Evet ama fazla değil mi ya da isim soylu sözcüklerin bir eylem in kalıplaşarak oluştorduğu fiilerdir die sind oder den beri keşfetimdw Ayda den person in it isn't nutritious or something else that will be my favorite person in my heart oh no you won't be able for you try to forget who is your best friend of the world to make you happy for you to be happy with your family and your family and the family of God God bless you with all the best and your family 👪 and your family 👪 and your family and Eylül yağmurları toprakla buluşurken, ellerini paltosunun
cebine koyarak ıslak zemine bastı. Başındaki şapkası karanlık
yüzünü gölgede bırakırken, eski binayı görüp adım atmayı bı
rakmıştı. Menekşe Çocuk Yurdu. Taş duvarlara monte edilmiş
tabelaya uzun uzun bakmaktan kendini alamıyordu. Dudakları kıvrıldığında içini tarifi olmayan bir heyecan sardı, sonunda beklediği gece gelmişti. İlk kurbanını öldürdüğünde aldığı
hazdan ve tatmin olma duygusundan fazlasıydı bu. Yeni bir şey
deneme fikri tıpkı bir yılan gibi zihnine sızmış, ölümcül planlarının ilkini çocukların bedenine kazımak için buraya gelmişti.
Demir kapıyı ittiğinde kulübedeki adamın sandalyesinde
uyuduğunu görünce keyfi yerine geldi. Anlaşılan, Müdire Hanım aldığı paranın karşılığını fazlasıyla vermişti. Çamurlu yoldan geçerek yurdun aralık bırakılmış kapısından içeri girdiğinde ışıkları yakmadan merdivenlere yöneldi. Geleceğini önceden
bilen yaşlı kadın, elindeki şamdanla onu merdivenlerin yukarı
sında bekliyordu. Eski, beyaz geceliğinin üzerindeki ipleri sö
külmüş, siyah şalına sıkıca sarılan kadın, onu görünce korkudan yutkundu fakat bazı şeyleri artık değiştiremeyeceğini o da
biliyordu. Çocuklar zarar görmeyecekti, sürekli kendisine bunu
hatırlatıyordu. Belki de bu, onun kendini kandırma şekliydi fakat bu yalana ihtiyacı vardı. Emekliliğini rahatça edince, bir parmak uzunluğundaki mührün uç kısmını kor ate
şin közüne bastırdı. Mühür ısındıkça, deri eldivenin içindeki
elinde de bir sıcaklık hissediyordu fakat amaçladığı haz, şu anda
yaşadığı bu hafif acıdan çok daha fazlaydı. “Yaşları kaç?” Çatallı
sesi gırtlağından hırıltılar şeklinde çıkarken yaşlı kadın ikinci
kez yutkundu. “Buradaki çocuklar biraz daha büyük. Hepsi
yedi ile on iki yaş arasında ve otuz çocuk var.” Otuz mu? Güldü,
onlar gerçekten onun Yarasaları olmak için yaratılmışlardı.
Isınan demir mührün uç kısmı kırmızılaşınca, diz çöktüğü
yerden doğrularak ona en yakın yatağa yaklaştı. Ranzasında
uyuyan sıska çocuğun tişörtünün sol kolunu boştaki eliyle sı
yırarak aşı izi olan yerine elindeki yarasa mührünü acımasızca
bastırdı. Kızgın mühür çocuğun teniyle buluşunca cızırtılı sesler çıktı ve yanık et kokusu yükselmeye başladı. Ağır bir ilacın
etkisinde olan çocuğun dudaklarından birkaç inilti çıksa da bu,
onu uyandırmaya yetmedi. Bu gece aldığı ilaçlar acısını gizliyordu fakat yarın sabah kolundaki yarayı fazlasıyla hissedecekti.
Havaya yayılan yanık et kokusu yaşlı kadını rahatsız ederken
onu, sadece daha fazla tatmin etti. Canavarlara özgü bir içgü
düyle bundan zevk aldığını gizleyen tek şey, yüzünün yansını
kapatan şapkasıydı. Lâkin kıvrılan dudaklan, yine de onu ele
veriyordu. Mühür soğumadan eğildiği ranzadan uzaklaşa. Arkasında bıraktığı siyah saçlı çocuğun kolu kızarmış, damganın
yuvarlak çemberi teninde dikkat çeken bir yara oluşturmuştu.
Acıyla kaşlarını çatıp, huysuzca yatağında mırıldanırken çektiği
acı rüyasına yansıyor olacak ki dudaklarından belli belirsiz bir
inilti döküldü: “Sedef...”
Kimsesiz çocuklara yaptığı ilk işkence o çocukla sınırlı kalmamış, neredeyse yarım saat boyunca tıpkı bir karabasan gibi
sırasıyla her çocuğu ziyaret etmişti. Her beş çocuktan sonra
mührü tekrar ısıtıp kor haline getiriyor, yaptığı işe ara vermeksizin kızgın mührü çocukların teninedar para ve çocukların güvende olaca ının sözünü almı tı. Tüm
hayatı, ailelerinin sokaklara attı ı çocuklara bakmakla geçmi ti.
imdi ise ya lanıyordu. Ona bakacak kimsesi olmadı ı için en
azından aldı ı parayla emeklili ini rahatça geçirebilirdi, de il
mi? Hem çocukların hiçbirine bir ey olmayacaktı ki. Onlar bu
geceyi hatırlamayacaktı bile. Hayır, diye geçirdi içinden. Onlar
iyi olacak, bu yaptı ım yanlı de il. Her bir çocu un gelece ini
yaktı ını bilmeden çıktı vicdanının muhasebesinden.
Yurda aldı ı yabancının asıl planının korkutucu detayları
aklına bile gelmezdi.
“Bu taraftan.” Müdire Hanım’ı takip ederek koridorda
dümdüz ilerlediler. Dikkat çekmemek için lo ı ıkta attıkları
her adım, ayaklarının altındaki eski fayanslarda küçük tıkırtılar
çıkartıyor, bu da ya lı kadını daha çok tedirgin ediyordu. Nihayet duraksadıklarında çocukların koruyuculu unu yapmayı
bu gecelik bırakan kadın yatakhanenin büyük, ah ap kapısını
gıcırdatarak açtı. Ondan aldı ı ilacı buradaki tüm çalı anlara
bir ekilde içirdi i için etrafta kimse yoktu. Çocuklar bile ilacın etkisiyle a ır bir uykuya dalmı tı. Derin bir nefes alarak
yabancının içeri girmesi için kenara çekilirken son bir kez daha
sı ındı kendisine söyledi i yalana: Onlara bir ey olmayacak.
Yabancı, pe indeki ya lı kadınla içeri girdi inde ranzalarında uyuyan çocukları görmek dudaklarının kıvrılmasını sa ladı.
Bulundu u yerden her birini izlerken, gelece e yönelik korkunç planının temelini atacak olmasının heyecanı vardı üzerinde. Gözleri yanan ömineyle bulu unca, hiç vakit kaybetmeden
ömineye yakla tı. Cebinde duran demir mührü çıkardı. Her
hareketi aceleciydi. Mührü yukarı kaldırıp ucundaki yuvarlak
sembole bakınca keyfi iyice yerine geldi, bu bir juzmsoydı. Kanatlarını iki yana açmı , özgürlü üne do ru uçmak ister gibi
orada duruyordu. Kabartmalı yarasa simgesinin tasarımı, çok
önceden bu gece için hazırlanmı tımührünü sürekli kızgın ateşte ısıtarak tüm kurbanlarını sol kolundan damgalamıştı. içerideki ağır yanık kokusundan dolayı
yaşlı kadın kusmamak için kendisini zor tutarken o, şömineden
çıkardığı mühürle son yatağın yanına gelmişti. Dağılmış saçları
yastığa dökülmüş küçük kız çocuğunun üzerindeki ince askılı
atlet sayesinde kolunu açmakla uğraşmadı. Onun üzerine eğilip sol koluna baktı ve tıpkı diğer çocuklara yaptığı gibi kızgın
mührü onun koluna da bastırdı. Ancak mühür yatakta uyuyan
çocuğun teniyle buluştuğu anda küçük kız çığlık atarak gözlerini açınca afâllamıştı. Bu çocuğun ilacın etkisinde olması gerekiyordu fakat mavi gözlerini irice açan kız, onu tekmeleyerek
kendisini ondan kurtarmaya çalışıyordu. Ağlıyor, minik elleriyle onu itmeye çalışarak avaz avaz bağırıyordu. Burada yanlış
olan bir şeyler vardı, onun da uyuyor olması gerekiyordu.
Henüz yedi yaşında olan Sedef, kolundaki keskin acıyla gözlerini aça. Üzerine eğilmiş bir gölgenin varlığını hissetti. O an
tenindeki acıdan daha büyük olan bir şey varsa o da yatağının
başucunda duran yabancıya karşı hissettiği korkuydu. Nefes
nefese bağırarak ona acı çektiren adamı itmeye çalışıyordu lâkin
küçük bedeninde düşmanını savuşturacak gücü bulamıyordu.
Cam çok yanıyordu, gözyaşları içinde çırpınarak ağlayıp hıç
kırması bu korkunç yabancıyı durdurmuyordu. Islak kirpileri
arasından ona işkence eden kişiyi bulanık görürken kaçmaya
çahşuğı esnada kapının yanında gördüğü yaşlı kadın, korkusunu bir nebze de olsa hafifletti. Ona yardım ederdi, değil mi?
Onu kurtarmak için gelmişti. “Müdire anne!” Onu çivilenmiş
gibi tutan kollardan kurtulmaya çalışırken hıçkırıklar içinde,
“Mü-müdire anne, yardım et!” diye yalvardı. Ağlayarak bir kö
şede durmuş onu izleyen kadından yardım istiyor, ona doğru
gitmek için öne anlıyordu fakat müdire annesi sadece izliyordu.
Neden izliyordu? Neden gelip onu kurtarmıyordu? Korktuğunu, acı çektiğini görmüyor muydu? Sedef korkunun kollarında
boğuşurken ıslak gözlerle hâlâ müdiryaşlan içinde ondan yardım istiyordu ama müdire annesi sadece izliyordu.
Küçük, çelimsiz kız her ne kadar onun ellerini tırmalayıp
ona güçsüz tekmeler savursa da bunların hiçbiri kesinlikle bir
işe yaramamıştı. Kız çocuğunun harekeden yavaşladı, yavaş yavaş çırpınmayı bıraktı, artık direnemeyecek kadar yorgun düş
tüğünü anlaması da uzun sürmedi. Onu bırakıp mavi gözlerine
baktığında küçük kızın attığı çığlık kulaklarında yankılanıp
durdu. Çığlığı öylesine gürdü ki bu ses yatakhanenin duvarları
na çarpıyor, onun kulaklarında yankılanıyordu. Çığlığı kesildi,
yuvarlak yüzü solgun bir renk aldı ve küçük kız çektiği acı
ya daha fazla dayanamamış olacak ki bitkince yatağına yığıldı.
Rüyasında gördüğü öcülerden birinin kendisini ziyaret ettiğini
düşünüyordu. Fakat bilinci kapanmadan hemen önce konuşulanları duymuştu.
“Adı ne?”
“Sedef. İlaçlara karşı bağışıklığı çok güçlü, uyanacağını tahmin etmeliydim.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Annesi onu doğurmak istemediği için dokuz ay boyunca
ağır ilaçlar kullanmış ancak Sedef, tuhaf bir şekilde bu ilaçlardan etkilenmemiş. İlaçlar ona hiç zarar vermemiş. Doğduğunda
annesi biberondaki sütünün içine bir kutu uyku hapı koyarak
ona içirmiş fakat Sedef, iki gün uyumak dışında ilaçlardan yine
olumsuz anlamda etkilenmemiş. Altı aylık olduğunda ise annesi ondan kurtulmak için onu bir çöp poşetinin içine koyarak,
poşetin ağzını sıkıca bağlayıp çöp kutusuna atmış. Onu havasız bırakarak öldürmeye çalışmış ancak bilileri Sedefin boğuk
çığlığını duyarak onu kurtarmış. O günden beri Sedefburada.”
Müdire, buradaki her çocuğun hikayesini biliyor, hepsi adına
üzülüyordu. Evet, belki para karşılığınmasına izin vermişti ama hepsi hâlâ yaşıyordu. Duyduğu vicdan azabını gidermek için yaralarıyla bizzat ilgilenip onları iyileştirecekti. Onlar en fazla bir hafta içinde toparlanıp eskisi gibi
iyi olacaktı. Yarın sabah herkes çocukların nasıl damgalandığını
merak edecek ama bu gerçeği kimse bilmeyecekti.
Biraz soğuyan mührün kapağını kapatan yabancının gözleri
yataktaki kızı bulunca, “Yankı/ diye fısıldadı. “Bundan sonra
onun adı Yankı,” dedi ve buradaki işini bitirerek çıkıp gitti. Sedef, onu duymuş ve gözlerini yorgunca kapatmıştı.
O gece soğukkanlı bir cani, gelecekte tüm kurbanlarını bulabilmek için damgalamıştı. Bu durum onun için bu oyunu daha
zevkli kılacaktı. Büyümelerine ve yaşamalarına izin vermişti, ta
ki zamanı gelene kadar!
Doğru zamanda, hepsi nerede olursa olsun onları bulacaktı
çünkü mühürlü çocukların her biri artık onun kurbanıydı.
Sedef, o yağmurlu gecede, kolunda yarasa mührüyaşlan içinde ondan yardım istiyordu ama müdire annesi sadece izliyordu.
Küçük, çelimsiz kız her ne kadar onun ellerini tırmalayıp
ona güçsüz tekmeler savursa da bunların hiçbiri kesinlikle bir
işe yaramamıştı. Kız çocuğunun harekeden yavaşladı, yavaş yavaş çırpınmayı bıraktı, artık direnemeyecek kadar yorgun düş
tüğünü anlaması da uzun sürmedi. Onu bırakıp mavi gözlerine
baktığında küçük kızın attığı çığlık kulaklarında yankılanıp
durdu. Çığlığı öylesine gürdü ki bu ses yatakhanenin duvarları
na çarpıyor, onun kulaklarında yankılanıyordu. Çığlığı kesildi,
yuvarlak yüzü solgun bir renk aldı ve küçük kız çektiği acı
ya daha fazla dayanamamış olacak ki bitkince yatağına yığıldı.
Rüyasında gördüğü öcülerden birinin kendisini ziyaret ettiğini
düşünüyordu. Fakat bilinci kapanmadan hemen önce konuşulanları duymuştu.
“Adı ne?”
“Sedef. İlaçlara karşı bağışıklığı çok güçlü, uyanacağını tahmin etmeliydim.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Annesi onu doğurmak istemediği için dokuz ay boyunca
ağır ilaçlar kullanmış ancak Sedef, tuhaf bir şekilde bu ilaçlardan etkilenmemiş. İlaçlar ona hiç zarar vermemiş. Doğduğunda
annesi biberondaki sütünün içine bir kutu uyku hapı koyarak
ona içirmiş fakat Sedef, iki gün uyumak dışında ilaçlardan yine
olumsuz anlamda etkilenmemiş. Altı aylık olduğunda ise annesi ondan kurtulmak için onu bir çöp poşetinin içine koyarak,
poşetin ağzını sıkıca bağlayıp çöp kutusuna atmış. Onu havasız bırakarak öldürmeye çalışmış ancak bilileri Sedefin boğuk
çığlığını duyarak onu kurtarmış. O günden beri Sedefburada.”
Müdire, buradaki her çocuğun hikayesini biliyor, hepsi adına
üzülüyordu. Evet, belki para karşılığınedince, bir parmak uzunluğundaki mührün uç kısmını kor ate
şin közüne bastırdı. Mühür ısındıkça, deri eldivenin içindeki
elinde de bir sıcaklık hissediyordu fakat amaçladığı haz, şu anda
yaşadığı bu hafif acıdan çok daha fazlaydı. “Yaşları kaç?” Çatallı
sesi gırtlağından hırıltılar şeklinde çıkarken yaşlı kadın ikinci
kez yutkundu. “Buradaki çocuklar biraz daha büyük. Hepsi
yedi ile on iki yaş arasında ve otuz çocuk var.” Otuz mu? Güldü,
onlar gerçekten onun Yarasaları olmak için yaratılmışlardı.
Isınan demir mührün uç kısmı kırmızılaşınca, diz çöktüğü
yerden doğrularak ona en yakın yatağa yaklaştı. Ranzasında
uyuyan sıska çocuğun tişörtünün sol kolunu boştaki eliyle sı
yırarak aşı izi olan yerine elindeki yarasa mührünü acımasızca
bastırdı. Kızgın mühür çocuğun teniyle buluşunca cızırtılı sesler çıktı ve yanık et kokusu yükselmeye başladı. Ağır bir ilacın
etkisinde olan çocuğun dudaklarından birkaç inilti çıksa da bu,
onu uyandırmaya yetmedi. Bu gece aldığı ilaçlar acısını gizliyordu fakat yarın sabah kolundaki yarayı fazlasıyla hissedecekti.
Havaya yayılan yanık et kokusu yaşlı kadını rahatsız ederken
onu, sadece daha fazla tatmin etti. Canavarlara özgü bir içgü
düyle bundan zevk aldığını gizleyen tek şey, yüzünün yansını
kapatan şapkasıydı. Lâkin kıvrılan dudaklan, yine de onu ele
veriyordu. Mühür soğumadan eğildiği ranzadan uzaklaşa. Arkasında bıraktığı siyah saçlı çocuğun kolu kızarmış, damganın
yuvarlak çemberi teninde dikkat çeken bir yara oluşturmuştu.
Acıyla kaşlarını çatıp, huysuzca yatağında mırıldanırken çektiği
acı rüyasına yansıyor olacak ki dudaklarından belli belirsiz bir
inilti döküldü: “Sedef...”
Kimsesiz çocuklara yaptığı ilk işkence o çocukla sınırlı kalmamış, neredeyse yarım saat boyunca tıpkı bir karabasan gibi
sırasıyla her çocuğu ziyaret etmişti. Her beş çocuktan sonra
mührü tekrar ısıtıp kor haline getiriyor, yaptığı işe ara vermeksizin kızgın mührü çocukların teninemührünü sürekli kızgın ateşte ısıtarak tüm kurbanlarını sol kolundan damgalamıştı. içerideki ağır yanık kokusundan dolayı
yaşlı kadın kusmamak için kendisini zor tutarken o, şömineden
çıkardığı mühürle son yatağın yanına gelmişti. Dağılmış saçları
yastığa dökülmüş küçük kız çocuğunun üzerindeki ince askılı
atlet sayesinde kolunu açmakla uğraşmadı. Onun üzerine eğilip sol koluna baktı ve tıpkı diğer çocuklara yaptığı gibi kızgın
mührü onun koluna da bastırdı. Ancak mühür yatakta uyuyan
çocuğun teniyle buluştuğu anda küçük kız çığlık atarak gözlerini açınca afâllamıştı. Bu çocuğun ilacın etkisinde olması gerekiyordu fakat mavi gözlerini irice açan kız, onu tekmeleyerek
kendisini ondan kurtarmaya çalışıyordu. Ağlıyor, minik elleriyle onu itmeye çalışarak avaz avaz bağırıyordu. Burada yanlış
olan bir şeyler vardı, onun da uyuyor olması gerekiyordu.
Henüz yedi yaşında olan Sedef, kolundaki keskin acıyla gözlerini aça. Üzerine eğilmiş bir gölgenin varlığını hissetti. O an
tenindeki acıdan daha büyük olan bir şey varsa o da yatağının
başucunda duran yabancıya karşı hissettiği korkuydu. Nefes
nefese bağırarak ona acı çektiren adamı itmeye çalışıyordu lâkin
küçük bedeninde düşmanını savuşturacak gücü bulamıyordu.
Cam çok yanıyordu, gözyaşları içinde çırpınarak ağlayıp hıç
kırması bu korkunç yabancıyı durdurmuyordu. Islak kirpileri
arasından ona işkence eden kişiyi bulanık görürken kaçmaya
çahşuğı esnada kapının yanında gördüğü yaşlı kadın, korkusunu bir nebze de olsa hafifletti. Ona yardım ederdi, değil mi?
Onu kurtarmak için gelmişti. “Müdire anne!” Onu çivilenmiş
gibi tutan kollardan kurtulmaya çalışırken hıçkırıklar içinde,
“Mü-müdire anne, yardım et!” diye yalvardı. Ağlayarak bir kö
şede durmuş onu izleyen kadından yardım istiyor, ona doğru
gitmek için öne anlıyordu fakat müdire annesi sadece izliyordu.
Neden izliyordu? Neden gelip onu kurtarmıyordu? Korktuğunu, acı çektiğini görmüyor muydu? Sedef korkunun kollarında
boğuşurken ıslak gözlerle hâlâ müdirmasına izin vermişti ama hepsi hâlâ yaşıyordu. Duyduğu vicdan azabını gidermek için yaralarıyla bizzat ilgilenip onları iyileştirecekti. Onlar en fazla bir hafta içinde toparlanıp eskisi gibi
iyi olacaktı. Yarın sabah herkes çocukların nasıl damgalandığını
merak edecek ama bu gerçeği kimse bilmeyecekti.
Biraz soğuyan mührün kapağını kapatan yabancının gözleri
yataktaki kızı bulunca, “Yankı/ diye fısıldadı. “Bundan sonra
onun adı Yankı,” dedi ve buradaki işini bitirerek çıkıp gitti. Sedef, onu duymuş ve gözlerini yorgunca kapatmıştı.
O gece soğukkanlı bir cani, gelecekte tüm kurbanlarını bulabilmek için damgalamıştı. Bu durum onun için bu oyunu daha
zevkli kılacaktı. Büyümelerine ve yaşamalarına izin vermişti, ta
ki zamanı gelene kadar!
Doğru zamanda, hepsi nerede olursa olsun onları bulacaktı
çünkü mühürlü çocukların her biri artık onun kurbanıydı.
Sedef, o yağmurlu gecede, kolunda yarasa mührümasına izin vermişti ama hepsi hâlâ yaşıyordu. Duyduğu vicdan azabını gidermek için yaralarıyla bizzat ilgilenip onları iyileştirecekti. Onlar en fazla bir hafta içinde toparlanıp eskisi gibi
iyi olacaktı. Yarın sabah herkes çocukların nasıl damgalandığını
merak edecek ama bu gerçeği kimse bilmeyecekti.
Biraz soğuyan mührün kapağını kapatan yabancının gözleri
yataktaki kızı bulunca, “Yankı/ diye fısıldadı. “Bundan sonra
onun adı Yankı,” dedi ve buradaki işini bitirerek çıkıp gitti. Sedef, onu duymuş ve gözlerini yorgunca kapatmıştı.
O gece soğukkanlı bir cani, gelecekte tüm kurbanlarını bulabilmek için damgalamıştı. Bu durum onun için bu oyunu daha
zevkli kılacaktı. Büyümelerine ve yaşamalarına izin vermişti, ta
ki zamanı gelene kadar!
Doğru zamanda, hepsi nerede olursa olsun onları bulacaktı
çünkü mühürlü çocukların her biri artık onun kurbanıydı.
Sedef, o yağmurlu gecede, kolunda yarasa mührüyaşlan içinde ondan yardım istiyordu ama müdire annesi sadece izliyordu.
Küçük, çelimsiz kız her ne kadar onun ellerini tırmalayıp
ona güçsüz tekmeler savursa da bunların hiçbiri kesinlikle bir
işe yaramamıştı. Kız çocuğunun harekeden yavaşladı, yavaş yavaş çırpınmayı bıraktı, artık direnemeyecek kadar yorgun düş
tüğünü anlaması da uzun sürmedi. Onu bırakıp mavi gözlerine
baktığında küçük kızın attığı çığlık kulaklarında yankılanıp
durdu. Çığlığı öylesine gürdü ki bu ses yatakhanenin duvarları
na çarpıyor, onun kulaklarında yankılanıyordu. Çığlığı kesildi,
yuvarlak yüzü solgun bir renk aldı ve küçük kız çektiği acı
ya daha fazla dayanamamış olacak ki bitkince yatağına yığıldı.
Rüyasında gördüğü öcülerden birinin kendisini ziyaret ettiğini
düşünüyordu. Fakat bilinci kapanmadan hemen önce konuşulanları duymuştu.
“Adı ne?”
“Sedef. İlaçlara karşı bağışıklığı çok güçlü, uyanacağını tahmin etmeliydim.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Annesi onu doğurmak istemediği için dokuz ay boyunca
ağır ilaçlar kullanmış ancak Sedef, tuhaf bir şekilde bu ilaçlardan etkilenmemiş. İlaçlar ona hiç zarar vermemiş. Doğduğunda
annesi biberondaki sütünün içine bir kutu uyku hapı koyarak
ona içirmiş fakat Sedef, iki gün uyumak dışında ilaçlardan yine
olumsuz anlamda etkilenmemiş. Altı aylık olduğunda ise annesi ondan kurtulmak için onu bir çöp poşetinin içine koyarak,
poşetin ağzını sıkıca bağlayıp çöp kutusuna atmış. Onu havasız bırakarak öldürmeye çalışmış ancak bilileri Sedefin boğuk
çığlığını duyarak onu kurtarmış. O günden beri Sedefburada.”
Müdire, buradaki her çocuğun hikayesini biliyor, hepsi adına
üzülüyordu. Evet, belki para karşılığınedince, bir parmak uzunluğundaki mührün uç kısmını kor ate
şin közüne bastırdı. Mühür ısındıkça, deri eldivenin içindeki
elinde de bir sıcaklık hissediyordu fakat amaçladığı haz, şu anda
yaşadığı bu hafif acıdan çok daha fazlaydı. “Yaşları kaç?” Çatallı
sesi gırtlağından hırıltılar şeklinde çıkarken yaşlı kadın ikinci
kez yutkundu. “Buradaki çocuklar biraz daha büyük. Hepsi
yedi ile on iki yaş arasında ve otuz çocuk var.” Otuz mu? Güldü,
onlar gerçekten onun Yarasaları olmak için yaratılmışlardı.
Isınan demir mührün uç kısmı kırmızılaşınca, diz çöktüğü
yerden doğrularak ona en yakın yatağa yaklaştı. Ranzasında
uyuyan sıska çocuğun tişörtünün sol kolunu boştaki eliyle sı
yırarak aşı izi olan yerine elindeki yarasa mührünü acımasızca
bastırdı. Kızgın mühür çocuğun teniyle buluşunca cızırtılı sesler çıktı ve yanık et kokusu yükselmeye başladı. Ağır bir ilacın
etkisinde olan çocuğun dudaklarından birkaç inilti çıksa da bu,
onu uyandırmaya yetmedi. Bu gece aldığı ilaçlar acısını gizliyordu fakat yarın sabah kolundaki yarayı fazlasıyla hissedecekti.
Havaya yayılan yanık et kokusu yaşlı kadını rahatsız ederken
onu, sadece daha fazla tatmin etti. Canavarlara özgü bir içgü
düyle bundan zevk aldığını gizleyen tek şey, yüzünün yansını
kapatan şapkasıydı. Lâkin kıvrılan dudaklan, yine de onu ele
veriyordu. Mühür soğumadan eğildiği ranzadan uzaklaşa. Arkasında bıraktığı siyah saçlı çocuğun kolu kızarmış, damganın
yuvarlak çemberi teninde dikkat çeken bir yara oluşturmuştu.
Acıyla kaşlarını çatıp, huysuzca yatağında mırıldanırken çektiği
acı rüyasına yansıyor olacak ki dudaklarından belli belirsiz bir
inilti döküldü: “Sedef...”
Kimsesiz çocuklara yaptığı ilk işkence o çocukla sınırlı kalmamış, neredeyse yarım saat boyunca tıpkı bir karabasan gibi
sırasıyla her çocuğu ziyaret etmişti. Her beş çocuktan sonra
mührü tekrar ısıtıp kor haline getiriyor, yaptığı işe ara vermeksizin kızgın mührü çocukların tenine basıyordu. Böylece yarasada çocukların hdu#bs die sind sind die hat 🧢 was die sind die hat die damgalan-yle yurttanyle yurttane annesine bakıyor, göz- basıyordu. Böylece yarasada çocukların damgalan-yle yurttanda çocukların damgalan-e annesine bakıyor, göz-. Fazla oyalandı ını fark basıyordu. Böylece yarasageçirecek ka-