Telefonun ekranını açıp kendime çevirdim. Neler olduğunu merak ediyorsunuz değil mi? Tekliflerini kabul ettim ve beni evime geri bıraktılar elime bir telefon bir de her ihtimale karşı takip cihazı verdiler. Sanırım kaçma ihtimalim olduğunu düşünüyorlar... Pek emin değilim bu konuda maalesef. Neyse işte o yanlarındaki kadının isminin İlke olduğunu öğrendim. Telefonumu açar açmaz mesajlara girdim.
Ben:
İlke müsaitsen biraz konuşabilir miyiz?
Anında çevrimiçi olması beklediğim bir şey değildi açıkçası, mesajımı görür görmez anında geri dönüş yapması müsait olduğu anlamına geliyordu.
İlke:
Müsaitim Lâlin bir sorun mu var?
Sanki görebilecekmiş gibi hayır anlamında kafamı salladım. Görmediğini hatırlayınca mesaj yazmaya devam ettim.
Ben:
Hayır bir sorun yok sadece... Biraz sohbet etmek istedim eğer müsait değilsen...
İlke:
Maalesef şuan o kadar da müsait değilim ben sana daha sonra yazsam sorun olur mu?
Ben:
Yok hayır niye sorun olsun iyi çalışmalar sana
İlke:
Sana da aynı şekilde... Yarın İzmir'e gidiyormuşsun bu arada
Ben:
Evet, Miran'ın en son görüldüğü yer İzmir Ballıkuyu'da görülmüş
İlke:
Heyecanlı mısın?
Ben:
Yok da... Nasıl desem ilk defa şehir dışına çıkacağım biraz korkuyorum haliyle...
İlke:
Pek bir değişim olmuyor insan yüzleri ve mekan değişiyor sadece gün geçtikçe alışıyorsun merak etme
Ben:
Daha önce böyle bir durum yaşamış gibi konuşuyorsun.
Heyecanlı değildim ama içimde garip bir his vardı sanki bir şeyler olacakmış gibi kötü hisler. Bunu söylemek ve İlke'yi daha fazla meşgul etmek istemiyordum. Ben de susmayı tercih ettim.
İlkem:
Daha önce birkaç kere şehir değişikliği yaptığım oldu maalesef. Memleketimde olmak isterdim ben de Kırşehirliyim aslen.
Neyse gitmem gerekiyor işler beni bekliyor sonra konuşuruz
Mesajına kalp bırakıp onu onayladım. Daha sonra Yiğit Alp'e mesaj atmak için numarasını çevirdim.
Ben:
Göreve ne zaman başlıyorum?
Karşıdan bir süre mesaj gelmedi ben de telefonu kenara koyup su içmek için mutfağa gittim. İşte en büyük hatayı o zaman yapmıştım... Çeşmeden su doldururken karşıma bir adam çıktı yüzü gözü kanlar içinde gözlerinin yerinde iki siyah çukur olan bir adam elinde bir bıçakla bekliyordu tam karşımda.
"Sen ona yardım etmedin." Dedi sesi kalın ve ruhsuzdu hayal olamayacak kadar gerçek görünse de buda bir hayaldi. Yani ben en azından öyle olmasını umuyordum. Ses gittikçe yükselmeye devam etti. Ne kadar "Benim bir suçum yok ben bir şey yapmadım!" Desemde beni dinlemedi ve devam etti dizlerimin üstüne çöktüm önce daha sonra kulaklarımı ve gözlerimi kapatıp duvara yaşlandım dizlerimi çekebildiğim kadar kendime çektim. En son kendime geldiğimde gözümden yaşlar akıyordu ve aynı şeyleri sayıklıyordum. "Yemin ederim ben bir şey yapmadım!" Defalarca ama defalarca söylüyordum geçmiş bir türlü yakamı bırakmıyordu...
Telefonumun bildirim sesi beni kendime getirmişti aslında telefonuma bildirim geldiğinde bütün sesler susmuştu. O adam aniden ortadan kaybolmuştu... Korkuyla oturma odasına geri döndüğümde telefonuma sarıldım.
+90 545 *** ** **:
Af buyrun kimsiniz? Ne görevinden bahsediyorsunuz?
Ben:
Yiğit Bey ben Lâlin hani sizin verdiğiniz görevden bahsediyorum.
+90 545 *** ** **:
Ne Yiğit'i siz benimle maytap mı geçiyorsunuz hanımefendi? Size numaramı kim verdi?
Ben:
Yiğit Bey bana numarayı zaten siz kendiniz verdiniz. Lütfen dalga geçmeyi bırakın bu hiç hoş değil!
+90 545 *** ** **:
Asıl siz benimle dalga geçiyorsunuz hanımefendi benim adım Ege iki saattir bana Yiğit deyip duruyorsunuz!
Ege? Hemen rehbere girip Yiğit'in ismi var mı diye baktım... Tam olarak oradaydı ve koca harflerle 'AMİR' yazıyordu. O zaman ben kime yazıyordum? Ege denen bu adam da kimdi?
