İçeriğe geç

Ev arkadaşım

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Ev arkadaşım

Bölüm 3

“saat kaç oldu”

BÖLÜM 3 – “Saat Kaç Oldu!” Bade, fakültenin kütüphanesine yakın küçük çalışma odasında, üç yeni sınıf arkadaşıyla birlikte ders çalışıyordu. Masada notlar, fosforlu kalemler, üç kahve bardağı ve açık bir anatomi kitabı… “Şurası femur başı değil mi?” diye sordu Duru, kalemiyle kemik yapısını işaret ederek. “Femur başı evet ama asıl dikkat etmen gereken buradaki boyun kısmı,” dedi Bade hızlıca. “Çünkü femur boynu kırıkları yaşlılarda çok tehlikeli. Kan akımı bozulur, iyileşmesi de sıkıntılı olur.” Yiğit notlarını karıştırdı, gözlerini kıstı. “Şu arterin adı neydi? Şey… femoral bir şey?” “Medial circumflex femoral arter,” dedi Bade gözünü bile kırpmadan. “Kan akımı bununla sağlanıyor. Eğer o giderse… kemik gider.” Duru gözlerini devirdi. “Yemin ederim robot gibisin Bade. Ne ara ezberledin bunları?” Bade omuz silkti. “Ezber değil, görsel hafıza. Hem bilmeden nasıl ameliyat edeceğim ileride?” “Sen direkt operatör modundasın,” dedi Yiğit gülerek. O sırada Bade çantasına uzanıp telefonunu aldı, su içmek için saatine baktı. Ekrana bakınca birden kaşları kalktı. 20:14 Bir an dondu. “Barkın!” İçinden küçük bir çığlık attı. İki saattir evi gezdirmesi gerekiyordu. “Çocuk bekliyordu! Ay ben ne yaptım…” dedi kendi kendine. Telefonu açtı, rehberdeki “Barkın (Ev?)” kaydına bastı. Çalıyor… İki kez… üç kez… “Alo?” “Barkın! Ben… çok özür dilerim. Zamanı fark etmedim. Derste takıldık biraz… Tam gelecektim ama…” Sesi hızlı ama içtendi. İlk kez Bade sesiyle biraz paniklemişti. Barkın kıkırdadı. “Sorun değil. Tıp öğrencisinden başka ne beklenir ki? Ezber bozan olsaydın şaşırırdım.” Bade gülümsedi. “Bir yarım saate çıkabilirim, çok geç değilse tabii…” “Bekliyorum,” dedi Barkın. “Zaten sana çay demledim bile.” ⸻ İç Ses – Bade Off… Daha ilk günden ayıp ettim. Ama hâlâ nezaketle karşılık veriyor. Tatlı biri. Ama bu tatlılığa hemen kapılmamalı. Bir dengeyi tutturmam gerek. Hemen çıkayım, toparlayayım durumu. Bade elindeki trileçe kutusunu mutfağa bıraktı. Yavaş adımlarla evin içinde dolaşırken bir yandan pencereden yansıyan gün batımı ışığıyla parlayan parke zemin dikkatini çekti. Ayakkabılarını çıkarıp salona geçti. Koltuğun yanından geçerken elini deri yüzeyde kısa bir süre gezdirdi. Soğuk ama kaliteli bir dokuydu. Tırnakları temiz, manikürü sade ama şıktı. Kendisi gibi. “Senin zevkin mi? Yoksa aileden mi böyle şık döşeme?” diye sordu. Barkın mutfaktan seslendi: “Annem sadece perdeleri seçti. Geri kalan bana ait. Beyaz duvar istemedim, çok hastane gibi geliyor.” Bade başını salladı. “Mantıklı… Beyaz hem steril hem de duygusuz. Bej ve krem… insanın içini yormuyor. İlginç, senden beklemezdim. Daha… pratik bir stil hayal etmiştim.” Barkın gülerek geldi: “Beklentilerini şimdiden yıktıysam üzgünüm,” dedi. “Hayır. Tam aksine… biraz merak ettirdi,” dedi Bade usulca. Geniş pencereye yöneldi. Camın dışında İstanbul Boğazı’nın silueti uzanıyordu. Güneş suya neredeyse değmek üzereydi. Gün, akşamdan birkaç dakika çalıyordu. Gözlerini manzaradan ayırmadan devam etti: “Manzara fazla iddialı. Bunu hak ettiğine gerçekten inanıyor musun?” Barkın bir an durdu. İlk kez bir soru ona böyle değmişti. “Her sabah aynı şeyi düşünüyorum. Ama galiba… insan bazı yerleri hak etmese bile orada daha iyi biri olabiliyor.” Bade yavaşça döndü. Kafasını hafif yana eğdi. “Derin cümleler… şaşırtıcı. Demek sen sadece not ezberleyenlerden değilsin.” “Sadece anatomiyle geçinmek biraz sıkıcı olurdu,” dedi Barkın. İçerideki hava, çayın buğusuyla birlikte ağırlaşmaya başlamıştı. Sessizlik rahatsız edici değil, dikkat çekiciydi. Bade koltuklardan birine oturdu. Ayağını altına alıp rahatladı. Etrafı izledi: duvarda iki çerçeve – biri İstanbul silueti, diğeri Leonardo da Vinci’nin anatomik çizimlerinden biri. Bir köşede gitar duruyordu. “Sen çalıyor musun gerçekten, yoksa dekor mu?” “Çalıyorum… ama ses sistemine geçmeden önceydi,” dedi Barkın. Bade gözlerini kaçırmadan: “Demek ki ellerin sadece bisturi tutmuyor.” “Bazen müzik de bir tür tedavi.” “Bana klasik bir laf gibi geldi. Ama iyi söyledin,” dedi Bade, göz kırpmadan. Trileçe hâlâ dolapta bekliyordu ama konu tatlıya gelmiyordu. O sırada Bade elini kaldırdı, saçlarını arkaya attı ve sanki fark etmeden sordu: “Evde sigara yasağı var mı?” Barkın başını iki yana salladı: “Sigara zaten yasak… ama senin için yasa esnetilir.” “Cevap 9/10,” dedi Bade gülümseyerek. “Bir puan kırdım çünkü esneklik yeri kişiye göre değişirse tehlikeli olur.” “Ama sen tehlikeyi seviyorsun gibi,” dedi Barkın, göz temasını kaybetmeden. O an, aralarındaki mesafe azalmıştı. Konuşmalar sakin ama alt metinlerle doluydu. Hiçbir şey açıkça söylenmiyor, her şey ima ediliyordu. ⸻ İç Ses – Bade Ev güzel… ama ev sahibinin zihni daha da güzel olabilir. Henüz karar veremem. Ama o gitar… o çerçeve… ve kurduğu cümleler… Kolay çözülmeyecek birini bulmak güzel. Küçük bir oyuna benziyor. Ben bu oyunları severim. ⸻ İç Ses – Barkın Bu kız… evin atmosferini değiştirdi. Sanki odalar onunla yeniden anlam kazandı. Henüz dokunmadı bile hiçbir yere. Ama burada olması… bir şeyleri tetikliyor. Sizce ilk görüşte aşk mı buu yorumlarda buluşalım:)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.