Bade sandalyesinden hafifçe doğruldu, bardağını aldı ve pencerenin önüne yürüdü. Camın dışındaki sokak sessizdi, yaz sabahına özgü bir rehavet vardı. Elinde tuttuğu çay bardağını çevirdi bir süre, konuşmadan. Barkın masasını toplamaya başlamıştı ama gözleri hâlâ Bade’deydi.Bade (arkasını dönmeden):“Normalde kahvaltıdan sonra uyurum… ama bugün uyumayacağım.”Barkın (omlet tavasını lavaboya koyarken):“Yumurtadan mı korktun, yoksa ev arkadaşın seni irkiltip kaçırdı mı?”Bade (hafifçe gülümser, ama yüzü hâlâ camda):“Şimdilik sadece gözlemliyorum. Kaçmak için erken.”Barkın:“Bu iyi bir şey mi kötü mü anlayamadım.”Bade (döner, bardağını masaya bırakır):“İnsanları hemen tanımam. Hele birlikte yaşanacaksa… dikkatli olmak gerek.”Barkın başını salladı.Gözleri Bade’nin bakışlarına karşılık verdi ama hâlâ mesafeyi koruyordu.Barkın:“Aynı evde olmak samimiyeti zorunlu kılmaz.Ama dürüstlüğü gerektirir.O yüzden ilk dürüstlük benden olsun…Kahvaltıyı hazırlarken iki defa omleti yaktım. Ve bir tabak kırdım.”Bade kaşlarını hafif kaldırdı.“İtiraf kabiliyeti, erkeklerde nadir görülen bir özellik.İyi not ettim.Ama notlarım kolay silinmez, haberin olsun.”Barkın ellerini tezgâha dayadı, hafif eğilerek:“Peki sen? Senin dürüstlüğün ne zaman gelir?”Bade (cümleyi yavaş söyler, adımlarını odasına doğru atarken):“Benim dürüstlüğüm… ihtiyacın olduğu anda gelir.Öncesi… sadece fragman.”Bade odasına doğru yürüdü.Kapısını kapatmadı ama aralık bıraktı.Kapanmayan kapılar da bazen açılmış sayılırdı.⸻Ev sessizleşti.Barkın tezgâha yaslanmış, hâlâ pencerenin kenarında bıraktığı çay bardağına bakıyordu.
Bade, odasından döndüğünde elinde ince bir defter vardı. Kapağı koyu bordo, kenarları hafif yıpranmıştı ama belirgin bir özenle saklanmıştı. Barkın hâlâ çaydan son yudumu içiyordu. Bade usulca yaklaştı, defteri masaya koydu. Bade: “Bunu her zaman yanımda taşırım. İyi ya da kötü… ne yaşadıysam buraya yazarım. Çünkü bazı şeyler, sadece kelimelerle netleşir.” Barkın deftere baktı, kapağına dokunmaya çekindi. “Bir tür günlük mü?” Bade (hafif tebessümle): “Günlük demek çok basit olur. Bu… benimle yaşayan bir şey. Bazı insanlar dertlerini söyler, ben yazarım. Sen hangisisin?” Barkın: “Ben genelde tutarım. Ama sonra… bazen bir gece yarısı hiç tanımadığım birine her şeyi anlatmak isterim. Ve sabah pişman olurum.” Bade (göz teması kurarak): “O yüzden defterler yargılamaz. Ama insanlar… sabah olunca değişir.” Sessizlik birkaç saniye sürdü. Sadece saat tik tak yapıyordu. Sonra Bade sandalyesinden kalktı, tabakları toplamaya başladı. “Haydi kalk. Bu kadar felsefe yeter. Şimdi biraz emek zamanı. Ortak yaşam, ortak bulaşık demektir.” Barkın gülerek yerinden kalktı. “Emir telakki ettim.” ⸻ Mutfakta ikisi yan yana bulaşık tezgâhının önündeydi. Bade yıkıyor, Barkın kuruluyordu. Aralarında alışılmadık bir uyum vardı. Her harekette ritim, her duraksamada sessiz bir eğlence. Barkın eline köpüklü bir bardağı aldı, fazla bastırınca elinden kaydı, ama son anda tuttu. Bade: “Yemin ederim bir tabak daha kırarsan, seni camla beslerim.” Barkın: “Bu sabah zaten zar zor geçmiştim senden. Bulaşıkla gömülmeyelim, ne olur.” Bade (gülerek): “Annem olsa çoktan sinir krizi geçirirdi. Geçen ay bizim evde bulaşık makinesinin filtresi tıkanmış… Kadın ‘Ben evimde çürük insan enerjisi istemiyorum!’ deyip adaçayıyla makineye tütsü yaptı.” Barkın (kahkaha atarak): “Ciddi misin?!” Bade: “Yeminle! Sonra filtreyi bana açtırdı. Bildiğin makineye nazar duası okuttu. Ben de mühendislik okusaymışım dedim.” Barkın: “Bizimkiler makineyi dokunulmaz sayar. Babam ‘bulaşık makinesi, evin kutsalıdır’ der. Bir kere bulaşık koyarken kaşığı ters yerleştirmişim, annem beni üç gün boykot etti.” Bade (gülerken elindekini bırakarak): “Ters kaşık… annen sayko çıkmış.” Barkın: “Kendisi ‘organize mutfakçılar derneği’ kurmuş olabilir.” Bade: “O zaman annemi de alalım… Gizli cemiyet kurarız: ‘Bulaşıkçılar ve Ruhani Filtre Temizleyicileri Cemiyeti’.” Gülüşmeleri mutfağı doldurdu. İlk kez gerçekten rahatlamışlardı. Aralarındaki tüm o ölçülü, dikkatli mesafe… o anda köpüklerin içinde biraz çözülmüştü. ⸻ Bade ellerini kurularken sordu: “Burayı biraz daha ev gibi hissettirmek için ne gerek?” Barkın: “Bir şey mi eksik sence?” Bade: “Duvarda bir tablo. Salonda bir bitki. Ve… belki mutfakta asılı duran, içinde hiçbir tarif yazmayan eski bir defter.” Barkın: “Sadece dursun diye mi?” Bade: “Evet. Çünkü bazı boş sayfalar… dolu olanlardan daha çok şey anlatır.” ⸻ İç Ses – Barkın Bir defter getirdi, içini açmadı. Ama en az onun kadar karışık başka bir şey açtı: O defteri gördüğüm an, onun hakkında düşünmeye başladım. Şimdi ise… bulaşık köpüğünün içindeyiz ama kafam hâlâ o bordo kapakta.