Şehrin üzerini kaplayan gri bulutlar, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Oteldeki o sisli gecenin ve alkolün getirdiği geçici belirsizliklerin ardından yeraltı dünyası tüm sertliği, acımasızlığı ve soğuk gerçekliğiyle yeniden sahneye çıkmıştı. Artık ne imalı gülüşlere ne de evdeki sahte aile masallarına yer vardı. Şehir, iki büyük güç arasındaki topyekün bir alan savaşına sürükleniyordu.
Menekşe, sabahın erken saatlerinde konaktan ayrılıp yeraltındaki ana karargahına geçti. Yüksek güvenlikli, dış dünyadan tamamen izole edilmiş bu devasa endüstriyel hangarda, haritalar, telsiz frekansları ve ekranlar tıkır tıkır işliyordu. Üzerindeki siyah ağır deri ceket, belinde çelik kılıflarında duran iki adet özel yapım silahı ve gözlerindeki o katı ifade, onun "Menekşe" kod adlı efsanevi mafya lideri olduğunu bir kez daha kanıtlıyordu.
Nergis, masanın üzerindeki haritaları ve şifreli telsiz dökümlerini incelerken Menekşe içeri girdi. Odadaki ortam buz gibiydi.
"Liman bölgesini kaybettikten sonra rakip kartel boş durmadı Menekşe," dedi Nergis, sesindeki profesyonel ciddiyetle. "Doğu yakasındaki silah depolarımıza ve lojistik hatlarımıza eş zamanlı saldırılar düzenliyorlar. Başlarındaki o adam her kimse, yeraltındaki bütün hamlelerimizi önceden tahmin ediyor gibi hareket ediyor. Bu sıradan bir sokak çetesi değil; karşımızda son derece disiplinli, askeri taktiklerle yönetilen bir kartel var."
Menekşe haritanın üzerine eğildi. Parfüm kokusunun yerini barut ve çelik kokusu almıştı. "Bizim sahamıza giren kim olursa olsun bedelini kanla öder Nergis. Bütün adamları alarma geçir. Bugün atacağımız her adım, şehirdeki otoritemizi yeniden perçinleyecek. Acıma yok, taviz yok."
Aynı dakikalarda, şehrin diğer ucundaki yüksek güvenlikli bir gökdelenin altında bulunan yeraltı sığınağında Karan oturuyordu. Karan’ın yüzünde ne akşamdan kalma bir bitkinlik ne de alaycı bir tebessüm kalmıştı. Karşısındaki adamlarına bakarken gözlerinden adeta kıvılcımlar saçılıyordu.
Sağ kolu ve sırdaşı Araz, önündeki tablet bilgisayardan haritaları Karan’a doğru itti. "Patron, 'Menekşe' kod adlı kadının adamları doğu yakasındaki depolarımızı ablaya aldı. Dün geceki liman baskınından sonra geri adım atmak yerine daha da sertleşti. Bu kadın tam bir gözü kararmış."
Karan masaya sert bir darbe indirdi. "O kadın bu şehrin kurallarını çiğnedi Araz. Eğer karşımda durmak istiyorsa, bunun sonuçlarına katlanacak. Bütün ağır silahlı birimleri sahaya sürün. Bu gece yeraltında tek bir yetkili ses kalacak, o da biziz."
Savaşın ilk dalgası, şehrin dışındaki terk edilmiş fabrika bölgesinde koptu. İki tarafın da silahlı konvoyları, yağmurun fütursuzca yağdığı yollarda karşı karşıya geldi.
Menekşe ve Nergis, siyah zırhlı aracın içinden operasyonu bizzat yönetiyordu. Menekşe, elindeki telsizden adamlarına son talimatları verdi: "Kuşatmayı tamamlayın. Tek bir adamının bile oradan canlı çıkmasına izin vermeyin!"
Kurşun yağmuru başladı. Otomatik silahların yırtıcı sesleri gecenin karanlığını bölerken, beton duvarlar kurşun izleriyle delik deşik oluyordu. Menekşe, aracın kapısını açıp bizzat sahaya indi. Yağmurun altında, elindeki iki silahla düşman siperlerine doğru ilerledi. Hamleleri o kadar hızlı, soğukkanlı ve kesindi ki karşısına çıkan her hedef birkaç saniye içinde yere seriliyordu.
Ancak Karan’ın adamları da geri adım atmıyordu. Karan, hattın gerisinde kobra tipi zırhlı bir araçtan çatışmayı yönlendiriyor, adamlarına taktiksel manevralar yaptırıyordu.
Çatışmanın en kızıştığı anlarda Nergis, karargahtaki sistemlerden düşman kartelin iletişim ağını ve liderin sinyal lokasyonunu tespit etmek için yoğun bir araştırma yürütüyordu. Nergis, günlerdir bu rakip kartelin arkasındaki gizli liderin kimliğini çözmek için dijital ayak izlerini sürüyordu. Şifreli sunuculara sızdı, yeraltı borsa hareketlerini inceledi, eski istihbarat kayıtlarını taradı. Ancak ekranın karşısında saatler harcamasına rağmen ulaştığı sonuç hep aynıydı: Veriler tamamen kilitli ve silinmişti.
Nergis öfkeyle klavyeye vurdu. "İmkansız!" diye mırıldandı kendi kendine. "Adam arkasında hiçbir iz bırakmıyor. Tüm dijital kayıtlar hayalet bir şirket üzerinden yürütülüyor. Araştırdığım her yol aynı duvara tosluyor; sıfır bilgi, sonuçsuz kayıtlar!"
Nergis, rakip liderin kimliğine dair hiçbir somut ipucu elde edememenin getirdiği hüsranla haritalara bakarken, zihninde Karan’a dair şüpheler kıvılcımlanmaya devam ediyordu. Fakat elinde tek bir kanıt bile yoktu; aradığı her sorgu sistemi kilitliyor, sonuç hep aynı karanlığa çıkıyordu.
Öte yandan, çatışma hattında olan biteni izleyen Araz da bir gariplik seziyordu.
Araz, çatışma sırasında düşman tarafın (Menekşe’nin ekibinin) kullandığı askeri taktikleri, mevzilenme biçimlerini ve hamle zamanlamalarını dikkatle analiz ediyordu. Araz, yeraltı dünyasındaki her büyük aileyi ve onların dövüş tarzlarını ezbere bilirdi. Ancak karşısındaki organizasyonun disiplini, Karan’ın evindeki ve çevresindeki bazı detaylarla garip bir paralellik gösteriyordu.
Araz, çatışma arasında Karan’ın yanına yanaştı. Yüzü çamur ve barut içindeydi. "Patron, bir şeyler ters gidiyor," dedi, sesindeki derin şüpheyle.
Karan şarjörünü değiştirirken Araz’a baktı. "Ne oldu Araz?"
"Bu kadının adamları bizim hamlelerimizi adeta ezbere biliyor. Dahası, kullandıkları mühimmat serisi ve taktiksel dağılım... Bu kadar profesyonel bir yapıyı bu kadar kısa sürede kim kurabilir? Şehirde bizi bu kadar yakından analiz edebilecek tek bir odak var, o da bizim en yakınımızda duran bir güç olabilir. Olaylar sadece bir rekabet değil; sanki bizi içten dışa tanıyan bir zihinle savaşıyoruz."
Karan kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun Araz? İçimizde ajan mı var?"
"Henüz emin değilim patron," dedi Araz, gözlerini düşman hattına dikerek. "Ama bu olayların arkasındaki detaylar basit bir çete savaşı olmadığını gösteriyor. Sadece kuralına göre oynamıyorlar, bizim kurallarımızı bize karşı kullanıyorlar. Şüphelendiğim şeyler var ama parçaları oturtmam lazım."
Karan soğuk bir sesle yanıt verdi. "Şüphelerini sonraya sakla Araz. Önce bu fabrikayı dümdüz edeceğiz, sonra hesabı keseriz."
Çatışma saatlerce sürdü. İki taraf da devasa kayıplar vermesine rağmen geri adım atmadı. Ağır makineli tüfek sesleri, patlayan bombardımanlar ve siren sesleri tüm bölgeyi inletti. Ne Menekşe ne de Karan geri adım atacak bir yapıya sahipti.
Savaşın sonunda, fabrika alanı tamamen patlamalarla harabeye dönmüştü. İki kartel de mühimmatlarının çoğunu tüketmiş, saha bir nevi pat durumuna gelmişti.
Menekşe, yüzüne sıçrayan kanı ve yağmur suyunu deri ceketinin koluyla sildi. Telsizi eline aldı. "Nergis, adamları geri çek. Bu geceik hedefimizi tamamladık, alan kontrolü bizde."
Nergis telsizden yanıt verdi. "Anlaşıldı Menekşe. Konvoy hazırlanıyor."
Diğer tarafta Karan da Araz’a işaret verdi. "Geri çekiliyoruz Araz. Yaralıları toplayın. Bu sadece ilk raunttu."
İki büyük mafya lideri, arkalarında enkaz haline gelmiş bir savaş alanı bırakarak kendi güvenli bölgelerine çekildi. Yeraltı dünyası bu gece her iki gücün de ne kadar acımasız, ciddi ve yıkıcı olabileceğini bir kez daha görmüştü.
Gecenin sonunda Nergis’in araştırmaları yine sonuçsuz kalmış, Karan’ın arkadaşı Araz’ın zihnine ise olayların akışıyla ilgili ilk ciddi şüphe tohumları ekilmişti. Ancak savaş henüz yeni başlıyordu ve iki taraf da bir sonraki hamle için kılıçlarını daha da bililiyordu.
