun. Kafa yapınız çok uyuyor. Farkındasın değil mi? Yanımızda hiç sırıtmıyorsun Kenan. Sanki hep olman gereken yer yanımızmış ya da yanımmış gibi hissettiriyorsun."

Son cümlelerime, gözlerinin içine bakarak devam etmek istedim.

"Çok uyumluyuz Kenan. Birbirimiz için eksik parça gibi bir şeyiz. Evlenmemizin önünde hiçbir sakınca yok. Birlikte mutlu olabiliriz." dedim. Bunu tüm kalbimle inanarak söyledim. Hemen ardından da bir cevap vermesi için suskunluğa çekildim.

"Nil..."

Sıkıntıyla iç geçirdi. Ya kafası karıştı ya da bir çıkmaza düştü. Hemen bir şeyler söyleyemedi. Öncesinde uzun uzun beni seyretti. Bu sıradan bir bakış değildi. Kadınlar hissederdi. O koyu gözlerinde bir sır vardı. Benden sakındığı ama hissettirdiği bir sırdı.

"İlk defa ne diyeceğimi bilemiyorum." dedi.

"Kalbinden geçenleri söyle Kenan. İstediğin şeyi söyle." dedim. Bir duraksadı. Sonra ne olduysa başını iki yana salladı.

"Sen benim arkadaşımın kardeşisin Nil."

"Olabilir. Bu çok büyük bir sorun değil."

"Kardeşim dediğim insanın kardeşisin." dedi. Çoktan kestirip atmanın bir yolunu bulmuştu. Bu yoldan devam edip olmaza getirecekti. Her şeyi bitirecekti.

"Bizim gibi olan pek çok insan var. Biz ne ilk olacağız ne de son." diye bastırdım. Belki de son çırpınışlarımı gerçekleştirdim. Bir umutla, Kenan'a baktım. O da son umutlarımı söndürdü.

"Bu akşama son verelim. Hatta bu akşamı silelim." dedi. Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır derlerdi ya... Kenan da şimdi bana bu sözü yaşatıyordu. Gerçeklerden kaçıyordu. Boğazıma acı bir yumru oturdu. Ağlayasım geldi. Hayali değil de bir kâbusu yaşıyor gibiydim.

"Korkuyor musun? " diye fısıldadım.

"Umut mu seni korkutuyor?" diye devam ettim. Kaşlarını hafifçe çattı. Sinirle dudaklarını araladı.

"Saçmalama kimseden korkmuyorum."

"O zaman neden kaçıyorsun Kenan? Neden?" deyip halsizce arkama yaslandım. Hayır! Ağlamayacaktım. Şu an burada değil. Bu masa, o masa değildi.

"Şu bir ay içinde sana da bir şeyler olmadı mı? Sen de benden etkilenmedin mi? İnkâr edersen yalan söylediğini anlayacağım. Sakın bana bu konuda yalan söyleme. Çünkü gördüm. Hissettim." deyip sesimi yükselttim. Bu hamlem onu duraksattı. Önce bir şey diyecek gibi oldu. Sonra vazgeçti.

"Benim en sevdiğim filmi, annem bilmiyor. Umut bilmiyor. Ama sen biliyorsun. Hem de önceden sana söylemediğim hâlde... Romanı da aynı şekilde... Ailemin bilmediği şeyleri sen nasıl biliyorsun Kenan?"

"Nil..."

"Daha hakkımda neler biliyorsun? Söylesene!"

İçimdeki hüzne rağmen gülümsemeye çalıştım.

"Ne zamandır benimle ilgileniyorsun?" deyip onu köşeye sıkıştırdım. Sesli bir şekilde iç çekti. Sanki bakışlarında bir yumuşama oldu. Biraz da olsa sakinleşti.

"Eve dönelim Nil. Birkaç gün kendimize müsaade edelim. Kafamızı toplayalım." dedi. En azından unutmaktan vazgeçmişti. Bu da bir şey sayılırdı.

"Birkaç gün sonra ne olacak? Yoksa bu bir oyalama taktiği mi?" deyip şüphemi ortaya döktüm.

"Sadece daha sağlıklı düşünelim diye fırsat oluşturuyorum. Bazı şeyleri yıkmayalım istiyorum. Şimdi lütfen kalkalım." deyip ayaklandı. Aynı şeyi yapmam için bana doğru baktı. Umursamazca omuz silktim. Kendisi nereye istiyorsa gidebilirdi. Ama ben burada kalacaktım.

"Ben hiçbir yere gitmiyorum Kenan. Ama sen gidebilirsin."

"Aynı yere gidiyoruz Nil. Seni de bırakayım."

"Ben gerçeklerden kaçan bir adamla, hiçbir yere gitmek istemiyorum." deyip zorla gülümsedim. Dudaklarını aralayıp bir şey söyleyeceği vakit, ona engel oldum. Ondan önce konuştum.

" Zaten Güneş'le buluşacağım. Lütfen! Artık gider misin? Böylelikle yalnız kalıp düşünmüş de olursun. Tam da istediğin gibi... Doya doya düşün Kenan!"

"Peki! Sakinleşmen için gidiyorum."

"Sağ ol. Çok düşüncelisin!" diye alaycı bir tavır takındım. Bana doğru son bir bakış atıp mekândan çıktı. O çıkar çıkmaz, güçlü durmayı bir kenara bıraktım. Kendim olmaya çalışıp acımı yaşamaya baktım. Artık neysem oydum. Hayal kırıklığına uğrayan, canı yanan ve daha acısı, mirastan olan bir kadındım. Bunu düşüne düşüne, içimde tuttuğum hüznü serbest bıraktım. Ağlamaya başladım. Gözyaşlarım art arda akarken kendimce söylendim.

"Resmen reddedildim."

"Kenan'a da mirasa da veda ettim."

"Bir günde iki kayıp! Çok ağır ama..."

Ne bana olan bakışları ne de bulunduğum ortamı umursadım. Zar zor telefonu çantamdan çıkarıp Güneş'i aradım. Neyse ki hemen açtı.

"Nil?"

Ağlamaktan konuşamadım.

"Ühü ühü...."

"Sen ağlıyor musun?"

"G-Güneş ühü ühü b-beni reddetti."

"Hâlâ orada mısın?"

"Hıhı..."

"Tamam canım. Hemen geliyorum." deyip telefonu kapattı. Başımı masaya yaslayıp ağlamama devam ettim. Hiç bu aşamaya geleceğimi düşünmemiştim. Sanmıştım ki kabul eder. Onun da kafasına yatar. Ama hiçbir şey tahminimdeki gibi olmamıştı. İlk defa bir erkeğe açılmış ve reddedilmiştim. Bu durum, gururumu kırmıştı. Kalbimi yaralamıştı. Azap veren düşüncelerle, acı çekmeye devam ettim. Ne kadar süre bu vaziyette kaldım? Bilemedim. Ancak Güneş'in sesiyle kendime geldim.

"Nil... Canım..."

Başımı kaldırıp ona baktım.

"G-Güneş..."

"Canım benim." deyip sıkıca bana sarıldı.

"Beni reddetti."

"Beni istemedi." dedim. Kollarımın arasından ayrılıp gözlerimin içine baktı. Şefkatle saçlarımı okşadı.

"Önce bir elini yüzünü yıkayalım mı? Kendine gelirsin." dediğinde usulca baş onayı verdim. Güneş, koluma girip beni lavaboya doğru yönlendirdi. İçeriye girdiğimizde aynadaki yansımamla denk geldim. Akmış makyajıma ve dağılmış hâlime baktım. Kendimden soğudum.

"İğrenç olmuşum."

"Makyajım hep akmış." dedim. Destek olurcasına elini omzuma attı. Ufak bir tebessüm sergiledi.

"Merak etme. Şimdi hallederiz."

Çantasından gerekli malzemeleri çıkarıp görünüşüme çeki düzen verdi. Sesimi çıkarmadan bitirmesini bekledim.

"İşte bu kadar! Harika oldun."

"Teşekkür ederim."

"Lafı bile olmaz arkadaşım."

"Kafamızı dağıtmaya bir yerlere gidelim mi?" dediğimde bir duraksadı. Ani teklifim, onu şaşırttı.

"Emin misin?"

Tereddüt etmeden baş onayı verdim. Acilen kafayı dağıtmam ve bir süre unutmam gerekiyordu.

"Beni senin mekânlara götür. En sevdiğin nereyse oraya gidelim."

"Ama sen hiç içmezsin ki..."

"Bugün içmek istiyorum. Bir değişiklik yapmak istiyorum."

Karşı çıkacağını anlayınca direttim.

"İlk defa senden böyle bir şey istiyorum Güneş. "dedim. Tamam dercesine baş onayı verdi.

"Peki! O zaman sana bir ilki yaşatalım." dedi. Hangi mekâna gittiğimizi sormadım. Zaten söylese bile tanımazdım. Sadece Güneş'e güvendim. Yaklaşık yirmi dakikanın ardından bir mekânın önünde durduk. Her yeri, ışıl ışıl olan bir mekândı. İçinden bangır bangır sesler gelen, insanları eğlenceye davet eden bir havası vardı. Bu bana bir yeri anımsatıyordu. Ankara'nın olmazsa olmazı olan bir yeri... Dayıların tarlaları bağı bahçeyi yediği, karılarının da bela okuduğu bir yeri... Gözlerimi irice açtım. Gerçekten buraya mı gelmiştik? Telaşla Güneş'e doğru döndüm.

"Bizi pavyona mı getirdin?" diye sordum. Güneş, bir kahkaha patlattı. Getirmiş olsa şaşırmazdım. Değişiklik olsun diye yapardı. Aklıma edeyim. Keşke ona hiç güvenmeseydim. Çünkü onda da bir çatlaklık vardı. Tıpkı benim gibi...

"Bana bak! Benim yedirecek tarlalarım yok. Zengin falan hiç değilim. Bildiğin fakirim." dedim.

"Saçmalama Nil. Ne pavyonu? İyice abarttın."

"Ama bura için hep pavyon caddesi derler. Şuna bak! Işıl ışıl her yeri sanki bir pavyon..."

"Bakıyorum da pavyonu çok iyi biliyorsun."

"Tabii canım. Her gün girip çıktığım mekân ya! Ben bilmeyim de kim bilsin?"

"Tamam! Kızma. Takılıyorum Nil. Hadi içeri girelim de sana ortamı göstereyim. " deyip araçtan indi. Ben de hemen onun ardından inip ona yetiştim. İçeri girmeden önce mekânın girişine baktım. Annem buraya geldiğimi öğrenirse, bacaklarımı kırardı. Ya da bir terlik şov sergilerdi. Ama haberi olmazsa bu ihtimallerin hiçbiri gerçekleşmezdi. Bunun farkındalığıyla rahatladım. İçeriye doğru adım attım. Bu gece kafamı dağıtacaktım. İçeriye girdiğimizde bizi bol gürültülü bir ortam karşıladı. Cıyak cıyak söylenen bir şarkı, saçma sapan edilen bir dans ve sudan çıkmış balığa dönen ben.. Anın özeti oldum. Güneş, koluma girip beni bir yöne çekiştirdi. Ben de arkasından kuzu kuzu ilerledim. Onun gibi bar taburesinin üzerine oturdum.

"Ne içersin?" dediğinde ciddi misin dercesine bir bakış attım.

"Sence biliyor gibi mi görünüyorum? Sen ne içiyorsan bana da aynısından söyle." dedim.

"Ama benim içtiklerim sana ağır gelir." dediğinde umursamazca omuz silktim.

"Olsun. Fark etmez."

"İyi benden günah gitti." deyip barmene doğru döndü. Hızla siparişi verdi. Barmen abartılı bir şov yaptı. Göz kısmalar, çapkın gülüşler ve ukala tavırlar... Gören de dişisini etkilemeye çalışan Arizona kertenkelesi sanırdı. Şu havalara bak! Dayanamayıp Güneş'in kulağına eğildim.

"Bu her sipariş için böyle kur mu yapıyor? Yoksa bunun içinde mi para alıyor?"

"Ne o? Etkilendin mi?" dediğinde kaşlarımı çatıp yüzümü buruşturdum.

"Saçmalama Güneş. Zaten canım burnumda."

Yarıya kadar dolu kadehi önüme ittirdi.

"Yavaş iç." diye uyardı. Ama yaramaz bir çocuk gibi tam tersini yaptım. Hızla dudaklarımın arasına götürüp birkaç yudum aldım. Anında yabancı bir tatla kuşatıldım. Yüzümü hafifçe buruşturdum. Denildiği gibi ağırdı. Alışılmadık bir tattı. Yani benim için öyleydi. Yine de bitirene kadar bırakmadım.

"Yuh kızım! Bir nefes alsaydın."

Onu cevaplamaktan çok kendi derdimi anlattım.

"Kenan en başından beri, benim Zeynep olduğumu biliyormuş." dedim.

"Ne? Gerçekten mi?" diye bağırdı. Gülerek başımı salladım.

"Bile bile benimle konuşmuş."

"Oha! Nasıl?"

"Anlamış işte!" deyip yeni kadehime uzandım. Bir yudum alıp aklıma kurcalayan meseleyle uğraştım. Sonunda pes edip ortaya döktüm.

"Benim en sevdiğim film ne Güneş? Sen biliyor musun?" diye sordum. Birkaç saniye sessiz kalıp düşündü. Sonra hevesle cevapladı.

"Selvi Boylum Al Yazmalım."

"Evet! Onu da seviyorum ama en sevdiğim değil."

"Buldum! Buldum! Esaretin Bedeli." diye bağırdı.

"Titanik." dediğimde suratını astı.

"Tabii ya... Onu da seviyordun."

"Peki en sevdiğim kitap hangisi? Biliyor musun?" dediğimde elini çenesinin altına koyup düşünmeye başladı. Kısık gözleri, heyecanla parıldadı.

"Şeker Portakalı." diye bağırdı. Hızla başımı iki yana salladım. Yeniden tahmin yürüttü.

"İki Şehrin Hikâyesi..." dedi. Kendinden çok emindi. Tamam! Bunları da seviyordum. Ama en sevdiğim değildi.

"Yüzyıllık Yalnızlık." diye cevap verdim. Gülerek devam ettim.

"Kenan, bunların hepsini biliyormuş. Sırf bunlardan benim Zeynep olduğumu anlamış. Konuşma tarzımdan, eğlence anlayışımdan ve sevdiğim şeylerden, nokta atışı yapmış."

"Vay be! Kenan'a bak! Seni çok iyi tanıyormuş. Hem de benden daha iyi..." dedi. Usulca baş onayı verip içeceğimden birkaç yudum daha aldım.

"Onunla dalga geçtiğimi düşünmüş. Baştan beri her şeyin şaka olduğunu sanıyormuş. Tabii ben direkt gerçeği haykırınca neye uğradığını şaşırdı. Sanırım gözü korktu."

"Cidden evlenme teklifi mi ettin? Evlen benimle mi dedin?"

"Yapmak zorundaydım Güneş. Sevgili kuzenim, her şeyi jet hızıyla yaşadığından ona yetişmem lazımdı." dedim. Olanları hatırlamak acımı deşti. Kadehi hızla kafama diktim. Yenisini istedim.

"Bir akşam da hem Kenan'dan hem mirastan oldum." deyip sızlandım.

"Ona biraz zaman ver Nil. Hazmetmesine izin ver."

"Sanki çok kolay!" dediğimde elimden sıkıca tutup beni kaldırmaya çalıştı.

"Hadi biraz dans edelim. Kafayı dağıtalım." dedi. Ama ben pek oralı olmadım.

"Bana arkadaşımın kardeşi dedi. Olmaza getirdi."

"Nil! Buraya bunları düşünmeye gelmedik. Kafa dağıtmaya geldik." dedi. Haklıydı. Kafamın boşalması lazımdı. Önümdeki kadehi de zar zor bitirip ayağa kalktım. Güneş'in beni yönlendirmesine izin verdim. Kalabalığın arasından geçip dans edenlerin arasına karıştırdık. Sürekli değişen ışık, gözümü alırken dengeyi yavaş yavaş kaybettiğimi hissettim. Durup etrafı seyrettim. Ve o an neye uğradığımı şaşırdım. Gözlerimi ovaladım. Ama görüntü değişmedi. Her insandan bir tane daha vardı. Neden herkes ikizdi ki? Herkes ikizini alıp dans etmeye mi gelmişti? Küçük bir kahkaha attım. Anlaşılan tüm ikizler burada toplanmıştı. Bakışlarımı Güneş'e çevirdiğimde ondan da iki tane olduğunu gördüm. Gözlerimi kapatıp tekrar açtım. Yine değişen bir şey olmadı. Güneş'in ikizi hâlâ oradaydı. Hiçbir yere gitmemişti. Sarsak adımlarla iki Güneş'e de yaklaşıp bağırdım.

"İkizin olduğunu bilmiyordum."

"Ne? Ne diyorsun ya?"

"İkizini diyorum."

"Oho senin kafa çoktan gitmiş." deyip kahkaha attı. Ritme göre dans etmeye başladı. Diğer Güneş de o şekildeydi. O ne yapıyorsa aynısını yapıyordu. Çok komik görünüyorlardı.

"Hadi Nil! Eşlik et." denildiğinde hafifçe başımı salladım. Kaygan zemine karşı bir gösteri sunmak istedim. Saçlarımı arkaya savurup rastgele dans etmeye başladım. Evdeki danslarımı buraya aktardım. Sanki klipteki bir dansçıydım. 2000'li yılların pop şarkılarında dans eden özgür ruhlu bir kadındım. Hız, abartı ve dengesizlik... Dansımın her zerresinde vardı. Şu an öyle huzurluydum ki resmen uçuyor gibiydim.

"Çok güzel!" diye bağırdım.

"Çok mutluyum."

Kendi etrafımda dönmeye başladım. Bir taraftan da bağırdım.

"Oh olsun sana!"

"Mirasa da bana da veda ettin Kenan."

Kollarımı iki yana açıp başımı yukarıya kaldırdım.

"Bir yolculuğun sonuna geldin yakışıklı."

"Güle güle!"

Bir anda ayaklarım birbirine dolandı. Dengem hepten şaştı. Zemin ayaklarımın altından kayıp giderken sertçe yere yapıştım. Hem de kıç üstü! Canım feci hâlde yanarken gözlerim hızla doldu. Kahretsin! Canım çok yanıyordu. Zar zor oturur vaziyete gelip etrafıma baktım. Küçük bir çember oluşmuştu. Birkaç kişi bana elini uzatıyordu. Sağ olsun! İkizler yardımıma koşmuştu. Güneş de onların yanına eklendi.

"Nil!"

"Ne oldu sana?" diye bağırdı. Onu görünce kendimi tutamadım. Ağlamaya başladım. Gözyaşları içinde konuştum.

"Zirveden yere çakıldım Güneş."

"Canın yanıyor mu?"

"Hıhı."

Bana doğru eğilip elimden tuttu. Kalkmam için yardım etti. Güç bela ayağa kalkıp koluna girdim. Dans yolculuğumuz burada sona ererken eski yerimize geçtik. Ama ağlamam bitmedi. Sanki biri, bir düğmeme basmış gibiydi. Gözyaşlarımı durdurmam mümkün değildi.

"Her şey atanamadığımdan oldu." dedim. Barmen, yeni bir kadehi sunarken hemen ondan kaptım. Bir şey söylemesi için Güneş'e baktım. Ama onun ilgisi başka yöndeydi. Beni hiç duyuyor gibi değildi. Tekrar barmene dönüp konuştum.

"Eğer atansaydım her şey çok daha farklı olurdu." dedim.

Barmen gülüp cevap verdi.

"Yoksa öğretmen misin?"

"Evet. Ben de atanamayan öğretmenlerden biriyim." dedim. Kadehimden bir yudum aldım. Artık bu tada alışmıştım.

"Ne öğretmenisin?"

Gözyaşlarımı silip hüzünle tebessüm ettim.

"Türk Dili ve Edebiyatı..." dedim. Önceden bunu söylerken gururla söylerdim. Şimdi ne bir umut ne de bir gurur kalmıştı.

"Öğrenciyken çok severdim. Şairleri bir de o güzel şiirlerini..."

Kadehimden birkaç yudum daha alıp bitirdim.

"Yeniler misin?"

"Hızlı gitmiyor musun?"

"Lütfen!" dediğimde önüme yenisini getirdi.

"Atanmak senin için bu kadar önemli mi?" dedi. Önce güldüm sonra dudaklarımı büzdüm.

"Hayallerimden biri buydu. Mezun olduktan sonra hemen çalışma sürecine girecek. Sınavdan da yeteri kadar puan alıp atanacaktım. Ama gerçekler pek öyle olmadı. Yanlış anlama. Salak falan değilim. Güzel de puanlar aldım. Her neyse işte olmadı. Atanmam için yeterli olmadı."

Büyük bir yudum aldım.

"Sonra bu sene olmazsa diğer sene olur diye diye yılları yedim. Evden dışarı çıkmadım. Sosyalleşemedim. Bozkırın kuru bir otu gibi kalakaldım." dedim. Şaşkınca bana baktı.

"Ne yani? Sevgili falan da mı yapmadın?"

"Onu atandıktan sonraya planlıyordum. Ama atanamayınca o da olmadı. Ne bir işim ne bir yuvam oldu. Şekil A' da ki gibi..." dedim.

"Bu kadar güzel ol. Bir de sevgilin olmasın. Gerçekten şaşırtıcı." deyip gülümsedi. Galiba sohbetim hoşuna gitmişti. Susmaya pek istekli değildi.

"Seni sadece bu üzmüş olamaz. Başka bir şey daha var gibi..."

Vay be! İyi bir gözlemciydi. Ve ben de şu an ona derdini anlatmak isteyen kişiydim. Bugün buradan onu seçmiştim. Barmen adam, artık dert ortağımdı.

"Bugün bir adam tarafından reddedildim."

"Yok artık!"

"Ona açıldım. Ama sanırım onu korkuttum. Bildiğin benden kaçtı." dediğimde onaylamaz sesler çıkardı.

"Adam kafasızın tekiymiş. Senin gibi güzel bir hanım, ona açılacak ve o reddedecek. Harbiden kafasızmış."

"Bence de öyle. Bugün tüm kötü sözler ona gitsin." diye bağırdım. Bu hâlime gülümsedi. Sohbetimiz ilerledikçe içtiğim kadehlerin sayısı da arttı. Zihnim bulanmaya, görüntü açım bulanıklaşmaya başladı. Güneş, beni durdurup kadehi elimden aldı.

"Yeter! Çok içtin."

"Sanki sen az içtin. Bana diyene bak!"

"Olsun ben dayanıklıyım. Sen daha yenisin. Hem geç oldu. Artık gidelim." dedi. Ayağa kalkmaya çalıştım. Ama kuş gibi süzüldüm. Yeri boylayacakken Güneş beni yakaladı. Kollarının arasına aldı.

"Düşmelere doyamıyorum. Bugünü tarih yazsın. Nil'in düştüğü gün..."

"Hiştt! Bağırma!"

"Bağırmıyorum."

"Bunu derken bile bağırıyorsun."

"Of! Tamam." deyip sarsak adımlarla, ona eşlik ettim. Aklıma barmen gelince arka tarafa döndüm. Ona doğru bağırdım.

"Hoşça kal barmen adam."

Adam gülerken Güneş beni çekiştirmeye devam etti. Dışarı çıkana kadar dengede durup dayanmaya çalıştım. Dışarı çıktığımız an ,soğuk bir Ankara ayazıyla buluştum. İstemsizce ürperdim.

"Çok soğuk lan!"

"Dayan Nil. Taksi çağırdım. Birazdan gelir." dedi.

Neyse ki dışarıda çok fazla beklemedik. Taksi hemen geldi. Güneş, gideceğimiz yeri söylerken arkama yaslandım. Ara ara gülüp bir şeyler mırıldandım. Bunların çoğu Kenan'a yönelik şeyler oldu. Tabii ki de iyi şeyler değildi. Hakaret hatta kimi zaman küfre varan sözlerdi. Tekrar bir şey söyleyecekken Güneş elini ağzıma bastırdı.

"Yeter! İçinden ne çıktı böyle?"

"İyice delirdin!" deyip elini ağzımdan çekti. Bu sırada taksici, apartmanın önünde durdu. Heyecanla arabadan inip eve girmek istedim. Ama arabadan inince işler öyle olmadı. Etrafımdaki her şey döndü. Ben de gülerek onlarla beraber dönmeye çalıştım.

"Bak Güneş. Dünya dönüyor. Ben dönüyorum."

"Sessiz ol. Biri duyacak."

"Duyarsa duysun."

"Umut! Annen! Onlara yakalanmamalıyız." dediğinde etrafa baktım. Çenemi kapayıp başımla onay verdim. Güneş, yine bana destek oldu. Dengede durmamı sağladı. Zar zor merdivenlerden çıktık. Bana yeniden bir gülme geldi.

"Merdivenler titriyor. Gördün mü?"

"Nil! Gözünü seveyim. Sus!"

Ağzımı kilitliyormuş gibi yaptım. İşte susmuştum. Kapının önüne geldiğimizde durdum. Güneş, hızla kapıyı açıp beni içeriye soktu.

"Doğruca uyuyoruz." dedi. Kendini zar zor koltuğa atıp gözlerini kapattı. Ne yani? Hemen uyumuş muydu? Yanına yaklaşıp koluna dokundum. Birkaç kere adını söyledim. Ama uyanmadı. Bildiğin sızmıştı. Yanında ne kadar ses yapsam da bana mısın demedi. Gülüp omuz silktim. Yapacak bir şey yoktu. Kendi bilirdi. Son kez ona bakıp kapıya yaklaştım. Dışarı çıkıp hemen karşımda duran kapıyı inceledim. Yani Kenan'ın kapısını...

"Pislik..."

"Odun..."

Kollarımı birbirine kavuşturup hırsla aynı yöne bakmaya devam ettim. Baktıkça öfkelendim.

"Şimdi görürsün sen!" deyip kapısının önüne geldim. Aynı anda hem kapısına vurdum hem de zili çaldım. Art arda bu işlemi tekrarladım. Kapı usulca açıldı. Karşıma yarı uykulu vaziyetteki Kenan çıktı.

"Nil..."

"Kenan..." diye vurguladım. Hemen ardından küçük bir kahkaha attım.

"Ne oldu?"

"Bu hâlin ne?"

"Hiç! Hiçbir şey yok." deyip davetsizce içeriye girdim. Sanki kendi evimdeymişim gibi rahatça gezindim. Daha düne kadar buranın evim olacağından emindim. Ama şimdi! Şimdi işler değişmişti. Bu ev de ellerimin arasından kayıp gitmişti. Etrafa dikkatle bakıp iç çektim. Bu eve yönelik çok hayalim vardı. Buraya kadın eli değdirecek daha da güzelleştirecektim. Bizim için çok güzel bir yuva yapacaktım. Ne yazık ki şimdi hayalleri değil de gerçekleri yaşıyordum. Evet! Önümde dağ gibi bir gerçek vardı. Kaşlarımı çatıp ona baktım. Beni reddeden adamı inceledim. Bakışlarında bir şaşkınlık daha doğrusu hayret vardı.

"Sen içtin mi?"

Alkolün kokusunu alıp hafifçe yüzünü buruşturdu.

"Buna içmek de denmez. Bir şişeyi bitirmiş gibisin."

"Sana ne? Sanki çok umurunda!"

"Nil!"

Ona doğru birkaç adım attım. En yakınına gelip gözlerinin içine baktım. İnatla hırsla bunu yaptım. İçimdeki sese kulak vererek dudaklarımı araladım.

"Sen var ya sen..."

Gülüp arkasında duvara yaslandı. Kollarını birbirine kavuşturup beni inceledi.

"Ben var ya ben..." deyip devamını beklediğini gösterdi. Sinirle gülüp devamını getirdim.

"Benim gibi birini asla bulamazsın. Annemin buldukları var ya yanımda hiç kalır."

Sözlerimi komik bulurcasına gülümsedi. Hatta bir kahkaha attı. Sinirimi bozacak bir kahkaha... Ben de onun sinirini bozmak istedim. Benim gibi olsun istedim. Bunun hırsıyla tekrar dudaklarımı araladım.

"Ama görürsün! Senden daha iyilerini bulacağım. Korkmayan daha dürüst birini bulacağım. Sonra da onunla beraber miras keyfi yapacağım." dedim. Yüzündeki tebessüm hızla silindi. Yerini asabi bir hâl aldı. Ne o? Sinirlenmiş miydi?

"Kimi bulacaksın?"

"Sana ne!"

"Hem mirasta nereden çıktı?"

"Artık seni ilgilendirmiyor."

"Nil!"

"Kenan!" dedim. Tıpkı onun gibi yüksek sesle söyledim. Ardından gülerek konuştum.

"Var ya bir kere rüyama da girmiştin. Umut ile bir olup Leonardo'yu yanımdan çekip almıştın. Asla evlenmeyeceksin. Evde kalacaksın diye bağırmıştın."

"Kim ben mi?"

"Kâbusumdaki sen! Ama olsun. Ne fark eder? O da sensin. Bu da sensin. Sana inat evleneceğim Kenan. Göreceksin." dedim. Bu sırada hiç yolunda gitmeyen bir şey gelişti. Midem feci derecede bulandı. Kusasım geldi. Elimle ağzımı kapattım.

"Midem..."

Devamını getiremedim. Koşarak banyoya geçtim. Kenan da arkamdan geldi.

"Sen gelme."

"Olmaz! Yardım edeyim."

"Beni böyle görme."

"Bunda bir sorun görmüyorum Nil. Abartma."

"Çok iğrenç!" dedim. Ama umursamadı. Zaten ben de dayanamadım. Kusmaya başladım. Bana doğru eğilip saçlarımı arkaya topladı. Nazikçe okşadı.

"Miden alışık değil. Ama birazdan iyi hissedeceksin." dedi. Öğürmekten cevap veremedim. Onun yardımıyla ayağa kalktım. İnadıma rağmen, elimi yüzümü yıkamama da yardım etti. Kollarını bir an olsun, üzerimden çekmedi. Beni salondaki koltuğa bırakıp gülümsedi.

"Şimdi sana bir kahve yapayım. İyi gelir." dedi.

"K-Kenan..."

Duraksayıp bana baktı. Konuşmamı bekledi. Sırıtıp istediğini verdim.

"Görürsün! Bu yaza düğün var. Evleneceğim. Ve çok ama çok mutlu olacağım. Evli, mutlu ve zengin... Bunu aklının bir köşesine yaz." dedim. Sanki gülüp gülmemek arasında gidip geldi. Çok geçmeden tercihini gülmekten yana kullandı.

"Anlaşılan kahveyi daha hızlı yapmam gerekiyor." dedi. Hızla önüne dönüp mutfağa doğru ilerledi. Arkasından fısır fısır söylendim. Yorgunluk baş gösterince de boylu boyunca koltuğa uzandım. Esneyip fısıldadım.

"Çok yorgunum."

"Çok uykum var."

İstemsizce gülümsedim.

"Miras! Hadi gel kollarıma." deyip kollarımı iki yana açtım. Ama yorgunluğa dayanamadım. Kollarım halsizce yere düşerken gözlerimi usulca kapattım. Tamamen karanlığa kapıldım.

Bölüm sonu

5 yorum