İçeriğe geç

Evdeki sırlar ve tehlikeler -MAFYA-

Bölüm 9 · 3 dk okuma

Evdeki sırlar ve tehlikeler -MAFYA-

Bölüm 9

Suphe

Kapının kulpu aşağı indi, ahşap kapı yavaşça gıcırdayarak açıldı.

O saniyeler içinde Karan, bir mafya liderinin refleksleriyle hareket etti. Zihnindeki o devasa patlamaya ve yüzünü kaplayan şoka rağmen soğukkanlılığını son anda topladı. Masanın üzerindeki gümüş silahı aldığı gibi çalışma masasının altındaki derin, karanlık boşluğa doğru hızla fırlattı. Silah, halının üzerinde kayarak masanın en arkasına gizlendi. Elindeki kovan parçasını ise avucunun içinde sıkarak cebine attı. Tam doğruluğunda Menekşe ve Nergis içeri adım atmıştı.

"Nergis, silahını masada bıraktın, biri görecek..." sözleri Menekşe’nin dudaklarında dondu.

Odanın ortasında duran Karan’a baktılar. Karan, sanki masadaki bir evrağı inceliyormuş gibi bir elle belini tutuyor, diğer eliyle masanın kenarına dayanıyordu.

Nergis’in gözleri anında masanın üzerine kaydı. Silah ortalıkta yoktu. Keskin bakışları Karan’ın üzerindeki en ufak bir kıpırtıyı, nefes alışını bile süzdü. Nergis’in içindeki o uzun süredir büyüyen şüphe tohumları bir anda alev aldı. Silah masadaydı. Karan buradaydı. Silah şimdi yoktu. Nergis gözlerini hafifçe kısarak masanın altındaki karanlık boşluğa baktı; silahın orada, gölgede durduğunu fark etti.

Karan ise harika bir oyuncu gibi gülümsedi. Yüzündeki o alaycı, umursamaz üvey ağabey maskesini taktı. "Ne silahı Menekşe? Yine ne saçmalıyorsunuz siz?" dedi. "Zımba aramaya gelmiştim ama odan darmadağınık. Masanın altına bir şey düşürmüşsün, onu düzeltiyordum."

Menekşe kaşlarını çattı. Karan’ın tavırlarında bir gariplik sezememişti ama Nergis her şeyi anlamıştı. Ancak Nergis de renk vermedi. Karan’ın bu durumu fark edip etmediğinden kesin olarak emin olmak, onu savaş sahasındaki hareketleriyle izlemek istiyordu.

Nergis soğukkanlılıkla öne çıktı. "Aksesuarlarımdan bahsediyorduk Karan Bey. Yanlış anladınız," dedi buz gibi bir sesle. Masaya yaklaştı, çaktırmadan masanın altına uzanıp silahını aldı ve ceketinin içine gizledi. Gözleri bir an bile Karan’ın üzerinden ayrılmadı.

Karan, "Her neyse, zımba da yokmuş zaten," diyerek odadan çıktı. Koridorda yürürken kalbi göğüs kafesini delercesine çarpıyordu. Cebindeki kovanı sıktı. Resmen Menekşe ve Nergis'ti. Yeraltındaki amansız düşmanı, aynı evde yaşadığı üvey kardeşiydi. Ama şu an saldırma vakti değildi; bu sırrı cebine koyup iki tarafı da içeriden izleyecek, bu tehlikeli oyunu kuralına göre oynayacaktı.

İlerleyen günlerde yeraltındaki savaş tüm hızıyla devam etti. Ancak çatışmaların boyutu şekil değiştirmeye başlamıştı.

Karan, yeraltındaki operasyonlarda adamlarına bizzat liderlik ediyor ama çatışma esnasında gözleri her zaman Menekşe’nin üzerindeydi. Düşman hatlarına düzenlenen bir gece baskınında, Karan dürbünle karşı tepeyi izlerken Menekşe’nin siluetini gördü. Kızın ne kadar cesur, gözü pek ve kusursuz hamleler yaptığını izledikçe içindeki nefret garip bir hayranlığa dönüşüyordu. Onu vurmak için hedefe koyduğu her an, parmağı tetikte donup kalıyordu.

Menekşe de aynı durumdaydı. Karan’ın yeraltındaki adımlarını, adamlarını koruma biçimini ve savaştaki karizmatik liderliğini uzaktan izledikçe ona karşı koyamadığı bir sıcaklık hissetmeye başladı. Nefretle başlayan bu çekim, yerini yavaş yavaş engellenemez bir sevgiye ve tutkuya bırakıyordu.

Bir akşam çatışma sonrası konağa döndüklerinde, evdekiler uyumuştu. Mutfağın loş ışığında karşılaştılar. İkisi de üstlerindeki zihinsel yükle bitkindı.

Karan, tezgahta duran sürahiden bir bardak su doldurup Menekşe’ye uzattı. Bu kez sesinde ne bir alay ne de bir küstahlık vardı. "İç. Yorgun görünüyorsun," dedi yumuşak bir sesle.

Menekşe bardağı alırken parmakları Karan’ın parmaklarına temas etti. Aralarındaki o elektriklenme odayı kapladı. Menekşe başını kaldırıp Karan’ın gözlerine baktı. "Neden bana böyle bakıyorsun Karan?" dedi fısıltıyla.

Karan bir adım yaklaştı. Eli Menekşe’nin beline gitti, kızı kendine doğru çekti. "Çünkü seni anlamaya çalışıyorum 'küçük kardeş'. Ve anladıkça senden uzak duramıyorum," dedi.

Menekşe karşı koyamadı. Başını Karan’ın göğsüne koydu. İki amansız düşman, bir savaşın ortasında, birbirlerinin gerçek kollarında huzur arar gibi sarıldılar. İçlerindeki aşk, nefretle beslenerek büyüyordu.

O sırada Nergis ise karanlıkta tek başına araştırmalarına devam ediyordu.

Karan’ın çatışmalardaki manevralarını, adamlarına verdiği gizli talimatları ve konaktaki hareketlerini anlık olarak takip ediyordu. Nergis, Karan’ın masadaki silahı gördüğünden ve durumu anladığından neredeyse emindi. Ancak bunu Menekşe’ye söylemedi. Çünkü Menekşe’nin Karan’a karşı değişen bakışlarını, aralarındaki o filizlenen aşkı görüyordu.

Nergis, gecenin karanlığında bilgisayar ekranındaki verileri incelerken fısıldadı: "Biliyorsun Karan... Silahı gördün. Ama neden susuyorsun? Ve neden ona öyle bakıyorsun?"

Nergis, Karan’ın bir sonraki hamlesini çözmek ve arkadaşını korumak için gölgelerin arasında bir hayalet gibi iz sürmeye devam edecekti. Savaş sıcaklaşıyor, aşk derinleşiyor ve sırlar patlamaya gün sayıyordu....

Bu bölüm çok karışık ve mantıksız ilerledi gibi ama merak etmeyin duzelticem yorumlarda yardım edin lutfen Cook karışık hem aşk hem savaş hem tutku hem Siri açığa cikmafi çok abartamadim sonucya önemliydi bunu farkındayım ama bu anı şeyde diğer bölümlerde duzelticegime inaniyorum

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.