ERON: Balım ağlama.
HİNA: Ama ben ilk defa görüyorum ve, hava onlar için soğuk değil mi?
ERON: Hayır tüyleri onları sıcak tutar.
HİNA: Balım ne demek?
Göz yaşlarını silerken hızla bana döndü, şimdi balımı açıkla Eron.
ERON: Bal ne bilmiyor musun?
HİNA: (Mutsuzca) hayır.
ERON: Arılar yapar, tatlı sarı renkli ve parlaktır.
HİNA: (Sessizce) Arı ne Eron?
Onun kendisini ne kadar kötü hissettiğini anlayabiliyordum, güzel gözlerini ağlarken görmek içimi parçalıyordu.
ERON: Bir çeşit böcek, renkleri sarı ve siyah küçücüklerdir ve arkalarındaki iğneleri ile kendilerini korurlar ve uçarlar.
HİNA: Çok tatlılarmış onlarda, demek balımı onlar yapıyor.
ERON: Hayır Hina balım değil, bal.
HİNA: Ama sen balım dedin.
ERON: Hina bunu unut.
Ayağı kalktım ve hızla o da kalktı.
HİNA: Yani ben senin balın mıyım?
ERON: Anladın mı?
HİNA: (Gülümseyerek) Evet.
ERON: Ama Hina, bizden olmaz.
HİNA: Nasıl yani anlamadım?
ERON: ha çok pardon, tamam sen balımı anladın.
HİNA: Evet onu anladım dedim ya.
ERON: Benim kafam başka bir yere gitti.
HİNA: Hep öyle der misin?
ERON: Balım mı?
Hina parlayan gözleri ile benim gözlerime bakarken kafasını usulca salladı.
ERON: (Fısıldayarak) Tabi, derim.
Onun beline kolumu doladım ve hafifçe kendime doğru çektim.
ERON. Yanımdan sakın ayrılma, tamam mı?
HİNA: Tamamdır.
Birden bacaklarının kitlenmesi beni çok tedirgin ediyordu, bir ara onu hastaneye götürmek istiyordum yoksa onu tek başına dışarı salamazdım.
HİNA: Şimdi nereye gidiyoruz?
ERON: Balım önce benim ufak bir işim var, sonrasında markete gidip dondurma alıcaz.
Başını omuzuma değdirdi ve gülümsedi balım demem gerçekten hoşuna gidiyordu sanırım.
ERON: Normalde araba kullanırdım ama, yürümeye alışman lazım.
HİNA: Hıhım anlıyorum.
Issız, karanlık ve soğuk sokaklarda yürüyorduk ayaklarımızın hizasında hafif bir sis vardı.
HİNA: Eron bunlar ne?
ERON: Sis.
HİNA: Onlar ne?
Gök yüzünü işaret etmişti bu kez, ayın etrafında bulutlar vardı.
ERON: Bulut.
HİNA: İkisi farklı şeyler mi?
ERON: Evet balım.
Kıkırdayıp mutlu mutlu bana bakmaya başladı içimde bir yerde gülme isteği oluşuyordu ama yapamıyordum.
HİNA: Neden gülmüyorsun Eron?
ERON: Gülesim gelmedi.
HİNA: Bence geldi, ama gülmüyorsun.
ERON: Gülmeyi sevmiyorum.
HİNA: O zaman bende gülmeyeyim.
ERON: Gülmeni seviyorum ama.
Büyülenmiş gözlerle bana baktı ve usulca gülümsüyordu.
ERON: Daha önce iltifat falan almandın mı?
HİNA: Bu şekilde değil.
ERON: Anladım.
Biraz daha yolumuza devam ederken karşımıza biri çıktıkça Hina'yı kendime daha çok yakınlaştırıyor, tüm keskin ve soğuk ve bakışlarımı onlara yönlendiriyordum. Bir süre yüksek çığlık sesleri duyulmaya başlamıştı.
HİNA:(Panikle) Eron neler oluyor!
ERON: (Kıkırdayarak) Korktun mu?
HİNA: Hadi kaçalım.
Beni elimden tuttu ve çekiştirmeye başladı, ama bu pek bir işe yaramıyordu.
ERON: Hina sakin ol, güvendesin gelmemiz gereken yer burasıydı.
Biraz olsun sakinlemiş olacak ki yüz ifadesinde rahatlama oldu ve yeniden kolumun yanına doğru geldi, belini yeniden kavradım ve kalabalığa doğru ilerledik. Ateş gösterileri, çılgın seyirciler, yüksek sesli müzik, uyuşturucu satıcıları ve benim krallığım. Hina'ya baktım tedirgince insanlara bakıyordu ve ona bakanlara masumca gülümseyip el sallıyordu. Dövmeli bir adam arkamızdan Hina'ya yaklaştı elinde bıçak vardı, aniden arkamı döndüm ve onun kolunu sıkıca tutup büktüm. Bıçağı yere düşmüştü ve öfkeli gözlerle bana bakıyordu, Hina'nın yüzünde de bir korku ifadesi vardı.
ERON: Senin derini yüzerim.
THORN: Sen mi?
ERON: körsün galiba tanıyamadın.
THORN: Çok iyi tanıdım Eron.
ERON: O zaman kendimi daha detaylı tanıtmak isterim.
THORN: Bende yakından tanımak isterim.
Son kez yüzüme baktıktan uzaklaştı, bende Hina'ya döndüm hızlıca alkış yapıp gülümsedi.
HİNA: Yeni bir arkadaşın olduuu.
ERON: Ha?
HİNA: tanışmak istediniz ya.
ERON: Ben az önce adamı ölüme davet ettim.
HİNA: Nasıl yani?
ERON: Boş ver Hina şimdi görürsün.
Tamam anlamında usulca başını salladı ve küçük adımlarıyla beni takip etmeye devam etti, benim ihtiyarın yanına gittik.
MORGAN: Eron! Hoş geldin evlat.
Kollarını açtı ve bana sıkıca sarıldı.
MORGAN: Seni uzun zamandır görmüyorduk, intihar ettin sandık ama adını duyduk.
ERON: Nerden duydunuz?
MORGAN: Silas'ın adamlarını halletmişsin, ve bu küçük hanımında namını duyduk.
ERON: Ama yeterince duyulmamış anlaşılan, şimdi daha iyi duyurucam.
MORGAN: özlemiştik.
ERON: Morgan senden Hina için en önde ve etrafında kimse olmayacak şekilde korunaklı bir koltuk istiyorum.
MORGAN: Elbette, başka bir isteğin var mı?
ERON: Hayır yok.
Telefonumu çıkardım ve Felix'i aradım.
ERON: Mekanın oraya gel, sana ihtiyaç var.
FELİX: Geliyorum kardeşim.
Telefonu kapattım ve Hina'ya döndüm, etrafı meraklı gözlerle inceliyordu ve gördüğü bir bıçağa parmağının ucunu sürtüp etini kesmişti. Hızla elini çekti ve kaşlarını çatarak bana baktı gözleri dolmuştu.
HİNA: Isırdı.
ERON: Hayır Hina kesildi.
Cebimden bir mendil çıkardım ve parmağına sardım, minicik ince parmakları vardı ve kesildiği için parmağı titriyordu.
ERON: Küçük bir kesik ama ilk defa deneyimlediğin için korkmuş olman doğal.
HİNA: Bıçaklar korkunç.
Hina bir bilsen bende kaç tane bıçak yarası var. . .
ERON: O kadarda değiller.
Hina etrafı incelerken bende Morgan'ın yanına doğru ilerledim ama gözüm hâlâ daha Hina'nın üzerindeydi.
MORGAN: Kim bu kız Eron?
ERON: Benim için değerli biri.
MORGAN: kadınım demişsin.
ERON: Evet öyle.
MORGAN: Bu dünyada onun gibi bir tip daha önce görmemiştim.
ERON: O bu dünyadan değil zaten. . .
Cennetten gelmiş bir melek gibi, hatta belki de melekler onun gibiydi.
MORGAN. Eron beni şaşırtıyorsun, baba olursan şaşırmam.
Aslında bunuda çok istiyordum.
ERON: Abartma Morgan, kızla o derece yakın değilim korumak için kadınım dedim. Onu sevmiyorum.
MORGAN: Ama onu koruyorsun.
İşaret parmağıyla kalbimin üzerini hafifçe vur.
ERON: Ahh, sen tam bir aşk adamısın.
MORGAN: Belki bende aşığımdır.
ERON: Sahi sevdiğin kadından hiç bahsetmedin.
MORGAN: 20 yıl önce oldu, çocuğumuz doğar doğmaz karımı öldürdüler, ve bebeğimizi de aldılar.
ERON: Orospu çocukları.
MORGAN: Sen dört yaşındayken oldu hepsi.
ERON: Bende o sıralar tek takılıyordum, sende biliyorsun.
MORGAN: Bilmez miyim baş belası velet.
Onunla konuşurken aynı zamanda Hina'ya baktım tanımadığım bir kadın yanına doğru gidiyordu ve bende hızla onun yanına gittim.
TERESA: Merhab-
Hina'ya yaklaşmışken onu omzundan itledim.
ERON: Yaklaşma.
TERESA: Oh Eron uzun zaman olmuştu.
ERON: Sen kimsin be?
HİNA: Tanışıyor musunuz?
ERON: Hayır.
TERESA: O geceyi ne çabuk unuttun.
O geceyi şimdi hatırlamıştım.
HİNA: Ne gecesi?
ERON: Önemli değil.
Hina'yı omuzlarından tuttum ve kadından uzaklaştırdım, Teresa ise arkamızdan bağırmakla yetindi.
TERESA: Yatakta çok iyisin Eron.
HİNA: Eron bu iyi bir şey mi?
ERON: Hina bu konuyu merak etme olur mu?
HİNA: Ama çok merak ettim.
ERON: Hina. . .
Şimdi ona kadınla yattım desem kalbi kırılabilir, ama o beni sevmiyor ki. Hayır hayır seviyor eminin hatta aşık çünkü hareketleri bunun işareti.
ERON: Hina o kadın kötü bir kadın, sana videoda izlettiğim şeyleri her erkekle yapıyor bunu şimdide bana teklif etti.
HİNA:(Sinirle) Ona haddini bildiricem!
Hina'nın kaşları çatıldı ve ceketinin kollarını sıvarken kadına doğru ilerledi, onu tutmaya çalışsam da nafile çoktan kadının yanına gitmişti.
HİNA: Hey sen!
TERESA: Ooo kimler gelmiş.
Hina Teresa'ya sert bir tokat attı, parmak izleri onun yanağında çıkmıştı ve elimde olmadan şaşkın bir şekilde güldüm.
TERESA: ne yaptığını sanıyorsun sen!
Teresa'da elini ona karşı kaldırmışken hayal dünyamdan uyandım ve hızla gidip onun kolunu tuttum.
ERON: Bunu aklından bile geçirme.
Teresa sinirle hırladı ve kolunu çekip uzaklaştı bende Hina'ya döndüm, gözlerindeki korku kolayca belli oluyordu.
ERON: Hiç öyle bakma, o tokadı attıktan sonra ben bile korkmaya başladım senden.
HİNA: Bana vurucak sandım.
ERON: ben varken asla, saçının teline bile zarar gelmez.
HİNA:(Gülümseyerek) Teşekkür ederim Eron.
Bana sıkıca sarıldı ve gözlerini kapattı, onun bu uysal, tatlı ve masum halleri çok hoşuma gidiyordu zihnimin her yerine kazıyordum bu anıları.
ERON: Tamam şimdi gidelim hadi.
HİNA: Hadi gidelim.

