İçeriğe geç

Evet ya

Bölüm 2 · 19 dk okuma

Evet ya

Bölüm 2

😍

Kanka ben sana okulda anlatıyım die sind oder oder oder die sind sind oder die hat 🧢 oder die hat 🧢 die sind oder oder oder die hat die hat oder die 🎲 oder die 🎲 just so sorry for not replying to you again my love you have a great day to your family to meet you in my yaşlan içinde ondan yardım istiyordu ama müdire annesi sadece izliyordu.

Küçük, çelimsiz kız her ne kadar onun ellerini tırmalayıp

ona güçsüz tekmeler savursa da bunların hiçbiri kesinlikle bir

işe yaramamıştı. Kız çocuğunun harekeden yavaşladı, yavaş yavaş çırpınmayı bıraktı, artık direnemeyecek kadar yorgun düş­

tüğünü anlaması da uzun sürmedi. Onu bırakıp mavi gözlerine

baktığında küçük kızın attığı çığlık kulaklarında yankılanıp

durdu. Çığlığı öylesine gürdü ki bu ses yatakhanenin duvarları­

na çarpıyor, onun kulaklarında yankılanıyordu. Çığlığı kesildi,

yuvarlak yüzü solgun bir renk aldı ve küçük kız çektiği acı­

ya daha fazla dayanamamış olacak ki bitkince yatağına yığıldı.

Rüyasında gördüğü öcülerden birinin kendisini ziyaret ettiğini

düşünüyordu. Fakat bilinci kapanmadan hemen önce konuşulanları duymuştu.

“Adı ne?”

“Sedef. İlaçlara karşı bağışıklığı çok güçlü, uyanacağını tahmin etmeliydim.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Annesi onu doğurmak istemediği için dokuz ay boyunca

ağır ilaçlar kullanmış ancak Sedef, tuhaf bir şekilde bu ilaçlardan etkilenmemiş. İlaçlar ona hiç zarar vermemiş. Doğduğunda

annesi biberondaki sütünün içine bir kutu uyku hapı koyarak

ona içirmiş fakat Sedef, iki gün uyumak dışında ilaçlardan yine

olumsuz anlamda etkilenmemiş. Altı aylık olduğunda ise annesi ondan kurtulmak için onu bir çöp poşetinin içine koyarak,

poşetin ağzını sıkıca bağlayıp çöp kutusuna atmış. Onu havasız bırakarak öldürmeye çalışmış ancak bilileri Sedefin boğuk

çığlığını duyarak onu kurtarmış. O günden beri Sedefburada.”

Müdire, buradaki her çocuğun hikayesini biliyor, hepsi adına

üzülüyordu. Evet, belki para karşılığınmasına izin vermişti ama hepsi hâlâ yaşıyordu. Duyduğu vicdan azabını gidermek için yaralarıyla bizzat ilgilenip onları iyileştirecekti. Onlar en fazla bir hafta içinde toparlanıp eskisi gibi

iyi olacaktı. Yarın sabah herkes çocukların nasıl damgalandığını

merak edecek ama bu gerçeği kimse bilmeyecekti.

Biraz soğuyan mührün kapağını kapatan yabancının gözleri

yataktaki kızı bulunca, “Yankı/ diye fısıldadı. “Bundan sonra

onun adı Yankı,” dedi ve buradaki işini bitirerek çıkıp gitti. Sedef, onu duymuş ve gözlerini yorgunca kapatmıştı.

O gece soğukkanlı bir cani, gelecekte tüm kurbanlarını bulabilmek için damgalamıştı. Bu durum onun için bu oyunu daha

zevkli kılacaktı. Büyümelerine ve yaşamalarına izin vermişti, ta

ki zamanı gelene kadar!

Doğru zamanda, hepsi nerede olursa olsun onları bulacaktı

çünkü mühürlü çocukların her biri artık onun kurbanıydı.

Sedef, o yağmurlu gecede, kolunda yarasa mührüdar para ve çocukların güvende olaca ının sözünü almı tı. Tüm

hayatı, ailelerinin sokaklara attı ı çocuklara bakmakla geçmi ti.

imdi ise ya lanıyordu. Ona bakacak kimsesi olmadı ı için en

azından aldı ı parayla emeklili ini rahatça geçirebilirdi, de il

mi? Hem çocukların hiçbirine bir ey olmayacaktı ki. Onlar bu

geceyi hatırlamayacaktı bile. Hayır, diye geçirdi içinden. Onlar

iyi olacak, bu yaptı ım yanlı de il. Her bir çocu un gelece ini

yaktı ını bilmeden çıktı vicdanının muhasebesinden.

Yurda aldı ı yabancının asıl planının korkutucu detayları

aklına bile gelmezdi.

“Bu taraftan.” Müdire Hanım’ı takip ederek koridorda

dümdüz ilerlediler. Dikkat çekmemek için lo ı ıkta attıkları

her adım, ayaklarının altındaki eski fayanslarda küçük tıkırtılar

çıkartıyor, bu da ya lı kadını daha çok tedirgin ediyordu. Nihayet duraksadıklarında çocukların koruyuculu unu yapmayı

bu gecelik bırakan kadın yatakhanenin büyük, ah ap kapısını

gıcırdatarak açtı. Ondan aldı ı ilacı buradaki tüm çalı anlara

bir ekilde içirdi i için etrafta kimse yoktu. Çocuklar bile ilacın etkisiyle a ır bir uykuya dalmı tı. Derin bir nefes alarak

yabancının içeri girmesi için kenara çekilirken son bir kez daha

sı ındı kendisine söyledi i yalana: Onlara bir ey olmayacak.

Yabancı, pe indeki ya lı kadınla içeri girdi inde ranzalarında uyuyan çocukları görmek dudaklarının kıvrılmasını sa ladı.

Bulundu u yerden her birini izlerken, gelece e yönelik korkunç planının temelini atacak olmasının heyecanı vardı üzerinde. Gözleri yanan ömineyle bulu unca, hiç vakit kaybetmeden

ömineye yakla tı. Cebinde duran demir mührü çıkardı. Her

hareketi aceleciydi. Mührü yukarı kaldırıp ucundaki yuvarlak

sembole bakınca keyfi iyice yerine geldi, bu bir juzmsoydı. Kanatlarını iki yana açmı , özgürlü üne do ru uçmak ister gibi

orada duruyordu. Kabartmalı yarasa simgesinin tasarımı, çok

önceden bu gece için hazırlanmı tıedince, bir parmak uzunluğundaki mührün uç kısmını kor ate­

şin közüne bastırdı. Mühür ısındıkça, deri eldivenin içindeki

elinde de bir sıcaklık hissediyordu fakat amaçladığı haz, şu anda

yaşadığı bu hafif acıdan çok daha fazlaydı. “Yaşları kaç?” Çatallı

sesi gırtlağından hırıltılar şeklinde çıkarken yaşlı kadın ikinci

kez yutkundu. “Buradaki çocuklar biraz daha büyük. Hepsi

yedi ile on iki yaş arasında ve otuz çocuk var.” Otuz mu? Güldü,

onlar gerçekten onun Yarasaları olmak için yaratılmışlardı.

Isınan demir mührün uç kısmı kırmızılaşınca, diz çöktüğü

yerden doğrularak ona en yakın yatağa yaklaştı. Ranzasında

uyuyan sıska çocuğun tişörtünün sol kolunu boştaki eliyle sı­

yırarak aşı izi olan yerine elindeki yarasa mührünü acımasızca

bastırdı. Kızgın mühür çocuğun teniyle buluşunca cızırtılı sesler çıktı ve yanık et kokusu yükselmeye başladı. Ağır bir ilacın

etkisinde olan çocuğun dudaklarından birkaç inilti çıksa da bu,

onu uyandırmaya yetmedi. Bu gece aldığı ilaçlar acısını gizliyordu fakat yarın sabah kolundaki yarayı fazlasıyla hissedecekti.

Havaya yayılan yanık et kokusu yaşlı kadını rahatsız ederken

onu, sadece daha fazla tatmin etti. Canavarlara özgü bir içgü­

düyle bundan zevk aldığını gizleyen tek şey, yüzünün yansını

kapatan şapkasıydı. Lâkin kıvrılan dudaklan, yine de onu ele

veriyordu. Mühür soğumadan eğildiği ranzadan uzaklaşa. Arkasında bıraktığı siyah saçlı çocuğun kolu kızarmış, damganın

yuvarlak çemberi teninde dikkat çeken bir yara oluşturmuştu.

Acıyla kaşlarını çatıp, huysuzca yatağında mırıldanırken çektiği

acı rüyasına yansıyor olacak ki dudaklarından belli belirsiz bir

inilti döküldü: “Sedef...”

Kimsesiz çocuklara yaptığı ilk işkence o çocukla sınırlı kalmamış, neredeyse yarım saat boyunca tıpkı bir karabasan gibi

sırasıyla her çocuğu ziyaret etmişti. Her beş çocuktan sonra

mührü tekrar ısıtıp kor haline getiriyor, yaptığı işe ara vermeksizin kızgın mührü çocukların tenineEylül yağmurları toprakla buluşurken, ellerini paltosunun

cebine koyarak ıslak zemine bastı. Başındaki şapkası karanlık

yüzünü gölgede bırakırken, eski binayı görüp adım atmayı bı­

rakmıştı. Menekşe Çocuk Yurdu. Taş duvarlara monte edilmiş

tabelaya uzun uzun bakmaktan kendini alamıyordu. Dudakları kıvrıldığında içini tarifi olmayan bir heyecan sardı, sonunda beklediği gece gelmişti. İlk kurbanını öldürdüğünde aldığı

hazdan ve tatmin olma duygusundan fazlasıydı bu. Yeni bir şey

deneme fikri tıpkı bir yılan gibi zihnine sızmış, ölümcül planlarının ilkini çocukların bedenine kazımak için buraya gelmişti.

Demir kapıyı ittiğinde kulübedeki adamın sandalyesinde

uyuduğunu görünce keyfi yerine geldi. Anlaşılan, Müdire Hanım aldığı paranın karşılığını fazlasıyla vermişti. Çamurlu yoldan geçerek yurdun aralık bırakılmış kapısından içeri girdiğinde ışıkları yakmadan merdivenlere yöneldi. Geleceğini önceden

bilen yaşlı kadın, elindeki şamdanla onu merdivenlerin yukarı­

sında bekliyordu. Eski, beyaz geceliğinin üzerindeki ipleri sö­

külmüş, siyah şalına sıkıca sarılan kadın, onu görünce korkudan yutkundu fakat bazı şeyleri artık değiştiremeyeceğini o da

biliyordu. Çocuklar zarar görmeyecekti, sürekli kendisine bunu

hatırlatıyordu. Belki de bu, onun kendini kandırma şekliydi fakat bu yalana ihtiyacı vardı. Emekliliğini rahatça yaşlan içinde ondan yardım istiyordu ama müdire annesi sadece izliyordu.

Küçük, çelimsiz kız her ne kadar onun ellerini tırmalayıp

ona güçsüz tekmeler savursa da bunların hiçbiri kesinlikle bir

işe yaramamıştı. Kız çocuğunun harekeden yavaşladı, yavaş yavaş çırpınmayı bıraktı, artık direnemeyecek kadar yorgun düş­

tüğünü anlaması da uzun sürmedi. Onu bırakıp mavi gözlerine

baktığında küçük kızın attığı çığlık kulaklarında yankılanıp

durdu. Çığlığı öylesine gürdü ki bu ses yatakhanenin duvarları­

na çarpıyor, onun kulaklarında yankılanıyordu. Çığlığı kesildi,

yuvarlak yüzü solgun bir renk aldı ve küçük kız çektiği acı­

ya daha fazla dayanamamış olacak ki bitkince yatağına yığıldı.

Rüyasında gördüğü öcülerden birinin kendisini ziyaret ettiğini

düşünüyordu. Fakat bilinci kapanmadan hemen önce konuşulanları duymuştu.

“Adı ne?”

“Sedef. İlaçlara karşı bağışıklığı çok güçlü, uyanacağını tahmin etmeliydim.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Annesi onu doğurmak istemediği için dokuz ay boyunca

ağır ilaçlar kullanmış ancak Sedef, tuhaf bir şekilde bu ilaçlardan etkilenmemiş. İlaçlar ona hiç zarar vermemiş. Doğduğunda

annesi biberondaki sütünün içine bir kutu uyku hapı koyarak

ona içirmiş fakat Sedef, iki gün uyumak dışında ilaçlardan yine

olumsuz anlamda etkilenmemiş. Altı aylık olduğunda ise annesi ondan kurtulmak için onu bir çöp poşetinin içine koyarak,

poşetin ağzını sıkıca bağlayıp çöp kutusuna atmış. Onu havasız bırakarak öldürmeye çalışmış ancak bilileri Sedefin boğuk

çığlığını duyarak onu kurtarmış. O günden beri Sedefburada.”

Müdire, buradaki her çocuğun hikayesini biliyor, hepsi adına

üzülüyordu. Evet, belki para karşılığınmührünü sürekli kızgın ateşte ısıtarak tüm kurbanlarını sol kolundan damgalamıştı. içerideki ağır yanık kokusundan dolayı

yaşlı kadın kusmamak için kendisini zor tutarken o, şömineden

çıkardığı mühürle son yatağın yanına gelmişti. Dağılmış saçları

yastığa dökülmüş küçük kız çocuğunun üzerindeki ince askılı

atlet sayesinde kolunu açmakla uğraşmadı. Onun üzerine eğilip sol koluna baktı ve tıpkı diğer çocuklara yaptığı gibi kızgın

mührü onun koluna da bastırdı. Ancak mühür yatakta uyuyan

çocuğun teniyle buluştuğu anda küçük kız çığlık atarak gözlerini açınca afâllamıştı. Bu çocuğun ilacın etkisinde olması gerekiyordu fakat mavi gözlerini irice açan kız, onu tekmeleyerek

kendisini ondan kurtarmaya çalışıyordu. Ağlıyor, minik elleriyle onu itmeye çalışarak avaz avaz bağırıyordu. Burada yanlış

olan bir şeyler vardı, onun da uyuyor olması gerekiyordu.

Henüz yedi yaşında olan Sedef, kolundaki keskin acıyla gözlerini aça. Üzerine eğilmiş bir gölgenin varlığını hissetti. O an

tenindeki acıdan daha büyük olan bir şey varsa o da yatağının

başucunda duran yabancıya karşı hissettiği korkuydu. Nefes

nefese bağırarak ona acı çektiren adamı itmeye çalışıyordu lâkin

küçük bedeninde düşmanını savuşturacak gücü bulamıyordu.

Cam çok yanıyordu, gözyaşları içinde çırpınarak ağlayıp hıç­

kırması bu korkunç yabancıyı durdurmuyordu. Islak kirpileri

arasından ona işkence eden kişiyi bulanık görürken kaçmaya

çahşuğı esnada kapının yanında gördüğü yaşlı kadın, korkusunu bir nebze de olsa hafifletti. Ona yardım ederdi, değil mi?

Onu kurtarmak için gelmişti. “Müdire anne!” Onu çivilenmiş

gibi tutan kollardan kurtulmaya çalışırken hıçkırıklar içinde,

“Mü-müdire anne, yardım et!” diye yalvardı. Ağlayarak bir kö­

şede durmuş onu izleyen kadından yardım istiyor, ona doğru

gitmek için öne anlıyordu fakat müdire annesi sadece izliyordu.

Neden izliyordu? Neden gelip onu kurtarmıyordu? Korktuğunu, acı çektiğini görmüyor muydu? Sedef korkunun kollarında

boğuşurken ıslak gözlerle hâlâ müdirdar para ve çocukların güvende olaca ının sözünü almı tı. Tüm

hayatı, ailelerinin sokaklara attı ı çocuklara bakmakla geçmi ti.

imdi ise ya lanıyordu. Ona bakacak kimsesi olmadı ı için en

azından aldı ı parayla emeklili ini rahatça geçirebilirdi, de il

mi? Hem çocukların hiçbirine bir ey olmayacaktı ki. Onlar bu

geceyi hatırlamayacaktı bile. Hayır, diye geçirdi içinden. Onlar

iyi olacak, bu yaptı ım yanlı de il. Her bir çocu un gelece ini

yaktı ını bilmeden çıktı vicdanının muhasebesinden.

Yurda aldı ı yabancının asıl planının korkutucu detayları

aklına bile gelmezdi.

“Bu taraftan.” Müdire Hanım’ı takip ederek koridorda

dümdüz ilerlediler. Dikkat çekmemek için lo ı ıkta attıkları

her adım, ayaklarının altındaki eski fayanslarda küçük tıkırtılar

çıkartıyor, bu da ya lı kadını daha çok tedirgin ediyordu. Nihayet duraksadıklarında çocukların koruyuculu unu yapmayı

bu gecelik bırakan kadın yatakhanenin büyük, ah ap kapısını

gıcırdatarak açtı. Ondan aldı ı ilacı buradaki tüm çalı anlara

bir ekilde içirdi i için etrafta kimse yoktu. Çocuklar bile ilacın etkisiyle a ır bir uykuya dalmı tı. Derin bir nefes alarak

yabancının içeri girmesi için kenara çekilirken son bir kez daha

sı ındı kendisine söyledi i yalana: Onlara bir ey olmayacak.

Yabancı, pe indeki ya lı kadınla içeri girdi inde ranzalarında uyuyan çocukları görmek dudaklarının kıvrılmasını sa ladı.

Bulundu u yerden her birini izlerken, gelece e yönelik korkunç planının temelini atacak olmasının heyecanı vardı üzerinde. Gözleri yanan ömineyle bulu unca, hiç vakit kaybetmeden

ömineye yakla tı. Cebinde duran demir mührü çıkardı. Her

hareketi aceleciydi. Mührü yukarı kaldırıp ucundaki yuvarlak

sembole bakınca keyfi iyice yerine geldi, bu bir juzmsoydı. Kanatlarını iki yana açmı , özgürlü üne do ru uçmak ister gibi

orada duruyordu. Kabartmalı yarasa simgesinin tasarımı, çok

önceden bu gece için hazırlanmı tımasına izin vermişti ama hepsi hâlâ yaşıyordu. Duyduğu vicdan azabını gidermek için yaralarıyla bizzat ilgilenip onları iyileştirecekti. Onlar en fazla bir hafta içinde toparlanıp eskisi gibi

iyi olacaktı. Yarın sabah herkes çocukların nasıl damgalandığını

merak edecek ama bu gerçeği kimse bilmeyecekti.

Biraz soğuyan mührün kapağını kapatan yabancının gözleri

yataktaki kızı bulunca, “Yankı/ diye fısıldadı. “Bundan sonra

onun adı Yankı,” dedi ve buradaki işini bitirerek çıkıp gitti. Sedef, onu duymuş ve gözlerini yorgunca kapatmıştı.

O gece soğukkanlı bir cani, gelecekte tüm kurbanlarını bulabilmek için damgalamıştı. Bu durum onun için bu oyunu daha

zevkli kılacaktı. Büyümelerine ve yaşamalarına izin vermişti, ta

ki zamanı gelene kadar!

Doğru zamanda, hepsi nerede olursa olsun onları bulacaktı

çünkü mühürlü çocukların her biri artık onun kurbanıydı.

Sedef, o yağmurlu gecede, kolunda yarasa mührüyaşlan içinde ondan yardım istiyordu ama müdire annesi sadece izliyordu.

Küçük, çelimsiz kız her ne kadar onun ellerini tırmalayıp

ona güçsüz tekmeler savursa da bunların hiçbiri kesinlikle bir

işe yaramamıştı. Kız çocuğunun harekeden yavaşladı, yavaş yavaş çırpınmayı bıraktı, artık direnemeyecek kadar yorgun düş­

tüğünü anlaması da uzun sürmedi. Onu bırakıp mavi gözlerine

baktığında küçük kızın attığı çığlık kulaklarında yankılanıp

durdu. Çığlığı öylesine gürdü ki bu ses yatakhanenin duvarları­

na çarpıyor, onun kulaklarında yankılanıyordu. Çığlığı kesildi,

yuvarlak yüzü solgun bir renk aldı ve küçük kız çektiği acı­

ya daha fazla dayanamamış olacak ki bitkince yatağına yığıldı.

Rüyasında gördüğü öcülerden birinin kendisini ziyaret ettiğini

düşünüyordu. Fakat bilinci kapanmadan hemen önce konuşulanları duymuştu.

“Adı ne?”

“Sedef. İlaçlara karşı bağışıklığı çok güçlü, uyanacağını tahmin etmeliydim.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Annesi onu doğurmak istemediği için dokuz ay boyunca

ağır ilaçlar kullanmış ancak Sedef, tuhaf bir şekilde bu ilaçlardan etkilenmemiş. İlaçlar ona hiç zarar vermemiş. Doğduğunda

annesi biberondaki sütünün içine bir kutu uyku hapı koyarak

ona içirmiş fakat Sedef, iki gün uyumak dışında ilaçlardan yine

olumsuz anlamda etkilenmemiş. Altı aylık olduğunda ise annesi ondan kurtulmak için onu bir çöp poşetinin içine koyarak,

poşetin ağzını sıkıca bağlayıp çöp kutusuna atmış. Onu havasız bırakarak öldürmeye çalışmış ancak bilileri Sedefin boğuk

çığlığını duyarak onu kurtarmış. O günden beri Sedefburada.”

Müdire, buradaki her çocuğun hikayesini biliyor, hepsi adına

üzülüyordu. Evet, belki para karşılığınmührünü sürekli kızgın ateşte ısıtarak tüm kurbanlarını sol kolundan damgalamıştı. içerideki ağır yanık kokusundan dolayı

yaşlı kadın kusmamak için kendisini zor tutarken o, şömineden

çıkardığı mühürle son yatağın yanına gelmişti. Dağılmış saçları

yastığa dökülmüş küçük kız çocuğunun üzerindeki ince askılı

atlet sayesinde kolunu açmakla uğraşmadı. Onun üzerine eğilip sol koluna baktı ve tıpkı diğer çocuklara yaptığı gibi kızgın

mührü onun koluna da bastırdı. Ancak mühür yatakta uyuyan

çocuğun teniyle buluştuğu anda küçük kız çığlık atarak gözlerini açınca afâllamıştı. Bu çocuğun ilacın etkisinde olması gerekiyordu fakat mavi gözlerini irice açan kız, onu tekmeleyerek

kendisini ondan kurtarmaya çalışıyordu. Ağlıyor, minik elleriyle onu itmeye çalışarak avaz avaz bağırıyordu. Burada yanlış

olan bir şeyler vardı, onun da uyuyor olması gerekiyordu.

Henüz yedi yaşında olan Sedef, kolundaki keskin acıyla gözlerini aça. Üzerine eğilmiş bir gölgenin varlığını hissetti. O an

tenindeki acıdan daha büyük olan bir şey varsa o da yatağının

başucunda duran yabancıya karşı hissettiği korkuydu. Nefes

nefese bağırarak ona acı çektiren adamı itmeye çalışıyordu lâkin

küçük bedeninde düşmanını savuşturacak gücü bulamıyordu.

Cam çok yanıyordu, gözyaşları içinde çırpınarak ağlayıp hıç­

kırması bu korkunç yabancıyı durdurmuyordu. Islak kirpileri

arasından ona işkence eden kişiyi bulanık görürken kaçmaya

çahşuğı esnada kapının yanında gördüğü yaşlı kadın, korkusunu bir nebze de olsa hafifletti. Ona yardım ederdi, değil mi?

Onu kurtarmak için gelmişti. “Müdire anne!” Onu çivilenmiş

gibi tutan kollardan kurtulmaya çalışırken hıçkırıklar içinde,

“Mü-müdire anne, yardım et!” diye yalvardı. Ağlayarak bir kö­

şede durmuş onu izleyen kadından yardım istiyor, ona doğru

gitmek için öne anlıyordu fakat müdire annesi sadece izliyordu.

Neden izliyordu? Neden gelip onu kurtarmıyordu? Korktuğunu, acı çektiğini görmüyor muydu? Sedef korkunun kollarında

boğuşurken ıslak gözlerle hâlâ müdiredince, bir parmak uzunluğundaki mührün uç kısmını kor ate­

şin közüne bastırdı. Mühür ısındıkça, deri eldivenin içindeki

elinde de bir sıcaklık hissediyordu fakat amaçladığı haz, şu anda

yaşadığı bu hafif acıdan çok daha fazlaydı. “Yaşları kaç?” Çatallı

sesi gırtlağından hırıltılar şeklinde çıkarken yaşlı kadın ikinci

kez yutkundu. “Buradaki çocuklar biraz daha büyük. Hepsi

yedi ile on iki yaş arasında ve otuz çocuk var.” Otuz mu? Güldü,

onlar gerçekten onun Yarasaları olmak için yaratılmışlardı.

Isınan demir mührün uç kısmı kırmızılaşınca, diz çöktüğü

yerden doğrularak ona en yakın yatağa yaklaştı. Ranzasında

uyuyan sıska çocuğun tişörtünün sol kolunu boştaki eliyle sı­

yırarak aşı izi olan yerine elindeki yarasa mührünü acımasızca

bastırdı. Kızgın mühür çocuğun teniyle buluşunca cızırtılı sesler çıktı ve yanık et kokusu yükselmeye başladı. Ağır bir ilacın

etkisinde olan çocuğun dudaklarından birkaç inilti çıksa da bu,

onu uyandırmaya yetmedi. Bu gece aldığı ilaçlar acısını gizliyordu fakat yarın sabah kolundaki yarayı fazlasıyla hissedecekti.

Havaya yayılan yanık et kokusu yaşlı kadını rahatsız ederken

onu, sadece daha fazla tatmin etti. Canavarlara özgü bir içgü­

düyle bundan zevk aldığını gizleyen tek şey, yüzünün yansını

kapatan şapkasıydı. Lâkin kıvrılan dudaklan, yine de onu ele

veriyordu. Mühür soğumadan eğildiği ranzadan uzaklaşa. Arkasında bıraktığı siyah saçlı çocuğun kolu kızarmış, damganın

yuvarlak çemberi teninde dikkat çeken bir yara oluşturmuştu.

Acıyla kaşlarını çatıp, huysuzca yatağında mırıldanırken çektiği

acı rüyasına yansıyor olacak ki dudaklarından belli belirsiz bir

inilti döküldü: “Sedef...”

Kimsesiz çocuklara yaptığı ilk işkence o çocukla sınırlı kalmamış, neredeyse yarım saat boyunca tıpkı bir karabasan gibi

sırasıyla her çocuğu ziyaret etmişti. Her beş çocuktan sonra

mührü tekrar ısıtıp kor haline getiriyor, yaptığı işe ara vermeksizin kızgın mührü çocukların teninemasına izin vermişti ama hepsi hâlâ yaşıyordu. Duyduğu vicdan azabını gidermek için yaralarıyla bizzat ilgilenip onları iyileştirecekti. Onlar en fazla bir hafta içinde toparlanıp eskisi gibi

iyi olacaktı. Yarın sabah herkes çocukların nasıl damgalandığını

merak edecek ama bu gerçeği kimse bilmeyecekti.

Biraz soğuyan mührün kapağını kapatan yabancının gözleri

yataktaki kızı bulunca, “Yankı/ diye fısıldadı. “Bundan sonra

onun adı Yankı,” dedi ve buradaki işini bitirerek çıkıp gitti. Sedef, onu duymuş ve gözlerini yorgunca kapatmıştı.

O gece soğukkanlı bir cani, gelecekte tüm kurbanlarını bulabilmek için damgalamıştı. Bu durum onun için bu oyunu daha

zevkli kılacaktı. Büyümelerine ve yaşamalarına izin vermişti, ta

ki zamanı gelene kadar!

Doğru zamanda, hepsi nerede olursa olsun onları bulacaktı

çünkü mühürlü çocukların her biri artık onun kurbanıydı.

Sedef, o yağmurlu gecede, kolunda yarasa mührüdar para ve çocukların güvende olaca ının sözünü almı tı. Tüm

hayatı, ailelerinin sokaklara attı ı çocuklara bakmakla geçmi ti.

imdi ise ya lanıyordu. Ona bakacak kimsesi olmadı ı için en

azından aldı ı parayla emeklili ini rahatça geçirebilirdi, de il

mi? Hem çocukların hiçbirine bir ey olmayacaktı ki. Onlar bu

geceyi hatırlamayacaktı bile. Hayır, diye geçirdi içinden. Onlar

iyi olacak, bu yaptı ım yanlı de il. Her bir çocu un gelece ini

yaktı ını bilmeden çıktı vicdanının muhasebesinden.

Yurda aldı ı yabancının asıl planının korkutucu detayları

aklına bile gelmezdi.

“Bu taraftan.” Müdire Hanım’ı takip ederek koridorda

dümdüz ilerlediler. Dikkat çekmemek için lo ı ıkta attıkları

her adım, ayaklarının altındaki eski fayanslarda küçük tıkırtılar

çıkartıyor, bu da ya lı kadını daha çok tedirgin ediyordu. Nihayet duraksadıklarında çocukların koruyuculu unu yapmayı

bu gecelik bırakan kadın yatakhanenin büyük, ah ap kapısını

gıcırdatarak açtı. Ondan aldı ı ilacı buradaki tüm çalı anlara

bir ekilde içirdi i için etrafta kimse yoktu. Çocuklar bile ilacın etkisiyle a ır bir uykuya dalmı tı. Derin bir nefes alarak

yabancının içeri girmesi için kenara çekilirken son bir kez daha

sı ındı kendisine söyledi i yalana: Onlara bir ey olmayacak.

Yabancı, pe indeki ya lı kadınla içeri girdi inde ranzalarında uyuyan çocukları görmek dudaklarının kıvrılmasını sa ladı.

Bulundu u yerden her birini izlerken, gelece e yönelik korkunç planının temelini atacak olmasının heyecanı vardı üzerinde. Gözleri yanan ömineyle bulu unca, hiç vakit kaybetmeden

ömineye yakla tı. Cebinde duran demir mührü çıkardı. Her

hareketi aceleciydi. Mührü yukarı kaldırıp ucundaki yuvarlak

sembole bakınca keyfi iyice yerine geldi, bu bir juzmsoydı. Kanatlarını iki yana açmı , özgürlü üne do ru uçmak ister gibi

orada duruyordu. Kabartmalı yarasa simgesinin tasarımı, çok

önceden bu gece için hazırlanmı tıEylül yağmurları toprakla buluşurken, ellerini paltosunun

cebine koyarak ıslak zemine bastı. Başındaki şapkası karanlık

yüzünü gölgede bırakırken, eski binayı görüp adım atmayı bı­

rakmıştı. Menekşe Çocuk Yurdu. Taş duvarlara monte edilmiş

tabelaya uzun uzun bakmaktan kendini alamıyordu. Dudakları kıvrıldığında içini tarifi olmayan bir heyecan sardı, sonunda beklediği gece gelmişti. İlk kurbanını öldürdüğünde aldığı

hazdan ve tatmin olma duygusundan fazlasıydı bu. Yeni bir şey

deneme fikri tıpkı bir yılan gibi zihnine sızmış, ölümcül planlarının ilkini çocukların bedenine kazımak için buraya gelmişti.

Demir kapıyı ittiğinde kulübedeki adamın sandalyesinde

uyuduğunu görünce keyfi yerine geldi. Anlaşılan, Müdire Hanım aldığı paranın karşılığını fazlasıyla vermişti. Çamurlu yoldan geçerek yurdun aralık bırakılmış kapısından içeri girdiğinde ışıkları yakmadan merdivenlere yöneldi. Geleceğini önceden

bilen yaşlı kadın, elindeki şamdanla onu merdivenlerin yukarı­

sında bekliyordu. Eski, beyaz geceliğinin üzerindeki ipleri sö­

külmüş, siyah şalına sıkıca sarılan kadın, onu görünce korkudan yutkundu fakat bazı şeyleri artık değiştiremeyeceğini o da

biliyordu. Çocuklar zarar görmeyecekti, sürekli kendisine bunu

hatırlatıyordu. Belki de bu, onun kendini kandırma şekliydi fakat bu yalana ihtiyacı vardı. Emekliliğini rahatça yaşlan içinde ondan yardım istiyordu ama müdire annesi sadece izliyordu.

Küçük, çelimsiz kız her ne kadar onun ellerini tırmalayıp

ona güçsüz tekmeler savursa da bunların hiçbiri kesinlikle bir

işe yaramamıştı. Kız çocuğunun harekeden yavaşladı, yavaş yavaş çırpınmayı bıraktı, artık direnemeyecek kadar yorgun düş­

tüğünü anlaması da uzun sürmedi. Onu bırakıp mavi gözlerine

baktığında küçük kızın attığı çığlık kulaklarında yankılanıp

durdu. Çığlığı öylesine gürdü ki bu ses yatakhanenin duvarları­

na çarpıyor, onun kulaklarında yankılanıyordu. Çığlığı kesildi,

yuvarlak yüzü solgun bir renk aldı ve küçük kız çektiği acı­

ya daha fazla dayanamamış olacak ki bitkince yatağına yığıldı.

Rüyasında gördüğü öcülerden birinin kendisini ziyaret ettiğini

düşünüyordu. Fakat bilinci kapanmadan hemen önce konuşulanları duymuştu.

“Adı ne?”

“Sedef. İlaçlara karşı bağışıklığı çok güçlü, uyanacağını tahmin etmeliydim.”

“Ne demek istiyorsun?”

“Annesi onu doğurmak istemediği için dokuz ay boyunca

ağır ilaçlar kullanmış ancak Sedef, tuhaf bir şekilde bu ilaçlardan etkilenmemiş. İlaçlar ona hiç zarar vermemiş. Doğduğunda

annesi biberondaki sütünün içine bir kutu uyku hapı koyarak

ona içirmiş fakat Sedef, iki gün uyumak dışında ilaçlardan yine

olumsuz anlamda etkilenmemiş. Altı aylık olduğunda ise annesi ondan kurtulmak için onu bir çöp poşetinin içine koyarak,

poşetin ağzını sıkıca bağlayıp çöp kutusuna atmış. Onu havasız bırakarak öldürmeye çalışmış ancak bilileri Sedefin boğuk

çığlığını duyarak onu kurtarmış. O günden beri Sedefburada.”

Müdire, buradaki her çocuğun hikayesini biliyor, hepsi adına

üzülüyordu. Evet, belki para karşılığınmasına izin vermişti ama hepsi hâlâ yaşıyordu. Duyduğu vicdan azabını gidermek için yaralarıyla bizzat ilgilenip onları iyileştirecekti. Onlar en fazla bir hafta içinde toparlanıp eskisi gibi

iyi olacaktı. Yarın sabah herkes çocukların nasıl damgalandığını

merak edecek ama bu gerçeği kimse bilmeyecekti.

Biraz soğuyan mührün kapağını kapatan yabancının gözleri

yataktaki kızı bulunca, “Yankı/ diye fısıldadı. “Bundan sonra

onun adı Yankı,” dedi ve buradaki işini bitirerek çıkıp gitti. Sedef, onu duymuş ve gözlerini yorgunca kapatmıştı.

O gece soğukkanlı bir cani, gelecekte tüm kurbanlarını bulabilmek için damgalamıştı. Bu durum onun için bu oyunu daha

zevkli kılacaktı. Büyümelerine ve yaşamalarına izin vermişti, ta

ki zamanı gelene kadar!

Doğru zamanda, hepsi nerede olursa olsun onları bulacaktı

çünkü mühürlü çocukların her biri artık onun kurbanıydı.

Sedef, o yağmurlu gecede, kolunda yarasa mührüyle yurttanda çocukların damgalan-geçirecek ka-. Fazla oyalandı ını farkyle yurttan basıyordu. Böylece yarasae annesine bakıyor, göz-da çocukların damgalan-yle yurttan. Fazla oyalandı ını farke annesine bakıyor, göz-da çocukların damgalan-geçirecek ka- basıyordu. Böylece yarasa. Fazla oyalandı ını farkyle yurttanda çocukların damgalan-

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.