İçeriğe geç

EV

Bölüm 1 · 5 dk okuma

EV

Bölüm 1

1.BÖLÜM:

Boynumu tutan elleri üzerimden çekmeye çalıştım. Tekmeler attım, ellerimle başına vurmaya çalıştım, hiçbirini isabet ettiremedim. Görüşüm bulanıklaşmaya, nefesim kesilmeye başladığında bile hala ellerimi boynumla onun güçlü elleri arasına sokup gevşetmeye boynumdan ayırmaya çalışıyordum. Saat geç olmuştu. Çığlık atamıyordum, kimse beni duyamazdı. Alnım terlemiş, yanaklarım kızarmıştı. Dudaklarım titriyordu hayatımda hiç bu kadar korkmamıştım. Tam bu sırada kapı yavaşça gıcırdadı ve içeri o girdi. Ay ışığı yüzünde bembeyaz parladı, koyu kumral saçları karanlıkta kömür rengindeydi. Yorgunluktan şişmiş gözleri hayretle bir anlığına gözlerimin içine baktı sonrada beni sıkıştıran adama. Masanın üzerindeki bıçağı aldığını bir anlığına görmüştüm. Her şey çok hızlıydı, evet. Ama bağırabilirdim; yapma beni kurtarma, hayatını benim için mahvetme, diyebilirdim. Ama insanoğlu işte. İş kendine geldi mi gözü kimseyi görmüyordu, en sevdiklerini bile. Boynumu tutan eller gevşedi. 1.BÖLÜM “Cinayete kurban edilen Zafer Zorlu’nun katili olduğu sanılan zanlı tutuklandı. Ailesi…” “Hava durumu bugün…” “Dünkü maçta elenenler arasında…” “Şu kumandayla oynayıp durma artık!” “Seni ilgilendirmiyor izlemiyorsun bile.” dedi Mete tekrar kanalı değiştirerek. Sinem elindeki kalemi açık kitabın sayfaları arasına bıraktı. “İzlemiyorum ama sesini duyuyorum. Her değiştirdiğinde dikkatim dağılıyor. Çocuk kumandayla tekrar oynadığında bu sefer Sinem, “Bırak artık!” diye bağırıp kumandayı almak için Mete’nin yattığı çekyata gitti. Çocuk kızın sinirli yüzünü görünce son kez kanalı değiştirip çekyatta cenin pozisyonunda yatıp kumandayı bağrına sıkıca bastırdı. Sinem sinirle kumandayı almaya uğraşıyordu ama çocuk çok sıkı tutuyordu. “Ya, git kütüphanede çalış neden keyfimi bozuyorsun!” Kızın çekmeye çalıştığı kumandanın ellerinden kurtulacağını anlayınca yüzüstü yatıp kumandayı karnı ve çekyat arasında hapsetti. “Hadi al da göreyim.” Kız sinirle kollarını belinde birleştirdi. “Kütüphane çok sessiz dikkatim dağılıyor. Senin yüzünden yine kimyadan düşük almak istemiyorum.” Çocuk hayretle yüzünü çekyattan kıza çevirdi. “Kütüphanede dikkat dağılması da neymiş? Düşük alıp sonra beni sorumlu tutamazsın.” Kızın ağzı hayretle açıldı, beyaz yüzü pespembe oldu. “Düşük alıp sorumlu beni tutmada ne demek? Bütün gün son ses televizyonu açıp çekyatta yattın ve benden yüksek aldın!” Çocuğu kollarından çekiştire çekiştire çekyattan ittirdi. “Ahmett! Yardım et ne yapıyor bu kız?” diye Mete Ahmet’ten yardım istese de boşaydı. “Beni sakın karıştırma Mete çok yoruldum sizden. Her gün başka bir sorun yahu.” “Senem bari sen bir şey söyle bu kadarı da şiddet artık. Rahat rahat televizyon izleyemeyecek miyiz?” “Yarın sınavımız varken ne kanalı ne televizyonu Mete. Bizimde çalışmamız lazım.” Sinem haklı bulunmanın gururuyla kocaman gülümsedi. Kumandayı Mete’nin gözüne gözüne sallayıp büyük bir zevkle televizyonu kapattı. “Al işte Senem ya, sende hep Sinem’i tutuyorsun.” Senem’in gülen yüzü silindi. Kaşları dargın bir ifadeyle çatıldı. “Bu ne demek şimdi?” “Bir şey demek değil alınma hemen.” Mete konuşmalarına dikkat etmeyen bir söylediğini iki kere düşünmeyen birisiydi. Senem ise her söyleneni düşünür her söylenene dikkat ederdi. Mete’nin aksine çok hassas ve duygusaldı. Bu farklılık yüzünden birbirlerine bazen dayanamıyor, yoruluyor olsalar da hepsi beraber büyüdükleri için anlaşmanın yolunu az çok bulmuşlardı. Mete Senem’i kırıp dursa da Senem onun söylediklerini daha az düşünüyordu. Mete ise bazen ona çok yorucu ve karışık gelse Senem’i çözmüştü. Kolay kırılıyor ama çabuk da affedebiliyordu. Birkaç dakika sonra gönlünü almak için yanına oturması bile Senem için yetiyordu. Yemek zili kısık bir sesle binanın içinde yankılandı. Çocuklar çok acıkmış olduklarından hemencecik ayaklandılar. Mete Sinem’e ters bir bakış atmış olsa da güzelim püre kokusunu aldığında bütün siniri geçiverdi. Binanın en büyük odası yemek odasıydı. On, on beş tane masa odanın farklı yerlerine dağılmıştı. Hepsinin üzerinde özenle serilmiş farklı renklerde sofralıklar, peçeteler, tuzluklar hatta her masada taze çiçekler bile vardı. Ev’in müdürü Mürşide Hanım babasından sonra yemekhaneyi değiştirmişti. Şimdiki çocukların çoğu bilmezdi ama birçok şey değişmişti. Duvarları korkunç bir yeşil tonundan tatlı bir toz pembeye çevirtmişti. Eskiden her gün masalarda dört beş tuzluk eksik olurdu ama şimdi tuzluğu bırakın peçetenin bile eksik olmasına göz yumulmazdı. Hizmetliler Mürşide Hanım’ın katı kurallarını bildiklerinden çok disiplinli çalışırlardı. Çocuklarda disiplinli yetiştirilirdi. Yatma saatleri, yemek saatleri asla aksamamalı; gece olunca odalardan çıkmamalılardı ve bunun gibi çocukların çok anlamasalar da uymak zorunda oldukları kurallar vardı. Yoksa cezalandırılırlardı. Katı kuralları her ne kadar Mürşide Hanım’ı ters bir insan yapsa da çocukların hepsi onun kişiliğinin derinlerini iyi bilirlerdi. Her birini kendi çocuğu gibi sevip korurdu. Hastalandıklarında gece yanlarında bekler, üzüldüklerinde hemen anlardı. Seneler önce bebeğini düşürmüş ve tekrar çocuk yapmaya cesaret edememişti. Ölen çocuğu için hep kendisini suçlamış, onca seneye rağmen unutamamıştı. Zaten kim unutabilirdi ki? Doğmamış da olsa bir insanın, bir kişi tarafından bu kadar sevilmesi ne kadar tuhaftı. Bu yüzden Mürşide Hanım babası öldükten sonra Ev’i sahiplenmiş ve her zamankinden daha güzel bir yere çevirmek için uğraşmıştı. Bazen çocuklarla arası kötü de olsa, kavga edip küsseler bile hepsi müdürlerini çok severlerdi. Her şeyden önce çok saygı duyarlardı. Mete Senem’in gönlünü almak için masada yanına oturdu. Bir parça ekmeği bölüp Senem’in patates püresiyle doldurduğu tabağa bıraktı. Senem’in yüzü neşeyle parladı. Bu yeterliydi. Bütün yemekhane mis gibi patates püresi ve rosto kokuyordu. Mete, Sinem ve Ahmet bu yemeğe bayılırlar her gün bu yemek için çarşamba gününü iple çekerlerdi. Sonrasında en önce gider sıcacık yemeği tabağın en tepesine kadar doldururlardı. Senem ise rostonun kokusundan hoşlanmazdı. Sevmezdi pek. Çocuklar iştahla yemeklerini yerken Ahmet’in gözü karşı masada birisine takıldı. Ve meraklı bir sesle sordu; “Sude neden oda arkadaşınız olduğu halde sizinle yemiyor. Anlaşamıyor musunuz?” Mete bu soruya katılmadı. “Daha geçen gün akşam hep beraber oturduk neden anlaşamasınlar?” Ve ağzına kocaman kopardığı rostoyu attı. “İğrenç ağzını kapat.” dedi Sinem Mete’ye bakarak. “Hayır anlaşıyor gibiyiz,” duraksadı “anlaşıyoruz ama diğer arkadaşlarıyla daha iyi anlaşıyor olabilir. Çağırmıştık ama bizimle yemeğe gelmemişti. Bizde tekrar çağırmadık.” “Belki sizi sevmemiştir.” dedi Mete şapur şupur ağzındakileri göstererek. Sinem alıngan arkadaşının gözlerini düşünceli görünce yanında oturan çocuğun kafasına vurdu. Yine Senem’in aklına bir şeyler sokmuştu. Senem’in durgunlaştığını gören Mete biraz daha ekmek koparıp kızın tabağındaki bitmemişin yanına yenisini koydu. Senem için bu sefer bir parça ekmek yetmemişti. “Haklı olabilirsin.” dedi Senem tabağına bakarak. Kaşları üzüntüyle havaya kalkmıştı. “Belki de aranızda dışlanmış hissediyordur. Sonuçta o geleli birkaç seneden fazla olmadı belki size alışamamıştır. Ona minik bir hediye verebilirsiniz. Mesela en sevdiği çikolatayı alın mutlu olsun.” diye fikir üretti Ahmet. Kızlar birbirlerine baktılar. İkisi de Sude’nin en sevdiği çikolatayı bilmiyorlardı. Düşününce oda arkadaşları olmasına rağmen Sude hakkında çok az şey biliyorlardı. Bunun için yeterince çabalamadıklarını fark ettikleri için kötü hissedip kendilerini suçladılar. “Bir şeyler yapmalısınız.” dedi Ahmet kızların düşünceli düşünceli bakıştığını fark ettiğinde. Tamam, dediler sakince. Sonrada ne yapabiliriz diye sessizce düşünmeye başladılar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.