İçeriğe geç

ESTERİA

Bölüm 1 · 3 dk okuma

ESTERİA

Bölüm 1

küllerin ardındaki ev

“Bir zamanlar, Esteria’nın sisli ormanlarında bir çocuk ağlamış. Rüzgâr o sesi taşımış, gölgeler duymuş ama kimse bulamamış. Derler ki, her yedi yılda bir o ağlayış geri döner… Ve biri, yanlışlıkla o sesi duyar.” Kahverenginin solmuş tonlarına bürünmüş, bir yanı çökmüş, diğer yanı hâlâ direnen o eski ev… Ahşabın kokusu bile geçmişten kalma bir çığlık gibiydi. Rüzgâr, kırık camlardan içeri girip sessiz bir ağıt gibi esiyordu. Evin etrafını saran sis, her şeyi yarım gösteriyordu; tıpkı hatırlamak istemediğimiz anılar gibi. Yalnızlık acının belirtisidir derler. Ben acıdan ölüyorum. Yine uykudan bihaber gözlerimi açtım. Pencerenin ardında, griye boyanmış bir kış sabahı vardı. Kışı oldum olası severdim — nedenini bilmem ama içime her defasında garip bir huzur çöker. Belki soğuk, içimdeki yangını bastırabildiği tek şeydi. Yataktan kalktım, duşa girdim. Suyun soğukluğu cildime dokunurken, içimdeki ateşi söndürsün istedim. Söndürsün ki o küller, kalbimden dökülsün. On beş dakikanın sonunda, sıradan bir gün gibi görünen o sabahın hiçbir sıradanlığı kalmayacaktı, ama bunu o an bilmiyordum. Giyindim, aşağıya indim. Kahve makinesinin tuşuna bastım, kapsülün tık sesi evin sessizliğinde yankılandı. Günde beş bardakla sınırlamaya çalıştığım yeni bağımlılığım. Kahve artık beni yaşatıyordu. Ben bir gazeteciyim. Bugün tatildeydim — en azından öyle sanıyordum. Dün gece geç saatlere kadar sitede haberleri düzenleyip, yeni yazımı yayınlamıştım. Konu: Yedi yıl önce kaybolan bir kız çocuğu. Adı Melek’ti. Beş yaşındaydı. Oliver köyünde, ailesinin zorla dönen çarkları arasında bir gecede yok olmuştu. Ne bir iz, ne bir tanık… Sanki toprak onu içine çekmişti. Bir hafta önce dava yeniden açılmıştı. Annesi hâlâ o ilk günkü gibi ağlıyordu. Ben de olayı duyar duymaz köye gitmiştim. Üç gündür oradaydım; komşularla konuşuyor, eski dosyaları inceliyor, delil peşinde koşuyordum. Ama içimde bir his vardı — bu kayboluş sıradan değildi. Kahvemi yudumlarken yazdığım makaleye son bir kez göz attım: --- Küçük Melek Nereye Kayboldu? Yazan: Eflal Kandemir – Hızlı Haber Yedi yıl önce, Oliver kasabasında beş yaşındaki Melek bir sabah yatağında yoktu. Kapılar kilitli, pencere kapalıydı. Ne bir iz, ne bir ses… Küçük bir kız sanki havaya karışmıştı. Ailesi yoksul, sessiz bir aileydi. Annesi hâlâ her sabah kızının adını fısıldıyor, “belki duyar da gelir” diyordu. Komşular konuşmaktan kaçınıyor, kimi “o gece ışıklar gördüm” diyor, kimi “bahçeden bir gölge geçti.” Dosya yıllar önce kapanmıştı. Ama bir hafta önce gelen gizemli bir ihbar, Melek’in adını yeniden gündeme taşıdı. Oliver halkı şimdi aynı soruyu soruyor: “Melek gerçekten kayboldu mu, yoksa biri onu sakladı mı?” Belki de bu kayboluş, sadece bir çocuğun değil, bir kasabanın sessizliğiydi... --- Yazıyı kaydedip siteyi kapattım. Bugün kendime söz vermiştim — düşünmeyecektim. Ama sisin içine bakan biri, sisin de ona baktığını unuturmuş. Kendimi koltuğa bıraktım. Battaniyenin altına girip kahvemi yudumladım. Sonrası? Sis. Karanlık. Bir ormandaydım. Yemyeşil ağaçlar, çiçekli çalılıklar, çocuk sesleri… Burası cennet olmalıydı. Yolun sonu ikiye ayrılıyordu. Sağdaki yol aydınlıktı, soldaki karanlık. Ben her zaman yanlış yola sapanlardan oldum. Adımlarımı sol yola çevirdim. Güneş bir anda sönmüş, renkler solmuştu. Ağaçlar çürümüş, kuş sesleri susmuştu. Artık her şey sarı, kuru, ölüydü. Yolun sonunda bir ev belirdi. Tanıdıktı. Kırık duvarlar, eğilmiş çatı… Melek’in evi. Yaklaştıkça hava ısındı. Gökyüzü kızıl bir renge büründü. Ev, alev alev yanmaya başladı. Ve tam geri çekilecekken, bir el omzuma dokundu. Sıcak, yakıcı, canlı bir el. Bir fısıltı duydum kulağımın dibinde: “Geç kaldın, Eflal.”

Bölüm sonu

4 yorum