10. Bölüm — Evde Biri Daha Var
Sabah olduğunda ev hiç olmadığı kadar sessizdi.
Gökçe gözlerini açtığında ilk baktığı yer ayna oldu.
Ayna hâlâ oradaydı.
Ama artık sıradan bir aynaydı.
İçinde yalnızca Gökçe’nin yansıması vardı.
Elif gitmişti.
Gökçe birkaç gün boyunca ondan haber alamadı. Sonra kapısının altından küçük bir zarf buldu.
İçinden bir kart çıktı.
“Korkma. Bu kez gerçekten dışarıdayım.”
Altında bir adres vardı.
Elif, şehirden uzakta küçük bir kasabaya yerleşmişti. Kendi adına bir ev kiralamış, çiçeklerle dolu küçük bir bahçe kurmuştu.
İlk kez kendi seçtiği kıyafetleri almış, pazara gitmiş, yağmurda yürümüş ve denizi görmüştü.
Gökçe her mektubunu okuduğunda gülümsüyordu.
Bu sırada yayınevindeki hayatı da değişmişti.
Orada tanıştığı Mert’le önce arkadaş olmuşlar, sonra birbirlerine âşık olmuşlardı.
Bir yıl sonra Gökçe, aynı eski evin salonunda gelinliğinin içinde duruyordu.
Annesi saçlarını düzeltirken babası kapının önünden seslendi:
“Hazır mısınız? Nikâh memuru bekliyor!”
Annesi gülerek cevap verdi:
“Bir dakika! Kızımı sana öyle kolay vermiyoruz!”
Gökçe kahkaha attı.
Kapı açıldı.
Elif içeri girdi.
Bu kez aynadan çıkmamıştı.
Kendi ayaklarıyla gelmişti.
Elinde küçük bir çiçek buketi vardı.
Gökçe ona sarıldı.
“Geleceğini biliyordum.”
Elif gülümsedi.
“Senin nikâhını kaçırır mıyım?”
Nikâh başladığında Gökçe’nin yanında iki kişi vardı.
Biri annesi.
Diğeri Elif.
“Şahitler?”
Elif elini kaldırdı.
“Ben.”
Gökçe’nin gözleri doldu.
Nikâh memuru son imzayı attığında alkışlar yükseldi.
O gece herkes gittikten sonra Gökçe bir kez daha aynanın karşısına geçti.
Kendi yansımasına baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Evde biri daha var mı?”
Ayna sessizdi.
Gökçe arkasından gelen Mert’in kollarına yaslandı.
“Yok,” dedi.
“Artık yalnız değilim.”
Aylar sonra annesiyle babası onları ziyarete geldi.
Elif de bazen kasabadan çıkıp uğruyor, saatlerce mutfakta oturup kahve içiyordu.
Eski ev artık korkutucu değildi.
Sadece bir evdi.
Ama Gökçe bazen geceleri saat 02.41’de uyanıyordu.
Aynaya bakıyor ve çok hafif bir gülümseme görüyordu.
Belki kendi yansımasıydı.
Belki de bir hatıra.
Ama artık korkmuyordu.
Çünkü bazı insanlar hayatınıza korkutmak için değil…
sizi kendi hayatınıza geri döndürmek için girerdi.
Ve Gökçe artık biliyordu:
Evde biri daha vardı.
Ama o artık aynanın içinde değildi.
Hayatın içindeydi.
