Banyodaki krizin ve limandaki kanlı çatışmanın üstünden geçen gece, yerini kasvetli ve sisli bir sabah aydınlığına bıraktı. Konaktaki sessizlik, mutfaktan gelen taze çay ve fırından yeni çıkmış ekmek kokularıyla bozuluyordu. Ancak bu huzurlu evin çatısı altında, iki farklı dünyayı yöneten iki acımasız lider derin uykularından uyanmak üzereydi.
Menekşe, gözlerini açtığında şakaklarındaki zonklama azalsa da hâlâ geçmişin o ağır izlerini hissediyordu. Yatakta bir süre tavana bakıp derin bir nefes aldı. Komodinin üzerindeki saat sabahın dokuzunu gösteriyordu. Banyoda geçirdiği o garip anlar ve limandaki patlama zihninde dönüp duruyordu. Üzerindeki yorgunluğu atmak için hızla kalktı, rahat ama şık siyah kıyafetlerini giyindi. Belindeki kılıfı ve silahları odasındaki gizli bölmeye yerleştirdi.
Aynı dakikalarda yan odada Karan da uyanmıştı. Yataktan kalkarken kaslarının ağrıdığını hissetti. Limanda elinden kaçırdığı o "Menekşe" kod adlı kadın lider, zihnini bir hayli meşgul ediyordu. Banyoda üvey kardeşinin sırtında gördüğü o mor menekşe dövmesini bir anlığına hatırladı ama yine kendi kendine güldü. "Sokakları kan gölüne çeviren o acımasız liderle bizim bu sinirli kız mı? Yok artık," dedi kendi kendine.
İkisi de hemen hemen aynı anda odalarından çıktı. Koridorda yine karşı karşıya geldiler. Geceki o yürüyen enkaz halinden eser kalmamıştı; ikisi de dik duruşlarını ve soğuk ifadelerini takınmışlardı.
Karan, ellerini ceplerine sokarak Menekşe’ye baktı. "Günaydın 'küçük kardeş'. Bakıyorum da geceki uykusuzluğa rağmen hayattasın," dedi.
Menekşe, adımlarını merdivenlere doğru atarken göz ucuyla Karan’a baktı. "Senin o sinir bozucu sesini duyduğuma göre maalesef gün pek de aydınlanmamış Karan," dedi.
"Ağzından bir kere de tatlı bir söz çıksa şaşıracağım zaten," dedi Karan, onun arkasından merdivenleri inerken.
Salona indiklerinde kahvaltı masası çoktan hazırlanmıştı. Baran amca gazetemi okuyor, Menekşe’nin annesi ise çayları dolduruyordu. İki üvey kardeş masaya geçip karşı karşıya oturdular.
Annesi gülümsedi. "Günaydın çocuklar. Gece çok geç geldiniz, ikiniz de çok yorgun görünüyordunuz," dedi.
Baran amca gazetesini indirip ikisine baktı. "Evet, şirket işleri bu kadar yoğun mu gerçekten? İkiniz de sanki cepheden dönmüş gibisiniz," dedi şakayla karışık.
Menekşe ve Karan aynı anda birbirlerine baktılar. Gözlerinde anlık bir şimşek çaktı.
Menekşe tabağına bir zeytin alırken soğukkanlılıkla yanıt verdi. "Bazı pürüzler vardı Baran amca. Gece o pürüzleri temizlemekle uğraştık," dedi.
Karan ekmeğine yağ sürerken çarpık bir gülümsemeyle lafa girdi. "Evet babacım, pürüzler büyüktü. Ama merak etme, pürüzü çıkaranlar bedelini ödeyecek. Tabii elimizden kaçan küçük pürüzler de oldu ama yakın zamanda kökünü kazıyacağım," dedi doğrudan Menekşe’nin gözlerinin içine bakarak.
Menekşe masanın altındaki bacağını hafifçe salladı. Karan’ın bahsettiği "pürüzün" yeraltındaki o çatışmayla ilgili olduğunu anlamıştı ama Karan’ın kendisinden bahsettiğini elbette bilmiyordu. "Bazen kendinden çok emin olmak insanı kaybettirir Karan. Büyük konuşmamak lazım," dedi masadaki reçel kavanozuna uzanırken.
Karan reçel kavanozunu tam Menekşe’nin eli uzandığı an kendi tarafına çekti. "Kendimden emin olmasam bu masada oturuyor olmazdım," dedi.
Menekşe çatalını masaya hafifçe ama sert bir şekilde bıraktı. "O reçeli bana uzatır mısın Karan? Yoksa o kavanozu sana yedirmemi ister misin?" dedi fısıltılı ve tehlikeli bir tonla.
Annesi hemen araya girdi. "Menekşe! Abinle düzgün konuş kızım."
Karan zafer kazanmış bir edayla kavanozu Menekşe’ye doğru kaydırdı. "Buyur küçük kardeş, afiyet olsun. Tatlı ye ki belki dilin biraz yumuşar," dedi ve hafifçe kıkırdadı.
Tam o sırada konağın dış kapısının zili çaldı. Hizmetçi kapıyı açtığında içeriye uzun boylu, deri ceketli, keskin bakışlı genç bir adam girdi. Bu adam, Karan’ın yeraltı dünyasındaki en yakın arkadaşı, sağ kolu ve sırdaşı olan Araz’dı.
Baran amca Araz’ı görünce gülümsedi. "Ooo Araz, hoş geldin oğlum. Geç masaya, bir çay iç," dedi.
Araz saygıyla başını eğdi. "Hoş bulduk Baran amca, sağ olasın. Ben Karan’ı almaya geldim, acil bir işimiz var da," dedi. Araz’ın gözleri masadakileri tararken, kapının girişinde bekleyen diğer kişiye takıldı.
O sırada içeriye, Menekşe’nin durumunu kontrol etmek ve onu şirket bahanesiyle mekâna götürmek için gelen Nergis girmişti.
Nergis ve Araz kapının ağzında tam anlamıyla kafa kafaya geldiler. İkisi de aniden duraksadı. Araz, Nergis’in soğuk, güçlü ve kendinden emin duruşundan etkilendiğini belli etmemeye çalışarak bir adım geri çekildi.
Nergis ise Araz’ı baştan aşağı süzdü. Keskin zekası ve analiz yeteneği hemen devreye girmişti. Araz’ın duruşu, ceketinin altındaki gizli kabarıklık (silah kılıfı) ve ellerindeki barut lekeleri Nergis’in gözünden kaçmadı. Bu adam bir iş insanı değildi; tıpkı kendileri gibi tetikçi veya bir kartelin üst düzey adamıydı.
Araz hafifçe gülümsedi. "Öncelik bayanların," dedi alaycı ama nazik bir tonla.
Nergis gözlerini hafifçe kısarak Araz’a baktı. "Teşekkürler," dedi soğuk bir sesle ve yanından geçip salona yürüdü.
Menekşe ayağa kalktı. "Nergis, geldin mi? Ben de çıkıyordum," dedi.
Karan da ayağa kalktı, Araz’ın yanına doğru yürüdü. Araz, Karan’ın kulağına eğilerek fısıldadı. "Patron, limandaki o mevzuyla ilgili önemli bir gelişme var. Mekâna geçmemiz lazım," dedi.
Nergis, masanın kenarında dururken Araz’ın Karan’ın kulağına fısıldamasını ve Karan’ın yüzündeki o ciddileşen ifadeyi çok net bir şekilde gözlemledi. Zihninde küçük bir şüphe kıvılcımı çaktı: Karan ve bu adam... Dün geceki çatışmanın olduğu saatlerde tam da liman bölgesindeki hareketlilikle aynı zamanda ortadan kaybolmuşlardı.
Nergis içinden, "Bu sadece bir tesadüf mü, yoksa başka bir şey mi?" diye düşündü. Ancak henüz elinde somut hiçbir kanıt yoktu. Menekşe’yi boş yere telaşlandırmak veya yanlış bir yönlendirme yapmak istemediği için bu şüphesini şimdilik kendine saklamaya karar verdi.
Araz, dışarı çıkarken son bir kez dönüp Nergis’e baktı. Nergis de ona sert ve şüpheci bir bakış fırlattı. İkisi arasındaki bu ilk temas, ileride patlayacak büyük bir fırtınanın ve çekimin habercisiydi.
Karan ve Araz konaktan ayrılırken, Menekşe ve Nergis de kendi araçlarına doğru yürüdüler. Araçlarına bindiklerinde Menekşe derin bir nefes verdi.
"Şu Karan tam bir baş belası," dedi Menekşe direksiyona vurarak. "Adam her fırsatta sinirlerimi zıplatmayı başarıyor."
Nergis arabayı çalıştırırken yan gözle Menekşe’ye baktı. Zihninde Karan ve Araz’ın o garip halleri dönüp duruyordu ama söz verdiği gibi renk vermedi. "Sakin ol Menekşe. Şu an odaklanmamız gereken daha büyük bir sorunumuz var. Limandaki o saldırının arkasındaki güç kim, onu bulmamız lazım," dedi.
Menekşe gözlerini kararttı. "Bulacağız Nergis. Ve bulduğumuzda, o limanı onlara zindan edeceğiz," dedi.
İki taraf da kendi mekânlarına doğru harekete geçerken, hem evdeki eğlenceli ve gerilimli kedi-köpek kavgası devam ediyor hem de yeraltındaki o kanlı savaşın çemberi giderek daralıyordu. Nergis’in zihnindeki şüphe tohumları ekilmişti ve bu tohumların meyve vermesine daha zaman vardı.